13. Yıl, 50. Sayı • Ekolojİk Düşünce

WEB ve SOSYAL MEDYA-07

Muhafazakâr Düşünce’den
Modernitenin hüküm sürdüğü çağlarda insanların karşı karşıya olduğu siyasal ve toplumsal sorunların giderek arttığı ve karmaşık bir görünüm kazandığı açıktır. Muhafazakârlık da, diğer ideolojiler gibi, bu sorunlara çözüm üretme iddiasındadır. Ancak muhafazakârlığı diğer pek çok ideolojiden farklılaştığı husus söz konusu iddianın somut, uygulanabilir ve gerçekçi bir zemin üzerine oturmasıdır. Bu bakımdan, muhafazakarlığın evrensel ve yerel gerçeklikleri göz önünde bulun- durarak ve ütopik hayallere kapılmadan insanlığın ihtiyaçlarına cevap verecek bütünlüklü bir siyasal ve toplumsal bakış açısına sahip olduğu söylenebilir. Ekolojik sorunlar, gittikçe artan bir şekilde insanlığın gündeminde kendisine yer bulmaktadır. İnsanın tabiatla kurduğu iliş- kinin genel eleştirisiyle başlayan ekolojik düşünce, günümüzde toplumların hayatlarını doğrudan etkileyen oldukça çetrefilli sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Muhafazakârlığın ve muhafazakârların da bazı durumlarda tüm insanlığı etkileyen bu kap- samlı sorunlar karşısında bigâne kalması beklenemez. Daha açık bir ifadeyle, muhafazakârlığın ekolojik düşünce konusunda da hem kendi iddialarını ortaya koyması hem de kendi literatürü- nü zenginleştirmesi önem taşımaktadır. İnsanoğlunun tabiata hakim olma ve onu sınırsızca kullanma çabası, 17. yüzyıldan itibaren giderek artan bir hırsa dönüşmüş- tür. Bunun neticesinde endüstrileşme ve teknolojik gelişme sürecinde önce Batı Avrupa ülkelerinde, daha sonraki yıllarda da bütün dünya üzerinde, sağlıksız teknolojiler, kurumlar ve hayat tarzları türemiş ve pek çok sorun ortaya çıkmaya başlamıştır. Tabiatın insanoğlundan intikamı olarak tasvir edilen bu sorunlar dünyanın dengesini, insan-kainat ilişkisini ve toplumsal yapıları ciddi anlamda etkilemektedir. Sadece çevre kirliliği, hava kirliliği ve benzeri kavramlarla adlandırılırsa eksik kalacak olan bu sorunların kökenine ilişkin en zengin tartışmalar ekolojik düşünce literatüründe yapılmaktadır. Zira atmosferdeki karbondioksit oranın yükselmesi, topraktaki azot düzeyinin artması gibi sorunlar insan ve kainat arasındaki ilişkideki değişimin yansımalarıdır. Bilimden sanayiye, mimariden şehircilik uygulamalarına kadar bireysel ve toplumsal hayatımızın her anını şekillendiren kainat tasavvurumuza dair teorik tartışmaların pratik uygulamalara yön vermesi umuduyla; Muhafazakar Düşünce Dergisi olarak kalkınmacı muhafazakarlığın potansiyel handikaplarına dikkat çekmek amacıyla ve ekolojik düşünceyi yok saymayan bir muhafazakar pratiğin gelişmesi ihtiyacına binaen bu sayıda ekolojik düşünce fikriyatına odaklanıyoruz. Mihriban Şenses tarafından kaleme alınan “Eko-Logos mu, Eko-Logic mi?” başlıklı makale ekoloji kavramına odaklanıyor. Makalede bir bilim ve bir “ideoloji” olarak ekolojiyi ve “eko-logos” olarak ekolojiyi tartışıyor. “Derin ekoloji,” “ekososyalizm,” “eko-logos,” “teknik” ve “teknoloji” kavramlarına odaklanarak bir ekoloji tartışması yapılan çalışma “prodüksiyonist metafizik” denilen üretim anlayışının modern teknolojiyi belirlediği ortaya konularak ve ekolojik yıkımın insani sınırsızlık fikrinin ve ilerleme mitinin sonucu olarak görülebileceği iddia edilmekte. “Çevre Etiğinin Dilsel Boyutu” başlıklı çalışmasında Şengül Özdemir çevrenin ifşa olma biçimlerine odaklanmakta. Çevreyi beşeri (techne) ve doğal (physis) olanın karşılaşmakta olduğu bir gerçeklik alanı olarak ele alan Özdemir insanın çevrenin bu gerçekliği ile ilişkisini farklı dilsel boyutlar eşliğinde yorumlamakta ve soru(n)laştırmakta. Özdemir’e göre aşkın, mutlak Varlığın bilincinin tezahürü olarak çevre, “var olan” gerçekliğin ötesindeki aşkın Varlıkla “açık uçlu” iletişimi mümkün kılan bir ortam olarak dil hadisesi olarak yorumlanabilir. Cemile Zehra Köroğlu ve Muhammet Ali Köroğlu tarafın- dan kaleme alınan “İnsan-Evren Diyalektiği Üzerine: İslami Perspektiften Bir Analiz” başlıklı makale İslamiyet’in çevreye dair yaklaşımını değerlendiriyor. Yazarlara göre insan ve doğa ilişkisinin kopuşu, insanın, çevresindeki her şeyle ilgili sınırsız ve sorumsuzca tasarruf hakkını kendinde görmesi bir yönüyle evren algısı ve inancının değişmesiyle ilgilidir. Bu bağlamda İslam’ın sahip olduğu bütüncül, ekolojik dengeyi temel alan bakış açısı çerçevesinde geliştirilecek olan yeni paradigmalara ve çözüm yollarına ihtiyaç duyulmaktadır. “Türkistan’da İklim Değişiklikleri: Aral Faciası ve Semipalatinski Yeraltı Nükleer Denemeleri” başlıklı makalesinde Orhan Kavuncu, Aral Gölü etrafında ve Semipalatinski kentindeki nük- leer denemelerden hareketle Sovyet rejiminin Orta Asya’da ne- den olduğu çevresel felaketlere dikkat çekiyor. Ekolojik sorunları ele alan yazında oldukça zayıf kalan sosyalist rejim gerçekliği olan Sovyetler Birliği dönemi Türkistan’daki çevre sorunları ve Türkistan halkının bu sorunlara yönelik direnişi bu yazının temel çerçevesini oluşturuyor. Kavuncu’ya göre sosyalist ve kapitalist rejimler, çevre sorunlarına sebep olmaları bakımından aynı yerde duruyorlar. Zira her iki sistemin de sınırsız üretim anlayışların- dan dolayı ekonomik kaygıları ekolojik kaygılara önceledikleri ve bundan dolayı her ikisinin de eşit düzeyde ekolojik sorunlara se- bep olduğunu söylenebilir. Yıldız Ramazanoğlu “İslam’ın Mizanı olarak Ekoloji” başlıklı değerlendirmesinde insan, çevre ve Yaratıcı ilişkisini ele alıyor. Ramazanoğlu’na göre gökler, dağlar, kuşlar, yürüyen, sürünen, tırmanan cümle canlılar, bulutlar, yağmurlar, ağaçlar, rüzgârlar ve yapraklar tabiatta Allah’ın ayetleri olmak bakımından aynı değerdedirler ve büyük hakikatin izini taşımaktadır. Mülakat kısmında çağımızın en önemli mütefekkürlerinden Seyyid Hüseyin Nasr ile İslam ve Çevre üzerine yapılan bir röportajı paylaşıyoruz. Derkenar olarak iki makaleyi sizlere ulaştırıyoruz. “Antagonizmadan Agonizmaya: Radikal Demokrasi” başlıklı makalelerinde Hamza Bahadır Eser ve Ömer Taylan müzakereci demokrasi ve radikal demokrasi modelleri, agonizm, antagonizm kavramsallaştırmaları etrafında temsili demokrasinin krizini ele almaktadır. Mustafa Tekin “Muhammed Müctehid Şebusteri” başlıklı çalışmasında İranlı akademisyen Şebusteri’nin eserlerinden yola çıkarak, düşüncelerini günümüzde İslam dünyasının sorunlarına dair çözüm üretme konusunda katkıları ve zaafiyetleri ele açısın- dan ele almakta. Kitap tahlili kısmında Salih Kesgin, Seyyid Hüseyin Nasr’ın “İnsan ve Tabiat” adlı eserini değerlendiriyor. Kesgin’e göre in- san ile doğa arasındaki ilişkilerde başgösteren bunalımın çözümlemesini yapmayı hedefleyen Nasr, bu bunalımdan kurtulmada hangi araçlardan yararlanılabileceğini tartışmakta ve insanın yaratıcısının yüceliğinin bilinciyle eylemlerine yön vermediği müddetçe varlıklar arasında huzurun ve barışın sağlanamayacağına işaret etmekte.

MAKALE ÖZETLERİ

TAKDİM

TAKDİM

Muhafazakar Düşünceden

Modernitenin hüküm sürdüğü çağlarda insanların karşı karşıya olduğu siyasal ve toplumsal sorunların giderek arttığı ve karmaşık bir görünüm kazandığı açıktır. Muhafazakârlık da, diğer ideolojiler gibi, bu sorunlara çözüm üretme iddiasındadır. Ancak muhafazakârlığı diğer pek çok ideolojiden farklılaştığı husus söz konusu iddianın somut, uygulanabilir ve gerçekçi bir zemin üzerine oturmasıdır. Bu bakımdan, muhafazakarlığın evrensel ve yerel gerçeklikleri göz önünde bulundurarak ve ütopik hayallere kapılmadan insanlığın ihtiyaçlarına cevap verecek bütünlüklü bir siyasal ve toplumsal bakış açısına sahip olduğu söylenebilir.
Ekolojik sorunlar, gittikçe artan bir şekilde insanlığın gündeminde kendisine yer bulmaktadır. İnsanın tabiatla kurduğu ilişkinin genel eleştirisiyle başlayan ekolojik düşünce, günümüzde toplumların hayatlarını doğrudan etkileyen oldukça çetrefilli sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Muhafazakârlığın ve muhafazakârların da bazı durumlarda tüm insanlığı etkileyen bu kapsamlı sorunlar karşısında bigâne kalması beklenemez. Daha açık bir ifadeyle, muhafazakârlığın ekolojik düşünce konusunda da hem kendi iddialarını ortaya koyması hem de kendi literatürünü zenginleştirmesi önem taşımaktadır.
İnsanoğlunun tabiata hakim olma ve onu sınırsızca kullanma çabası, 17. yüzyıldan itibaren giderek artan bir hırsa dönüşmüştür. Bunun neticesinde endüstrileşme ve teknolojik gelişme sürecinde önce Batı Avrupa ülkelerinde, daha sonraki yıllarda da bütün dünya üzerinde, sağlıksız teknolojiler, kurumlar ve hayat tarzları türemiş ve pek çok sorun ortaya çıkmaya başlamıştır. Tabiatın insanoğlundan intikamı olarak tasvir edilen bu sorunlar dünyanın dengesini, insan-kainat ilişkisini ve toplumsal yapıları ciddi anlamda etkilemektedir. Sadece çevre kirliliği, hava kirliliği ve benzeri kavramlarla adlandırılırsa eksik kalacak olan bu sorunların kökenine ilişkin en zengin tartışmalar ekolojik düşünce literatüründe yapılmaktadır. Zira atmosferdeki karbondioksit oranın yükselmesi, topraktaki azot düzeyinin artması gibi sorunlar insan ve kainat arasındaki ilişkideki değişimin yansımalarıdır.
Bilimden sanayiye, mimariden şehircilik uygulamalarına kadar bireysel ve toplumsal hayatımızın her anını şekillendiren kainat tasavvurumuza dair teorik tartışmaların pratik uygulamalara yön vermesi umuduyla; Muhafazakar Düşünce Dergisi olarak kalkınmacı muhafazakarlığın potansiyel handikaplarına dikkat çekmek amacıyla ve ekolojik düşünceyi yok saymayan bir muhafazakar pratiğin gelişmesi ihtiyacına binaen bu sayıda ekolojik düşünce fikriyatına odaklanıyoruz.
Mihriban Şenses tarafından kaleme alınan “Eko-Logos mu, Eko-Logic mi?” başlıklı makale ekoloji kavramına odaklanıyor. Makalede bir bilim ve bir “ideoloji” olarak ekolojiyi ve “eko-logos” olarak ekolojiyi tartışıyor. “Derin ekoloji,” “eko-sosyalizm,” “eko-logos,” “teknik” ve “teknoloji” kavramlarına odaklanarak bir ekoloji tartışması yapılan çalışma “prodüksiyonist metafizik” denilen üretim anlayışının modern teknolojiyi belirlediği ortaya konularak ve ekolojik yıkımın insani sınırsızlık fikrinin ve ilerleme mitinin sonucu olarak görülebileceği iddia edilmekte.
“Çevre Etiğinin Dilsel Boyutu” başlıklı çalışmasında Şengül Özdemir çevrenin ifşa olma biçimlerine odaklanmakta. Çevreyi beşeri (techne) ve doğal (physis) olanın karşılaşmakta olduğu bir gerçeklik alanı olarak ele alan Özdemir insanın çevrenin bu gerçekliği ile ilişkisini farklı dilsel boyutlar eşliğinde yorumlamakta ve soru(n)laştırmakta. Özdemir’e göre aşkın, mutlak Varlığın bilincinin tezahürü olarak çevre, “var olan” gerçekliğin ötesindeki aşkın Varlıkla “açık uçlu” iletişimi mümkün kılan bir ortam olarak dil hadisesi olarak yorumlanabilir.
Cemile Zehra Köroğlu ve Muhammet Ali Köroğlu tarafından kaleme alınan “İnsan-Evren Diyalektiği Üzerine: İslami Perspektiften Bir Analiz” başlıklı makale İslamiyet’in çevreye dair yaklaşımını değerlendiriyor. Yazarlara göre insan ve doğa ilişkisinin kopuşu, insanın, çevresindeki her şeyle ilgili sınırsız ve sorumsuzca tasarruf hakkını kendinde görmesi bir yönüyle evren algısı ve inancının değişmesiyle ilgilidir. Bu bağlamda İslam’ın sahip olduğu bütüncül, ekolojik dengeyi temel alan bakış açısı çerçevesinde geliştirilecek olan yeni paradigmalara ve çözüm yollarına ihtiyaç duyulmaktadır.
“Türkistan’da İklim Değişiklikleri: Aral Faciası ve Semipalatinski Yeraltı Nükleer Denemeleri” başlıklı makalesinde Orhan Kavuncu, Aral Gölü etrafında ve Semipalatinski kentindeki nükleer denemelerden hareketle Sovyet rejiminin Orta Asya’da neden olduğu çevresel felaketlere dikkat çekiyor. Ekolojik sorunları ele alan yazında oldukça zayıf kalan sosyalist rejim gerçekliği olan Sovyetler Birliği dönemi Türkistan’daki çevre sorunları ve Türkistan halkının bu sorunlara yönelik direnişi bu yazının temel çerçevesini oluşturuyor. Kavuncu’ya göre sosyalist ve kapitalist rejimler, çevre sorunlarına sebep olmaları bakımından aynı yerde duruyorlar. Zira her iki sistemin de sınırsız üretim anlayışlarından dolayı ekonomik kaygıları ekolojik kaygılara önceledikleri ve bundan dolayı her ikisinin de eşit düzeyde ekolojik sorunlara sebep olduğunu söylenebilir.
Yıldız Ramazanoğlu “İslam’ın Mizanı olarak Ekoloji” başlıklı değerlendirmesinde insan, çevre ve Yaratıcı ilişkisini ele alıyor. Ramazanoğlu’na göre gökler, dağlar, kuşlar, yürüyen, sürünen, tırmanan cümle canlılar, bulutlar, yağmurlar, ağaçlar, rüzgârlar ve yapraklar tabiatta Allah’ın ayetleri olmak bakımından aynı değerdedirler ve büyük hakikatin izini taşımaktadır.
Mülakat kısmında çağımızın en önemli mütefekkürlerinden Seyyid Hüseyin Nasr ile İslam ve Çevre üzerine yapılan bir röportajı paylaşıyoruz.
Derkenar olarak iki makaleyi sizlere ulaştırıyoruz. “Antagonizmadan-Agonizmaya: Radikal Demokrasi” başlıklı makalelerinde Hamza Bahadır Eser ve Ömer Taylan müzakereci demokrasi ve radikal demokrasi modelleri, agonizm, ant agonizm kavramsallaştırmaları etrafında temsili demokrasinin krizini ele almaktadır.
Mustafa Tekin “Muhammed Müctehid Şebusteri” başlıklı çalışmasında İranlı akademisyen Şebusteri’nin eserlerinden yola çıkarak, düşüncelerini günümüzde İslam dünyasının sorunlarına dair çözüm üretme konusunda katkıları ve zaafiyetleri ele açısından ele almakta.
Kitap tahlili kısmında Salih Kesgin, Seyyid Hüseyin Nasr’ın “İnsan ve Tabiat” adlı eserini değerlendiriyor. Kesgin’e göre insan ile doğa arasındaki ilişkilerde başgösteren bunalımın çözümlemesini yapmayı hedefleyen Nasr, bu bunalımdan kurtulmada hangi araçlardan yararlanılabileceğini tartışmakta ve insanın yaratıcısının yüceliğinin bilinciyle eylemlerine yön vermediği müddetçe varlıklar arasında huzurun ve barışın sağlanamayacağına işaret etmekte.

EKOLOJİK DÜŞÜNCE

EKO-LOGOS MU, EKO-LOGIC Mi? - MİHRİBAN ŞENSES

EKO-LOGOS MU, EKO-LOGIC Mi? - MİHRİBAN ŞENSES

Ekoloji on dokuzuncu yüzyılda bir “bilim” ya da “logic” olarak ortaya çıkmış, sonrasında kamusal alanda diğer ideolojiler gibi farklı görünümler kazanmaya başlamıştır. Bugün ekoloji hareketinin ideoloji olup olmadığı tartışması devam ediyor. Bütünlüklü bir politik programa sahip olmadığı için ve ekoloji sorunu bütün vahametini koruduğu için diğer ideolojiler de bu tartışmaya eklemleniyor. Eko-sosyalizm, eko-kapitalizm, eko-anarşizm, derin ekoloji vb. Elinizdeki metin genel hatlarıyla bir bilim ve bir “ideoloji” olarak ekolojiyi ve “eko-logos” olarak ekolojiyi tartışıyor. Faşizm ile bağlantısı yüzünden, solun bir süredir kendi politik programına dahil etmek istediği ekoloji sanki hiçbir yere ait değil. En azından eko-logos olarak değil. Elinizdeki metin “derin ekoloji,” “eko-sosyalizm,” “eko-logos,” “teknik” ve “teknoloji” kavramlarına odaklanarak bir ekoloji tartışması yürütüyor. Bu tartışmada varılan sonuçlardan biri şudur: “Meta-tahkiye” ya da “total” bir ideoloji formuna dönüştüğü zaman ekoloji ölümcül sonuçlar doğurabilir. Ekolojiyi eko-logos olarak yeniden düşünmemiz gerektiğine inanıyoruz.

ÇEVRE ETİĞİNİN DİLSEL BOYUTU -BİR ANALİZ- - ŞENGÜL ÖZDEMİR

ÇEVRE ETİĞİNİN DİLSEL BOYUTU -BİR ANALİZ- - ŞENGÜL ÖZDEMİR

Klasik ve modern dönemlerde çevredeki gerçeklikle ilişki, insanı veya çevreyi merkeze alan monolojik bir dil bağlamında yorumlanmaktadır. Bir başka deyişle klasik dönemde aşkın bir Varlığın işareti olarak çevrenin, insan bilincine; modern dönemde ise öznenin, bilim ve teknolojik bağlamda çevreye tahakküm ettiği monolojik bir dil söz konusudur. Bu sebeple Yunanca “kairos” ve Gadamer’in “ufukların kaynaşması” kavramları bağlamında çevreyle ilişkide çevrenin ve insan dilinin birbirlerine tahakküm etmediği, gelenek ve bilimin ufkunun kaynaştığı, diyalojik bir dil bağlamında yeni bir yorumlama imkânı sunulabileceği kanaatindeyiz.

İNSAN-EVREN DİYALEKTİĞİ ÜZERİNE: İSLAMİ PERSPEKTİFTEN BİR ANALİZ - CEMİLE ZEHRA KÖROĞLU - MUHAMMET ALİ KÖROĞLU

İNSAN-EVREN DİYALEKTİĞİ ÜZERİNE: İSLAMİ PERSPEKTİFTEN BİR ANALİZ - CEMİLE ZEHRA KÖROĞLU - MUHAMMET ALİ KÖROĞLU

Yüzyılımız doğal felaketlere sahne olmaktadır. Hava, su, toprağın kirlenmesi, ozon tabakasının sera gazları nedeniyle delinmesi, yaşanan nükleer felaketler, küresel ısınma gibi felaketler insan-doğa ilişkisinin yeniden sorgulanmasını gerektirmektedir. İnsanın doğaya bağımlılığıyla başlayan insan doğa ilişkisinin serüveni, 17. yüzyılda Aydınlanma dönemi ile birlikte kökten değişmiştir. Rasyonalitenin mutlak hâkimiyeti, Newtonyen fizik ve mekanik evren anlayışı ile birlikte insan, evrenin merkezinde konumlanmıştır. 18. yüzyılda meydana gelen Endüstri devrimi ile de doğa, daha fazla üretim için kaynaklarının sınırsız ve sorumsuzca kullanıldığı, endüstriyel atıkların da kendisine bırakıldığı bir yer haline gelmiştir. Yaşanan bu süreç sonucunda doğa tahrip olmuş, ekolojik denge bozulmuş ve telafisi mümkün olmayan doğal felaketler yaşanır hale gelmiştir. Bu bağlamda, doğayı kendi arzuları çerçevesinde, kendi eliyle tahrip eden insan, çözüm arayışlarına girmiştir. Sürdürülebilir bir tüketim anlayışı geliştirilmeye çalışılarak, ekolojik bir bakış açısı ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Ancak geliştirilen öneriler lokal kalmakta, dünyanın tamamını kapsamamaktadır. Bu kapsamda İslam’ın sahip olduğu bütüncül, ekolojik dengeyi temel alan bakış açısı çerçevesinde geliştirilecek olan yeni paradigmalara ve çözüm yollarına ihtiyaç duyulmaktadır.

TÜRKİSTAN’DA İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ: ARAL FACİASI VE SEMİPALATİNSKİ YERALTI NÜKLEER DENEMELERİ - ORHAN KAVUNCU

TÜRKİSTAN’DA İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ: ARAL FACİASI VE SEMİPALATİNSKİ YERALTI NÜKLEER DENEMELERİ - ORHAN KAVUNCU

Türkistan Coğrafyasında pamuk monokültürünün gerektirdiği suyu karşılayabilmek için Aral’ı besleyen Ceyhun ve Seyhun nehirlerin- den kanallar açıldı. Sonuçta bu iki nehir Aral’a ulaşamadan çekildi. 1960’lı yıllardan itibaren kurumaya başlayan Aral etrafında günümüze gelinceye kadar yaşanan tam facia idi. İkinci facia Kazakistan’ın Semipalatinski vilayetindeki yer altı nükleer denemeleri yüzünden yaşandı. 1949 ile 1989 arasında 40 senede 456 deneme yapıldı. Bu denemelerin insanlara ve diğer canlılara verdiği radyoaktif zararın boyutları bugüne kadar ölçülmüş değildir.

MÜLAKAT

SEYYİD HÜSEYİN NASR İLE MÜLAKAT: DİN VE ÇEVRE ÜZERİNE

SEYYİD HÜSEYİN NASR İLE MÜLAKAT: DİN VE ÇEVRE ÜZERİNE

Seyyid Hüseyin Nasr George Washington Üniversitesi İslami Çalışmalar Bölümü’nde profesör olarak çalışmakta olup günümüzde dünyadaki en önde gelen İslami, Dini ve Çağdaş Çalışmalar ilim adamlarından biri olarak kabul edilmektedir. Adeel Khan ve Patrick Laude tarafından gerçekleştirilen bu röportajda Nasr çevrenin korunabilmesi için doğaya dini bir anlayışla yaklaşmanın önemine değinmektedir. Çevre hareketi için doğaya neden dinsel bir bakış açısıyla bakmalıyız? Doğayı seküler bir şekilde ele almak neden çevreyi korumak için yeterli olmuyor? [Devamı…]

DEĞERLENDİRME

İSLAM’IN MİZANI OLARAK EKOLOJİ - YILDIZ RAMAZANOĞLU

İSLAM’IN MİZANI OLARAK EKOLOJİ - YILDIZ RAMAZANOĞLU

Uzaydan bakıldığında dünya geniş su kitlelerinin arasında yüzen envai çeşit bitki ve hayvanla donanmış kara parçaları olarak görünüyor. İn- sanları devletler adına birbirinden ayıran sınırlar kozmos içinde görünmediğinden dünyanın sakin huzurlu fıtrata uygun bir dengeyle dönüp durduğu sanılabilir. İnsan her ne kadar Ahsen-i takvim olarak yaratılmışsa da kan dökücü, ifsat edici yanı çeşitli vesilelerle kendini gösteriyor. Doğayla ilişkilerde Yaratıcıyla rabıtasını koparan insanı, her şeyin sahibi olarak tanımlayan Aydınlanma sonrasında, tabiat fethedilecek ve boyun eğdirilecek bir metaya dönüştü. Oysa İslam’da doğa müminin hayatına katılan, kaderinin ayrılmaz bir parçası olan canlı bir varlık ve içindeki bütün varlıklar lisan-ı hâl ile büyüklük taslamadan Allah’ı (cc) tesbih ve ona itaat etmekte. 19. yüzyılda yaşanan Sanayi Devrimi geri dönüşü olmayan hasarların başlangıcı oldu. İnsana bahşedilmiş bir emanet olan çevrenin hoyratça katli, endüstri atıklarının sorumsuzca doğaya bırakılışı, verimli tarım arazilerinde- ki konutlaşma, plansız şehirleşme, bunların sonucu zehirli gaz bulutu gibi dünyayı çevreleyen hava kirliliği insanı kötü bir sona sürüklüyor.

DERKENAR

ANTAGONIZMADAN- AGONIZMAYA: RADİKAL DEMOKRASİ - HAMZA BAHADIR ESER - ÖMER TAYLAN

ANTAGONIZMADAN- AGONIZMAYA: RADİKAL DEMOKRASİ - HAMZA BAHADIR ESER - ÖMER TAYLAN

Bu makalede Şebusteri’nin eserlerinden yola çıkarak, onun temel problemi ve tezi ile kriz noktalarını betimledikten sonra, İslam düşüncesi ve bugünün sorunlarını aşma konusunda Şebusteri’nin yaklaşımlarını katkıları ve zafiyetleri açısından ortaya koymaya çalıştık.
Şebusteri daha çok hermenötik ve anlama, bilhassa dini metinleri anlama konusunu analiz etmektedir. Anlamın tektipleşmesi, sabitlenmesine karşı çıkan Şebusteri, dini metinlere farklı felsefe ya da önkabullerle yaklaşarak çoklu anlam dizgeleri elde etmek istemektedir. Dini metinleri anlama bağlamında temelde üç kriz noktasına temas ettiğini söyleyebiliriz. Bunları biz metinde “evrensellik-tarihsellik”, “teolojiden antropolojiye” ve “dini çoğulculuk” başlıkları altında verdik ve tartışmaya çalıştık. Dikkat edilirse bu başlıklar, özellikle son yıllarda İslam düşüncesinin önemli tartışma konuları arasında yer almaktadır.
Şebusteri dini metinlerin bugün için geçerli hükümlerinin olmadığını belirtmekte, aslında sarih bir şekilde metnin tarihselliğini savunmaktadır. Fakat bundan daha önemlisi Şebusteri, “dini tecrübe” kavramı üzerinden insan ve Tanrı’yı anlamlandırmanın merkezine insanı yerleştirmekte ve bunu da “Yeni Kelam” gibi bir kavrama referansla tartışmaktadır. Doğrusu biz burada bir otorite değişimi görmekteyiz. Şebusteri, dini çoğulculuğu savunmaktadır. Ancak bu savunmayı, hakikat kavramına klasik yaklaşımları ters yüz ederek yapmaktadır.
Kanaatimizce Şebusteri çağdaş dünyada İslam düşüncesinin temel sorunlarını vukufiyetle tespit etmiştir. Fakat bu sorunlar için getirdiği çözüm önerileri, İslam düşüncesinin kendi yerli dinamiklerinden hareket etmemekte ve neticede Batılı paradigmayı bir yeniden üretime dönüşmektedir.

KİTAP TAHLİLİ

İNSAN VE TABİAT - SALİH KESGİN

İNSAN VE TABİAT - SALİH KESGİN

Chicago Üniversitesi’nde 1966 yılında, yirmi birinci yüzyılın önemli Müslüman düşünürlerinden Hüseyin Nasr tarafından verilen ve modern bilimin çeşitli uygulamalarının barış ve insan hayatı bakımından ortaya çıkardığı sorunları tartışmayı hedefleyen dört konferanstan oluşan bu kitap; ilk olarak Londra’da “The Encounter of Man and Nature” adıyla 1968’de yayınlanmış, Nabi Avcı tercümesiyle farklı yayınevleri tarafından okuyucuyla buluşması sağlanmıştır.

ENGLISH

EKO-LOGOS OR EKO-LOGIC? - MİHRİBAN ŞENSES

EKO-LOGOS OR EKO-LOGIC? - MİHRİBAN ŞENSES

Ecology emerged in the 19th century as a “science” or “logic”; and then like other ideologies it gained different aspects in public sphere. Today the discussion of whether the movement of ecology is an ideology still continues. Since the problem of ecology does not have a complete political program, and preserves its entire severity, other ideologies are also articulated into this dispute e.g. eco-socialism, eco-capitalism, eco-anarchism, deep ecology etc. The text in your hand is arguing ecology as a science, as an ideology, and as “eco-logos”. Ecology attempted to realize its political program for a while because of its link with fascism, seems to belong in nowhere. At least not as eco-logos. The text in your hand is carrying on a discussion of ecology by focusing on “deep ecology,” “ecoocialism,” “eco-logos,” “technic,” and “technology.” One of the final conclusions reached in this discussion is : If ecology transformes into the form of “meta-narrative” or a “total” ideology, it can cause fatal consequences. We believe that we need to reconsider ecology as “eco-logos.”

LINGUISTIC DIMENSION OF ENVIRONMENTAL ETHICS - ŞENGÜL ÖZDEMİR

LINGUISTIC DIMENSION OF ENVIRONMENTAL ETHICS - ŞENGÜL ÖZDEMİR

At classical and modern times, environmental reality was interpreted in terms of monological language centered around environmentor human being. To put it in a different way, at classical times, monological language signified
sacred domination of environment on human consciousness, which was taken to be a sign of transcendent Being; in modern time, monological language has signified scientific and technological domination of human consciousness on environment. In my thesis, I propose a different idea as : relationship between human being and environment can be considered within dialogical language where tradition and scientific approach can be fused without any form of domination. This is possible when this relationship is considered in terms of the old Greek notion “kairos” and Gadamer’s notion “fusion of horizons” in the context of ethics of facing each other.

ON DIALECTIC OF HUMAN-UNIVERSE: AN ANALYSIS FROM THE ISLAMIC PERSPECTIVE - CEMİLE ZEHRA KÖROĞLU - MUHAMMET ALİ KÖROĞLU

ON DIALECTIC OF HUMAN-UNIVERSE: AN ANALYSIS FROM THE ISLAMIC PERSPECTIVE - CEMİLE ZEHRA KÖROĞLU - MUHAMMET ALİ KÖROĞLU

Our century has witnessed natural disasters: which require the re-examination of human-nature relationship. Adventure of the human and nature relations starting with the dependence of human from nature changed radically in the 17th century with the Enlightenment. With the absolute dominance of rationality, and Newtonian physics and understanding of the mechanical universe, human was placed at the center of the universe. As the only actor on the universe, human primarily domineered over nature and subjugated nature to himself. In the 18th century with the advent of the Industrial Revolution, nature became a place where natural resources are used for an infinite and irresponsible production leaving industrial wastes. As a result of this process, nature has been destroyed, and ecological balance has degraded, and irreversible natural disasters have been experienced. In this context, human destroying the nature with its hand in line with his desires, began the search for solutions. In attempting to develop a concept of sustainable consumption, an ecological perspective was put forth. However, suggestions are the more palliative and local and do not cover the entire globe. In this context, new paradigms and solutions are needed to be developed in the framework of Islam’s perspective in a holistic manner and depending on the ecological balance.

CLIMATE CHANGES IN TURKISTAN: ARAL DIASATER AND NUCLEAR TEST IN TURKESTAN - ORHAN KAVUNCU

CLIMATE CHANGES IN TURKISTAN: ARAL DIASATER AND NUCLEAR TEST IN TURKESTAN - ORHAN KAVUNCU

In order to obtain water required for cotton monoculture in the geography of Turkestan, the canals from the Ceyhun (Amuderya) and Seyhun (Sırderya) rivers were open. As a result, Aral started to dry up since as from 1960s up to present , denoting a clear disaster. The second disaster took place due to underground nuclear tests in the Semipalatinski Province of Kazakhstan. In forty years from 1949 to 1989, 456 tests were conducted. The size of the
radioactive damage of these tests to human beings and the other organisms has not been measured until now.

ANTOGONISM TO AGONISM: RADICAL DEMOCRACY - HAMZA BAHADIR ESER - ÖMER TAYLAN

ANTOGONISM TO AGONISM: RADICAL DEMOCRACY - HAMZA BAHADIR ESER - ÖMER TAYLAN

The democratic ideal has undergone various changes and come to its current state. For a long time, the democratic model of Ancient Greek has been abandoned; and the demands of masses became a current issue after industrialization,
urbanization, individuation processes. These demands have been uttered with political participation. Because of some practical difficulties like high population, complexity political processes, management activities requiring expertise, etc., the representative model was developed. This model was applied for a short time following the
changing society and its demands, and the model became insufficient in some subjects like representation problem, constructing a pluralistic structure, etc. So, new alternative ways became a current issue. In this context, when considered from a deliberative model and its criticism, the radical model which offers a different method which will
be the main subject of this study. In this study, the crisis of the representative democracy will be
examined under deliberative, radical democracy titles and agonism, antagonizm concepts.

MOHAMMAD MOJTAHED SHABESTARI - MUSTAFA TEKİN

MOHAMMAD MOJTAHED SHABESTARI - MUSTAFA TEKİN

We described Sebusteri’s basic problems, thesis and points of crisis by considering his works in this article. After that, we tried to reveal contributions and weaknesses of his approaches to Islamic thought. Sebusteri tries to analyze hermeneutics and understanding; particularly the understanding of religious texts. Sebusteri disputes homogeneity of meaning, fix meaning. He wants to obtain plural meaning systems by approaching to religious texts with different philosophy. We can say that he glances at three points of crisis in context of understanding of religious texts. We gave these points as three titles in this text. These titles are universality-historicism, from theology to anthropology and religious pluralism. With a studious looking, we can see that these titles are be cited in
serious discussion topics of Islamic thought. Sebusteri defends historicism in religious texts explicitly. But there is more an important thing. He places “human” at the centre of explaining by applying the concept religious experience. The concept of “new Theology” houses religious experience and explains it. Frankly speaking, we see
a change of authority. Sebusteri defends religious pluralism. He turns out classical approaches to the concept of the truth of his defending. In our opinion, Sebusteri cpmprehensively determines the basic problem of Islamic thought in the contemporary world. The paradigmic dynamics of Islamic thoughts do not support his suggestions for these problems. As a result of this, his suggestions have turned to be the productions of western paradigm again.

İlginizi Çekebilir?

mdd51

51. Sayı – Dünya Siyasetinde Muhafazakârlık

Muhafazakâr Düşünce Dergisi bu sayısında, muhafazakâr ideolojinin çoklukla ihmal edilen bir boyutuna odaklanıyor: Dış politika. ...