Adalet

15Muhafazakâr Düşünce’nin bu sayısında zor bir konuyu ele alıyoruz: Adalet. Sosyal  siyasal teori odaklı dergiler arasında adalet sorununu özel sayı konusu yapmakla Muhafazakâr Düşünce galiba alanında bir ilki de başarmış oluyor. Adalet kelimenin tam anlamıyla evrensel bir toplumsal-siyasal ideal. Yani, adaletin evrenselliği hem zamana hem de mekâna ilişkin… Evrensel olduğu ölçüde de gerçekten zor bir konu adalet. Nitekim, kadim zamanlardan beri hukuk ve siyaset filozoflarınca tartışılmış olmasına rağmen, gerçekten de halâ gerek anlamı gerekse icapları üzerinde görüş birliği sağlanabilmiş değil. Günü-müz siyaset felsefesinde de adalet konusu çeşitli yönleriyle elbette tartışılmaya devam ediyor. Hatta John Rawls’un 1971’de yayımlanan meşhur kitabından sonra adalete ilişkin siyasal felsefe literatürü daha da zenginleşti denebilir. Hayek’in, B. Barry’nin, M. Walzer’ın ve en son D. Schmidtz’in eserleriyle…
Bu evrensel boyutu itibariyle adalet konusu, siyasî-ideolojik yelpazenin neresinde olursak olalım, hepimizi ilgilendiriyor. Ama biz Muhafazakâr Düşünce olarak adalet sorununun daha özel bir yanıyla da ilgiliyiz. Biz tabiatıyla adalete ilişkin kendi tarihsel tecrübemize, bizim kendi adalet maceramıza, özel bir ilgi duyuyoruz. Onun için bu sayıda adalete ilişkin daha genel ve teorik yazılar yanında, bu kavramın İslam ve Osmanlı siyasî geleneğindeki seyrine ilişkin denemelere de yer verdik. Doğrusunu söylemek gerekirse, adalet konusundaki evrensel
muhafazakâr literatürü okuyucuya hakkıyla aktarmanın güçlüğü karşısında, buna biraz da mecburduk. Bu söylediklerimiz, dergimizin bu sayısında yer alan teorik yazıların hepsinin
muhafazakâr perspektifi yansıttığı anlamına elbette gelmiyor. Hatta bazi yazilarimizda liberal siyaset yaklaşımının ağır bastığı söylenebilir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, adalete ilişkin felsefî-teorik tartışmada liberal perspektifle muhafazakâr bakış birbirinden çok uzak değildir. Yine de, adaletin İslâmda ve Osmanlı siyasî geleneğindeki yerini ele alan denemeler muhafazakâr duyarlılığa daha fazla hitap ediyor olabilir. Böylece, Muhafazakâr Dusunce’nin elinizdeki son sayısı hem farklı siyasîideolojik perspektiflere (muhafazakâr, liberal, İslamî) yer vermesi hem de muhtelif uzmanlıkları (hukuk, tarih, siyaset bilimi, ilâhiyat) devreye sokmasıyla özel bir zenginlik kazanmış olmaktadır. Bunu söylemek belki bize düşmez ama bu
çeşitlilik ve zenginliğe galiba derinlik de eşlik etmektedir.Son olarak güncelle ilgili olarak da bir şeyler söylemek gerekirse, biz adaletle ilgili bir sayı çıkarma kararını aylar öncesinden vermiştik. Türkiye’de son dönemde
hızla gelişen ve yargı etrafında şekillenen siyasal ve/veya yargısal gelişme

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE GÜÇ ve ADALET Ramazan GÖZEN

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE GÜÇ ve ADALET Ramazan GÖZEN

Bu çalışma, bir olgu ve disiplin olarak Uluslararası İlişkiler’de ‘güç’ ve ‘adalet’in yerini ve önemini incelemektedir. Uluslararası ilişkiler tarihinin hem pratikte hem düşüncede bu iki kavramın hakimiyet mücadelesi şeklinde okunabileceği iddiasına dayanan çalışma, dört temel uluslararası ilişkiler teorisinin (Realizm, İngiliz Okulu, İdealizm ve Kozmopolitanizm) güç ve adalet hakkındaki görüşlerini değerlendirmektedir. Realizm, uluslararası ilişkilerin ‘güç mücadelesi’ olduğunu, adalet ve ilgili kavramlar ahlak, moralite, etik ve hukukun devletin çıkar ve güç mücadelesine katkısı olmadığı müddetçe öneminin olmadığını savunur. İngiliz Okulu, ‘anarşik bir uluslararası toplumun’ istikrar ve düzen içinde yaşamasını sağlayan ortak uluslararası hukuk kuralları olduğunu, böylece güç mücadelesinin kontrol altına alınabildiğini ve pozitif hukukun uygulanması bağlamında adaletin geçerli olduğunu iddia eder. İdealizm, güç mücadelesini frenleyebilmek için ‘uluslararası örgütlerin’ rolünü ve önemin ön plana çıkarır. Kozmopolitanizm ise, devletler ötesi bir perspektif sunarak ‘evrensel insanlık toplumunu/ailesini’ adaletin konusu yapar. Çalışmanın son bölümünde, küreselleşme döneminde güç ve adalet bağlamında çok önemli olan iki konu değerlendirilmektedir: ‘evrensel insan hakları rejimi’ ve ‘küresel ekonomik ve sosyal eşitsizlik ve adaletsizlikler’. Küreselleşme olgusu sonucu gelişen evrensel insan hakları rejimi, ‘güç mücadelesinin’ konusu olan devletler ile ‘adalet mücadelesinin’ konusu olan insan haklarını karşı karşıya getirmiştir. Bu karşılamada, birçok uygulama sorunlarına rağmen özelikle belirli ülkelerde (Türkiye gibi) ve bölgelerde (Ortadoğu ve Doğu Avrupa gibi) evrensel insan hakları rejimi (adalet) devletleri (gücü) baskı altına almıştır. Diğer yandan, küreselleşme sürecinin bir başka sonucu olan ekonomik ve sosyal sorunların ortaya çıkardığı adaletsizliklerin giderilmesi için “yeniden dağıtımcı adalet” teorisinin dikkate alınmasının gerekliliği ve bu çerçevede insanın üretim ve katılım gücünü artıracak yönde devletin yeniden düzenlemesi gerektiği ileri sürülmektedir. Anahtar kelimeler: Uluslararası İlişkiler Teorisinde Güç ve Adalet, Realizm, İngiliz Okulu, İdealizm, Kozmopolitanizm, Küreselleşme, İnsan Hakları, Yeniden Dağıtımcı Adalet.

ULUSLARARASI HUKUKTA “HAKLI SAVAŞ” DOKTRİNİ: BİR PROBLEMİN ANALİZİ Mehmet DALAR

ULUSLARARASI HUKUKTA “HAKLI SAVAŞ” DOKTRİNİ: BİR PROBLEMİN ANALİZİ Mehmet DALAR

Bu çalışmada “haklı savaş” kavramının tarihsel niteliği ve kavram hakkında ileri sürülen doktrinler incelenmiş olup, uluslararası hukukun bu konuda getirdiği düzenlemelerin yetersizliği analiz edilmiştir. Çalışmada, savaşların görünümde haklı nedeni olsa bile haksızlığa da yol açabileceği ve girişilen savaşların çatışmaya taraf olan aktörlerce haklı savaş ilkelerine dayandırıldığı ABD örneğinde somutlaşan örneklerle gösterilmiştir. Günümüzde değişen niteliğiyle haklı savaş kavramını ele alan bu çalışma, uluslararası hukukun yetersizliği ve saldırgan eylemlere karşı uluslararası anlamda kurumsallaşmış bir yapının oluşturulmaması nedeniyle uluslararası örgütlerin bu konuda getirdikleri düzenlemelerin “haklı savaş”’ı durdurmaktan uzak olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Haklı Savaş, Doktrin ve Hukuk

ADALET ve EŞİTLİK Mustafa ERDOĞAN

ADALET ve EŞİTLİK Mustafa ERDOĞAN

Bu denemenin amacı eşitliğin adalet içindeki yerini gözden geçirmektir. Denemede, David Schmidtz’in çoğulcu yaklaşımından da esinlenilerek, adalet kavramı çoğulcu bir bakışla ele alınmakta ve eşitlik bu çoğulcu bağlamda adaletin gereklerinden biri olarak kavramlaştırılmaktadır. Adaletin bir gereği olarak eşitliğin, esas olarak, kamu otoritesinin kişiler arasında keyfî ayrım yapmasını yasakladığına dikkat çekilmektedir. Bu arada, eşitliğin adaletin bir gereği olarak görülmesinin eşitlikçilik doktrinini onaylamayı gerektirmediği de açıklanmaktadır. Deneme özgür ve açık bir toplumun adaletin ön şartı olduğunu vurgulayarak sona ermektedir. Anahtar kelimeler: Eşit Muamele, Fırsat Eşitliği, Eşit Paylar, Özgürlük, Açık Toplum.

ADALET: MUHAFAZAKÂR BİR GÖRÜŞ

ADALET: MUHAFAZAKÂR BİR GÖRÜŞ

RONALD DWORKİN’E GÖRE ANAYASANIN AHLAKSAL OKUNUŞU Mehmet TURHAN

RONALD DWORKİN’E GÖRE ANAYASANIN AHLAKSAL OKUNUŞU Mehmet TURHAN

Türkiye’de üniversitelere başörtüsüyle girilemeyeceği yolundaki yasağın Anayasa Mahkemesi kararıyla getirildiği ve yasaların yürürlüğünü durdurma yet-kisinin de Anayasada açıkça tanınmamış olmasına karşın Yüksek Mahkemenin yi-ne yorum yoluyla kendisinde gördüğü yetkilerden olduğu düşünüldüğünde, ülkemizde yorum konusuna gösterilen ilgisizliği şaşırtıcı bulmamak imkansızdır. Bu çalışma ile söz konusu eksiklik Ronald Dworkin’in Anayasanın ahlaksal okunuşu kuramının irdelenmesi suretiyle belli ölçüde giderilmeye çalışılmıştır. Dworkin’in kuramında, Anayasada yer alan haklarla ilgili soyut hükümlerin siyasal adalet ve ahlaksallık açısından çağrıştırdığı ahlaksal ilkeler doğrultusunda yorumlanması önerilmektedir. Profesör Dworkin bu yorum biçimiyle bağlantılı olarak çoğunlukçu demokrasiyi değil, anayasal demokrasiyi savunmaktadır. Bir başka deyişle, bu yorum biçimi anayasal demokrasiyle iç içe geçmiş durumdadır; yazara göre demokrasilerde çoğunlukçu kurumlar demokratik koşullara uymadıklarında bunları daha iyi koruyan yöntemlere demokrasi adına itiraz edilemez. Anayasa yargısı ve hatta aktivist bir anayasa yargısı dahi anayasal demokrasilerde demokrasiye aykırı kurumlar olarak düşünülemez. Çalışmada Dworkin’in görüşü ülkemiz açısından ele alınarak değerlendirilmiş ve bu değerlendirme sonucunda, düşünürden farklı olarak pekişmiş bir demokrasinin olmadığı ülkelerde ve bu arada Türkiye’de güçlü ve aktivist bir anayasa yargısının siyaset yapımına sık sık müdahale ederek demokrasiye zarar verebileceği görüşü savunulmuştur. Anayasanın ahlaksal yorumunun ülkemizde kabul edilebilmesi için her şeyden önce mahkemelerin devlet söylemini esas alan amaç-temelli bir yorum biçimini değil, bireylerin hak ve özgürlüklerine öncelik veren hak-temelli bir yorum biçimini kabul etmeleri gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Anayasanın Ahlaksal Okunuşu, Yorum, Demokrasi, Çoğunlukçu Öncül, Hak-temelli Yorum.

TABİÎ HUKUK ve HUKUKÎ POZİTİVİZME GÖRE ADALET KAVRAMI Kemal GÖZLER

TABİÎ HUKUK ve HUKUKÎ POZİTİVİZME GÖRE ADALET KAVRAMI Kemal GÖZLER

Bu makalede, adalet kavramı tabiî hukuk ve hukukî pozitivizm teorileri açısından incelenmektedir. Tabiî hukuk teorisi, adalet kavramını hukukun temeli olarak görür. Tabiî hukuk anlayışına göre, bir kuralın hukuk kuralı olabilmesi için adil olması gerekir. Ne var ki, tabiî hukukun adalet tanımı çağdan çağa değişmiştir. İlk Çağda tabiata, Orta Çağda tanrısal emirlere, Yeni Çağda ise akla uygun olan şey adildir. Pozitivist teori ise tabiî hukukun yaptığı adalet tanımlarını eleştirir. Pozitivist teoriye göre, adalet kavramı, fizik ötesi bir değer olarak, tanımlanamaz ve bilinemez nitelikte bir kavramdır. Bu niteliğiyle adalet kavramının incelenmesi hukuk biliminin dışında kalır. Anahtar kelimeler: Adalet, Tabiî Hukuk, Hukukî Pozitivizm, Tabiat, Kelsen.

ADALET KAVRAMI ve ADALETE İLİŞKİN BAZI TEORİLER Adnan KÜÇÜK

ADALET KAVRAMI ve ADALETE İLİŞKİN BAZI TEORİLER Adnan KÜÇÜK

Adalet kavramı, siyaset felsefesinin en tartışmalı kavramlarından birisidir. Bu kavram hakkında özü itibariyle farklı görüşler ileri sürülmekte, bu farklılıklar neticesinde de birisinin âdil dediğine bir başkası çok rahatlıkla gayrı adil diyebilmektedir. Adaletle alakalı birbirinden farklı çok çeşitli tanımlar yapılmakta, çeşitli teoriler ileri sürülmektedir. Bu teorilerin bir kısmı diğer bazı teorileri besleyici işlevler görmektedir. Bu çerçevede insanlık tarihi boyunca, tabii hukuk okullarının savundukları “objektif, salt adalet idesi” anlayışı ile alternatif görüşler ortaya koymaya çalışan pozitivist akımların mücadelesi, hukuk felsefesinin konu alanlarını teşkil etmiştir. İlk tanımlamasını Aristo’da bulan dağıtıcı adalet, denkleştirici adalet ve hakkaniyet, hala güncelliğini sürdüren kavramlardır. Adalete dair bir diğer tartışma da usulî adalet-refahçı sosyal adalet zemininde yaşanmaktadır. Ayrıca, denkleştirici adalet düşüncesi usuli adalet teorisyenlerinin geliştirmiş oldukları adalet teorisinin temelini oluşturmaktadır. Dağıtıcı adalet de, ekonomik bir açılımın ifadesi yönü itibariyle refah devletçi sosyal adalet teorisinin temelini teşkil etmektedir. Bu yazıda, adalet kavramı, burada sözü edilen eksende ele alınacaktır. Anahtar kelimeler: Adalet, Usuli Adalet, Sosyal Adalet, Denkleştirici Adalet, Dağıtıcı Adalet.

SON OSMANLI DÜŞÜNCESİNDE ADALET  Bedri GENCER

SON OSMANLI DÜŞÜNCESİNDE ADALET  Bedri GENCER

Bütüncül bir dünyagörüşüne sahip geleneksel çağda adalet, günümüzdeki hukuk ile siyaset felsefesini birbirine bağlayan tabiî hukukun dayandığı ana değerdi. Bu bakımdan o, geleneksel olduğu kadar yeni Osmanlı aydınlarının siyasî düşüncesinin de ana temasını oluşturdu. Tanzimat denen modernleşme süreci, “adaletin küsufu” ile meşruiyet krizine yol açmıştı. Bu yüzden XIX. asır Osmanlı aydınları sürekli normatif anlamına atıfla adaletin çağdaş şartlarda en iyi nasıl tekrar hayata geçirilebileceğini araştırmaya koyuldular. Osmanlı aydınları, gerek meşruiyet krizine yol açan modernliği eleştirileri, gerekse de krize önerdikleri reçetelerinde adalet kavramını merkeze aldılar. Onların düşüncesinde adalet, “Batı medeniyetinin tasavvuru, Politik muhalefet, Modernlik ve modernleşmenin eleştirisi, Gelenek eleştirisi, Toplumsal reform, Toplumsal seferberlik” olmak üzere başlıca altı konu etrafında incelenebilirdi. Anahtar kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, Modernleşme, Meşruiyet Krizi, Adalet, Toplumsal Eleştiri.

KLASİK OSMANLI ADALET REJİMİ ve 1839 GÜLHANE KIRILMASI <b>Nazım İREM</b>

KLASİK OSMANLI ADALET REJİMİ ve 1839 GÜLHANE KIRILMASI <b>Nazım İREM</b>

Bu makalede klasik Osmanlı adalet anlayışının temelleri incelenecektir. Osmanlı adalet rejimi birçok Doğulu devlet geleneği ile İslam yasasının bir ürünüdür ve y

TANZİMAT'IN ERDEMİ: ÖZELEŞTİRİ ve ADALET PROBLEMATİĞİNİN İHYASI Fatih DEMİRCİ

TANZİMAT'IN ERDEMİ: ÖZELEŞTİRİ ve ADALET PROBLEMATİĞİNİN İHYASI Fatih DEMİRCİ

Osmanlı devletinin kuruluş felsefesi, meşruiyetini dine ve daha çok da geleneğe dayandırmıştır. Bu gelenek, devletin bekasını, padişahın mutlak güce sahip olmasına ve adaleti tesis etmesine bağlamıştır. Bu nedenle, adalet, devletin varoluşunun temelidir. Osmanlı devleti, bu anlayışı koruduğu için, devlet çözülmeye ve yıkılmaya başlayınca, adaleti ihya ederek devletin varlığını sürdürmeyi amaçlamıştır. 17. yüzyıldan itibaren başlayan devletteki yozlaşma, 19. yüzyıla kadar artarak devam edince, Osmanlı Devleti, “kanun-ı kadim”e başvurarak adaleti yeniden tesis etmek suretiyle devletin kurtuluşunu amaçlamıştır. Tanzimat Fermanı da, bu çerçevede adaleti yeni bir formülasyon içinde ihya ederek devleti kurtarmayı amaçlamış olan bir belgedir. Bu amacını da kısmen gerçekleştirmiştir. Anahtar kelimeler: Tanzimat, Adalet, Adalet Dairesi, Devlet Problematiği, Yönetimde Yozlaşma.

ADİL OLMANIN SÂİKİ OLARAK TANRI VE AHİRET İlhami GÜLER

ADİL OLMANIN SÂİKİ OLARAK TANRI VE AHİRET İlhami GÜLER

Bu makalenin ana konusu, hangi tür (liberal/sosyalist/sosyal demokrat) siyasal/ekonomik örgütlenmenin daha adil bir toplum/hayat oluşturacağı tartışması değildir; sorunumuz, “Adalet” erdemini tanımlamanın/görmenin ve onu icra etmenin, ifa etmenin, edebilmenin imkanı ve bunun ahlak metafiziğidir. Anahtar kelimeler: Adalet, Tanrı, Ahiret, Erdem, Dinler

Mdd Pdf görüntüle

İlginizi Çekebilir?

mdd-kucuk

15 Temmuz’un Işığında Türkiye