52. Sayı – Terakkici Muhafazakâr Bir Mütefekkir: Ali Fuad Başgil

 

TAKDİM

Muhafazakâr Düşünce, 14 yıldır Türkiye’de muhafazakâr külliyatın gelişmesi bakımından önemli bir işlev yüklenmiş durumda. Yayına ilk başladığı günden itibaren Muhafazakâr Düşünce’yi üstlendiği misyonu layıkıyla yerine getirecek bir titizlik ve hassasiyet ile hazırlamaya özen gösteriyoruz. Dosya konularının seçiminden yayımlanacak yazıların belirlenmesine kadar geniş bir yelpazede, derginin yeni sayısının ortaya çıkması için önemli bir çaba harcıyoruz. Bu bakımdan, dergimizin her sayısı bizim için çok değerli ve özel. Ancak elinizdeki sayının bizim için ayrı bir önem taşıdığını ve her zamankinden daha fazla gurur duyduğumuz bir dosya hazırladığımızı söylememiz gerekiyor. Hiç kuşkusuz, bu önem, dergimizin bu sayısını adadığımız, Türk muhafazakârlığı için büyük bir değere sahip olan ve “hocaların hocası” sıfatını hak eden isimden kaynaklanıyor: Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil.

Bu sene vefatının ellinci yılını idrak ettiğimiz Ali Fuad Başgil, akademisyen kimliğinin yanı sıra dava ve mücadele adamı olma özelliği de taşır. Ömrü boyunca hukukun ve doğru bildiklerinin yanında saf tutan Başgil bu uğurda bedel ödemekten kaçınmamıştır. Hocalığı ise yalnızca üniversite kürsüsünde ders vermekten ibaret görmez. Sivil toplum faaliyetleri yoluyla sesini geniş toplum kesimlerine duyurmaya, özellikle geleceği inşa edecek gençlere ulaşmaya çalışır. Temel amacı, geçmişe olan bağın korunması yoluyla geleceğe ulaşmak, millî ve manevî değerlerin ülkenin kalkınmasına engel olmadığını göstermektir. Ülkenin geçmişini ve iç dinamiklerini dikkate almaksızın atılan yenileşme adımlarının toplumsal dokuda onarılamaz yaralar açacağının altını kalınca çizer.
Başgil’in savunduğu tez, mevcut durumun ya da şartların körü körüne korunması ve yaşatılması değildir. Tam tersine toplumsal değişimin kaçınılmaz bir olgu olduğunun farkındadır. Ancak değişim, kendiliğinden ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda olmalı, farklı kesimlerin hassasiyetleri gözetilmelidir. Mesela Türkiye’de laikliliğin yanlış yorumlandığını, gerçek anlamda laikliğin din ve vicdan özgürlüklerinin en geniş şekilde yaşatılması anlamına geldiğini ilk ortaya koyan isimlerden biri Başgil’dir. Buradan da anlaşılabileceği gibi Başgil, laikliğin kendisine karşı değildir. Hatta tam tersine bunu modern devletin en önemli gerekliliklerinden biri olarak görür. Sorun, Türkiye’de laikliğin din üzerinde tam bir kontrol sağlama ve dinin kamusal görünürlüğünü en aza indirme şeklinde özetlenebilecek yorumlanış biçimindedir. Bu ve benzeri tespitleriyle Başgil, kapsamlı bir toplum mühendisliği anlayışına dayanan Jakoben tavrın karşısındaki en güçlü seslerden biri olmuştur.
Bugün Türkiye’de teorik açıdan muhafazakârlık gibi bir ideolojiden bahsedilebiliyorsa bundaki en önemli paylardan biri Ali Fuad Başgil’e ait. Türk modernleşmesinin en keskin virajlarından birini döndüğü dönemde yaşayan Başgil, hayata geçirilen reformların toplumsal yapıda meydana çıkardığı sorunları en erken ve en gerçekçi bir biçimde teşhis eden isimlerden biridir. Bunun yanında Başgil, dönemin hâkim eğilimlerine ve içinden geldiği sosyal çevrenin kendisine yönelik tepkilerine aldırmadan doğru bildiğini söylemekten çekinmeyecek cesarete sahip olan, kelimenin tam anlamıyla bir aydındır. Başka bir ifadeyle Başgil, akademik bilgisini ve entelektüel donanımını kendi doğrularını savunmak için kullanmış, bu süreçte ciddi bir bedel ödemekten de kaçınmamıştır. Bu erdemin Başgil’in hayatındaki yansıması, bir akademisyene kolay kolay nasip olmayacak ölçüde, özellikle dindar ve muhafazakâr kesimleri etkileme gücüdür. Buradan hareketle, Başgil’in yalnızca doğrudan kendisinin öğrencisi olanlar açısından değil, muhafazakâr ve özgürlükçü bakış açısına sahip herkes tarafından “hoca” sıfatıyla anıldığını ve bu sıfatın hakkında kullanılmasını gerçek anlamda hak eden az sayıda kişiden biri olduğunu söylemek mümkündür.
Başgil’in bir entelektüel ve akademisyen olarak fildişi kulesinde yaşamadığını, gerektiğinde elini taşın altına sokarak yaşadığı topluma karşı taşıdığı sorumluluğun gereğini yerine getirmek için çaba harcadığını biliyoruz. 1960 darbesinin kendisi için ilk maliyeti 147’likler arasına alınarak üniversiteden uzaklaştırılması olur. Üstelik bu karar, Demokrat Parti’nin özellikle son dönemdeki uygulamalarına karşı eleştirel bir yaklaşım içinde olduğu bilinmesine rağmen alınır. Zira darbecilerin farklı bir sese tahammülü yoktur. Üstelik bu ses Başgil gibi kamuoyunun yakından tanıdığı ve toplumda büyük saygınlığı bulunan biri isimden geliyorsa derhal kısılması gerektiğini düşünür darbeciler.
İzleyen süreçte ise sağ partilerin desteği ve geniş toplum kesimlerin teveccühü ile Cumhurbaşkanı seçilmek üzereyken cunta yönetiminin tehdidi seçilmesini engellemiştir. Bu durumun Türkiye’nin tarihî bir fırsatı kaçırması anlamına geldiği söylenebilir. Entelektüel düzeyi yüksek, toplumun değerlerini özümsemiş ve evrensel hukukun değerlerine bağlı bir Cumhurbaşkanının 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye’de siyasetin demokratik ve özgürlükçü bir tarzda tanzim edilmesi açısından oldukça olumlu bir etkisinin olacağı açıktır. Darbeciler silah zoruyla Başgil’in adaylığını ve aslında Cumhurbaşkanlığını engelleseler de milletin gönlündeki yerini değiştirememişlerdir. Nitekim 1967 yılındaki vefatının ardından, üstelik o zamanın kısıtlı imkânlarıyla yeterince duyurulma imkânı bile bulunamamışken, cenazeye milletin gösterdiği yoğun teveccüh bu durumun en belirgin göstergesidir.

BAŞGİL’DEN

DEMOKRASİ VE MEKTEPLERİMİZ - ALİ FUAD BAŞGİL

DEMOKRASİ VE MEKTEPLERİMİZ - ALİ FUAD BAŞGİL

Ağustos 1949 Sayı: 10
Tarih ve mukayeseli hukuk gösteriyor ki; ilk medeniyetlerden bugüne kadar insaniyet, içtimai nizam ve disiplin bahsinde, iki ana prensip arasında kâh berikine ve kâh ötekine sarılmak suretiyle bocalamış, belki dünya durdukça da bocalayacaktır. Bunlardan biri hak diğeri de kuvvet prensibidir. Birincinin terbiye ve idare usulü tenvir, irşat ve iknadır. İkincinin ki ise cebir, şiddettir. Hak prensibi demokrasinin, kuvvet ve bunun içtimai hayattaki ifadesi olan cebir, tehdit ve tenkil de otokrasinin temeli olmuştur.
Filhakika tarihe ve hususiyetle iki dünya harbi arası devirde yer yer türeyip etrafa kol budak salan otokrasilere dikkat edersek; bu rejimler, istisnasız olarak, hep kuvvetle kurulmuş ve aynı prensibe dayanarak tutunmuştur. İster istemez böyle olacaktır çünkü otokrasilerin felsefesinde hak kuvvettir ve kuvvetlinindir. Özünü kuvvetten almayan ve kuvvete dayanmayan hak, mücerret bir fikir ve boş bir tasavvurdur. Ve haddizatında bu bir hak değil, sadece ayaklar altında kalan aczin istimdadı ve sızlanmasıdır.

TERAKKİCİ MUHAFAZAKÂR BİR MÜTEFEKKİR: ALİ FUAD BAŞGİL

BİR BİYOGRAFİNİN İZİNDE: ALİ FUAD BAŞGİL’İN HAYATINDAN VE MÜCADELESİNDEN BAZI KESİTLER - H. ALİYAR DEMİRCİ

BİR BİYOGRAFİNİN İZİNDE: ALİ FUAD BAŞGİL’İN HAYATINDAN VE MÜCADELESİNDEN BAZI KESİTLER - H. ALİYAR DEMİRCİ

Ali Fuad Başgil (1893-1967), Cumhuriyet Dönemi kültürel elitleri içinde istisnaî bir şahsiyettir. Türkiye’de Anayasa Hukuku alanında ilk kuşak bilim adamlarındandır. 1920’lerde Fransa’da hukuk, felsefe, sosyoloji tahsili ve ihtisası yapmıştır. Gençlik yıllarında Müderris Şevketi Efendi’den istifade etmiştir. Şevketi Efendi, klasik medrese kökenlidir ancak bunun yanında Robert Kolej’de de eğitim almış, Avrupa’da tahsilini sürdürmüş, bazı Batı dillerine de vâkıf bir medrese mensubudur. Başgil, Türk Modernleşmesinin Batıcı çizgisini benimsememiştir. Ancak Batı karşıtı da değildir. Pozitivist Batı dışında maneviyatçı bir Batı olduğunu savunur. Türk dil inkılabını, laiklik siyasetinin radikal icraatını, rejimin otoriter tabiatını eleştirir. Sadece bir bilim adamı değildir. Ayrıca günlük gazetelerde yayımlanan makaleleri aracılığıyla kamuoyuna tesir eder. Rejime dönük eleştirileri dolayısıyla özelikle 27 Mayıs Darbesi sonrası önce üniversiteden atılır, bir süre sonra tutuklanır. Modern epistemik cemaatin içinde ama onun hazmetmekte zorlandığı bir üyesidir. Anayasa hukukçusu olarak bir doktrin kurucusudur. Kamusal bir aydın olarak Türkiye’ye mâl olmuştur.

MODERN İSTİBDAT REJİMLERİNİN DAYATMACI DİL POLİTİKALARI VE ALİ FUAD BAŞGİL - ALÂATTİN KARACA

MODERN İSTİBDAT REJİMLERİNİN DAYATMACI DİL POLİTİKALARI VE ALİ FUAD BAŞGİL - ALÂATTİN KARACA

Ali Fuad Başgil, Birinci Dünya Savaşı, Atatürk, İnönü ve Demokrat Parti, 1960 Darbesi dönemlerine şahit olmuş bir hukukçu aydındır. Hukuk, siyasî rejimler, eğitim, din ve laiklik, devlet-vatandaş ilişkileri vb. konularda pek çok çalışması vardır. Temelde, liberal-muhafazakâr bir görüşe mensup olan Başgil, İnönü dönemindeki baskıcı politikaları da bu görüşüne paralel olarak şiddetle eleştirir. Onun eleştirdiği konulardan biri de, İnönü döneminde, Türkçeye yönelik, dayatmacı, uydurmacı politikalardır. Başgil, bu konudaki kirlerini 1945 yılında, Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinde yayımladığı yazılarla dile getirmiştir. Bu yazılar, daha sonra yazarın Türkçe Meselesi adlı eserinde toplanmıştır. Başgil, bu eserinde, dile kanun ve politika yoluyla, dayatmacı bir şekilde müdahale edilmeyeceğini, bu tür bir uygulamanın Türkçeyi bozacağını savunmuştur. Bu makalede, onun İnönü dönemindeki “uydurmacılık” hareketine nasıl baktığı ve niçin karşı çıktığı ele alınmıştır.

FRANSIZ DEVRİMİNDEN TÜRK İNKILÂBINA: MUHAFAZAKÂR LİBERAL BİR AYDIN OLARAK ALİ FUAD BAŞGİL'İN ELEŞTİRİLERİ - MUSTAFA SAİD KURŞUNOĞLU

FRANSIZ DEVRİMİNDEN TÜRK İNKILÂBINA: MUHAFAZAKÂR LİBERAL BİR AYDIN OLARAK ALİ FUAD BAŞGİL'İN ELEŞTİRİLERİ - MUSTAFA SAİD KURŞUNOĞLU

Ali Fuad Başgil gerek düşünceleri gerekse de politik mücadeleleri ile Fransız Devrimi ve Aydınlanma süreçlerinin Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiyelerindeki izdüşümünde muhafazakâr liberal yönü ile ön plana çıkmış bir hukuk ve politika insanımızdır. Almış olduğu eğitim aracılığı ile Türk İnkılâbında etkisi olan Fransız Aydınlanması ile Türk Aydınlanması arasındaki ilişkiyi derinlemesine tahlil edebilmiş ve gerekli olan eleştirel mukayeseyi Türk İnkılâbı adına ortaya koyabilmiştir. Onun düşünceleri yaklaşık iki asırlık Türk Modernleşme tarihinin ulaşmış olduğu zirveleri kökenleri ve hede eri bakımından değerlendirme genişliğine sahip olduğu gibi, analiz ve kritikleri bu sürece aktif bir şekilde katılan bir aydınımızın görüşlerini yansıtması bakımından da ayrıca önem kazanmaktadır.

MANEVİYATÇI BİR UFUK: ALİ FUAD BAŞGİL - EMRULLAH KILIÇ

MANEVİYATÇI BİR UFUK: ALİ FUAD BAŞGİL - EMRULLAH KILIÇ

Ali Fuad Başgil genellikle siyasetçi yönü ile ele alınan bir kişidir. Ancak liberal muhafazakâr bir düşünce yapısına sahip Başgil’in daha iyi anlaşılabilmesi için onun çok yönlü kişiliğinin mutlaka bilinmesi gerekmektedir. Vermiş olduğu demokratik mücadelelere ilaveten onun, yaşadığı dönemde hem Batılılaşma hem de Komünizm ve ondan kaynaklanan ahlaki ve felse sistemlerin ülkemizdeki yansımalarına karşı ortaya koymuş olduğu maneviyatçı felsefe ile Türkiye’nin hem siyasi hem de düşünce hayatına önemli katkıları olmuştur.
Onu milletin “kendi olma” meselesinin kri dayanaklarının öncülerinden biri olarak görebiliriz. O, radikal tutumlardan uzak ılımlı kişiliği ile hem Batı’yı anlamayı hem de geleneksel olan ile Batılı olanı birleştirmeyi içeren sentezci bir tutum ortaya koyar.
Biz bu çalışmada zaman zaman eleştirilere muhatap olan bu düşünce yapısının bağlamını iyi anlayıp onun maneviyatçı felsefesinin temel unsurlarını ortaya koymaya çalışacağız.

MANEVİYATÇILIK VE DİN VE VİCDAN BAĞLAMINDA ALİ FUAD BAŞGİL'DE LAİKLİK ANLAYIŞI - YUNUS ŞAHBAZ

MANEVİYATÇILIK VE DİN VE VİCDAN BAĞLAMINDA ALİ FUAD BAŞGİL'DE LAİKLİK ANLAYIŞI - YUNUS ŞAHBAZ

Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nde anayasal bir prensip olmanın ötesinde bir anlama sahiptir. Modernleşme/Batılılaşma sürecinin en çetrelli alanına, din devlet ilişkilerinin düzenlenmesine ilişkin bir ilke olarak laiklik, Türkiye’de dinin kontrol edilmesinde bir vasıta olarak kullanılmıştır. Tek parti dönemi laiklik uygulamaları, laikliğin en sert uygulandığı bir dönemi ifade etmektedir ve tek parti iktidarının sona ermesinden sonra da ilk eleştirilen konuların başında laiklik meselesi ve laikliğin uygulanma problemleri gelmiştir. 1947 yılında görece esnekleştirilme yönünde adım atılan laiklik anlayışı için asıl eleştiriler Demokrat Parti iktidarından sonra başlamış ve günümüzde de hâlâ devam etmektedir. Ali Fuad Başgil, Demokrat Parti’yi iktidara getiren seçimlerin hemen akabinde laiklik üzerine bir dizi köşe yazısı yazmış ve laiklik konusundaki görüşlerini açıklamıştır. Laikliğin temel toplumsal anlaşmazlık noktalarının başında geldiğinin farkında olan Başgil, din devlet ilişkilerinin yeniden düzenlenmesine ve toplum için yararlı bir çözüm bulunmasına katkı sağlamak amacındandır. Başgil’in laiklik konusundaki hassasiyeti ve görüşleri onun din ve vicdan hürriyeti hakkındaki görüşleri ile maneviyatçı kimliği bağlamında ele alınmıştır.

ALİ FUAD BAŞGİL'İN GENÇLERE YÖNELİK TAVSİYELERİ VE İDEAL GENÇLİK TASAVVURU - MUSTAFA BAYAR

ALİ FUAD BAŞGİL'İN GENÇLERE YÖNELİK TAVSİYELERİ VE İDEAL GENÇLİK TASAVVURU - MUSTAFA BAYAR

Gençlik yılları ziksel, duygusal ve ruhsal değişimlerin hızlı yaşandığı bir dönemdir. Çocukluktan orta yaşa giden bu süreçte meydana gelen ziksel ve ruhsal değişiklikler genç için önemli bir gerilim kaynağı olabilmektedir. Zira gençlik dönemi insan hayatının en sorunlu yılları olarak bilinir. Gençlerin bu sıkıntılı dönemi olumlu bir şekilde atlatabilmeleri için iyi bir rehberliğe ve manevi desteğe ihtiyaçları vardır. Ali Fuad Başgil, bilgi ve tecrübesiyle gençlere rehberlik eden, onlarla konuşan, yol gösteren bir mütefekkirimizdir. Başgil, gençlere hoşgörü ile yaklaşıp toplumdan dışlamadan onları kazanma yolunda bazı tavsiyelerde bulunmuştur. Bu tavsiyeler günümüzde de hâlâ geçerlidir. Bu makalede Ali Fuad Başgil’in gençlere olan tavsiyeleri ve gençlik eğitiminde öne çıkardığı hususları incelemek amaçlanmıştır.

TÜRK MUHAFAZAKÂR-LİBERAL SİYASÎ DÜŞÜNCESİ VE ALİ FUAD BAŞGİL - SONER KAVUNCUOĞLU

TÜRK MUHAFAZAKÂR-LİBERAL SİYASÎ DÜŞÜNCESİ VE ALİ FUAD BAŞGİL - SONER KAVUNCUOĞLU

Ali Fuad Başgil (1899-1967), Türk muhafazakâr-liberal siyasî düşüncenin bilkuvve hâlden bil il hâle geçmesinde etkili olan en önemli münevverdir. Başgil siyasî düşüncesinde, muhafazakâr düşüncenin belirli özellikleri ele alınmakta, bu özelliklerden milliyetçilik ve maneviyatçılık düşüncesi ortaya çıkmakta; beraberinde Türk-İslâm zihniyetini arşınlamakta (ıstılahlar, yönetim biçimi, siyaset ve sosyo-kültürel yaşam biçimi vb.) diğer taraftan da modern düşünce içerisinde belirgin hâle gelmiş olan liberal düşünce dünyasında gezinmektedir. Başgil asırlardır tevarüs eden Türk-İslam zihniyet dünyası ve muhafazakâr, milliyetçi ve maneviyatçı düşünceyle liberal düşünceyi terkip etmektedir. İşte bu anlamıyla, Başgil’in siyasi düşüncesi nazarî olan ile amelî olanın terkibinin merkezinde konumlanır.

ALİ FUAD BAŞGİL VE SOSYAL ADALET MESELESİ - MEHMET ÇAKIR

ALİ FUAD BAŞGİL VE SOSYAL ADALET MESELESİ - MEHMET ÇAKIR

Ali Fuad Başgil, hukuktan sosyolojiye, dinden felsefeye, ahlaktan siyasete kadar oldukça geniş bir alanda ülkemize kazandırdığı önemli eserleriyle Türk düşünce ve bilim dünyasının kıymetli şahsiyetleri arasında olan düşünce insanıdır. Türkiye’nin toplumsal ve siyasi yapısının anlaşılmasında dönemin olumsuz şartlarından etkilenmeden görüşlerini paylaşmayı, doğru bildiği meseleleri gelecek nesillere aktarmayı görevi sayan Ali Fuad, bu yönüyle birçok düşünce insanına ilham kaynağı olmayı başarmıştır. Dönemin siyasi koşulları dikkate alındığında Türkiye’de milli kültürün gelişimine ve özgürlük anlayışının yayılmasında önemli katkılar sağlayan Başgil, demokrasiye olan inancı, insan hak ve hürriyetlerine olan saygısı çerçevesinde sosyal adalet ilkelerinin egemen kılındığı bir toplum düzeni hayal etmiştir. Özellikle sosyal adalet konusunda Yeni İstanbul Gazetesinde görüşlerini paylaşan Başgil, şark ve garp eksenli mukayeselerle herkes için inşa edilecek bir adalet sisteminin gerekliliğini vurgulayan önemli bir şahsiyettir.
Bu çalışmada Ali Fuad’ın sosyal adalete ilişkin görüşleri, adalet ve sosyal adaletin toplumsal ve politik anlamı, dönemin koşulları bağlamında sosyal adaletli bir toplum yapısının inşası gibi konular ele alınmaktadır. Çalışmada Ali Fuad’ın 1962 yılı Ocak ayında “Yeni İstanbul Gazetesinde” yazdığı ve sosyal adalete ilişkin görüşlerini paylaştığı dört önemli köşe yazısına odaklanılmakta; aynı zamanda sosyolojik perspektiften sosyal adalet hususu açıklanmaya çalışılmaktadır.

TERAKKİCİ MUHAFAZAKÂR BİR MÜTEFEKKİRİN SİVİL TOPLUM TECRÜBESİ: HÜR FİKİRLERİ YAYMA CEMİYETİ - KÜRŞAD BİRİNCİ

TERAKKİCİ MUHAFAZAKÂR BİR MÜTEFEKKİRİN SİVİL TOPLUM TECRÜBESİ: HÜR FİKİRLERİ YAYMA CEMİYETİ - KÜRŞAD BİRİNCİ

Ali Fuad Başgil Türk düşünce hayatının en orijinal kişilerinden biridir. 1940’lı yıllardan başlayarak Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesine büyük katkıları olmuştur. Başgil’in bu mücadelesi Türkiye muhafazakâr düşüncesi içinde sıklıkla dile getirilmiş ve takdir edilmiştir. Ancak imparatorluk bakiyesi birçok düşünürde olduğu gibi Başgil’de hem bireysel hem de düşünce tarzı açısından çok yönlüdür. Bu makale bu anlamda Başgil’in nispeten daha az bilinen bir yönüne işaret etmektedir. Kendisi Türkiye liberal düşüncesi açısından son derece önemli olarak ifade edilebilecek bir sivil toplum örgütünün de kurucusu ve başkanıdır. İki buçuk yıl kadar Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti adlı bu liberal derneğin başkanlığını yürütmüştür. Başgil’in başkanlığı sırasında dernek son derece liberal muhalif bir pozisyon takınmış, Türkiye’de çok partili siyasi hayata geçiş tartışmalarına demokrat bir katkı sunmuştur. Başgil’in bu iki buçuk yıllık başkanlık performansı hem liberal düşünce hem de muhafazakâr düşünce açısından son derece değerlidir.

MÜLAKAT

ALİ FUAD BAŞGİL ÜZERİNE - İSMAİL KAHRAMAN

ALİ FUAD BAŞGİL ÜZERİNE - İSMAİL KAHRAMAN

Sayın Başkanım Muhafazakâr Düşünce Dergisi olarak Ali Fuad Başgil Hoca’nın hatırasına bir sayı hazırlıyoruz. Bu minvalde öncelikle bir talebesi olarak sizin de merhum Ali Fuad Başgil’e dair hatıralarınızı dinlemek istiyoruz.
Ali Fuad Başgil, o dönem için gelinebilecek en üst derece olan ordinaryüs profesör bir hocaydı. Şimdi böyle bir derecelendirme sistemi kullanılmıyor. O hem Edebiyat Fakültesi hem de Hukuk Fakültesi dekanlığı yapmış, bulunduğu kürsülerde otorite bir isimdi. Hocamızla ilgili ilk hatıram, üniversiteye kayıt olduğum güne aittir. Üniversiteye kayıt olduğum gün, kayıt sırasında benim önümde olan bir öğrenci ve yanında da abisi durumundaki bir başka genç eğildi ve kayıt yapmakta olan memura, “Cemal abi tek olsun” dedi. Cemal abi gençlere baktı, bir şey demeden kaydı yaptı. Onlardan sonra sıra bana gelmişti. Ben, gece mi gelinecek, farklı bir binada mı ders alacağız, kitaplar farklı mı olacak bilmiyordum. Sıra bana gelince ben de onlar gibi,
“Cemal abi tek olsun” dedim.
Gözlüğünü çıkarıp bana baktı. Tanımadığı bir genç, “Olmaz, herkese tek,
herkes tek olmaz ki…” dedi.
Ben de “ama abi önümdekine tek verdiniz, sıra bana gelince ne malum tek olmayacaktım, bitmedi ya ne olur tek olsun, sen yaparsın” dedim. Meğer tek numara alanlar Anayasa Hukukunda Ali Fuad Hoca’nın dersine giriyormuş. Çiftler ise Hüseyin Nail Kubalı Hocanın dersine katılıyormuş. Sonraki yıllar Cemal Abi ile dostluğumuz pekişti. Allah rahmet eylesin.
İki hoca arasında nasıl bir fark vardı? Sonuçta ikisi de Anayasa Hukuku dersi veriyor.

ANADOLU RUHUNU KAYBETMEMİŞ BİR AYDIN - YUSUF ZİYA KAVAKÇI

ANADOLU RUHUNU KAYBETMEMİŞ BİR AYDIN - YUSUF ZİYA KAVAKÇI

Hocam öncelikle Ali Fuad Başgil’i Vefatının 50. yılında anmak ve gelecek nesillere daha iyi ve derinlemesine anlatmak için Muhafazakâr Düşünce Dergisi olarak özel bir sayı yapmak istedik. Bu sebeple onu sağlığında tanıma fırsatı bulmuş öğrencileri ile bir dizi söyleşi yayınlamanın yeni nesile onu daha iyi anlatmanın en güzel yolu olacağını düşündük. Başlangıç olarak sizce Ali Fuad Başgil kimdir, onu bugün önemli bir düşünce adamı olarak anmamızı gerektiren özellikleri nelerdir? Bize onu anlatan bir profil çizebilirseniz memnun oluruz.
Öncelikle böyle bir vefa örneğine öncülük ettiğiniz için teşekkür ederiz. Ali Fuad Başgil, talebesi olmakla şeref duyduğum İstanbul Hukuk Fakültesi sıralarımızdan bir hocamızdır. 1960’larda 27 Mayıs İhtilali sonrası mert, cesur, güçlü, kılıç gibi kalemi olan, ifade gücü sağlam Anadolu çocuğu, o devirde nadir bulunan güçlü, düşünen bir üniversite hocası, bir profesör.
İstanbul ticaret esnafı ile beraber teşkilatlanmış Sönmez Şirketi ve İlim Yayma Cemiyetinin mensupları ile beraber çalışmıştır. Ali Fuad Başgil Hoca ayrıca Hasan Basri Çantay merhum, Kuran mütercimi, büyük insan, edebiyatçı, güçlü ve mübarek insanın ahbabı idi. Biz o dönem öğrenci iken hocalarımız arasında Sıddık Sami Onar, Reha Poroy, Rabi Koral’lar ve daha niceleri vardı. Ama Başgil bu hocalardan farklı olarak İstanbul’un muhafazakâr grubu ve halkla rahatlıkla beraber olabilen, Anadolu çocuğu, mert, dürüst bir Anayasa Hukuku Profesörü idi.

DERLEME

ALİ FUAD BAŞGİL'E GÖRE TÜRKÇE VE HUKUK DİLİ - BEŞİR AYVAZOĞLU

ALİ FUAD BAŞGİL'E GÖRE TÜRKÇE VE HUKUK DİLİ - BEŞİR AYVAZOĞLU

1941 yılı Ocak ayının başlarında İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne Maarif Vekâleti’nden bir tamim gelir; bütün ilim dallarında terimlerin öztürkçeleştirilmesi için her fakültede bir komisyon kurularak çalışmaların
hızlandırılması istenmektedir.
Prof. Dr. Ali Fuad Başgil’in dekanı olduğu Hukuk Fakültesi dışında bütün fakültelerde derhâl komisyonlar kurulup çalışmaya başlanır. Rektör Prof. Dr. Cemil Bilsel’in ara sıra çalışmaların nasıl gittiği yolundaki sorularını “Çalışıyoruz!” diye geçiştiren Ali Fuad Bey, komisyonlar arasında koordinasyon amacıyla Rektörlükte bir toplantı yapılacağı, her komisyonun bu toplantıya en üz üç üye ile katılması gerektiği bildirilince, işin ciddiye bindiğini anlar. Ebülula Mardin, Tahir Taner ve Mustafa Reşit Belgesay’la birlikte ister istemez katıldığı toplantıyı Maarif Vekili Hasan Âli Yücel de İbrahim Necmi Dilmen ve Şemseddin Günaltay’la birlikte teşrif etmiştir. Rektör’ün kısa açış konuşmasından sonra söze başlayan Maarif Vekili, uzun konuşmasında geri ve fakir olduğunu iddia ettiği Türkçeyi Türk milletine lâyık bir dil hâline getirmeye kararlı olduklarını söyler. Aşırı bir öztürkçeci olmakla beraber, Almanya’da lisaniyat eğitimi gördüğü için bu meselenin ilmî metodlarla ele alınması gerektiğini söyleyerek yapılan çalışmaları eleştirme cesaretini gösteren Prof. Ragıp Hulusi Özdem, Vekil Bey tarafından çocuk gibi azarlanınca Hâlide Edip Adıvar söz alır ve der ki:
“Türk münevverleri sıfatıyla ilmî bir mevzuun müzakeresi için buraya geldiğimizi sanıyorum. Fakat görüyorum ki Vekil beyefendi mutlaka kendileri gibi düşünmemizi istiyorlar. Eğer bu toplantılar bu hava içinde devam edecekse, ben şimdiden özür diliyorum.”

ALİ FUAD BAŞGİL'İN HÜR FİKİRLER MECMUASI - DAVUT DURSUN

ALİ FUAD BAŞGİL'İN HÜR FİKİRLER MECMUASI - DAVUT DURSUN

Türkiye’nin akademik, düşünce ve siyasi
hayatında özel bir yeri olan Ali Fuad Başgil (öl.1967) hukuk ve düşünce alanında geriye bıraktığı çok sayıda yayını ve siyasi hayattaki eylemleri ile Türkiye’de önemli bir yere sahip olmuştur. Hem Türkiye’de hem de yurt dışında verdiği dersler ile özellikle Anayasa Hukukuna ilişkin çalışmaları, alanında referans kaynakları olarak değerlendirilmiştir. Bunun yanında çok partili hayata geçiş sürecinde demokrasi, insan hakları ve özgürlükler konusundaki yazıları, konferansları ve yayınları liberal ve muhafazakâr demokratik düşüncenin gelişmesine önemli bir katkı yaptığı teslim edilmelidir (Sadoğlu, 2013; 307-315). Ali Fuad Başgil’in İkinci Dünya Savaşı sonrasında değişen dünya şartları ortamında çok partili hayata geçilmesi ve temel hak ve özgürlüklerin merkeze alındığı liberal bir yapılanmanın gerçekleştirilmesine katkı sağlaması amacıyla Ord. Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Prof. Şinasi Hakkı Erel, Prof. Dr. Ziyaeddin Hakkı Fındıkoğlu, Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil, Osman Fethi Okyar, Burhan Apaydın gibi akademisyenler ile Süreyya Ağaoğlu, Muvaffak Benderli ve M. Ali Sebük gibi hukukçuların yanında Selim Ragıp Emeç, Ahmet Emin Yalman ve Raif Necdet Meto gibi gazetecilerle 1 Ekim 1947 tarihinde kurduğu Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti onun siyasi ve fikri eğilimleri konusunda somut bir bilgi vermektedir. Derneğin başkanlığını kendisinin üstlenmiş olması o günün koşullarında liberal düşüncenin toplumda makes bulması ve yayılmasına katkı sağlanması konusundaki hedefini ve çabasını ortaya koymaktadır.

HOCAM ORD. PROF. DR. ALİ FUAD BAŞGİL - SERVET ARMAĞAN

HOCAM ORD. PROF. DR. ALİ FUAD BAŞGİL - SERVET ARMAĞAN

Hocam Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, Samsun’un Çarşamba ilçesi doğumludur. Lise öğreniminden sonra askerlik hizmetini Birinci Dünya Harbi’nde Kafkas cephesinde yapıyor. Askerlik hizmetinden sonra bir müddet boş kaldığını, “Gençlerle Baş Başa” kitabından okuyoruz. Akabinde devlet hesabına Avrupa’ya gidiyor. Fransa’da Bordeaux Üniversitesi’nde kalmış uzun seneler. Daha sonra İsviçre’ye gidiyor. Burada hem hukuk hem siyaset bilimi (veya siyasi bilimler) hem de felsefe okuyor ve bunların her birinden diploma alıyor.
Bizde, Anayasa Hukuku hakikaten felsefi bir temele ve birazda “siyaset bilimi”ne dayanan bir branştır. Diğer hukuk branşları Ticaret Hukuku vs. gibi değildir. Ben asistan olmaya karar verdikten sonra imtihana gireceğim sırada gitmiştim kendilerine. Hoca o zaman artık üniversiteden ayrılmıştı. Bana, “bu ilimlere de bakın, bunları da öğrenin”, dedi. Hakikaten daha sonra kariyerimde ilerledikçe bu sözlerin değerli ve yerinde olduğunu anladım. Başgil, Anayasa Hukuku sahasına ilk doktora verenlerden biriydi. Devlet tarafından yurtdışında okutulmuş, doktorasını yapmış, yurda dönmüş. Doktora tez konusu, ‘İstanbul Boğazları’ üzerineydi. Bu konu o zamanlar oldukça aktüel bir konuydu. Tez Fransızca olarak basıldı. O zamanlar ve benim de talebeliğim zamanında doktora yapmak mecbur değildi, yani doçent olabilmek için doktora aranmıyordu. Daha sonra değişen sistemde Avrupa’yı da emsal alarak doktora şartı getirdiler. Hoca bu şartı yerine getiren kimselerden ilkiydi. Yurda döndükten sonra önce Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde -eski ismi ile Mülkiye, devlete eleman yetiştirdiği için böyle isimlendirilmişders veriyordu. Buradaki görevinden sonra İstanbul’a gelmiş ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde emekli oluncaya kadar Anayasa Hukuku derslerini vermiştir.

ORD. PROF. ALİ FUAD BAŞGİL - RASİM CİNİSLİ

ORD. PROF. ALİ FUAD BAŞGİL - RASİM CİNİSLİ

Ali Fuad Başgil Hoca’nın son öğrencilerinden biriyim. 1959-1960 ders yılının ilk günlerinden biriydi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin büyük amfisi olağanüstü hareketlilik kazandı. Koca amfi bir anda tıklım tıklım doldu. Ord. Prof. Ali Fuad Başgil derse gelecekmiş, dediler. Merdiven başlarında bile ayakta duracak yer kalmamıştı. Üst sınıflardaki öğrenciler, başka fakültelerden gelenler hatta dışardan katılan yaşlı başlı misafir dinleyiciler kıpır kıpır bir heyecanla bekleşiyorduk. Uzun ve büyük kürsünün arkasındaki kanatlı kapı açıldı; önde orta boylu, tıknaz, pembe yüzlü beyaz saçlı şık giyimli “zat-ı muhterem” ağır, emin adımlarla mikrofona yaklaştı. Arkasındaki refakatçi heyet profesörler, doçentler, başasistan ve asistanlar kıdem sırasına göre yerlerini aldılar. Yeni asistanlar ön sıralarda öğrencilerin arasına oturdular. Çıt yoktu. Manzara muhteşemdi…
Ali Fuad Hoca salonu selamladı; “Arkadaşlar” diye söze başladı. Kelimeler ağzından su gibi akıyordu. Etkileyici ve güzel cümlelerle konuşuyordu. Sözler dikkatle seçilerek yerlerine oturtulmuş gibiydi. Kaliteli üslubu, ciddi kimliği, başkalarıyla kıyas kabul etmez bir üstünlük sağlıyordu. O konuştukça sanki dünyamız genişliyordu. Liseli öğrenciler olmaktan kurtulmuş kırk yıllık hukukçular gibi kıymet kazanmıştık. Üniversiteyi, üniversiteli olmanın ne demek olduğunu o gün anlamıştım. Ali Fuad Başgil gibi bir âlim bizi “Arkadaş” olarak kabul ediyor. Bizi önemsediğini hissettiriyordu…
İlk dersinde “Hukukun ana meseleleri” üzerinde konuştu; Hukukun kaynaklarını gösterdi, insan ve toplum hayatı için hukukun lüzumunu anlattı. “Zalimlerin bile bir gün hukuka muhtaç olacağını” vurguladı.
Adaleti, beşeriyete sunulmuş ilahi bir nimet olarak yorumladı. Genel hukuk konuları, birkaç ders sürdü. Hoca Mimar Sinan gibi temeli sağlam atıyordu. Zaman zaman “Yusuf-Has-Hacip”, “J.J. Rousseau”, “Montesquieu” gibi ünlü düşünürlerin görüşlerini konu içinde değerlendirirken; çoğunlukla asistanlarına bazen de öğrencilerden birine dönerek.”-Rousseau böyle diyor ama sizin bu husustaki icdihatınız nedir?” gibi sorularla hem dersleri renklendiriyor hem de öğrencilerine “Sizde Rousseau gibi İbn-i Sina gibi düşünen kafalarsınız kendinize güvenin. Çalışın muhakemenizi çalıştırın” mesajlarını veriyordu. Mesajları da yerini buluyordu.

ALİ FUAD BAŞGİL - NURETTİN TOPÇU

ALİ FUAD BAŞGİL - NURETTİN TOPÇU

Merhum Ali Fuad Başgil’in hukuk ilminde memlekete getirdiği eser, geçen asrın sonunda Mecelle’yi bir ilmî heyetle birlikte tedvin eden Cevdet Paşa’nın fikrî hareketinin daha geniş alanda devamı gibidir. O, unutulan ve inkâra uğratılan İslâm düşüncesini Batının ilim zihniyet ve metotlarıyla değerlendirerek tanıttı. Hukuk kültürünü gençliğe sunduğu ahlâk aşısı ile tamamlamaya çalıştı. Vatan sevgisinin ancak ilim aşkı ve fazilet imanıyla gerçek olacağını anlattı. Siyasî ve hukukî müesseselerin ahlâka dayanmadığı yerde millet kavramının vehimden ibaret olduğunu gösterdi. Hak davasına bütün iman edenler gibi haksızlığın karşısında isyanı öğretti. Bu isyanı bizzat kendi şahsiyle gerçek yaptı, örnek ve önder oldu. Bir gençlik onu, hakikat ve fikir adamı olarak hayranlıkla takip etti. Bir millet onu, hareket ve isyan kahramanı olarak tebcil etti ve bağrına bastı. Lâkin Ali Fuad’ın fikirleriyle hareket kudretine, irfanı ile isyanına çok daha üstün bir tarafı var ki onu sözle anlatmak muhal. İfade onu küçültür, tasvir düşürür. O, bir kalp cevheridir. İncil’de söylendiği üzere “saf kalpler ne bahtiyardır! Çünkü onlar Allah’ı göreceklerdir.” Onun kalbi nice Cennet nuru ile yıkanmış, Allah eliyle sunulmuş dost hediyesi, hislerin ve aklın hiçbir zaman kavrayamayacakları İlâhî bir cevherdi. O kalbi görebilenler ne bahtiyardır!

ALİ FUAD BAŞGİL GÜNLÜĞÜ - MEHMET SILAY

ALİ FUAD BAŞGİL GÜNLÜĞÜ - MEHMET SILAY

5 Ekim 1966
Vefatından altı ay önce Demokrasi Yolunda, Din ve Laiklik ve bizim kuşak için en önemlisi Gençlerle Baş Başa adlı eserleri, Başbakan ve Bakanları siyasallaşan yargı aracılığıyla infaz edip-İmralı’da asan ihtilalcilere karşı verdiği demokratik direnişiyle kendisine büyük saygı duyduğumuz Ali Fuad Başgil Hocayı yakından tanıma imkânını Allah bize lütfetti.
Bu yıl yüz elli kişilik kontenjanı içinde İstanbul Tıp Fakültesine yirminci sırada kaydolmuş ve kitaplarımı da almıştım. Ancak hala İsmail Dayı Bey’in sahibi olduğu ve yönettiği Yağmur Yayınevi’nde işçi olarak çalışmayı sürdürüyordum.
Ali Fuad Başgil Hoca eşi Nüvide Hanımla birlikte Anadolu yakasındaki güzide semtlerden biri olan Fener Yolu’ndan kalkıp Sirkeci’deki kalabalığı da aşarak Cağaloğlu’nda bulunan idarehanemize gelmişti.
Ali Fuad Hocanın ebadı-hacmi küçük ama muhtevası büyük olan altmışaltı sayfalık Gençlerle Baş Başa kitabı on bin basmış ve dokuzuncu baskısı üç ayda tükenmiş. Çok rağbet gören ve kapışılan bir eğitim kitabı hakkında yazarı ile yayıncı arasında teknik bir görüşme yapılacaktı.
Ali Fuad Başgil’in Anadolu’nun küçük bir ilçesinde başlayan eğitim hayatı İstanbul’da devam etmiş, Paris’te sona ermişti. Evrensel hukuk normlarını savunan, yurtsever bir düşünce adamı aynı zamanda Batı kültürünün içinden geliyordu.

BAŞGİL’DEN SEÇMELER

DİL BEYANNAMESİ MÜNASEBETİYLE - ALİ FUAD BAŞGİL

DİL BEYANNAMESİ MÜNASEBETİYLE - ALİ FUAD BAŞGİL

Mart 1949 Sayı: 5
Seneler süren itiraz ve tenkitlere rağmen iktidar adamlarımız hiç tınmadan ve irkilmeden uydurma dili bütün fecaatiyle devam ettirmektedir. Mektep kitaplarından kanunlarda ve mahkemelerde ve dairelerde soysuz kelimeler her gün biraz daha çoğalmaktır. Memleket diline karşı cepheden hücum yerini şimdileri sinsi bir pusu hücumu almıştır. Eski açık emirlerin ve taarruzların yerine, sinsice bir soruşturma ve sindirme politikası kaim olmuştur. Hele Anayasanın uydurma dile çevrilmesinden sonra bir de kanunilik kaftanı giyen bu dil esef edelim ki üniversitelere kadar indirilmiştir. Gerçi bu muhitlerde öteden beri uydurmacılık hastalığına yakalanan ve zaman zaman bunu açıkça söyleyip öğünenler yok değildi. Fakat şimdi, resmiyet dışında herkes gibi konuşup düşünen ve herkesten muarız görünenler bile resmi yazılarında, kanun otoritesine arkalanan, uydurma kelime kullanmaya mecbur olduklarını sanıyorlar. Mahrumiyet üniformasını kaybetmek endişesinden bir türlü kendilerini kurtaramayan üniversite idarelerini bir dereceye kadar olsun haydi mazur görelim. Ve zaten ekmeği hükümetten ve yaşama imkânını kanun vazılarından bekleyen bir üniversite için muhtariyet, horoz göğsünde Sultan Aziz nişanıdır deyip geçelim. Fakat muhalefet partilerimize ne buyurulur?

İLMİN IŞIĞINDA İNSAN HAKLARI FİKRİNİN TEKÂMÜLÜ - ALİ FUAD BAŞGİL

İLMİN IŞIĞINDA İNSAN HAKLARI FİKRİNİN TEKÂMÜLÜ - ALİ FUAD BAŞGİL

12 Ocak 1961
Geçen ki yazımda (*) fikrin felsefi kaynaklarını ele almış, eski filozoflarla, kısaca büyük dinlerin görüşlerinden bahsetmiştim. Ve insanlığa istikamet verici bu görüşlerin yüzyıllarca birer köşede unutulup kaldığını söylemiştim.
Düşünülsün ki eski çağların (Stoicien) adı verilen fikir adamları, bundan iki bin küsur sene evvel, köleliği yani ferdin fert tarafından hayvanlaştırılıp istismar edilmesini, insanlık şeref ve haysiyetine aykırı görmüş ve bu istismarın tabii hukukta yeri olmadığını bilakis bütün insanlık haklarında eşit olduklarını ilan etmişlerdir.
Aradan uzun bir taassup ve cehalet devri geçmiş; kütüphanelerin tozlu raflarında saklı kalan bu güzel fikirler, nihayet 17.yy.da yaman bir İngiliz fikir adamı tarafından yeniden ele alınıp yeni bir hızla ortaya atılmıştır.
Locke adındaki bu adam, 1690’da ‘Medeni Hükümet Üzerine Deneme’ başlığı altında, siyaset dünyasında ihtilal koparan bir eser neşretmiştir.
Filozof bu eserinde, eskilerin (Tabii Hukuk) ve (Tabii Kanun) fikrini ele almış ve bu fikirden, halk ve hükümet münasebetlerinin temelini teşkil eden modern hürriyetleri ve insan haklarını çıkarmıştır.
Eskiler, beşeri hukuk ve kanunların üstünde tabii veya ilahi bir hukuk ve kanun var olduğunu sezmişlerse de bundan devlet hayatına tatbiki kabil pratik neticeler çıkarmamışlardı. Onlar bu hususta sırf bir felsefi görüş ortaya koymakla iktifa etmişlerdi.
Eskilerce, ferdin fert ile olan münasebetlerinde her birinin diğerine karşı koyacağı hakları vardır ve bunların en üstünü tabii olanlarıdır. Fakat ferdin, gerek yalnız başına ve gerek başkalarıyla birleşerek hükümet kuvvetine karşı koyacağı bir hakkı ve diyeceği bir sözü yoktur. Fert iktidar adamlarının ökçe çamuru olmaya mahkûmdur.
Adı geçen İngiliz filozofunun orijinalliği kendisini bu noktada göstermekte ve iktidar karşısında ferde bir varlık tanımasındadır. Gerçi eskilerin hükümet kuvveti karşısında insanı bir karınca gibi gören telakkisine, filozof Locke’tan asırlarca evvel ilk darbeyi İslamiyet indirmiştir.

İNSAN HAKLARI FİKRİNİN SİYASİ KAYNAKLARI VE BİRİNCİ DÜNYA HARBİ ERTESİNE KADAR GEÇİRDİĞİ SAFHALAR - ALİ FUAD BAŞGİL

İNSAN HAKLARI FİKRİNİN SİYASİ KAYNAKLARI VE BİRİNCİ DÜNYA HARBİ ERTESİNE KADAR GEÇİRDİĞİ SAFHALAR - ALİ FUAD BAŞGİL

3 Mayıs 1961
Okuyucularıma hatırlatayım ki insan hakları mevzuundaki yazılarımın sonuncusu Düşünen Adam’ın 12 Ocak 1961 sayısında çıkmıştı. Bu yazıda insan haklarının felsefi kaynakları üzerinde durmuş, bilhassa İngiliz filozof J. Locke düşüncelerini anlatmıştım. Bugün aynı fikrin siyasi kaynaklarını ele alacak. Birinci Dünya Harbi ertesine kadar geçirdiği safhaları anlatacağım.
Filozof Locke’un insan hakları üzerindeki düşünceleri dünyaya çabucak yayılmamıştır. Çünkü Avrupa’da 17. ve hatta 18.asrın birçok fikir adamı gibi Locke’da eserini Latince yazmıştır. Bunu ancak fikir ve felsefe meraklıları okuyup anlayabiliyorlardı.
Bu inkılapla fikirler memleketleri dolaşıp ihtilaller koparmak, taçlar devirip saltanatlar yıkmak için Cihanşumülcü Fransız dehasıyla yoğrulmuş bir zekâ ve kalem sahibi bekliyordu. Bu kalem sahibi, Locke’tan yetmiş altı sene sonra davayı ele alan meşhur Fransız J.J. Rousseau oldu.
Filhakika Rousseau 1767’de dünyaca tanınmıştı İçtimai Mukavele adlı eserini neşrediyor ve burada filozof Locke’un biraz kapalıca kalan fikirlerini ele alıyor; halk ile hükümet arasındaki münasebetlerin temelini ferdin insanlık hakları üzerine kuruyor.

ENGLISH

ON THE TRACK OF A BIOGRAPHY: SOME SECTIONS FROM ALİ FUAD BAŞGİL's LIFE AND STRUGGLE - H. ALİYAR DEMİRCİ

ON THE TRACK OF A BIOGRAPHY: SOME SECTIONS FROM ALİ FUAD BAŞGİL's LIFE AND STRUGGLE - H. ALİYAR DEMİRCİ

Ali Fuad Başgil (1893-1967): an exceptional personality in the cultural elites of the Republican era. He is the rst generation of scientists in the eld of constitutional law in Turkey. In the 1920s, he studied law, philosophy and sociology in France. During his youth he learned a great deal from Müderris Şevketi Efendi. Şevketi Efendi was a classical madrasa originated gure, yet he was also educated at Robert College and continued his education in Europe. Alongside his madrasa origin he knew to speak certain Western languages. Başgil did not adopt the Western line of Turkish modernization. But he was not anti-Western. He defended that there is a spiritualist West other than the positivist West. He criticizes the Turkish language reform, the radical applications of secular politics and the authoritarian nature of the regime. He is not just a scholar. He also in uences public opinion through the articles published in daily newspapers. Due to the criticism of the regime especially after the May 27 coup, he was thrown out of university and after a while he got arrested. Despite the fact that he was a member of the modern epistemic community, the community did not quite tolerate him. As a constitutional jurist, he was the founder of a doctrine. He became a public intellectual in Turkey.

PATRONIZING LANGUAGE POLICIES OF MODERN AUTOCRACY REGIMES AND ALİ FUAD BAŞGİL - ALÂATTİN KARACA

PATRONIZING LANGUAGE POLICIES OF MODERN AUTOCRACY REGIMES AND ALİ FUAD BAŞGİL - ALÂATTİN KARACA

Ali Fuad Başgil is a lawyer-intellectual who witnessed the First World War, the periods of Atatürk, Inonu, the Democratic Party and the 1960 coup d’etat. He has lots of studies related to various topics such as law, political regimes, education, religion and secularism, state-citizen relations. Başgil, a member of the liberal-conservative view, strongly criticizes the repressive policies of Inonu in parallel with this view. In the period of Inonu, one of the issues he critized is the patronizing, “fabricating” politics towards the Turkish language. Başgil expressed his ideas on this subject in 1945 with the articles he published in Cumhuriyet and Vatan newspapers. These texts were later collected in his book “Türkçe Meselesi”. In this work, Başgil claims that the language should not be interfered with an imperative manner through law and politics; this kind of practices damages the language. In this article, how he looked at the “fabricating” movement at the Inonu period and why he opposed it will be discussed.

FROM THE FRENCH REVOLUTION TO THE TURKISH REVOLUTION: A CONSERVATIVE LIBERAL INTELLECTUAL ALİ FUAD BAŞGİL AND HIS CRITICISM - MUSTAFA SAİD KURŞUNOĞLU

FROM THE FRENCH REVOLUTION TO THE TURKISH REVOLUTION: A CONSERVATIVE LIBERAL INTELLECTUAL ALİ FUAD BAŞGİL AND HIS CRITICISM - MUSTAFA SAİD KURŞUNOĞLU

Ali Fuad Başgil as a Turkish law and political man, who is a conservative liberal in both his thoughts and his political struggles has come to the fore in the projection of the French Revolution and Enlightenment processes in Turkey during the Ottoman and Republican Eras. He was able to analyze in depth the relation between the French Enlightenment and the Turkish Enlightenment by the education he had taken, and he has presented the necessary critical comparison in the name of Turkish Revolution. His thoughts are of great signi cance in terms of re ecting the intellectual criticism of Turkish Modernization process. His thoughts have a wide range of evaluation in terms of the origins and purposes of the peaks of Turkish modernization process which have continued for about two centuries. His analysis and critiques are also important in terms of re ecting the views of a thinker who actively participated in this process.

A SPIRITUALIST HORIZON: ALİ FUAD BAŞGİL - EMRULLAH KILIÇ

A SPIRITUALIST HORIZON: ALİ FUAD BAŞGİL - EMRULLAH KILIÇ

Ali Fuad Başgil is a person generally considered with a political aspect. But in order to better understand Başgil, whose way of thinking is conservative, his multidimensional character must absolutely be known. In addition to his democratic struggles, at his time, he contributed to Turkey’s both political and philosophical thought with his spiritualist philosophy in the sense that he put forth against re ections of moral and philosophical systems originating from westernization and communism in Turkey.
He may be considered as one of the pioneers of ideological foundations of the issue of the nation’s “being itself”. With his moderate personality, he puts forward a kind of synthesist attitude consisting both understanding west and compounding traditional and the Western.
In this study, I will try to understand the context of this way of thinking criticized from time to time and to reveal the basic elements of his spiritual philosophy.

ALİ FUAD BAŞGİL'S UNDERSTANDING OF SECULARISM IN THE CONTEXT OF SPIRITUALISM AND FREEDOM OF THOUGHT AND FAITH - YUNUS ŞAHBAZ

ALİ FUAD BAŞGİL'S UNDERSTANDING OF SECULARISM IN THE CONTEXT OF SPIRITUALISM AND FREEDOM OF THOUGHT AND FAITH - YUNUS ŞAHBAZ

Secularism has a meaning beyond the constitutional principle in the Republic of Turkey. Secularism has been used as a means of controlling religion in Turkey and Turkey and as a principle for regulating religion-state relations that is the most troubled area of the Modernization/Westernization period. The practice of secularism in the Single-Party era refers to a period in which secularism was applied the hardest, and after the end of the Single-Party rule, the rst criticized issues have been the problems of applying the secularism issue and secularism. The main criticisms for the understanding of secularism, which took a step toward relative exibility in 1947, began after the Democratic Party ruled and are still continuing today. Ali Fuad Başgil wrote a series of columns on secularism immediately following the elections that brought the Democratic Party to power, and explained his views on secularism. Being aware that secularism is at the beginning of the main social disagreements, Başgil aims to contribute to the reorganization of religion-state relations and the nding of a useful solution for society. Başgil’s sensitivity and views on secularism are discussed in the context of his views on freedom of thought and faith and his spiritual identity.

ALİ FUAD BAŞGİL'S ADVICES FOR YOUNGS AND HIS IMAGINATION OF IDEAL YOUTH - MUSTAFA BAYAR

ALİ FUAD BAŞGİL'S ADVICES FOR YOUNGS AND HIS IMAGINATION OF IDEAL YOUTH - MUSTAFA BAYAR

Youth is the time of life when physical, emotional and psychological changes occur quickly. Physical and psychological changes occurring through this time from childhood to mid-age might be a source of tension. Because youth is known as the most problematic time of human life. Youth needs a good guidance and moral support to surmount this troubled time. Ali Fuad Başgil is a thinker of ours guiding youth, speaking to them and leading them with his knowledge and experience. Başgil offered many advices in way of approaching the youth with tolerance and not cast them out of society. These advices are still valid at modern times. This study aims to analyze Ali Fuad Başgil’s recommendations to youth and the matters he brings forward for the education of the youth.

THE TURKISH CONSERVATIVE-LIBERAL POLITICAL THOUGHT AND ALİ FUAD BAŞGİL - SONER KAVUNCUOĞLU

THE TURKISH CONSERVATIVE-LIBERAL POLITICAL THOUGHT AND ALİ FUAD BAŞGİL - SONER KAVUNCUOĞLU

Ali Fuad Başgil (1899-1967) is one of the most outstanding intellectuals in uenced on transition from the case of the virtual to the actual in Turk Conservative-Liberal political thought. Başgil’ political thought suggested that speci c features of conservative thought are treated and then, a nationalist and spiritualist thought emerges from this speci c features; at the same time, he both strides through the world of Turkis-Islamic mindset (concepts, style of government, politics, the mode of socio-cultural life etc.) andgets around the world of liberal thought which became apparent in modern thought and times. Başgil adopted the inherited composition of of Turk-Islam mindset for many centuries; and also defended conservative, nationalist, spiritüalist opinons with liberal thoughts. That is to say, Başgil’s political thought is positioned around the composition of theory and practice.

ALİ FUAD BAŞGİL AND SOCIAL JUSTICE ISSUE - MEHMET ÇAKIR

ALİ FUAD BAŞGİL AND SOCIAL JUSTICE ISSUE - MEHMET ÇAKIR

Ali Fuad Başgil is a thinker standing between the precious personalities of the Turkish intellectual world with his works ranging from law to sociology, philosophy and from ethics to politics. Ali Fuad has become a source of inspiration for many people, and adopted the duty to understand the social and political structure of Turkey and to share his views without being affected by the negative conditions of the period for conveying truths to future generations. When the political conditions of the period are taken into consideration, Başgil, who has made important contributions to the development of national culture and the spread of the understanding of freedom in Turkey, has envisioned a society in which social justice principles dominate within the framework of belief in democracy, respect for human rights and freedoms. Sharing his views on social justice at the Yeni Istanbul Newspaper, Başgil is an important person who emphasizes the necessity of a system of justice to be built for everyone, eastern and western-oriented.
This study focuses on Ali Fuad’s views on social justice, the social and political meaning of justice and social justice as well as the construction of a social justice society in the context of the conditions of the period. The study features four important columns written by Ali Fuad in January, 1962, “Yeni Istanbul Newspaper” where he shared his views on social justice; social justice is tried to be explained from the sociological perspective in this present study, as well.

THE CIVIL SOCIETY EXPERIENCE OF A PROGRESSIVIST CONSERVATIVE THINKER: SOCIETY FOR SPREADING FREE IDEAS - KÜRŞAD BİRİNCİ

THE CIVIL SOCIETY EXPERIENCE OF A PROGRESSIVIST CONSERVATIVE THINKER: SOCIETY FOR SPREADING FREE IDEAS - KÜRŞAD BİRİNCİ

Ali Fuad Başgil is one of the most original persons of the Turkish thought life. He made a signi cant contribution to the democratisation ght of Turkey beginning from the 1940’s. His ght has been mentioned and appreciated frequently within the conservative thought of Turkey. On the other hand, Başgil is versatile in both individual and thought style just like the most of the empire remainder philosophers. This article points out Başgil’s relatively less known aspect. He is also the founder and the head of a non-governmental organisation which can be expressed as vital for liberal thought of Turkey. He had been the head of this liberal organisation called Association for Spreading Free Ideas (Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti) for two and a half years. During his leadership, the organisation had an opponent position and added a democrat contribution into discussions of transition to multi-party political life. Başgil’s two and a half – year leadership performance is extremely valuable for both liberal thought and conservative thought.

İlginizi Çekebilir?

50. Sayımız

13. Yıl, 50. Sayı • Ekolojİk Düşünce

Muhafazakâr Düşünce’den Modernitenin hüküm sürdüğü çağlarda insanların karşı karşıya olduğu siyasal ve toplumsal sorunların giderek ...