İslam Medeniyetini Kuran Düşünürler

muhafazakar_kapak_sayı 44-1Düşünce tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri, 9. yüzyıldan itibaren İslam dininin felsefeye kapı aralaması ile yaşandı. Başlangıçta Hz. Muhammed’in, Müslümanların oluşturduğu devlette adeta devlet başkanlığı görevini üstlenmesi, özellikle siyasi konular söz konusu olduğunda, belirli tartışmaları gereksiz kılıyordu. Ancak İslam devletinin sınırlarının giderek genişlemesi, bu bağlamda çok sayıda farklı kültürle temas edilmesi, özellikle devlet yönetimi ve siyasal iktidar ilişkileri bağlamında çözülmesi gereken çok sayıda yeni sorun üretti. Dinin temel referans kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’te hayatın pek çok alanına ilişkin kapsamlı düzenlemeler bulunurken toplumsal düzen ve kurumlara ilişkin yalnızca genel esasların yer alması, yöneten-yönetilen ilişkilerini iyice çetrefilli bir sorun haline getirdi. Aynı dönemde fetihler aracılığıyla devletin hükmettiği alanın, bununla bağlantılı şekilde kültürel etkileşimin artması, felsefeyle buluşulması sonucunu doğurdu. Abbasiler devrinde, devletin sınırları önemli ölçüde genişlemesi, yönetilen unsurların kültürel çeşitliliğini artırdı. Bu durum, bir bakıma, yöneticilerin yeni hükmetmeye başladıkları coğrafyalarda da yalnızca zora dayalı olmayan, meşruluk içeren bir yönetim anlayışı kurma arayışlarını beraberinde getirdi. Bu bakımdan, yönetim mekanizmalarının şekillenmesi, yöneticilerin belirlenmesi, bunların görev, yetki ve sorumluluklarının somut sınırlarının çizilmesi gibi daha spesifik sayılabilecek hususlar, alimlerin içtihatları ve bu konuda yapılacak çalışmalara bırakıldı. Dolayısıyla İslam dini içinde ilk itikadi ayrılıklar, belki de en başta öngörülemeyen şekilde felsefi düşüncenin gelişimine de kaynaklık yaptı. Aynı süreçte, Platon ve Aristoteles gibi ilkçağların en önemli felsefecilerinin eserleri Arapça’ya çevrilmiş ve yoğun şekilde okunmaya başlanmıştır. İzleyen süreçte, Platon ve Aristoteles’in siyasal tezleri, İslam dininin inanç esasları ile birleştirilmiş ve yeniden yoruma tabi tutulmuştur. Eserlerinin giderek daha fazla insana ulaşmasıyla birlikte, söz konusu filozofların düşünürler üzerindeki etkilerinin arttığı görülmüştür.Muhafazakar Düşünce’nin elinizdeki sayısı özellikle İslam felsefesinin ortaya çıkış sürecindeki bazı önemli düşünürleri ve tartışma başlıklarını içeriyor. İlk yazarımız Ayşe Sıdıka Oktay, “Fârâbî’nin Sisteminde Din-Felsefe, Peygamber-Filozof ilişkisi ve Karşılıklı İşlevleri” makalesinde Fârâbî’nin felsefi sisteminin genel olarak iki temele dayandığını savunuyor. Bunlardan ilki, Fârâbî’nin de mensubu olduğu İslâm dini; diğeri Yunan felsefe geleneği ve içinde barındırdığı, Platoncu, Aristotelesçi ve Yeni Platoncu unsurlardır. Oktay’a göre, Fârâbî, bu iki farklı dünya algısı ve düşünce biçimini son derece titiz bir şekilde incelemiş, birbirine aykırı gibi görünen unsurları dengelemiş ve bu ikisinin birleşmesinden yepyeni bir felsefi sistem ortaya çıkarmayı başarmıştır. Bu nedenle, Farabi’nin düşünce sisteminin felsefe ile dinin hem birleşme hem de çatışma noktasında durduğunu söyleyen yazar, Fârâbî’nin Türk-İslam düşünce geleneğindeki yeri ve öneminin de bu noktada başladığını savunuyor.Salih Kesgin tarafından kaleme alınan “İslam Medeniyeti’nin Hadis ve Sünnetteki Temelleri” başlıklı makale, İslam Medeniyetinin hadis ve sünnetle olan ilişkisini kapsamlı bir şekilde değerlendiriyor. İslam Medeniyeti’nin ayırt edici niteliklerinden varlık, bilgi ve değer tasavvurlarının teşekkülünde hadis ve sünnetin etkisini ve kaynaklık değerini tartışmayı hedefleyen çalışmasında Kesgin, öncelikle medeniyet ve İslam Medeniyeti kavramlarını ele alıyor, ardından Müslümanların medeniyet tasavvurunun hadis ve sünnetle ilişkisi inceliyor. Bu bağlamda, yazar tarafından, medeniyetlerin temellerini oluşturan, “varlık”, “bilgi” ve “değer” tasavvurunun, Müslüman bireyin hayatındaki birer yansıması niteliğinde olan “iman-ilim ve salih amel” kavramları esas alınarak, Buhârî’nin el-Camiu’s-Sahih adlı eserinin Kitabu’l-İman, Kitabu’l-İlm, Kitabu’l-Cihad ve Kitabu’l-Edeb başlıklı bölümleri çerçevesinde örneklerle konu tartışılıyor.“İlk İslam Filozofu Kindî’nin Hayatı ve Felsefi Düşünceleri” başlıklı makalesinde Cevher Şulul, Kindi’yi değerlendiriyor. İslâm düşünce tarihinin önemli şahsiyetlerinden biri olan Kindî, Bağdat Akademisi’nde yetişen ilk filozoftur. Şulul’a göre Kindî, filozof olduğu kadar bir fizikçi, bir mühendis, bir matematik bilginidir. O, bu niteliğiyle -Seyyid Huseyn Nasr’ın dediği gibi- filozof bilimciler okulunun ilk kurucuları arasında yer alır. Tabiat ilimlerindeki geniş bilgisine rağmen, felsefi yönü daha baskın olduğu için filozof olarak anılmıştır. İslâm dünyasında ilk defa felsefeye dair eser yazan Kindî, bu alanda kendinden sonra gelen filozoflara öncülük yapmış ve Meşşâi felsefenin temellerini atmıştır. “Eleştirel Aklın Kadim Bilgesi: İbn Rüşd ve Siyaset Felsefesi” başlıklı çalışmayı kaleme alan Adem Çaylak ve Yunus Şahbaz Müslüman eleştirel akıl ve felsefesinin en yetkin örneklerinden birisini vermiş olan Kurtubalı İbn Rüşd’ün çalışmalarını iki açıdan inceliyorlar. İlk olarak İbn Rüşd’ün eserlerinde aynı hakikate ulaştıran akıl-vahiy ile felsefe-din arasındaki diyalektik ilişkinin seyri ele alınıyor. İkinci olarak da İbn Rüşd’ün insanı doğası gereği medeni/siyasi bir varlık olarak gördüğü siyaset felsefesi anlayışı inceliyorlar. Mustafa Demirci “Antik Bilim ve Düşünce Mirasının İslam Dünyasına Tercümesinde Abbasilerin Kurduğu Beytü’l-Hikme’nin Rolü” başlıklı çalışmasında dünya tarihinin en önemli bilim merkezlerinden biri olan Beytü’l Hikme’yi ele alıyor. Demirci’ye göre, İslam medeniyeti de daha önceki Yunan, Hint, İran gibi büyük medeniyetlerin geliştirdiği kurumlar, felsefeler, bilimler ve teknikler üzerinde gelişmiştir. Bu sebepten dolayı, kökenlerine inmeden İslam medeniyetinin pek çok unsurunu anlamak çoğu konuda imkânsızdır. VII ve IX. asırlarda Abbasilerin Bağdat’ta kurduğu “Beytül-Hikme” akademisinde, Yunanca, Süryanice, Farsça ve diğer dillerden yoğun bir tercüme faaliyeti yürütülerek bu intikal süreci yaşanmıştır. Ancak İslam medeniyetinin teşekkül devrindeki bu intikal ve antik mirastan faydalanma, sadece pratik ihtiyaçlar ve tesadüfi gelişmeler ile değil, medeniyetlerin sürekliliği felsefesini ifade eden “Ezeli Hikmet” tasavvuru içinde gelişmiştir. Özgür Koca tarafından “Gazâlî’nin İlmi Mirası Üzerine Düşünceler” başlığıyla değerlendirilen Gazâlî, çok yönlü bir âlim olarak İslamî ilimlerin hemen her sahasında ama özellikle kelam, fıkıh, felsefe, ahlak, ve tasavvuf alanlarında tesirleri günümüze kadar devam eden eserler vermiştir. Gazali’nin bütün ilmî hayatı boyunca gözlemlediğimiz bir fikrî cereyanı toptan kabul ya da reddetmeyen metodolojik, dürüst, seçici, ve tedricî uslûbu üzerinde dikkatle durulması gereken yönlerinden birini teşkil ediyor. Tarihten kısmında; Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’nun Mihrâb dergisinde İbni Haldun’a dair kaleme aldığı “İbn Haldun’da İctimâiyât” başlılı çalışmayı Adem Efe’nin düzenlemesiyle tekrar yayımlıyoruz. Fındıkoğlu’nun “bütün fikirleriyle, zihni vetîreleriyle daha ziyâde yirminci asrın bir âlimi olan İbn Haldun’u fikrî ve felsefî gıdâsını asırlarca İslâm ruhundan alan memleketimize tanıtmak endişesiyle bir tetkîknâme hazırlıyorum” şeklinde amacını belirttiği çalışması okunmaya değer.Değerlendirme köşemizde; Kumru Toktamış tarafından kaleme alınan “Tarih Boyunca Batı’da Değişen Müslüman Kadın Algıları ve Kendilerine Alan Müzakere Eden Müslüman Kadınlar” başlıklı çalışmayı sunuyoruz. Bizim için Batının “bizim kadınlarımızı” nasıl algıladığının anlaşılması, kendi inşamızı ve bizim de batıya dair algılarımızı etkileyen önemli bir dinamik ve ihtiyaçtır. Toktamış’ın çalışması Batının Müslüman kadın algısı üzerinden “biz”e dair imajını anlamaya çalışmakta ve meraklısına güzel bir resim sunmakta.Kapak konusu dışında makalelere yer verdiğimiz Derkenar kısmında bu sayıda iki makale var.Furkan Şen tarafından kaleme alınan “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Milliyetçilik Söylemi: Bir Siyasal Söylem Çözümlemesi” başlıklı makalede AK Parti’nin milliyetçilik söylemi ele alınmakta. Şen’e göre Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)’nin milliyetçilik perspektifinin ana hatları iki temel argüman üzerinde yükseliyor: Birincisi, Türklüğün merkezde olduğu Kemalist resmi ideolojinin tasfiyesi, diğeri ise Kürt meselesinde bugüne kadar yerleşik değerlerden farklı ve reformcu bir siyasi söylem geliştirmesidir. Derkenar bölümünün diğer bir çalışması ise “Hayek ve Friedman Özelinde Neo-Liberal Düşüncenin Muhafazakâr Siyasete Etkisi: Thatcher Dönemi” başlığıyla Turgut Demirtepe ve Ahmet N. Helvacı tarafından kaleme alındı. Demirtepe ve Helvacı’ya göre 1970’li yıllarda tekrar baş gösteren küresel ekonomik krizin etkisiyle liberalizm bir adaptasyon gerçekleştirerek muhafazakârlıkla uyumlulaşan yeni bir terkibi, Yeni Sağ’ı ortaya çıkardı. Bu yeni terkibin düşünsel mimarları Friedrich A. Hayek ve Milton Friedman olmuş, pratik gerçekleştiricilerin başında da Margaret Thatcher yer almıştır. Demirtepe ve Helvacı, bu akımın sadece düşünsel takipçisi değil, iktidarı döneminde hayata geçirdiği somut politikalarla da en önemli uygulayıcı durumunda olan Thatcher dönemini kapsamlı bir incelemeye tabi tutuyor.

  • Makaleler 
  • Değerlendirme 
  • Tarihten
  • Derkenar 
  • English 

Fârâbî’nin Sisteminde Din-Felsefe, Peygamber-Filozof ilişkisi ve Karşılıklı İşlevleri Ayşe Sıdıka Oktay

Fârâbî’nin Sisteminde Din-Felsefe, Peygamber-Filozof ilişkisi ve Karşılıklı İşlevleri Ayşe Sıdıka Oktay

Fârâbî’nin felsefi sistemi genel olarak iki temele dayanır. Birisi Fârâbî’nin bağlı olduğu İslâm dini, diğeri Yunan felsefe geleneği ve içinde barındırdığı, Platoncu, Aristotelesçi ve Yeni Platoncu unsurlardır. O bu iki farklı dünya algısı ve düşünce biçimini son derece titiz bir şekilde düzenlemiş, birbirine aykırı gibi görünen unsurları dengelemiş ve bu ikisinin birleşmesinden yepyeni bir felsefi sistem ortaya çıkarmayı başarmıştır. Bu sebeple onun sistemi felsefe ile dinin hem birleşme hem de çatışma noktasında durmaktadır. Fârâbî’nin Türk-İslam düşünce geleneğindeki yeri ve önemi de bu noktada başlamaktadır. O, din ile felsefeyi akıl ile vahyi bir zeminde uzlaştırmak istemekte, sistemini bunun üzerine bina etmektedir. Akıl ile vahiy/ felsefe ile dinin metot farkına rağmen aynı hakikati dile getirdiği, aralarında uyum olduğu şeklinde özetlenebilecek bu düşünce sistemi Fârâbî felsefesinin temelini oluşturmaktadır. Fârâbî de bu uzlaşma zemini üzerine felsefesini kuran Türk İslâm dünyasındaki ilk filozoftur. Onun din ve felsefe ilişkisinde ortaya koyduğu bu bakış açısı hem doğu İslâm dünyasında hem de ortaçağ Latin skolastiğinde ucu modern batı düşüncesine kadar uzanan derin etkiler bırakmıştır. Fârâbî’nin felsefeyi temel alan ve buna göre dini konumlandıran bir anlamda dinin felsefesini yapma girişimi Türk İslâm düşünce tarihinde eşsiz bir hamledir. Bu makalede Fârâbî’nin sisteminde din ile felsefenin yeniden konumlandırılmasının gerekçeleri ile filozof ve peygamberin aralarındaki etkileşimi ve işlevi tartışılıp açıklanmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Fârâbî, Din, Felsefe, Filozof, Peygamber, Medeniyet, Hikmet, Mutluluk

İslam Medeniyeti’nin Hadis ve Sünnetteki Temelleri Salih Kesgin

İslam Medeniyeti’nin Hadis ve Sünnetteki Temelleri Salih Kesgin

İslam Medeniyeti’nin ayırt edici niteliklerinden varlık, bilgi ve değer tasavvurlarının teşekkülünde hadis ve sünnetin etkisini ve kaynaklık değerini tartışmayı hedeflediğimiz çalışmamızda öncelikle medeniyet ve İslam Medeniyeti kavramları ele alınmış, ardından Müslümanların medeniyet tasavvurunun hadis ve sünnetle ilişkisi incelenmiştir. Bu bağlamda; medeniyetlerin temellerini oluşturan, “varlık”, “bilgi” ve “değer” tasavvurunun, Müslüman bireyin hayatındaki birer yansıması niteliğinde olan “iman-ilim ve salih amel” kavramları esas alınarak, Buhârî’nin el-Camiu’s-Sahih adlı eserinin Kitabu’l-İman, Kitabu’l-İlm, Kitabu’l-Cihad ve Kitabu’l-Edeb başlıklı bölümleri çerçevesinde örneklerle konu tartışılmıştır. Çalışmada, İslam Medeniyeti’nin krize girmesinin hadis ve sünnet anlayışının krize girmesiyle, sünnet ve hadis algısının krize girmesinin de İslam Medeniyeti’nin kriz dönemini tecrübe etmesiyle doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekilmiş, İslam Medeniyeti’nin yeniden ihyâsında hadis ve sünnete gereken ehemmiyeti göstermenin hayati önem arz ettiği ortaya konulmuştur.

İLK İSLAM FİLOZOFU KİNDÎ’NİN HAYATI VE FELSEFİ DÜŞÜNCELERİ Cevher Şulul

İLK İSLAM FİLOZOFU KİNDÎ’NİN HAYATI VE FELSEFİ DÜŞÜNCELERİ Cevher Şulul

İslâm düşünce tarihinin önemli şahsiyetlerinden biri olan Kindî, Bağdat Akademisi’nde yetişen ilk filozoftur. Kindî, filozof olduğu kadar bir fizikçi, bir mühendis, bir matematik bilginidir. O, bu niteliğiyle -S. H. Nasr’ın dediği gibi- filozof bilimciler okulunun ilk kurucuları arasında yer alır. Tabiat ilimlerindeki geniş bilgisine rağmen, felsefi yönü daha baskın olduğu için filozof olarak anılmıştır. İslâm dünyasında ilk defa felsefeye dair eser yazan Kindî, bu alanda kendinden sonra gelen filozoflara öncülük yapmış ve Meşşâi felsefenin temellerini atmıştır. Bir Müslüman filozof olarak Kindî’nin şöhreti, felsefi ve bilimsel yazıları nedeniyle Latin Batı’ya kadar yayılmıştır. Ortaçağ’da öylesine ünlüydü ki, bu ünü Rönesans’a taştı ve bu dönemin Cardanus (ö. 1576) gibi çok tanınmış bir yazarı, Kindî’yi “insanlık tarihinin en etkili ve en önemli on iki entelektüel şahsiyetten biri” olarak değerlendirdi. Bu makalemizde Kindî’nin hayatı ve şahsiyetine ilaveten felsefesinin temel meseleleri olan metafizik ilminde yönteme ilişkin düşünceleri, ilimleri sınıflandırması ile Tanrı ve âlem anlayışına dair konuları ele aldık. Anahtar Kelimeler: Kindî, İslam Felsefesi, Meşşâilik, İlimlerin Sınıflandırılması

Eleştirel Aklın Kadim Bilgesi: İbn Rüşd ve Siyaset Felsefesi Adem ÇAYLAK • Yunus Şahbaz

Eleştirel Aklın Kadim Bilgesi: İbn Rüşd ve Siyaset Felsefesi Adem ÇAYLAK • Yunus Şahbaz

Bu çalışmada, Müslüman eleştirel akıl ve felsefesinin en yetkin örneklerinden birisini vermiş olan Kurtubalı İbn Rüşd’ün çalışmaları iki konu açısından incelenmiştir. Birincisi İbn Rüşd’ün eserlerinde aynı hakikate ulaştıran akıl-vahiy ile felsefe-din arasındaki diyalektik ilişkinin seyri ele alınmıştır. İkinci olarak da İbn Rüşd’ün insanı doğası gereği medeni/siyasi bir varlık olarak gördüğü siyaset felsefesi anlayışı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İbn Rüşd felsefesi, İbn Rüşd’de siyaset felsefesi, İslam’da akıl-vahiy ilişkisi.

Antik Bilim ve Düşünce Mirasının İslam Dünyasına Tercümesinde Abbasilerin Kurduğu Beytü’l-Hikme’NİN Rolü Mustafa Demirci

Antik Bilim ve Düşünce Mirasının İslam Dünyasına Tercümesinde Abbasilerin Kurduğu Beytü’l-Hikme’NİN Rolü Mustafa Demirci

Her büyük medeniyet, zenginliğini ve büyüklüğünü kendinden önceki medeniyetlerin birikimleri üzerine oturtarak kazanmıştır. Dinler de kendi getirdiği evrensel değerleri, insanlığın evrensel mirası ile buluşturarak büyük medeniyetler kurarlar. İslam medeniyeti de daha önceki Yunan, Hint, İran gibi büyük medeniyetlerin geliştirdiği kurumlar, felsefeler, bilimler ve teknikler üzerinde gelişmiştir. Bu sebepten dolayı, kökenlerine inmeden İslam medeniyetinin pek çok unsurunu anlamak çoğu konuda imkansızdır. VII ve IX. asırlarda Abbasilerin Bağdat’ta kurduğu “Beytül-Hikme” akademisinde, Yunanca, Süryanice, Farsça ve diğer dillerden yoğun bir tercüme faaliyeti yürütülerek bu intikal sürecinin yaşandığını görüyoruz. Ancak İslam medeniyetinin teşekkül devrindeki bu intikal ve antik mirastan faydalanma, sadece pratik ihtiyaçlar ve tesadüfi gelişmeler ile değil, medeniyetlerin sürekliliği felsefesini ifade eden “Ezeli Hikmet” tasavvuru içinde gelişmiştir. Anahtar Kelimeler: Tercüme hareketi, Beytü’l-Hikme, Kültürel etkileşim, İslam Medeniyeti

Gazâlî’nin İlmî Mirası Üzerine Düşünceler Özgür Koca

Gazâlî’nin İlmî Mirası Üzerine Düşünceler Özgür Koca

Gazâlî (1058-1111) İslam dünyasının yetiştirdiği en önemli ilim ve gönül adamlarından birisidir. Çok yönlü bir âlim olan Gazâlî İslamî ilimlerin hemen her sahasında ama özellikle kelam, fıkıh, felsefe, ahlak, ve tasavvuf alanlarında tesirleri günümüze kadar devam eden eserler vermiştir. Bir kelamcı olarak zamanının güçlü fikrȋ ve dinȋ düşünce akımlarına yazdığı etkili reddiyeler; bir fâkih olarak Yunan mantığını İslam fıkıh metodolojisinin emrine sunma çabası; bir filozof olarak İslamî Neoplatonism’e ve Aristoculuk’a karşı gene felsefȋ uslûbu kullanarak verdiği mücadele; bir sûfȋ olarak hakikati aklın ve duyuların ötesinde duyma ve tasavvufu diğer İslami bilimler açısından meşrulaştırma çabası; bir ahlakçı olarak geniş kitleleri irşad ve Allah’ın sıfat ve esmasına ayinelik yoluyla bir ahlak sistemi inşa etme gayreti; bir metafizikçi olarak sûfȋ metafiziğinin ve ontolojisinin temel taşlarını döşeme becerisi kanaatimizce onu eskimez bir âlim ve ârif kılıyor. Ayrıca bütün ilmî hayatı boyunca gözlemlediğimiz bir fikrî cereyanı toptan kabul ya da reddetmeyen metodolojik, dürüst, seçici, ve tedricȋ uslûbu üzerinde dikkatle durulması gereken yönlerinden birini teşkil ediyor. Anahtar Kelimeler: Gazâlî, kelam, felsefe, tasavvuf, epistemoloji, ontoloji, metafizik, fıkıh, ahlak

ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NİN MİLLİYETÇİLİK SÖYLEMİ: BİR SİYASAL SÖYLEM ÇÖZÜMLEMESİ Y. Furkan Şen

ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NİN MİLLİYETÇİLİK SÖYLEMİ: BİR SİYASAL SÖYLEM ÇÖZÜMLEMESİ Y. Furkan Şen

Türkiye’nin siyasal kültüründe milliyetçilik çok belirleyici bir ideolojik temele sahiptir. Türkiye’deki geleneksel milliyetçilik anlayışı İslamî öğelerle iç içe geçmiştir. İslamî öğeler Türklüğü güçlendirici ve milli kimliği pekiştirici bir rol oynamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)’nin milliyetçilik perspektifinin ana hatları iki temel argüman üzerinde yükselmektedir: Birincisi, Türklüğün merkezde olduğu Kemalist resmi ideolojinin tasfiyesi, diğeri ise Kürt meselesinde bugüne kadar yerleşik değerlerden farklı ve reformcu bir siyasi söylem geliştirmesidir. Bu çalışmada, AK Parti’nin milliyetçilik söylemi, AK Parti’nin lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmaları ve partinin temel metinleri üzerinden siyasal söylem çözümlemesi yöntemi kullanılarak incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Milliyetçilik, Siyasal İslamcılık, Kürt Sorunu, Söylem Çözümlemesi

Tarih Boyunca Batı’da Değişen Müslüman Kadın Algıla rı ve Kendilerine Alan Müzakere Eden Müslüman Kadınlar Kumru Toktamış

Tarih Boyunca Batı’da Değişen Müslüman Kadın Algıla rı ve Kendilerine Alan Müzakere Eden Müslüman Kadınlar Kumru Toktamış

Bizler, Batı ile köklü bir tarihimiz olmasına istinaden, sürekli Batı’nın gözündeki “Bizi” merak ediyoruz, bazen bu merak, kendimizi inşa etmemizde de çok önemli bir belirleyici haline gelebiliyor. Özellikle “kadın”ın imajı, algılanması, görselliği, toplumların birbiri hakkındaki düşüncelerini anlayabilme noktasında oldukça zengin kaynaklar sunmaktadır. Tam da bundan dolayı bizim için Batının “bizim kadınlarımızı” nasıl algıladığının anlaşılması, kendi inşamızı ve bizim de batıya dair algılarımızı etkileyen önemli bir dinamik ve ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç karşısında, batının “biz”e dair imajını anlamaya çalışırken, bu yazı, batının Müslüman kadın algısı üzerinden bir resim sunmaya çalışmaktadır. Yazının Türkiye okurları için en büyük özgünlüğü ve katkısı ise, Oryantalizm ve İslamcılığın iddia ettiğinin aksine aslında batının Müslüman dünyasına dair “tek bir algı” içermediğini vurgulamasıdır. Tam da bu noktada tarihsel olarak batının Müslüman dünyasına bakışında, makalenin bir başka özgünlüğü karşımıza çıkmaktadır. Yazar, Batının Müslüman dünyaya dair algısının tarihsel bağlamda hem onunla olan etkileşimine hem de kendisini yeniden inşa etmesine göre değiştiğini ve şekillendiğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla tıpkı Müslüman dünyası gibi Batı da kendini inşa ederken Müslüman dünyaya dair algısı önem arz etmektedir. Yazar, makalede batının Müslüman kadın imajının son halkası olarak bu kez Batı dünyasının geçirdiği aydınlanma serüveni ile elde ettiği bilgi inşa merkezciliğinde yerini alan Müslüman kadınların bu kez batı gözüyle kendilerini nasıl algıladıklarına bakarak “müzakere eden Müslüman kadın” yani artık aktör olan ve bu anlamda tairihi etkileyen Müslüman kadınlardan bahsetmektedir…

İbn Haldun’da İctimâiyât Ziyâeddin Fahri • (YAY. HAZ.: ADEM EFE)

İbn Haldun’da İctimâiyât Ziyâeddin Fahri • (YAY. HAZ.: ADEM EFE)

Takrîben iki sene evvel Fransız ictimâiyâtcılardan John C. Bogle, İstanbul Daru’l-fünûn’unda sosyolojiye müteallik bir konferans vermiş idi. Bogle’nin bu konferansındaki fikirlerinden birisi ile mevzumuz olan İbn Haldun çok samimi bir suretde münâsebetdâr olduğundan o fikri mevzu-ı bahs edeceğiz. Bogle birçok sözler arasında ictimâiyât tarihine temâs ederken Montesqieu’yü sosyolojinin babası ve ve ictimâî muayyenetin müjdecisi addetmiş idi. Bu addediş yalnız Bogle’yi münhasır değildir ictimâiyât ile alâkadâr olanların hepsi bu fikirdedir. Halbuki bize göre bu inhisâr doğru değildir. Çünkü beşeriyetin tarih tefekkürü karşısında böyle bir şey kestiremeyiz. Nitekim on dördüncü asırda bir Arab mütefekkiri Montesqieu’den daha kuvvetli, daha sarih olarak sosyoloji denilen insan ve cemiyet ilminin tahammüllerini ortaya atıyor. Bunun karşısında ilmin, ilmi endişenin tahmil etdiği asil ve hürmetkâr vaziyeti almak lâzımdır. Bütün fikirleriyle, zihni vetîreleriyle daha ziyâde yirminci asrın bir âlimi olan İbn Haldun’u fikrî ve felsefî gıdâsını asırlarca İslâm ruhundan alan memleketimize tanıtmak endişesiyle bir tetkîknâme hazırlıyorum. Bunun intişârından evvel, İslâm hayat-ı fikriyesiyle alâkadâr olan ve gâyesi bütün vesâiti ile felsefe tarihinin bu kısmını tenvirden ibâret bulunan Mihrâb mecmuasında bir iki makale ile bu güzide İslâm mütefekkirini, daha ziyâde asrımızın ilmî ve âlimleriyle alâkadâr olan fikirleriyle tanıtmak istiyorum. Bu vazifeyi Garb âlemine karşı ilk def’a olmak üzere Avusturyalı ictimâiyâtcı Ludvig Gumplowicz îfâ etmişdir. Fi’l-hakika Arab mütefekkirini “on dördüncü asırda bir Arab ictimâiyâtcısı” diye tavsif ediyor. Âtîdeki sahifeler mezkûr eserden nakl suretiyle yazılmışdır: …

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Milliyetçilik Söylemi: Bir Siyasal Söylem Çözümlemesi Y. Furkan Şen

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Milliyetçilik Söylemi: Bir Siyasal Söylem Çözümlemesi Y. Furkan Şen

Türkiye’nin siyasal kültüründe milliyetçilik çok belirleyici bir ideolojik temele sahiptir. Türkiye’deki geleneksel milliyetçilik anlayışı İslamî öğelerle iç içe geçmiştir. İslamî öğeler Türklüğü güçlendirici ve milli kimliği pekiştirici bir rol oynamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)’nin milliyetçilik perspektifinin ana hatları iki temel argüman üzerinde yükselmektedir: Birincisi, Türklüğün merkezde olduğu Kemalist resmi ideolojinin tasfiyesi, diğeri ise Kürt meselesinde bugüne kadar yerleşik değerlerden farklı ve reformcu bir siyasi söylem geliştirmesidir. Bu çalışmada, AK Parti’nin milliyetçilik söylemi, AK Parti’nin lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmaları ve partinin temel metinleri üzerinden siyasal söylem çözümlemesi yöntemi kullanılarak incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Milliyetçilik, Siyasal İslamcılık, Kürt Sorunu, Söylem Çözümlemesi

HAYEK VE FRIEDMAN ÖZELİNDE NEO-LİBERAL DÜŞÜNCENİN MUHAFAZAKÂR SİYASETE ETKİSİ: THATC HER DÖNEMİ M. Turgut DEMİRTEPE • Ahmet N. HELVACI

HAYEK VE FRIEDMAN ÖZELİNDE NEO-LİBERAL DÜŞÜNCENİN MUHAFAZAKÂR SİYASETE ETKİSİ: THATC HER DÖNEMİ M. Turgut DEMİRTEPE • Ahmet N. HELVACI

Liberalizm her zaman görkemli dönemlerini tecrübe etmese de etkisi en uzun dönemli olan ve hemen hemen her ülkede atıfta bulunulan bir ideolojidir. Bunun temel nedeni özgürlük, serbest piyasa, bireycilik ve hukukilik ilkelerinin modern ve evrensel niteliklerinin yanında, her aşamada kendisini değişen koşullara uyarlayabilmesidir 1970’li yıllarda tekrar baş gösteren küresel ekonomik krizin etkisiyle liberalizm yeniden bu türden bir adaptasyonu gerçekleştirerek muhafazakârlıkla uyumlulaşan yeni bir terkibi, Yeni Sağ’ı ortaya çıkarmıştır. Bu yeni terkibin düşünsel mimarları Friedrich A. Hayek ve Milton Friedman olmuş, pratik gerçekleştiricilerin başında da Margaret Thatcher yer almıştır. Thatcher bu akımın sadece düşünsel takipçisi değil, iktidarı döneminde hayatiyete geçirdiği somut politikalarla da en önemli uygulayıcısıdır. Anahtar Kelimeler: Margaret Thatcher. Friedrich A. Hayek, Milton Friedman, Liberalizm, Muhafazakârlık, Yeni Sağ, Muhafazakâr Parti
Tab 4 |Denemet

 

İlginizi Çekebilir?

mdd51

51. Sayı – Dünya Siyasetinde Muhafazakârlık

Muhafazakâr Düşünce Dergisi bu sayısında, muhafazakâr ideolojinin çoklukla ihmal edilen bir boyutuna odaklanıyor: Dış politika. ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>