Muhafazakar Düşünceyi Etkileyen Düşünürler – I

37Muhafazakâr Düşünce’nin 10. Yılı Üzerine
Derkenar
Dergicilik zor zenaat. Bunu, az çok dergiciliğe bulaşmış herkes bilir. Ayaktakalabilen, bir gelenek inşa edebilen dergi sayısı bir elin parmaklarını geçmez.Kapanan dergi sayısı ise hesaba gelmez. Türkiye adeta bir dergi mezarlığına dönmüştür. İşte 2003 yılının sonlarında hazırlığı yapılan ve 2004’ün başında çıkmaya başlayan Muhafazakâr Düşünce Dergisi (MDD)’nin ana gayesi ayakta kalabilmek ve bir gelenek inşa edebilmektir. Gelenek oluşturmuş dergilere bakıldığında ve MDD’nin şu on yıllık süre içindeki başarısı göz önüne alındığında MDD’nin belli bir düzeyi tutturduğu, türlü imkânsızlığa rağmen ayakta kalmayı başardığı aşikârdır. Aslında dergi ve dergicilik yeni bir şeydir; modern bir şeydir. Evvel zamandan beri olagelen bir şey değildir. Modernleşmeyle önce kitap yaygınlaştı; ardından dergi ve onun ardından da gazete… Gazete geçicidir; uçar gider. Günceldir, gün ile doğar gün ile biter. Kitap ise statiktir; değişmez; zamanla eskir. Dergi, kitabın sürekliliğini ve gazetenin güncelliğini bir arada barındıran etkili bir sentezdir. Bir taraftan sürekliliği sağlar, geleneği devam ettirir; bir taraftan da günceli yakalar, günceli yorumlar ve geleceğe dair öngörülerde bulunur. Ufuk açar. MDD’nin temel misyonu tam da böyledir: Geçmişi günümüze taşımak; günümüzü anlamak ve yorumlamak; buradan yola çıkarak geleceği kurmak ve kurgulamak, ufuk açmak… Aslında MDD geç kalmış bir düşüncedir. Böyle bir derginin modernleşme tarihimizle yaşıt olması gerekirdi. Fakat öyle ya da böyle MDD gibi bir derginin doğması için bu ülke 2004 yılına kadar beklemiştir. E. Burke’ün Reflections’ı niçin günümüze kadar çevrilmemişse, muhafazakâr bir derginin yayımı da o nedenden ötürü gecikmiştir… (Bu arada Reflections’ın çevirisini tamamladığımızı, 2014’ün başında yayımlayacağımızı buradan müjdeleyelim…) Bu ülke, Üstad Cemil Meriç’in ifadesiyle “düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bir ülke” idi. Bütün gecikmeleri bu esas nedenin etrafında aramak zorundayız. Tek bir resmi ideolojinin mevcut olduğu, bunun dışındaki mevcudiyetidir. Bu kültürel hegemonya maalesef yıllarca bu ülke aydınlarını esir aldı. Gerek akademide gerekse medyada bu kültürel hegemonya kendisi dışındaki ideolojileri dışladı ve öteledi. Dünyaya paralel olarak ülkemizde de bu kültürel hegemonya zayıflamaya başlayınca MDD gibi dergiler de ortaya çıkmaya başladı… MDD’nin çıkış sürecinde bu ülkede henüz ideolojik vesayet devam ediyordu. Isırıcı ve yırtıcı resmi ideoloji bütün saldırganlığıyla ayaktaydı. Ak Parti iktidara gelmiş ama henüz muktedir olamamıştı. Bu dergi sadece yayın hayatına atılmadı; kendisini amansız bir ideolojik mücadelenin içinde buldu. Darbe planlarının birbiri ardınca üretildiği bir süreçte MDD, demokrasinin yanında yer aldı. Özgürlüklerin yanında yer aldı. Kadim değerlerin yanında yer aldı. Hegemonya ve vesayet karşıtı güçlerin safında yer aldı. Bugün daha özgür bir duruma geldiysek, naçizane bunda MDD’nin de bir katkısı olduğunu düşünüyoruz. Darbecilerin yargılandığı ve darbelerin tarihe karıştığı mesut bir döneme girmiş bulunuyoruz. Önümüz açık. Tünelin ucundaki ışığın güneş ışığı olduğu kesinleşti. Bundan sonra yeni sözler söylemek lazım… Biz de Mevlana gibi, esrarını maziden alarak, yeni şeyler söylüyoruz, söyleyeceğiz… Üstü örtülen
kadimi keşfedip, anı ve geleceği yeniden kurmak istiyoruz. Bu dergi bu misyonun üssül-esası olmak niyetindedir. Bu dergiyi belli bir partinin veya camianın yayın organı gibi görenler, kısa bir süre sonra yanıldıklarını gördüler. Bu dergi bütün partilerin ve görüşlerin üzerinde; tüm toplumu kapsayıcı; geçmişi, bugünü ve geleceği kucaklayıcı bir kuşatıcı misyona sahiptir.
Bu dergi evvelden beri pejoratif bir kullanıma sahip olan muhafazakârlık kavramını yerli yerine oturtmuştur. Gericilik, yobazlık, tutuculuk gibi olumsuz gömlekler giydirilmiş bir kavramı bilimsel olarak izah etmiş ve işin doğrusunu tüm Türkiye’ye göstermiştir. Muhafazakârlık ekseninde oluşan kafa karışıklığını gidermiştir. MDD’den sonra artık bu kavram bir küfür gibi kullanılmıyor, kullanılamıyor. Tersine muhafazakârlık artık akademik çalışmaların en çok üzerinde çalıştığı konuların başında gelmektedir. On yıllık zaman diliminde MDD, muhafazakâr düşüncenin derinliğini ve kuşatıcılığını, statik ve dinamik yanını bilimsel yollarla izah ve ifade etmiştir… MDD daha ilk on yılında böylesine önemli bir misyonu hakkıyla yerine etirmiştir.
Önümüzdeki dönemde hem dünya hem de ülkemiz bağlamında muhafazakâr düşünceyi bütün zenginliğiyle ve derinliğiyle gözler önüne sermeyedevam edecektir. Cemil Meriç, “dergi hür tefekkürün kalesidir” diyordu. Biz de MDD olarak müstahkem bir kale inşa etmek istiyoruz. Kale gibi sağlam bir düşünce ve kale gibi sağlam bir dergi peşindeyiz. Sırtımızı sağlam bir dağa yaslamak istiyoruz. İşimiz kolay değil; yüce bir dağ inşa ediyoruz… 10 yıllık zaman periyodunda önemli bir mesafe katettik. MDD’nin etrafında kapsamlı bir yayın faaliyetine başladık. Derginin yanı sıra nitelikli kitaplar da yayınlıyoruz. Sosyal medyada da sağlam bir yerimiz var… MDD etrafında bir tefekkür halesi, bir düşünen adamlar topluluğu oluştu… Tabiri caizse, MDD etrafında nitelikli bir akil adamlar topluluğu oluştu… Bu topluluk kitap yayınlıyor, dergi çıkarıyor, akademik-bilimsel toplantılar düzenliyor… Düşünüyor, yazıyor ve yayınlıyor… Kitaplar ve Muhafazakâr Düşünce’den sonra 2013 yılı itibariyle bir medeniyet perspektifi ile yayın hayatına başlayan popüler Gelenekten Geleceğe dergimizle, geleneği günümüzle yeniden buluşturmak ve bugüne taşımak, oradan da gelecek nesillere miras bırakmak istiyoruz. MDD çevresinde oluşan entelektüel hareket 2012 yılında Medeniyet ve Kültür Araştırmaları Merkezini(MEKAM) kurdu. Medeniyetimizin yeniden ihyası konusunda çalışmalar yapacak MEKAM 2013 yılı itibariyle 4 katlı yeni binasına taşındı. Düşüncenin her alanında ve medeniyetimizin ihyası konusunda söyleyecek çok sözümüz var. Çünkü biz bir sürekliliği temsil ediyoruz. Çünkü biz kökü mazide olan atiyiz… Bu derginin on yıllık başarı öyküsünde görünür ve görünmez birçok kahramanın payı var. Editöründen musahhihine kadar herkesin önemli katkıları oldu. Siz okuyucularımızın da her zaman desteğini hissettik. Siz olmasaydınız biz de olmazdık. Derginin ilk aşamasından şimdiye kadar benden desteklerini esirgemeyen kıymetli hocalarıma ve arkadaşlarıma özel teşekkürlerimi sunuyorum. Son olarak 10 yıldır yürüttüğüm Genel Yayın Yönetmeni görevini bu sayıda yeni arkadaşlara devrediyorum. Dergimizin yolu da bahtı da hep açık olsun inşallah… Hep birlikte nice on yıllara…
Serhat Buhari BAYTEKİN

MUHAFAZAKÂR BİR DÜŞÜNÜR OLARAK SABRİ ÜLGENER’DE İKTİSADÎ ZİHNİYET Murat YILMAZ

MUHAFAZAKÂR BİR DÜŞÜNÜR OLARAK SABRİ ÜLGENER’DE İKTİSADÎ ZİHNİYET Murat YILMAZ

Osmanlı Devleti’nin son yıllarına tanıklık etmiş olan ve ailesi nedeniyle hem Batılı değerler ekseninde eğitim alan hem de geleneksel değerlere vakıf olacağı bir çevrede yetişen Ülgener Türk Düşünce tarihinin önemli isimlerindendir. Ahlâk, zihniyet ve İslâm iktisat siyaseti sorunlarıyla yakından ilgilenen Ülgener eserlerinde toplumsal dönüşüm ve iktisadî gelişme sürecinde maddi unsurların yanı sıra manevi-kültürel unsurların rolüne vurgu yapmıştır. Türkiye neden kapitalizme geçemedi sorusuna cevap arayan Ülgener eserlerinde iktisadî zihniyet ve iktisadî ahlak ayrımı yapmış ve iktisadî zihniyetin kökenlerini din faktörü üzerinde durarak araştırmıştır. Araştırmalarında Max Weber’in yöntemini kullanan ancak Weber’in İslam hakkındaki görüşleriyle hemfikir olmayan Ülgener’e göre Weber’in hareketsiz İslam tablosu, gerçeği yansıtmamaktadır. Ülgener, İslam dünyasının geride kalışını “ortaçağlaşma” sürecinde görmektedir. Bu süreci hazırlayan maddî temeller, dünya ticaret yollarının değişmesinde yatmaktadır. Ülgener’e göre iktisadî gelişme, her yerde ve her toplumda iktisadî olmayan, dinî, estetik, kültürel ve sosyal değerler gibi unsurlarla ilişkilidir. Dünyada ve 1960’dan sonra da Türkiye’de yaygınlaşan izmler, ideolojiler ve sistemler tartışmasıyla yakından ilgilenen Ülgener Türk muhafazakârlığına iktisat ve ahlak gibi alanlarda yaptığı çalışmalarla etki etmiştir. Anahtar Kelimeler: Sabri Ülgener, İktisadî Zihniyet, İktisadî Ahlak, İslam İktisadı

MODERN BİR MUHAFAZAKÂR: YAHYA KEMAL Fatih YALÇIN

MODERN BİR MUHAFAZAKÂR: YAHYA KEMAL Fatih YALÇIN

Yahya Kemal, geri kalmışlığın ve buna bağlı olarak yaşanan özgüven kaybının travmatik etkisinin yoğun bir şekilde yaşandığı bir dönemde yaşamış en önemli edebiyatçılarımızdan biridir. Onu önemli kılan temel nitelik aydınlarının neredeyse tamamına yakınının radikal değişim talebinde bulunduğu ve bu kapsamdaki uygulamaları kayıtsız şartsız desteklediği bir dönemde ortaya koyduğu tavırda saklıdır. Batı’yı iyi tanıyan bir sanatkâr olarak bize ait olan her şeyin reddi mirasa uğradığı bir dönemde kültür mirasımıza yeniden dikkatleri çekmiş, köksüz bir değişimin olumsuz sonuçları konusunda herkesi uyarmıştır. Milletlerin hayatında yaşanan bütün değişimlere rağmen değişmeyen, sürekli devam eden bir “öz”ün varlığına inanan Yahya Kemal, kendi kültürümüz açısından da bu “öz”ün tespit edilmesi ve yeninin onun üzerine inşa edilmesi gerektiğini savunmuştur. Güzel ve doğru olanın Batı’da olan/Batıdan gelenle sınırlı olduğu bir dönemde hiçbir şekilde tutuculuğa düşmeden Türk edebiyatını kendi geleneğiyle barıştırmıştır. Ortaya koyduğu eserleriyle gelenekten ilham alınarak da “yeni”nin inşa edilebileceğini herkese ispatlamıştır. Bu çalışmada onun geçmiş/tarih ve gelenek karşısındaki tutumu, din ve dil konusundaki görüşleri, Türk muhafazakâr düşüncesi açısından tüm gel-gitlerine rağmen öncü ve çığır açıcı olduğu düşünülen Yahya Kemal’in ülkemizdeki muhafazakâr düşünce hayatına katkıları irdelenecektir. Anahtar Kelimeler: Yahya Kemal, Muhafazakârlık, Modernleşme

SAİD HALİM PAŞA DÜŞÜNCESİNDE DEĞİŞİM ve SÜREKLİLİK: MUHAFAZAKÂR-REFORMCU İSLÂMCILIĞIN OLUŞUMU

SAİD HALİM PAŞA DÜŞÜNCESİNDE DEĞİŞİM ve SÜREKLİLİK: MUHAFAZAKÂR-REFORMCU İSLÂMCILIĞIN OLUŞUMU

Bu makalede İslâmcı düşünürlerden Said Halim Paşa’nın sosyal ve siyasal düşüncesi sistematikleştirilerek analiz edilecektir. Ona göre, on dokuzuncu yüzyılın başlarında İslâm dünyası ve Osmanlı toplumu kimlik ve değerler alanında ciddi bir buhran yaşamaktadır. Onun entelektüel çabalarının ana amacı, buhranın nedenlerini anlamak ve buhrandan çıkışın yolunu bulmak olmuştur. Döneminin aydınlarından farklı olarak, yaşanan bunalımın sadece siyasal boyutlu olmadığına dikkat çekmektedir. Ona göre, sorunların kaynağında “bağnazlık” ve “taklitçilik” gibi iki zihniyet bulunur. Bu eğilimler, toplumun zaman, mekân, kültür ve din gerçekliğine uygun biçimde değişimine (tekâmülüne) engel olmaktadır. Toplumun kurtuluşunu, kendi değerlerine yönelmekte ve bu değerleri Batı’daki maddî kalkınma araçlarıyla sentezlemekte bulmaktadır. O toplumun İslâm medeniyetine bağlı kalarak ve Batı medeniyetinden faydalanarak tekâmülünün (modernleşmesinin) mümkün olduğu tezini savunmakla, Türkiye’de Genç Osmanlılarla başlayan “muhafazakâr reformcu”düşüncenin önemli halkalarından biri haline gelişmiştir. Çalışmada muhafazakâr ideolojinin sosyoloji yaklaşımı hakkında girişten sonra, Said Halim’in toplum ve devlet felsefesi; sosyal ve siyasal sorunlar hakkındaki analizleri; bu sorunlara getirdiği çözüm öneriler ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Said Halim Paşa, Reformcu İslamcılık, İslamcılık Düşüncesi, Muhafazakâr Sosyoloji, Batılılaşma Eleştirisi, Sosyal Değişme, II. Meşrutiyet.

MUHAFAZAKÂR MÜSLÜMAN BİR KADIN PORTRE: FATMA ALİYE HANIM Firdevs CANBAZ YUMUŞAK

MUHAFAZAKÂR MÜSLÜMAN BİR KADIN PORTRE: FATMA ALİYE HANIM Firdevs CANBAZ YUMUŞAK

Türkiye’de muhafazakâr düşünce söz konusu olduğunda anılması gereken önemli isimlerden biri de Fatma Aliye Hanım’dır. Fatma Aliye Hanım gerek toplumsal etkinlikleriyle gerek yazdıklarıyla özellikle kadınların eğitilmesi ve aydınlatılması için uğraş vermiş, edebiyat, sosyoloji, eğitim, kadın çalışmaları gibi pek çok sosyal bilim alanında önemli bir isimdir. Osmanlı-Türk romanı tarihimizde ilk defa Fatma Aliye Hanım’ın romanlarında örnek genç kız, kadın ve anne tiplerine rastlanır. Fatma Aliye Hanım’ın referansları ve sorunlara çözüm önerileri İslam kaynaklıdır. Romanlarında ve makalelerinde aileyi ve özellikle de kadını merkeze alır, kadın sorunlarına değinir; ancak meseleleri ele alırken Avrupaî anlamda bir feminist tavır sergilemez, muhafazakâr Müslüman bir duruşa sahiptir. Osmanlıda kadın adına başlatılan hareketin bir kadın-erkek çatışmasına döneceği endişesi ile makalelerinde sürekli bu konuda uyarılarda bulunmuştur. Fatma Aliye Hanım’ın Osmanlı kadınlarına örnek olarak gösterdiği kadınlar, İslam’ın parlak dönemlerinde yaşayan ünlü İslam kadınlarıdır. Muhafazakâr düşüncede ailenin toplumun temeli olduğu ve evlilik olmazsa toplumun çözüleceğine dair görüşlerin Fatma Aliye Hanım tarafından da onayladığı görülmektedir. Fatma Aliye Hanım da sağlıklı bir toplumun, sağlıklı bir aile ile oluşacağına inandığı için roman ve makalelerinde ağırlıklı olarak aile ile ilişkili sorunlara değinir. Anahtar Kelimeler: Fatma Aliye Hanım, Muhafazakâr, Müslüman, Kadın Sorunları, Aile, Evlilik, Aşk

TARIK BUĞRA’NIN ROMANLARINDA MUHAFAZAKÂRLIĞIN İZDÜŞÜMLERİ Hüseyin ÇİL

TARIK BUĞRA’NIN ROMANLARINDA MUHAFAZAKÂRLIĞIN İZDÜŞÜMLERİ Hüseyin ÇİL

Tarık Buğra Türk Edebiyatındaki yeri kadar Türk muhafazakârlığı içindeki yeriyle de önemli düşünce adamlarından birisidir. Düşünce adamı olarak Tarık Buğra, edebiyatçı olarak çizdiği portreden çok da farklı bir çizgide değildir. Bu nedenle Buğra’nın eserleri üzerinde yapılacak çalışmalar onun düşünce dünyasını ortaya koymak için önemli fırsatlardır. Bu çalışma, Buğra’nın romanlarına muhafazakâr düşüncenin ne şekilde ve ne ölçüde yansıdığını ortaya koymaya çalışmaktadır. Yazarın seçilen altı romanı üzerinde yürütülen çalışmada içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Analizin sağlıklı biçimde yürütülmesi amacıyla romanların yazıldığı ve romanların konu edindiği dönemin sosyal ve politik şartları da göz önünde bulundurulmuştur. Böylece Buğra’nın zihin dünyasında önemli bir yere sahip olan muhafazakâr çizginin sosyo-politik şartlara göre gerçekleşen değişimi romanları aracılığıyla tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk Edebiyatı, Tarık Buğra, Tarık Buğra’nın Romanları, Muhafazakârlık

TÜRKİYE'DE MUHAFAZAKÂRLIĞA NURETTİN TOPÇU'NUN ELEŞTİREL KATKISI Mahmut H. AKIN- Ertuğrul MEŞE

TÜRKİYE'DE MUHAFAZAKÂRLIĞA NURETTİN TOPÇU'NUN ELEŞTİREL KATKISI Mahmut H. AKIN- Ertuğrul MEŞE

Bu makalede geçtiğimiz asrın önemli düşünce adamlarından Nurettin Topçu’nun Türkiye’de muhafazakâr düşünceye yaptığı katkılar değerlendirilmiştir. Eserlerinin temel hedef kitlesi ve takipçileri genelde muhafazakârlar olmuştur. Özellikle Türkiye’nin modernleşme sürecinde yaşadığı değişimler karşısında eleştirel bir tavır alan Topçu, toplumun yaşadığı yabancılaşmayı tespit ettiği gibi bu yabancılaşmanın üstesinden gelmeye de çalışmıştır. Bu amaç doğrultusunda Anadolu’nun ruhunu besleyen kaynaklardan hareket eden bir rönesansın peşinde olmuştur. Bu rönesans, temelde bireyden topluma yayılan bir ahlak inkılâbıdır. Nurettin Topçu’nun muhafazakârlık anlayışı gelenek savunmasının ötesinde kendi köklerinden yükselen eleştirel bir bilinçlenmeye dayanmaktadır. Anahtar

İSMAYIL HAKKI BALTACIOĞLU’NUN EKLEKTİK REFORMİZMİ: GELENEĞİN MODERNLEŞTİRİLMESİ ve İNKILABIN KONSERVE EDİLMESİ Ufuk ÖZCAN

İSMAYIL HAKKI BALTACIOĞLU’NUN EKLEKTİK REFORMİZMİ: GELENEĞİN MODERNLEŞTİRİLMESİ ve İNKILABIN KONSERVE EDİLMESİ Ufuk ÖZCAN

İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, çağdaş Türk düşüncesinin belirli bir dönemine kendi damgasını vuran, gerek düşünsel serüveni gerekse faaliyetleri açısından mercek altına alınması gereken bir aydındır. Sosyolojinin temel tartışma konularından biri olan modernlik (Batı) ile gelenek (Türklük, İslamlık) arasındaki ilişki üzerine yaptığı çözümlemeler dikkat çekici niteliktedir. Türkiye’de modernleşme/Batılılaşma çabalarının “gelenek” ile bağdaştırılmasına kendine özgü bir yöntemle çaba göstermiştir. Yönteminin esasında eklektik/sentezci bir bakış açısı yer alır. Bundan dolayı birbirinden farklı seçmeci okumalar onu oldukça farklı yerlerde konumlandırabilmektedir. Araştırmacının bakış açısına göre, modernist ya da mistik, Durkheimcı pozitivist ya da Bergsoncu metazifikçi, laik ya da tefsirci, Kemalist ya da muhafazakâr tipolojiler içinde değerlendirilebilir. Bu türden, birbiriyle tutarsız yorumların örnekleri de vardır ve bu farklı yorumlar Baltacıoğlu’nun düşünce dünyasını bütünlüklü bir şekilde kavranılmasının önünde bir engel oluşturmaktadır. Çarpıcı bir örnek, Baltacıoğlu’nun “Türk muhafazakârlığı” kapsamında değerlendirilmesidir. Kemalist inkılaplara ve Kemalizmin radikal ilkelerine hayatı boyunca bağlı kalmayı sürdüren, yeni toplumun “Yeni Adam”ının billurlaşmasına olağanüstü çaba gösteren, Pedagojide İhtilal kitabının yazarının böyle bir bağlam içinde değerlendirilmesi şaşırtıcıdır. Baltacıoğlu çok yönlü bir Meşrutiyet ve Cumhuriyet aydınıdır. Düşünceleri pedagoji, sosyoloji, psikoloji, estetik, biyoloji, felsefe disiplinleri arasında biçimlenmiştir. Bu disiplinler arasında öne çıkan ve Baltacıoğlu’nun en çok mesai harcadığı alanlar pedagoji, sosyoloji ve sanat-estetik olmuştur. Bu makale onun bu doğrultudaki çalışmalarına odaklanarak düşünce dünyasını gelenek/muhafazakârlık/modernlik bağlamında anlamaya çalışma yolunda bir girişimdir. Anahtar Kelimeler: İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, Türk Sosyolojisi, Gelenek, Muhafazakârlık, Modernizm

GÜNÜMÜZE PERSPEKTİFLER SUNAN ÖZGÜN BİR MUHAFAZAKÂR: ZİYA GÖKALP Ahmet Faruk KILIÇ

GÜNÜMÜZE PERSPEKTİFLER SUNAN ÖZGÜN BİR MUHAFAZAKÂR: ZİYA GÖKALP Ahmet Faruk KILIÇ

Ziya Gökalp, Osmanlı’nın sonu, Cumhuriyet’in başında yaşayan büyük bir muhafazakâr düşünürdür. O, Türkiye’de sosyolojisinin de kurucusu kabul edilmektedir. Türkiye’de bir sosyal teori geliştirebilen nadir bilim adamlarından birisi olan, çok büyük buhran ve değişmelerin yaşandığı bir dönemde yaşayan Gökalp’in teorisi; telifçi (uyumcu) bir muhafazakârlıktır. Onun teorisinin ismi: “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”tır. Bunların altında kültür, din ve medeniyet vardır. Onun teorisi bütüncül bir teoridir. Ona göre bu üç kavram çok önemlidir ve uyum içinde yaşamalıdırlar. Bunlar birbirleriyle çok sıkı ilişkiler içindedir. İçlerinden birini ya da ikisini tercih etmek mümkün değildir. Osmanlı’nın kurtuluşu, İslam dünyasının uyanması ve Batı ile bütünleşebilmesi bunların başarıyla telifine bağlıdır. Balkan ve Birinci Dünya Savaşları, bu uyuma imkan vermedi. İstiklal Savaşından sonra, ilk zamanlarda bu telif gerçekleşecek gibi göründü. Fakat, daha sonra değişik sebepler yüzünden teorinin sadece Türkleşmek ve Muasırlaşmak boyutu öne çıktı. Teorinin İslamlaşma boyutu ihmal edildi. Din, Gökalp’in teorisinde merkezi konumdadır. Onun ihmal edilişiyle teori çöktü. Bundan dolayı, Gökalp’in görüşleriyle Halk Partisinin görüşleri arasında çok ciddi farklar ortaya çıktı. Bunlar usulden problemler değil esastan problemlerdir. Anahtar Kelimeler: Muhafazakâr, Kültürel Muhafazakârlık, Değerler, Kültür, Medeniyet, Dönüşüm.

SEKÜLERLEŞME TEORİSİ Volkan ERTİT

SEKÜLERLEŞME TEORİSİ Volkan ERTİT

20. yüzyılın ikinci yarısında din sosyologlarının sekülerleşmenin ne olduğuna ve ne olmadığına dair yaptıkları uzun tartışmalar onlarca kitap ve yüzlerce makalenin konusu oldu. Son yarım asır boyunca sosyoloji dünyasının bir karakteristik özelliği de sekülerleşmeyi tanımlama ve ölçme yöntemleri konusunda yaşanan derin anlaşmazlıklardı. Tüm bu anlaşmazlıklara rağmen, Batı eksenli sosyoloji literatüründe kendisine sıkça yer bulan sekülerleşme paradigması, kimi anlaşılabilir sebeplerden dolayı Türkiye akademi dünyasının çok ilgisini çekmedi. Buna paralel olarak sekülerleşme kelimesi Türkiye’deki yazılı ve görsel basında ya hiç kullanılmadı ya da dinsizlik veya laikleşme ile karıştırıldı. Sekülerleşme paradigmasının Türkiye’de yaşadığı bu sancılı süreçten dolayı bu makalenin birinci bölümünde öncelikle sekülerleşme paradigmasının ne olduğunu tartışılmaktadır. İkinci bölümde ise sekülerleşme paradigmasını daha net şekilde ifade edebilmek, “sekülerleşme eşittir dinin yok olması” şeklindeki genel algının yanlışlığını gösterebilmek ve sekülerleşmenin bir ideoloji değil son yüzyılın en önemli teorilerinden biri olduğunu ifade edebilmek için sekülerleşme paradigmasının ne olmadığını anlatılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sekülerleşme Teorisi, Din, Modernleşme, Toplum

Mdd Pdf görüntüle

 

İlginizi Çekebilir?

mdd51

51. Sayı – Dünya Siyasetinde Muhafazakârlık

Muhafazakâr Düşünce Dergisi bu sayısında, muhafazakâr ideolojinin çoklukla ihmal edilen bir boyutuna odaklanıyor: Dış politika. ...