Akademide Sorun Ne ?

35-683x1024Muhafazakâr Düşünce’den
Muhafazakâr Düşünce’nin bu sayısı bir bütün halinde akademiyi mercek al-tına alıyor: Üniversite olgusu nasıl doğmuş ve nasıl gelişmiştir; Türkiye’de durum nedir? Özellikle üzerinde duracağımız konu Türkiye’deki “üniver-site sorunu”dur. Çünkü Türkiye’de hiçbir zaman üniversite kendi haline bı-rakılmamış; üniversite başından beri devletin tasallutu altında kalmıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan üniversite maceramız maalesef uzun ömürlü olmamış. Devrimler döneminde Osmanlı’nın kurup geliştir-diği Darülfünun, inkılâpları alkışlamadığı için kapatılmış ve yerine “üniver-site” kurulmuştur. Bütün problemin kaynağı da buradadır. Üniversite bir devlet projesi olarak kurulmuş ve yürümüştür. Üniversite devletin ideolojik bir aygıtı olarak kurgulanmıştır. Üniversite üzerindeki baskıyı atmak yö-nünde çok da çaba sarf etmemiş; kuruluş amacının dışına çıkmamıştır. Özel-likle darbe dönemlerinde darbelere “fetva” vermiş; darbecilere “yol” gös-termiştir… Fakat dünyadaki ve Türkiye’deki demokratikleşmeden üni-versite de nasibini almıştır. Resmi ideoloji üniversiteyi son defa 28 Şubat dö-neminde kullanmak istemiş ama çok da başarılı olamamıştır.İşte bu kısa tarih nedeniyledir ki Türkiye’nin üniversite sorunu bir siya-set ve siyasallaşma sorunu olagelmiştir. Aslında Türkiye gibi yeni bir top-lum ve kültür yaratmayı amaçlayan siyasi bir inkılâp sürecinden geçmiş top-lumlarda hayatın her alanı kaçınılmaz olarak uygulanan projenin bir parçası haline gelir. Diğer bir deyişle tartışmacı, özgürlükçü olandan ziyade baskıcı, otoriter anlamda bir siyasallaşma yaşanır. 1933 Üniversite Reformu ile dev-letin yürüttüğü radikal dönüşüm politikaları üniversiteleri de kapsadı ve onları Cumhuriyetin ileri karakollarına dönüştürdü. Artık üniversiteler üni-versal bilginin üretilip dağıtıldığı eğitim kurumlarından ziyade “medeni” ve “laik” yeni nesilleri yetiştirme yurtlarına dönüştürüldü. Demokrasiye geçişle birlikte kendilerine biçilmiş olan ve her askeri darbe ile yeniden ve yeniden pekiştirilen rollerini başarı ile oynadılar.Son 10 yılda üniversiteler demokratikleşme yolunda önemli mesafe kat etmişse de henüz istenilen noktaya varılamamıştır. Hala ideolojik vesayetin kalıntıları devam etmektedir. Gittikçe sayıları artan üniversitelerin eğitim-araştırma konusundaki kalite sorunu ise bitmeyen tartışma konularındandır. Yine özellikle son 20 yılda (28 Şubat dönemini atlarsak!) yurtdışına yüksek lisans ve doktoraya öğrencisi gönderme politikası üniversiteleri dışarıya bi-raz açmıştır. Artan vakıf üniversitelerinin sayısı üniversiteleri devletçi-ide-olojik çizginin biraz dışına taşıyarak bu sürece eklenmiştir. Sonuçta hem ya-yın sayısında hem de kalite de biraz kıpırdanma meydana gelmiş ancak yu-karda bahsedilen yapısal sorunlar varlığını sürdürmüştür.Akademide Sorun Ne? dosyamızın ilk makalesi XX. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olan Michael Oakeshott’a ait. Eğitim konusunda ortaya koyduğu düşüncelerle geleneksel eğitimin yeniden gündeme gelmesine bü-yük katkı sağlayan Oakeshott “Bir Miras Aktarımı ve İletimi Olarak Öğ-renme ve Öğretme” makalesinde öğretme ve öğrenme sürecini sadece bir bilgi edinme süreci olarak değil aynı zamanda medeniyet aktarımı olarak değerlendirir. Üniversiteyi yeniden düşünmeyi konu edinen makaleler bö-lümü Hüsamettin Arslan’ın ufuk açıcı “Aydınlanmış Devlet Patronluğunda Bilim: 1933 Türk Üniversite Reformu ve Sürgün Alman Bilimadamları” baş-lıklı makalesi ile başlıyor. Arslan’a göre Türkiye’de üniversite sorunu doğ-rudan modern bilimin ve üniversitenin Türkiye’nin toplumsal iç mekaniz-malarının “doğal” ürünü olmaması ile ilişkilidir. Analizini 1933 Türk Üniver-site Devrimini ele alarak sürdüren Arslan’a göre, Devrimle üniversitelere bi-çilen misyon öncelikli olarak bilim ve teknoloji üretmekten değil modern ulus devlete meşruiyet zemini sağlamaktı. Yani üniversite Türk toplumunu “bi-lime” göre yeniden dizayn edecekti. Arslan, bu noktada belirleyici olanın hem araştırmacıların hem de özellikle “aydınlanmış” devletin egemen ideo-lojisi olan “bilimizm” olduğunu ileri sürer. Bu bölümün diğer makalesi A. Erkan Koca’nın üniversitelerin meslek okullarına dönüşmesi sorununu Polis Akademisi örneğinden yola çıkarak tartıştığı çalışmasıdır. Koca, saf bilim-uygulamalı bilim, bilimsel bilgi-mesleki/teknik bilgi arasındaki tartışmalı ilişkiye değinerek bilimsel bilginin temeli olan, sorgulama ve araştırmanın pragmatik ve işlevselci kaygılarla ‘fayda’ya dönüştürüldüğü üniversite for-matının sakıncalarını ortaya koyuyor. Bunu da, özel statülü bir tür mes-leki/bürokratik üniversite olan Polis Akademisi örneğinden hareketle ele alıyor. Üniversitenin meslek okuluna dönüştürülmesinin bilimsel ve ente-lektüel düşünüşe ve öğrencilere ne gibi olumsuz etkileri olabileceğini ortaya koymaya çalışıyor.Bu bölümün üçüncü makalesi Murat Okçu’nun “Bir Başka Kamu Yöne-timi” başlıklı çalışmasıdır. Okçu, “yeni” ve “başka bir kamu yönetimi” için dünden bugüne yönelik çıkarımlar yapmak üzere idare tarihine yöneliyor. Daha sonara ise, tarihe yönelmenin, kamu yönetiminin yaslandığı mevcut Newtonyen/pozitivist epistemoloji, ontoloji ve kozmolojiyi sorgulamayı ge-tirdiğini tartışıyor. Okçu, hem Lao-Tzu ve Çuang-Tzu hem de İbn Arabî’nin, Newtonyen/pozitivist ilke ve öncüllere dayanmayan düşünceleri, “başka bir kamu yönetimi” için teorik bir ilk adım olarak inceliyor. Michael Oakes-hott’tan yapılan ikinci çeviri bilim ve bilginin hayatın içerisinde yer alan, ya-şayan şeyler olduğunu tartışan “Üniversite Fikri” adlı çalışmadır.Bu sayımızın üçüncü bölümünü, akademisyenlerin öznel değerlendirme ve yorumlarını içeren Değerlendirme ve Mektuplar oluşturmaktadır. Bu bö-lümde, tecrübeli ve genç akademisyenlerin üniversite, üniversite eğitimi, araştırma, üniversite-devlet/siyaset ve üniversite-ideoloji ilişkilerini konu edinen yedi adet yorum yer almaktadır. Dergimizin bu sayısında konuyla bağlantılı olduğu için YÖK Başkan Vekili Şaban Çalış ile “Üniversite Üzeri-ne” uzun bir mülakat yapıldı. Bu mülakatta Çalış’ın YÖK’te çalışmadan ön-ce bu kuruma bakışı ve YÖK üyesi olduktan sonraki bakışında oluşan farklı-lıkları dile getirmesi, medeniyetimizde üniversitenin rolü ve YÖK’ün aka-demideki sorunlara yeni çözümler önermesi bakımından oldukça önemli.Besim Delaloğlu’nun “Dünyalı Bir Üniversitenin İmkânları” başlıklı ça-lışmasında, üniversite sayısının hızla artmasına karşın genel olarak eğitim ve araştırma kalitesinde, özellikle de yayınların kalitesinde, aynı düzeyde bir artış görülmemektedir. Süreçte niteliğin niceliğin önüne geçtiğini sa-vunmaktadır. Ona göre, üniversitelerin akademik iç yapılanması sıkıntılı bir durum arz etmektedir. Sorunlara yönelik çözüm arayışlarının bu sorunların asıl sebebi olarak beliren yukardan aşağıya reform anlayışı ile sürdürülmek-te olduğunu tartışmaktadır. Mustafa Acar “Nasıl Bir Yükseköğretim Sistemi, Nasıl Bir Üniversite?” ve Ahmet Özcan “Akademide Sorun Ne?” sorularını cevaplamaya çalışıyorlar; M. Aydın Çetinkaya “Yine Yeni Yeniden: Yükse-köğretim Kanunu Yeniden Yazılırken” başlığı altında yeni YÖK kanunu tar-tışıyor; Ali Osman Sezer “Düşüncenin Serbestliği ve Düşüncenin Özgürlüğü Bağlamında Akademinin Sorumluluğu” çalışmasında özgürlük ve akademi ilişkisini incelemekte; genç akademisyenler Hasan Aksakal “Türkiye’nin “Üniversite Sorunu” Üzerine Bazı Gözlemler”, Veysel Dinler “Akademik Özgürlüğün Sınırı Üzerine Sorular”, Fatih Ertugay “Genç Akademisyen’den Mektup: “Bitki İle Böcek Arası Bir Tür: Asistan”’ başlıklı değerlendirmeleri ile akademik dünyada genç akademisyenlerin karşılaştıkları sorunları de-ğerlendiriyorlar.

BİR MİRAS AKTARIMI ve İLETİMİ OLARAK ÖĞRENME ve ÖĞRETME Michael OAKESHOTT

BİR MİRAS AKTARIMI ve İLETİMİ OLARAK ÖĞRENME ve ÖĞRETME Michael OAKESHOTT

Bir amatör olarak ben bile bir kaç parlak fikir bulmak adına beyin fırtı-nası yaparken elbet bir şey yakalarım umudunu taşırım. Fakat son za-manlarda bir şeyler bulmak o kadar kolay olmuyor. Bu mevzuda keli-melere dökeceğim şeyler bu kadar sıkıcı olmasın isterdim ben de, ama şimdi izninizle sizi öğrenme ve öğretme hakkındaki fikirlerimle meşgul edeyim…

AYDINLANMIŞ DEVLET PATRONLUĞUNDA BİLİM 1933 Türk Üniversite Reformu ve Sürgün Alman Bilimadamları Hüsamettin ARSLAN

AYDINLANMIŞ DEVLET PATRONLUĞUNDA BİLİM 1933 Türk Üniversite Reformu ve Sürgün Alman Bilimadamları Hüsamettin ARSLAN

Bilim ve bilimsel kurumlar, Türk modernleşmesinin gerçekten neresindedir? Türkiye’deki üniversitelerin dünya üniversiteleri hiyerarşisindeki yeri nere-sidir? Türkiye’deki bilim, üniversite ve bilim adamı üçlüsü, “Evrensel Bilim Cumhuriyeti”nin hangi bölgesinde ve ne kadar söz sahibi olarak bulun-maktadır? Bu makalenin, Türkiye’deki çağdaş araştırma literatürünün ihmal ettiği bu kapsamlı sorulara cevap veremeyeceği açıktır; bu yüzden o, çok daha mütevazı bir görevi, 1933 Türk Üniversite Devrimi ve ulus-devlet projesi kap-samında ona yüklenilen misyonu dikkate almak ve o devrimi yapan iradenin nasıl bir üniversite tahayyül ettiğini ortaya koymak amacında olacaktır. ∗Prof. Dr. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi. Muhafazakâr Düşünce / Akademide Sorun Ne? 26 Çalışmanın öne sürdüğü tez, şöyle özetlenebilir: Türkiye’de “üniversite” so-runu, başka her şeyden önce “politik” ihtilafların ürünüdür. Bir asırdır de-vam eden tartışmalarla kemikleşen bu ihtilaf, Türkiye’nin “kültürel muhafa-zakârları” ile “modern muhafazakârları” arasında cereyan etmektedir. Daha açık bir dille; üniversite konusundaki ihtilaf, bugün ulaştığı form itibarı ile toplumumuzun “Hz. Muhammedsiz İslamcılarıyla”, “Mustafa Kemalsiz Kemalistleri” arasında yaşanmaktadır. Bu gerilim, Türkiye’de üniversitenin diğer sorunlarının kaynaklarının en önemli olanıdır. Türkiye’de üniversite sorunu, 1933’de tayin edilen misyonda ikamet eder: o zamanın entelektüel-militer bürokratlarının ve günümüzün militer-sivil bü-rokratlarının bir “klişe” halinde (özellikle askeri darbe dönemlerinde) tek-rarladıkları üzere, üniversitenin misyonu, öncelikle bilim ve teknoloji üret-mek değil, modern ulus devlete meşruiyet zemini sağlamak ve “muasır me-deniyet” düzeyini yakalamaktır. Bilim, sadece tali bir misyondur. Aslî mis-yona göre üniversite, Türk toplumunu “bilime” göre yeniden dizayn et-mekte kullanılan bir dinamodur. Üniversitenin –hatta bir bütün olarak eği-tim kurumlarının- görevi, toplumu sekülerleştirmek; imparatorluk bakiye-sini “modern ulus”a dönüştürmektir. Bu minvaldeki tartışmalar, eleştirel bir tarih okumasına paralel olarak bilim fetişizminin nasıl ‘holokost’a vardığından, Türkiye’ye gelen Yahudi akade-misyenlerin oluşturduğu diasporaya dek türlü alt-başlıklarla belli bir bü-tünlük arz edecek şekilde sunulmakta ve makale, sorgulayıcı bir değerlen-dirmeyle son bulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Devlet, Bilim, 1933 Üniversite Reformu, Sürgün Alman Bilimadamları.

ÜNİVERSİTELERİN MESLEK OKULLARINA DÖNÜŞMESİ SORUNU A. Erkan KOCA∗</b>

ÜNİVERSİTELERİN MESLEK OKULLARINA DÖNÜŞMESİ SORUNU A. Erkan KOCA∗</b>

Bu makale, saf bilim-uygulamalı bilim, bilimsel bilgi-mesleki/teknik bilgi arasındaki tartışmalı ilişki üzerinden üniversitelerin, kendilerini profesyonel mesleklerin beklenti ve taleplerine göre konumlandırma eğilimi göstermele-rinin doğurduğu sakıncaları tartışıyor. Bilimin temeli olan, insan zihninin sorgulamaya ve meselelerin içyüzünde olan biteni açığa çıkarmaya dönük zorlayıcı baskısının kendisine hareket alanı bulamayarak pragmatik ve iş-levselci kaygılarla ‘fayda’ya dönüştürülmesinin bizatihi bilimsel düşünceye yaptığı olumsuz etkileri, özel statülü bir tür mesleki/bürokratik üniversite olan Polis Akademisi örneğinden hareketle ele alıyor. Üniversitenin meslek okuluna dönüştürülmesinin bilimsel ve entelektüel düşünüşe, içinden gelen bir arayış ve merak dürtüsüyle tek amacı ele aldığı meselenin gerçeğini or- ∗ Yrd. Doç. Dr., Polis Akademisi Öğretim Üyesi. Muhafazakâr Düşünce / Akademide Sorun Ne? 56 taya koymak olan araştırmacılar ve öğrenmekten başka kaygı gütmemesi gereken öğrenciler üzerine ne gibi olumsuz etkileri olabileceğini ortaya koymaya çalışıyor. Anahtar Kelimeler: Üniversite, Meslek Okulu, Polis Akademisi, Saf Bilim, Uygulamalı Bilim

BAŞKA BİR KAMU YÖNETİMİ Murat OKÇU

BAŞKA BİR KAMU YÖNETİMİ Murat OKÇU

Bu çalışmada ‘yeni’ ve ‘başka bir kamu yönetimi’ için üç bakış açısının ge-liştirilmesi önerilmiştir: Geçmişe dönük, içe/bugüne dönük ve geleceğe dö-nük. Bunlardan sadece ilk ikisi bu yazının konusu edilmiş, üçüncüsü başka bir çalışmaya bırakılmıştır. İlk olarak, dünden bugüne yönelik çıkarımlar yapmak üzere idare tarihine yönelmek gereği vurgulanmıştır. İkinci olarak, tarihe yönelmenin çok daha önemli bir şekilde bizi, kamu yönetiminin yas-landığı mevcut Newtonyen/pozitivist epistemoloji, ontoloji ve kozmolojiyi sorgulamaya yönlendireceği ileri sürülmüştür. Bu bağlamda hem Lao-Tzu ve Çuang-Tzu hem de İbn Arabî’nin, Newtonyen/pozitivist ilke ve öncüllere dayanmayan düşünceleri, ‘başka bir kamu yönetimi’ için teorik bir ilk adım olarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Başka bir kamu yönetimi; Newtonyen/pozitivist bilim; Kaos, Kuantum ve kamu yönetimi, Taoizm; İbn Arabî.

ÜNİVERSİTE FİKRİ - Michael OAKESHOTT

ÜNİVERSİTE FİKRİ - Michael OAKESHOTT

İnsanların “idealler” ve “amaçlar” dedikleri şeylerin hiçbir zaman insa-noğlu’nun davranışlarının kaynağı olmadığı benim favori teorilerimden biridir. Amaçlar ve idealler, gerçek kaynağını belli şeyleri yapma eğilimi ve bunların nasıl yapılacağının bilgisinin oluşturduğu insan davranışının (conduct) kısaltılmış ifadeleridir. İnsanoğlu, durağan halden harekete erişilmesi planlanan bir hedef onu motive ettiğinde geçmez. Hayatta ol-mak zaten başlı başına kesintisiz aktif olma halidir. Belli aktivitelere ya-kıştırdığımız hedefler yalnızca

ÜNİVERSİTE ÜZERİNE Şaban H. ÇALIŞ

ÜNİVERSİTE ÜZERİNE Şaban H. ÇALIŞ

Üzeyir Tekin: Bugünkü konumunuzdan değil daha çok üniversitedeki akademik konumunuzdan başlayalım. Siz aynı zamanda bir bilim insa-nısınız. Bu alanda çalışmalarınız var. Hatta şairsiniz, bir sürü farklı yö-nünüz var. Siz üniversiteyi nasıl algılıyorsunuz? Üniversite sizin için ne ifade ediyor? Tabi bunu yaparken de üniversitenin çıkışı; geçmişi, bugü-nü bağlantısını kurmakta da yarar var. Şaban H. Çalış buna nasıl bakı-yor, üniversite onun için ne ifade ediyor? Şaban Çalış: Üniversite bilim ve hikmet yurdu demektir benim için. Bi-limin doğduğu, geliştiği, aktarıldığı, değiştiği, dönüştüğü ve el değiştir-diği; hakkın, hakikatin ve hikmetin arandığı yer demektir. Bilimi de ilim kelimesi ile eş anlamlı olarak görüyorum ve onu sadece fenne indirge-yen, pozitivist bir anlayışla değil daha insan temelli bir alan olarak de-ğerlendiriyorum. Her tanımlamanın bir sınırlandırma olduğunu ve do-layısıyla da her tanımın mutlaka eksik bir yönünün olabileceğini kabul etmekle birlikte, bilimi en özgün biçimiyle “eşyanın tabiatına, olay ve ol-guların hakikatine ilişkin sistematik bir bilgi bütünü” olarak tanımlama-yı tercih ediyorum. Hikmeti de felsefeyi de içerecek şekilde hakka, haki- Muhafazakâr Düşünce / Akademide Sorun Ne? 134 kate, varlığa ve varoluşa ilişkin sistematik bir düşünce bütünü olarak ta-nımlıyorum. Üniversite mensuplarını da bir anlamda şeylerle, hadisatla, tabiatla, varlıkla, vakıalar ve mefhumlarla sistematik ve tabiî ki bilinçli ve sistematik bir şekilde uğraşan insanlar topluluğu; özellikle üniversite hocalığını bilgi ve hikmetin özünü hak ve hakikati arama mesleği olarak görüyorum. Bu arayışta da üniversiteyi bilinmeyenin peşinde koşan, bi-lineni de sürekli eleştiriye tabi tutan, varsa hakikati sürekli tahkik eden, hikmeti arayan, kabulden önce sorgulayan, daha ziyade redde yakın du-ran dinamik zihinlerin, tahayyül gücü yüksek dimağların, hür beyinle-rin, tecessüs sahibi insanların yurdu olarak anlıyor; burayı, bilimin ve hikmetin bütünsel bir mekanı, bilim adamlarının ve değişik disiplinlerin formel bir meskeni olarak algılıyorum. Bilimsel bilginin araştırma ve ge-liştirme yoluyla üretildiği ve geliştirildiği, eğitim-öğretim yoluyla akta-rıldığı, uygulama ve teknoloji yoluyla da dönüştürüldüğü; tüm bu süreç-lerin öncesinin ve sonrasının da hikmetle ele alındığı, tefehhüm ve tefek-kür edildiği; bütün bunların da sistematik bir biçimde ve gerçekten de ontolojik bir gereklilik olarak yerine getirildiği kurumlar olarak görüyo-rum üniversiteyi. Sorusu olanların; hayata, insanlığa, varlığa ilişkin bir meselesi olanların mekanı olmalıdır diyorum…

AKADEMİDE SORUN NE? Ahmet ÖZCAN∗

AKADEMİDE SORUN NE? Ahmet ÖZCAN∗

Akademide sorun ne?1 Şeklinde sorulmuş bir soru akademide sorun ol-duğunu baştan kabul etmiştir. Akademinin sorunlarla uğraşması, çözüm yolları araması, entelektüel ve bilimsel düzeyde soru üretmesi ve sorula-ra cevaplar araması akademiden tabii olarak beklenilendir. Akademinin kendisinin sorun olması durumunda sorması, cevaplaması, üretmesi, bunları paylaşması gibi esas işlevlerini yerine getirmesi beklenemez. Akademik özgürlük, bilimsellik, özerklik, evrensellik gibi Türkiye üni-versitelerinde olup olmadığı meçhul olan şeyler, akademide ne olmadı-ğının kanıtı ve sorunun kaynağı olabilir mi? Üniversite denildiğinde bu kelimelerin slogan halinde sıkça tekrar edilmesi bir rahatsızlık vermek-tedir. Bunları duyunca II. Meşrutiyet’in ilan edildiği günlerdeki hürriyet isteyenler aklıma geliyor. Hürriyet geldi diyenlerin, hürriyet diye tempo tutanların atmosferinde “hürriyet ne?” sorusunun karşılığında verilebi-lecek cevabın ne olduğunu hürriyet için bağıranlar dahi doğrusunu bil-mek konusunda acz içerisindeydiler. Hürriyet bazılarının gözünde Av-rupalı güzel bir kadındı, gelmişti, gelmeliydi, gelecekti. Beklentilerle do- ∗ Yard. Doç. Dr., Çankırı Karatekin Üniversitesi, Tarih Bölümü. 1 Akademi-üniversite iki kavramı birbirinin yerine ve aynı anlamda kullanıyorum. Muhafazakâr Düşünce / Akademide Sorun Ne? 192 lu bir atmosferde, her yer güllük gülistanlık olacaktı. Olmadı, ama kö-tümser değilim. Sadece kelimelerin, kavramların sloganlaşması hoşuma gitmiyor.

TÜRKİYE’NİN “ÜNİVERSİTE SORUNU” ÜZERİNE BAZI GÖZLEMLER Hasan AKSAKAL

TÜRKİYE’NİN “ÜNİVERSİTE SORUNU” ÜZERİNE BAZI GÖZLEMLER Hasan AKSAKAL

Geçen yüzyılın yetiştirdiği en önemli tarihçilerden biri olan Halil İnal-cık, birkaç yıl önce Bursa’da yaptığı bir konuşmada, 90 yıllık hayat tec-rübesinin sonuçlarından bahsederken, 1970’lerin Chicago’sunda geçen bir hatırasından söz etme ihtiyacı duymuştu. Bir gece, kampüs içindeki lojmanında, üniversite kütüphanesinden ödünç aldığı bir kitabı okurken, dipnotta gözüne ilişen bir eserden haberdar olmadığını fark eder ve şan-sını denemek için kütüphaneye telefon açar. Saat gece yarısını çoktan geçmiştir. Cevap veren kişi, İnalcık’a, sorduğu kitabın ellerinde bulun-duğunu ve kendisine ulaştırabileceğini bildirir. “Tarihçilerin Kutbu”, İnalcık Hoca, aradan geçen 30 yıla rağmen aynı şaşkınlıkla, kitabın tam dört dakika sonra lojmanına ulaştırıldığını söyleyerek, hikâyenin mesa- ∗ Doktora Öğrencisi, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki Siyaset Bilimi Ana Bilim Dalında, “Tanzimat’tan Günümüze Türk Politik Kültüründe Romantizm” baş-lıklı tez çalışmasını sürdürmektedir. ha_aksakal@yahoo.com. Muhafazakâr Düşünce /Akademide Sorun Ne? 212 jını vermiş ve ardından eklemişti; “Benim, bugünkü ben olmamda böy-lesi imkânların katkısı çoktur.”

YİNE YENİ YENİDEN: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU YENİDEN YAZILIRKEN M. Aydın ÇETİNKAYA

YİNE YENİ YENİDEN: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU YENİDEN YAZILIRKEN M. Aydın ÇETİNKAYA

Şubat ortasında gazetedeki “Bakan, YÖK’ün taslağını beğenmedi, Yük-seköğretim Kanunu yeniden yazılacak” başlıklı haberden sonra ay so-nundaki “Bakanlık hazırladığı taslağı Başbakanlık’a gönderdi” haberini de okuyunca “İşte bu sefer yazı elimde patladı” dedim. Tepkideki “İşte bu sefer” ifadesinden bu yazının daha önce elde patlama tehlikesi atlat-tığını anlamışsınızdır. Bu durumda sizler “elde patlamış” bir yazıyı niye okuyoruz o zaman! itirazını içinizden geçirme (veya dışınızdan seslen-dirme) hakkı kazanıyorsunuz. Dolayısıyla sizden öncelikle taslağın ha-zırlanma serüveninden birkaç paragrafla ile bahsetmeme ve hemen son-rasında sizi bu yazıyı okumaya ikna etmeme izin vermenizi isteyeceğim. ∗ Bu yazı, yazarın şahsi görüşlerini içerir ve görev yaptığı yükseköğretim kurumunun resmi görüşünü yansıtmaz. ∗∗ Öğretim Görevlisi, Gediz Üniversitesi. Muhafazakâr Düşünce / Akademide Sorun Ne? 224 Bir yıl boyunca idari personelden rektörlere kadar tüm camianın fi-kirleri alındıktan sonra 2012’nin Kasım ayında kamuoyu ile paylaşılan ön taslak hakkında ikinci aşamaya geçildi ve görüşlerini belirtmeleri için asistanından yardımcı doçentine; doçentinden profesörlerine akademik camiaya ve halka mikrofon ve internet imkânı verildi. Başkan’ın dedi-ğine göre tüm fikirler tek tek analiz edilip değerlendirilmişti. (Bkz.yeniyasa.yok.gov.tr) Görev yaptığı yükseköğretim kurumunun ku-ruluş çalışmalarının bir kısmında bulunmuş ve halen de aynı kurumda akademik görevini sürdüren bir hukukçu olarak ben de bu ön taslak ile ilgili görüşlerimi bu yazının ilk şekliyle Aralık ayı içinde kaleme almaya başlamıştım…

AKADEMİK ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRI ÜZERİNE SORULAR Veysel DİNLER

AKADEMİK ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRI ÜZERİNE SORULAR Veysel DİNLER

“Ya aslanım senin hiç işin, gücün yok mu? Yaz da mimlen! Doktora bi-tirme aşamasındasın, önce bir yerlere gel, unvanlarını al, sonra yaz…” ve diğer dost tavsiyeleri, aslında bu alanda yazmanın gerekliliğini ve önem-liliğini hissettirmektedir insana. Bilimsel özgürlük birbiriyle doğrudan bağlantılı, hatta iç içe olan iki temel özgürlük alanı; üniversite özerkliği ve akademik özgürlüğü içerir. Biz bu kısa yazıda, üniversitelerin kurumsal olarak özerk olması gerekli-liğine değinecek olmakla birlikte, esas olarak, bireysel bir hak1 ve bilim- * Öğretim Görevlisi. Hitit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü. 1 Akademik özgürlüğü bir hak olarak ele alan bir çalışma için bkz. Reyda Ergün, “Akade-mik Özgürlük”, Güncel Hukuk Dergisi, S. 107, (Kasım, 2012), 10-11. Yazar, “düşünce, vic-dan ve din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü, özel hayatın gizliliği, kişinin onur ve itibarının korunması, kişi özgürlüğü ve güvenlik hakkı, seyahat özgürlüğü, işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı, küçük düşürücü muamele veya ceza-landırmaya maruz bırakılmama hakkı, eğitim hakkı, bilimsel gelişmelerin sonuçlarından Muhafazakâr Düşünce / Akademide Sorun Ne? 240 sel ilerlemenin asıl unsuru olan, bilimsel çalışma yapabilme özgürlü-ğüne, başka bir tabirle “akademik özgürlük”e yer vereceğiz. Yazımız Türkiye’de akademik özgürlükle ilgili bir fotoğraflamadır. Çektiğimiz bu fotoğrafı genel hatlarıyla izah etmek istiyoruz. İzah edebildiğimize inan-dığımız yerleri kendi dilimizle anlatacağız, izah etmekte güçlük çektiği-miz karelerle ilgili sorular soracağız ve bizden daha yetkin olup, izahat güçlüğü çekmeyenlerin bu soruları cevaplamasını bekleyerek “Akade-mide sorun ne?” sorusuna, akademik özgürlük bakımından bir yanıt bulmaya çalışacağız. Bu yönüyle kısa yazımız, bir sorunu cevaplandıra-rak sonlandırmayı değil, bu konuda bir tartışmalara katkı oluşturmayı amaçlamaktadır.

GENÇ AKADEMİSYEN’DEN MEKTUP “BİTKİ İLE BÖCEK ARASI BİR TÜR: ASİSTAN” Fatih ERTUGAY

GENÇ AKADEMİSYEN’DEN MEKTUP “BİTKİ İLE BÖCEK ARASI BİR TÜR: ASİSTAN” Fatih ERTUGAY

Her şeyin kendine has bir doğası olduğu herkesin malumu. Asistanlığın (‘genç akademisyen’ çok kibar ancak mevcut şartlarda bir o kadar da naif ve bence geçerliliği olmayan bir adlandırma) evrenselleştirilebilir bir do-ğasının söz konusu olup olmadığı, bir önceki önermenin kesinliği ora-nında tartışmalı. En azından Türkiye örneğinde bunun böyle olmadığını söylemek mümkün. Basitinden, şu an çeşitli akademik unvanlar taşıyan geçmişin genç asistanları, çoğu zaman şimdiki genç asistanların kimi ser-zenişleri karşısında, “siz çok rahatsınız, biz, hocaların faturalarını öder, çan-talarını taşırdık” türünden açıklamalar getirmektedirler. Çanta taşımak ve fatura ödemekle akademisyenlik arasındaki bağlantı bir kenara, zamane genç akademisyenlerine zımni olarak bunun önerilmesi ve onların da “olur mu öyle şey, bunların benim akademik çalışmalarım ve niteliğimle ne il-gisi olacak” şeklinde karşılık vermeleri, genelleştirilebilir bir asistanlık doğasının ihtimal dışı olduğunu gösteren örneklerden biridir. Bu ne- ∗ Arş. Gör. Dr., Cumhuriyet Üniversitesi, İİBF, Kamu Yönetimi Bölümü Muhafazakâr Düşünce / Akademide Sorun Ne? 264 denle Muhafazakâr Düşünce’nin bu sayısında yayınlanacak olan genç akademisyen (!) yazılarının da genelleştirilebilir bir asistanlık doğası ya da durumuna işaret etmediğini, yalnızca geniş bir sorunlar manzume-sinden bir parça olduğunu hatırda tutmak gerekmektedir, iyi örnekleri hatırda tutmamız gerektiği gibi. Akademik bir sendrom olduğu, hatta bunun akademisyenlerin günlük sohbetlerine bile yansıdığının sık sık dile getirildiği, “giriş yapma” faslını geçtikten sonra başlıktaki ifadenin şeceresine ve anlamına geçebiliriz. Akademik kariyer açısından orta uzunlukta sayılabilecek asistanlık yaşa-mımda, gerek kendimin gerekse de diğer asistanların sorunlarını dile ge-tirme ve mümkün olursa (ki hiç mümkün olmadı) çözüm bulma gayretle-rim esnasında, yüksek bir akademik ve idari unvandan “asistanların işi dok-tora yapmak değildir, esas olarak bunun dışındaki her şeydir” şeklinde bir uyarı alınca, hayli tecrübeli ve yaşça ilerlemiş bir başka hocamıza bu konudaki üzüntümü ve hayal kırıklığımı dile getirmiştim. O da, durumu özetleyen ve akademideki algıyı resmeden (genelleştirmek belki abartı olur ama gözlemler bunu gösteriyor) veciz cümlesini kurmuştu: “Asistan, maalesef bitki ile böcek arası bir tür olarak görülmekte”. Sonra kendi kendime bu sözün ne ifade ettiği üzerine düşündüm. Kendi akademik/asistanik yaşam tecrü-bem doğrultusunda yaptığım değerlendirmelerim ilginçti. Ancak bu sözü kullanan büyüğümüzün, anlatmak istediğiyle benim değerlendirmeleri-min örtüşüp örtüşmediği de başka bir meseleydi…

DÜŞÜNCENİN SERBESTLİĞİ ve DÜŞÜNENİN ÖZGÜRLÜĞÜ BAĞLAMINDA AKADEMİNİN SORUMLULUĞU Ali Osman SEZER

DÜŞÜNCENİN SERBESTLİĞİ ve DÜŞÜNENİN ÖZGÜRLÜĞÜ BAĞLAMINDA AKADEMİNİN SORUMLULUĞU Ali Osman SEZER

Öncelikle bu makalenin konusunun, üniversite bünyesinde yer alan ve sabit bir müfredata bağlı, mesleki eğitim veren kurumlardan ayrı tutul-duğunu belirtmekle başlamak isterim. Bugün akademi, üniversite ile öz-deşik bir anlam kazanmıştır ve akademik ortam denildiğinde tüm bi-rimleri ile üniversite ortamı kastedilmektedir. Oysa bu yazıda, özgür bir ortamda serbestçe düşünce ve anlam üretilen yer olarak akademiyi ele alacağız. Aslında bu girişle bugün akademi olarak algılanan üniversiteye ilk eleştirimize, eleştirdiğimizin kısmen de olsa akademi olmadığını ima ederek başlamış oluyoruz. Sabit bir müfredatla yapılan eğitim faaliyeti, anlam üretmeye değil üretilmiş anlamları öğrenip içselleştirmeye ma-tuftur. Bu bakımdan günümüz üniversitelerinin çoğunun, akademinin belirgin özelliği olan serbest düşünce ile anlam üreten mekânlarla bir il-gisinin olmadığını, daha çok otoriter aklın anlam ilişkilerinin belletilme-sinde hiyerarşik bir iktidar ilişkisi içine girdiğini söyleyebiliriz. Böyle bir Muhafazakâr Düşünce / Akademide Sorun Ne? 268 ilişki de elbette akademiyi kendi yöntemleri ile dönüştürecektir. Bu açı-dan iktidar ilişkileri içine giren modern akademinin en belirgin yöntemi modernizmin yöntemi olarak pozitivizmin bilimsel bir ideoloji gibi be-nimsenmesi ve bu yöntemle ilişkilendirilemeyen anlamlara geçit verme-yişidir. Bu durumda akademisyene düşen, zaten her şeyin bilindiği bu yolda yürümenin ne kadar kutsal bir ibadet olduğunu kanıtlamaktır. Bu durumda, kariyerizmin nimetlerine ulaşma umudu, akademik merak duygusunu tatmin edebilir…

Mdd Pdf görüntüle

İlginizi Çekebilir?

mdd-kucuk

15 Temmuz’un Işığında Türkiye