Cumhuriyet Modernleşmesi

18-683x1024Muhafazakâr Düşünce dergisi Osmanlı ve Cumhuriyet Modernleşmesi sayılarınıardı ardına yayınlayarak Osmanlı‐İslam‐Türk modernleşmesinin değişik aşamalarını şekillendiren ideolojik‐politik ve kültürel kopuşlar ile her türden sürekliliğin topografisini oluşturmaktadır. Hem Osmanlı modernizminin Cumhuriyet açısından sonuçlarını hem de Cumhuriyet’in şekillendirdiği yeni ideolojik‐politik
ortamın özgünlüklerinin canlı bir resmini ortaya koymaya çalışan çalışmaların bir araya getirildiği Cumhuriyet modernleşmesi sayısındaki çalışmaların ortak teması, Batı‐dışı toplumların özgün sosyal formasyonlarını anlamak için siyasal, kültürel ve ekonomik modernitenin bu coğrafyalarda ortaya çıkan özgün biçimleri ile bu biçimleri kavramaya yönelik tekil ideolojik‐felsefi ve siyasal bakış açıları üzerinde yoğunlaşmalarıdır. Böylelikle bu sayıda yer alan çalışmalar yolu ile bir yandan  Cumhuriyet modernleşmesinin Batılı kaynaklarına dikkat çekilmekte diğer yandan da oluşturduğu kendisine özgü ideolojik‐politik dili çözümlenmeye çalışılmaktadır. Cumhuriyet Modernleşmesinin Sınırları Ve Bir Sınır Dili Olarak Muhafazakâr Modernite başlıklı makalesinde Nazım İrem, Cumhuriyet modernleşmesinin bir tür milli devlet modernliği olması hasebi ile sınırlı bir Aydınlanma ve kısıtlı bir modernlik tasavvuruna sahip olduğunu iddia ettiği çalışmasında, Immanuel Wallerstein’a atfen modernitenin siyasal ve teknik olmak üzere iki türü üzerinde yoğunlaşmakta ve Osmanlı‐Cumhuriyet modernleşmesinin çeşitli safhalarını siyasal  teknik modernite arasındaki gerilimlere atfen değerlendirmektedir. Cumhuriyet modernleşmesinin İmparatorluk siyasetinin daralması neticesinde ortaya çıkan milli devlet modernliğinin sınırları içinde şekillendiğini; bu minvalde de muhafazakâr bir modernite anlayışının dayandığı kısıtlı siyasal modernlik isteğinin içinde olgunlaşmasına uygun bir ideolojik‐politik yarattığına dikkat çeken İrem, bu sayımızda yer alan çalışmasında Cumhuriyet dönemi modernleşmesini muhafazakâr modernite siyasetinin kısıtlılıkları içinde günümüze taşıyan temel siyasal cereyanlararasındaki ilişkileri incelemektedir.Osmanlı ve Cumhuriyet modernleşmeleri arasındaki süreklilik ve kopuşları izlemeye çalışan İlyas Söğütlü Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’de Modernleşme: Kırılmalar Ve Süreklilikler başlıklı makalesinde gerek modernlik algısı gerekse de modernleşmenin yöntemleri açısından iki dönem arasındaki sürekliliklere dikkat çekmektedir. Yasal reformculuk olarak tanımlanabilecek olan bir modernleşme stratejisinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kaldığını belirten yazar, Osmanlı‐Türk siyasal yazınında etkisi yeterince değerlendirilmemiş olan kameralist siyaset teorisinin Osmanlı‐Türk modernitesi içinde devlet‐toplum ilişkilerinin tanzim edilmesi üzerindeki derin etkisine vurgu yapmaktadır. Yasal reformculuk yoluyla ete kemiğe kavuşan Cumhuriyet’in pozitivist modernlik ideolojisinin yukarıdan‐aşağıya ve yasa yoluyla modernleşmenin koşullarını ve maddi dünyasını yaratma girişimlerinin, modern olanın gelenek denizi olarak toplum içinde yaratılan modern adacıklarda sıkışmasına yol açtığını ima eden Söğütlü,
Osmanlı modernliğinin pragmatik niteliğinin Cumhuriyet dönenimde kaybolarak, kontrol ve denetleme siyasetinin hakim olduğu bir yönetim mantığını yaratan emredici modernliğin ortaya çıktığını iddia etmektedir.
Modernleş(tir)me kavramına atıfla emredici modernlik kavramının ima ettiği zorlayıcılığın Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kaynaklarını tespit etmeye gayret eden Adem Çaylak ve Adem Çelik Osmanlı Modernleş(tir)mesinden Cumhuriyet Modernleş( tir)mesine Geçiş: Tarihsel/Teorik Bir Okuma başlıklı makalelerinde güçlü devlet geleneği tezine bağlı kalarak karşılaştırdıkları Osmanlı‐Cumhuriyet dönemi
modernleşme siyasetinin ılımlı aşkın bir devlet yoluyla yürütülen pozitivist ilerlemeci içeriği üzerinde yoğunlaşmaktadırlar. Osmanlı patrimonyalizminin bir tür paternalizm olarak Cumhuriyet’e intikal ettiğini belirten yazarlar da, Söğütlü gibi, kameralizmin Osmanlı‐Türk modernleşme siyasetine damgasını vurduğunu iddia etmektedirler. Cumhuriyet modernleşmesinin ideolojik‐politik sınırlarının Türkçü ‐ Batıcı cereyanlarının sentezi yoluyla çizildiğini iddia eden yazarlar, ortaya çıkan milliyetçilik yoluyla yaratılmaya çalışılan gönül inkılabının ise dayanılan sembol ve değerlerin suniliği ve tarih‐dışılığı nedeniyle başarısız kaldığını  elirtmektedirler. Bu sayımıza Cumhuriyet Modernleş(tir)mesinde Tarih, Din Ve Etsinite Algısı başlıklı ikinci bir çalışmaları ile katkıda bulunan Adem Çaylak Adem Çelik, çok milletli ve etnili bir siyasal‐kültürel ortam olarak İmparatorluk düzeninden milli devlet düzenine geçişte yaşanan kimlik sorunlarının nedenlerini araştırmaktadırlar. Monist bir kimlik siyasetine bağlanan Cumhuriyet milliyetçiliğinin, milleti kaynaşmış bir kitle olarak tasavvur ettiği oranda çok‐etnili toplumsal yapıyı dönüştürücü kimlik politikalarına yöneldiğini iddia eden yazarlar, monist kimlik siyasetini gerekçelendirmek üzere oluşturulan tarih ve din anlayışının da Osmanlıİslam geleneğinden miras kalan kültürel değer ve sembolleri ötekileştirdiğini belirtmektedirler.Başka Bir Modernleşme ya da Türkiye’de Modernleşmenin Sosyolojisi Üzerine Bir Tartışma başlıklı makalesinde Yıldız Akpolat, Batı modernleşmesi içinde Fransız ve Anglo‐Sakson olmak üzere birbirlerine alternatif iki tür modernlik anlayışının ortaya çıktığını, Türk modernleşmesinin de başladığı Tanzimat döneminin siyasal
ve kültürel şartları nedeniyle Fransız modernliği esaslarına göre ilerletilen bir değişim siyaseti yarattığını belirtmektedir. Türk siyasetinin temel fay hatlarının 1950’den sonra siyasal yaşamda etkisini hissettirmeye başlayan Anglo‐Sakson Amerikan türü modernlik ile Fransız modernliği geleneğine bağlı kalan cereyanlar arasındaki mücadeleler ile şekillendiğine dikkat çeken Akpolat, din‐devlet ilişkilerinin
tanzimi, bireyleşme ve laiklik siyasetinin sınırlarında cereyan eden siyasal tartışmaların da sözü edilen kaynaklardan ilham edilen iki modernlik arasındaki  mücadelenin delillerini taşıdığını iddia etmektedir.
Bu sayımıza Türk Muhafazakâr Düşüncesinde Cumhuriyet Dönemi Hâkim Modernleşme Anlayışı Eleştirisinin Bir Boyutu Olarak Anti‐pozitivist Tutum ve Bu Tutumun Kaynağı başlıklı makalesi ile katkıda bulunan Mehmet Akıncı, Cumhuriyet modernizminin başından itibaren ilham aldığı pozitivist toplum ve değişim kuramına alternatif bir epistemolojik‐siyasal projenin, dönemin anti‐pozitivist cereyanları içinde geliştiğini belirtmektedir. Ali Fuat Başgil, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Peyami Safa ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi Cumhuriyet döneminde pozitivist bilgi kuramından kendilerini uzaklaştırmaya çalışan fikir adamlarının
çalışmalarını konu alan Akıncı, erken dönem muhafazakâr külliyatın da anti‐materyalizm, maneviyatçılık ve ruhçuluktan ilham alan bir yazın yarattığına işaret etmektedir. Akıncı Batılı kaynaklardan ilham alınarak geliştirilen muhafazakâr tutumun aynı zamanda Sünni ekolün önemli özelliklerinden sayılabilecek olan aklın mutlak kullanımına karşı çıkmak fikri ile de örtüşerek modern ve geleneksel epistemolojinin
orijinal bir sentezi içinde şekillenmesine katkıda bulunduğunu ima etmektedir. İdeal Yurttaşın Din Ve Millet Kriteri başlıklı çalışmasında Salim Çevik, din ve dil politikalarının Cumhuriyet’in milletleşme politikası üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. İmparatorluk siyasetinden milli devlet modernliğine geçiş sürecinde dinî eksende tanımlanan millet kavramından seküler bir millet tanımına geçerken
dahi dinin kritik bir bütünleştirme işlevi yüklendiğine dikkat çeken yazar, tedricen din yerine dilin milli kimliğin kurucu unsurlarından birisi haline geldiği bir değişim dönemi yaşandığını tespit etmektedir. Dil ve din politikaları dolayısıyla oluşturulan kimlik siyasetlerinin birbirlerini dışlar etkilere sahip olduklarını iddia eden Çevik, ister sivil isterse de etnik biçimler alsın milliyetçiliğin de son kertede türdeşlik fikri üzerine kurulu bir toplum tasavvurunu kuvvetlendirerek, kültürel ve dini çeşitliliğin siyasal topluma aidiyet veya yabancılık gerilimi içinde sınırlandırıldığını belirtmektedir. Celalettin Güngör bu sayımız için İngilizceden çevirdiği Robert F. Spencer’ın Kültür Süreci ve Entellektüel Akım: Durkheim ve Atatürk makalesinde Durkheimve Comte yolu ile Atatürk’ün reform siyasetine etki eden pozitivist felsefenin izi sürülmektedir. Ziya Gökalp’in çalışmaları ile popülerleşen milliyetçi düşünceye de sirayet eden pozitivist değişim kuramı, milletin tabii ve zorunlu kaçınılmaz bir sosyolojik realite olarak tasavvur edilmesine yol açtığı oranda da Cumhuriyet’in
siyasal toplum mühendisliğinin dayandığı bir kaynak olmuştur. Gökalp milliyetçiliği yoluyla dönemin kültürel ve siyasal yaşamına giren Durkheimcı tezlerin Atatürk’ün toplum, millet ve devlet ilişkilerini tasavvur etme tarzı üzerinde de derin izler bıraktığını iddia eden makale, bu dönemde geliştirilen milliyetçi bütünleşme siyasetinin entelektüel kaynaklarının da Durkheim’ın siyaset sosyolojinde bulunabileceğine
işaret etmektedir. Cumhuriyet Modernleşmesi ve Kâzım Karabekir adlı çalışmasında Ali Çiftçi, Kazım Karabekir’in siyasal görüşlerinin değerlendirmesini yapmaktadır. Kazım Karabekir örneğinden yola çıkarak, Türk İnkılâbı’nın evrimci‐ muhafazakâr kanadına özgü ekonomi ve siyaset anlayışını tanımlamaya çalışan Çiftçi, onun ekonomide kolektivist‐korporatist, siyasette liberal anlayışının gerilimleri içinde ortaya çıkan yerelci kültür anlayışını, döneme özgü muhafazakârlığın tipik nitelikleri arasında saymaktadır. Zeyneb Çağlıyan’ın Cumhuriyet Modernleşmesi, Din Ve Köylülük: Bir Mühendis‐Siyasetçi Olarak Süleyman Demirel’in
İdealleri Ve İcraatları başlıklı çalışması, Süleyman Demirel örneği dolayısıyla AP‐DYP ekseninde şekillenen Türk merkez sağ siyasetin modernleşme anlayışına odaklanmaktadır. Merkez‐sağa özgü pragmatik‐teknik bir muhafazakâr modernleşme siyasetinin bir yandan moderniteyi yerelleştirdiği; diğer yandan da teknolojik modernleşmeye indirgenen bu büyük toplumsal değişim sürecine geleneksel toplum kesimlerinin marjinalleşmeden eklemlenmesini mümkün kıldığı iddia edilmektedir. Sebilürreşad dergisinde yazılar kaleme almış olan Hasan Hikmet’e ait Muhafazakârlığın Mahiyet Ve Ma’nâsı başlıklı yazıyı Muhafazakârlık Üzerine Bir Yazıyı Takdim başlıklı çalışması ile Muhafazakâr Düşünce okuyucularının dikkatine sunan Adem Efe, muhafazakârlık kavramına yönelik içerik çalışmalarında kaynak olacak bir çalışma yapmıştır.

CUMHURİYET MODERNLEŞMESİNİN SINIRLARI ve BİR SINIR DİLİ OLARAK MUHAFAZAKÂR MODERNİTE Nazım İREM

CUMHURİYET MODERNLEŞMESİNİN SINIRLARI ve BİR SINIR DİLİ OLARAK MUHAFAZAKÂR MODERNİTE Nazım İREM

Bu çalışma Türk Cumhuriyet modernizminin Aydınlanma düşüncesi içindeki kökenlerini araştırmakta ve erken dönem devlet ve millet kurucularının ilham aldıkları Aydınlanma’nın aydınlar cumhuriyetinin evrensel topluluğunca tarif edilen original Aydınlanma’dan ziyade milli‐devlet siyasetinin parçaladığı ve kısıtladığı sınırlı bir aydınlanma olduğunu iddia etmektedir. Milli‐devlet siyasetinin sınırlandırdığı aydınlanma, Türk sağ kanat siyasetin ideolojik‐politik geleneği olarak Türk modernleşmesini günümüz sınırlarına taşıyan muhafazakar modernite siyasetinin gelişmesi için uygun bir zemin oluşturan kısıtlı bir modernite anlayışının doğmasından da sorumludur. Anahtar Kelimeler: Türk Siyaseti, Sınırlı Aydınlanma, Parçalanmış Modernite, Muhafazakâr Modernite

OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E TÜRKİYE’DE MODERNLEŞME: KIRILMALAR ve SÜREKLİLİKLER İlyas SÖĞÜTLÜ

OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E TÜRKİYE’DE MODERNLEŞME: KIRILMALAR ve SÜREKLİLİKLER İlyas SÖĞÜTLÜ

Cumhuriyet’in, Osmanlı modernleşmesindeki düalist ve araçsalcı duruma son vererek modernleşmeyi tam anlamıyla isabetli ve doğru bir çizgiye oturttuğu görüşü, Türk modernleşmesi tartışmalarında öne sürülen kalıp yargılardan biridir. Bu yargı, Cumhuriyet modernleşmesinin sorunsallaştırılmasını engellemekte ve onu modernliğin en önemli boyutlarından biri olan düşünümsellik öğesinden mahrum bırakmaktadır. Modernleşmede amaç ve kapsam bakımından Cumhuriyet modernleşmesinin modernlik açısından daha isabetli bir okumaya dayandığı bir gerçektir. Ancak modernlik algısı ve modernleştirme yöntemi açısından bakıldığında her iki dönem arasında süreklilik unsurunun kopuş unsurundan daha güçlü olduğu görülmektedir. Zira Türk modernleşmesinin bu iki evresinde de modernlik, onu var eden tarihsel süreç es geçilerek, bir yerden alınıp getirilecek bir meta ve modernleşme de bu doğrultudaki bir projenin devlet eliyle ve yasalar yoluyla gerçekleştirilmesi olarak algılanmıştır. İşte Türk modernleşmesinin açmazları tam da bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Bu açmazları daha yakından kavramak açısından bu iki evrenin karşılaştırmalı analizi zengin bir malzeme yığını sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Türk Modernleşmesi, Geç Osmanlı, Erken Cumhuriyet, Kemalizm, Pozitivizm.

OSMANLI MODERNLEŞ(TİR)MESİNDEN CUMHURİYET MODERNLEŞ(TİR)MESİNE GEÇİŞ: TARİHSEL/TEORİK BİR OKUMA Adem ÇAYLAK - Adem ÇELİK

OSMANLI MODERNLEŞ(TİR)MESİNDEN CUMHURİYET MODERNLEŞ(TİR)MESİNE GEÇİŞ: TARİHSEL/TEORİK BİR OKUMA Adem ÇAYLAK - Adem ÇELİK

Devletin bekasını merkeze alan cumhuriyet modernleşmesi, Osmanlıdan cumhuriyete geçiş sürecinde biçimsel dönüşümler yaşanmış olmasına rağmen, Türk‐İslam imparatorluklarının nizamı âlem, kadim devlet anlayışın özsel olarak devamıdır. Devlet‐toplum‐birey denkleminde Osmanlı’da olduğu gibi cumhuriyette de devlet, birey ve toplum karşısında her zaman önemli bir konumda olmuştur. Çalışmanın amacı Türk‐İslam imparatorlukları geleneği ile biçimsel anlamda örtüşen Batı etkisiyle oluşan Osmanlı modernleşmesi ile Cumhuriyet Türkiye’si arasındaki süreklilikleri açığa çıkarmaktır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı modernleşmesi, Cumhuriyet modernleşmesi, Nizamı Âlem, Adab, Din‐ü Devlet, Devletin Bekası.

CUMHURİYET MODERNLEŞ(TİR)MESİNDE TARİH, DİN ve ETSİNİTE ALGISI Adem ÇAYLAK - Adem ÇELİK

CUMHURİYET MODERNLEŞ(TİR)MESİNDE TARİH, DİN ve ETSİNİTE ALGISI Adem ÇAYLAK - Adem ÇELİK

Türkiye’de imparatorluktan ulus‐devlete geçiş sürecinde geleneksel değerlerin kaldırılması toplumun/bireylerin değerler dünyasında boşluklar yaratmıştır. Bu boşluğu doldurmak üzere icat edilmiş olan “modern” değerler boşluğu doldurmak yerine daha da derinleştirmiştir. Bu makalenin amacı, Osmanlıdan Cumhuriyet’e geçişte bireylerin anlam dünyalarında oluşan boşluğu doldurmak için yardıma çağrılan tarih, din ve milliyetçik anlayışının eleştirel analizini yapmaktır. Anahtar Kelimeler: Kemalizm, Cumhuriyet Modernleşmesi, Din, Tarih, Etnisite, Milliyetçilik, Millet inşası.

BAŞKA BİR MODERNLEŞME YA DA TÜRKİYE’DE MODERNLEŞMENİN SOSYOLOJİSİ ÜZERİNE BİR TARTIŞMA Yıldız AKPOLAT

BAŞKA BİR MODERNLEŞME YA DA TÜRKİYE’DE MODERNLEŞMENİN SOSYOLOJİSİ ÜZERİNE BİR TARTIŞMA Yıldız AKPOLAT

Bu çalışmada Türk modernleşmesinin sıkıntılarını kendi içsel değil modernliğin kendinden kaynaklı ikiciliğine ve modernleşmenin içsel paradokslarına binaen açıklama denemesine girişilmiştir. Öncelikle modernlik kapitalizmin merkezinde bulunduğu ve kendi sosyal, siyasi, dinsel, idari ve düşünsel süreçlerini geliştiren bir bileşen olarak ele alınmıştır. Daha sonra batının kendi içinde gelişen farklı modernleşme anlayışları çerçevesinde Türk modernleşmesinin nasıl batı ekseninde değişen batılı aktörlere binaen kendi modernleşme rotasında da rötuşlar yaptığı irdelenmiştir. Sonuç itibariyle batı‐dışı modernleşmenin bir örneği olarak Türk modernleşmesinin sadece içsel değil dışsal etkenler tarafından da belirlenen çifte sorun yumağı ile meşgul olduğu belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Modernleşmesi, Modernliğin Çelişkileri, Modernliğin Bileşenleri, Muhafazakâr Modernleşme.

TÜRK MUHAFAZAKÂR DÜŞÜNCESİNDE CUMHURİYET DÖNEMİ HÂKİM MODERNLEŞME ANLAYIŞI ELEŞTİRİSİNİN BİR BOYUTU OLARAK ANTİ‐POZİTİVİST TUTUM ve BU TUTUMUN KAYNAĞI Mehmet AKINCI

TÜRK MUHAFAZAKÂR DÜŞÜNCESİNDE CUMHURİYET DÖNEMİ HÂKİM MODERNLEŞME ANLAYIŞI ELEŞTİRİSİNİN BİR BOYUTU OLARAK ANTİ‐POZİTİVİST TUTUM ve BU TUTUMUN KAYNAĞI Mehmet AKINCI

Türk muhafazakâr düşüncesi, Cumhuriyet Dönemi hâkim modernleşme anlayışı olan Kemalist modernleşme anlayışına karşı eleştiri yoluyla gelişme imkânı bulmuştur. Bu çalışmanın konusu Türk muhafazakâr düşüncesinde Kemalist modernleşme anlayışının epistemolojik dayanağı olan pozitivizm eleştirisi ve bu eleştirel tutumun kaynağıdır. Muhafazakâr düşünürler Kemalist modernleşmenin 18. yüzyıl pozitivizminden etkilenmiş olması nedeniyle söz konusu modernleşme anlayışını yanlışlamak istemektedirler. Buradaki temel dayanakları, Batı’da pozitivizmin dayanağı olan Aydınlamanın aklı yücelten yaklaşımının yerini, aklın gerçekliği sadece kendi başına anlamada yetersiz kaldığı şeklinde özetlenebilecek bir anlayışa terk etmesidir. Türk muhafazakâr düşünürlerinin Kemalist modernleşmeyi eleştirmelerinin ya da bir diğer ifade ile yanlışlamak istemelerinin ardında yatan neden, onarlın sahip olduğu farklı bir değişim ya da modernleşme anlayışı olan bir tür kendiliğindenlik modeli ile ilgilidir. Anahtar Kelimeler: Türk Muhafazakârlığı, Modernleşme, Cumhuriyet Dönemi, Kemalist Modernleşme, Anti‐pozitivizm.

İDEAL YURTTAŞIN DİN ve MİLLET KRİTERİ Salim ÇEVİK

İDEAL YURTTAŞIN DİN ve MİLLET KRİTERİ Salim ÇEVİK

Türk ulusal kimliğinin oluşum sürecinde dine biçilen rol üzerine yapılan analizler iki uç arasında savrulmaktadır. Ya laik Türk ulusçuluğunun dine hiçbir hayat hakkı tanımadığı, ya da tam tersine, Türk ulusal kimliğinin Sünni İslam ekseninde şekillendiği iddia edilmiştir. Bu indirgemeci yaklaşımlar, konunun çetrefilli karakterini göstermekten uzaktır. Bu yazıda, konuyu daha iyi analiz edebilmek için, kendi tarihsel tecrübemiz milliyetçilik literatürünün birikimleri ışığında ele alınmaya çalışılmıştır. Batı dışı topluluklarda, uluslar modernleşmenin bir sonucu değil, modernleşebilmenin bir vesilesi olarak ortaya çık(arıl)mışlardır. Özellikle bir imparatorluktan ulus devlet yaratma çabaları kaçınılmaz olarak toplumu homojenleştirmeyi hedeflemiştir. Din bu homojenleşmenin önemli bir aracıdır. Dinin ulusal kimlikte oynadığı çelişkili rol dinin ulus oluşumunun farklı safhalarındaki rolunün değişmesinden kaynaklanmaktadır. Dinin ulusal kimlikteki yerini belirleyen unsur dinin toplumu homojenleştirme açısından oynadığı rolle ilgilidir. Din ulus oluşumunun ilk safhasında toplumun homojenleştirilmesi için önemli bir işlev görmiş ve bu süreçte milli kimlik din eksenli tanımlanmıştır. Gayrimüslimlerin büyük oranda ülkeden ayrılmasıyla beraber, din bu işlevini yitirmiş ve daha ileri düzeyde bir homojenleşme laik bir etnik kimlik vurgusuyla sağlanmaya çalışılmıştır. Dinin ulus oluşumundaki rolü iki yüzlüdür; ilk safhada merkezi unsur iken ikinci safhada bu rolünü dil eksenli tanımlanan etnik kimliğe bırakmıştır. Bu yeni safhada dinin işlevi sadece dini homojenliği korumaya devam etmekten ibarettir. Yeni safhada din ulusal kimliğin negatif unsurudur, kimlerin ulusa dâhil olamayacağını belirler, ama ulusa kimlerin dahil olabileceği dil ekseninde belirlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Homojenleşme, Din, İslam, Ulus İnşası, Modernleşme, İmparatorluk, Ulus Devlet, Laiklik

KÜLTÜR SÜRECİ ve ENTELLEKTÜEL AKIM: DURKHEİM ve ATATÜRK Robert F. SPENCER

KÜLTÜR SÜRECİ ve ENTELLEKTÜEL AKIM: DURKHEİM ve ATATÜRK Robert F. SPENCER

Değişen dünyada, başka yerlerde olduğu gibi Orta Doğu ve Yakın Doğu’da da milliyetçiliğin yerel biçimlerinin, kültürde ve kültür tarihinde kökenleri vardır. Bölgede, Arap ve Türk olmak üzere başlıca iki kültür alanı mevcuttur. Birbirlerinden temel örüntülerden ziyade büyük ölçüde dilde farklılaşan bu ikisi, bir zamanlar halifelik şemsiyesi altında gevşek bir şekilde birleşmişti. Fakat özellikle I. Dünya Savaşı sonrasındaki siyasî olaylar, onları gittikçe artan bir şekilde ayrılmaya götürmüştü. Ayrı Arap ulusları, İsrail’in kuruluşundan sonra iyice ateşlenen milliyetçi özlem ve amaçlarının kendi oynak türünü geliştirmek üzere, kendi ayrı yollarına gitmişti. Fakat Türkler, kendi toplumsal ve milliyetçi devrimlerini bir derece daha erken geçirmişti. Türkiye, İslam dünyasıyla tarihî bağlarına gittikçe artan bir kayıtsızlıkla, kendisini bütünüyle özerk bir ulus‐kültür olarak düşünmeye başlamıştı. Türklerin özgüven arayışını, bir tür özel temel sağlayan Kemal Atatürk beslemişti…

CUMHURİYET MODERNLEŞMESİ ve KÂZIM KARABEKİR Ali ÇİFTÇİ

CUMHURİYET MODERNLEŞMESİ ve KÂZIM KARABEKİR Ali ÇİFTÇİ

Kâzım Karabekir, dünya görüşü olarak eklektik bir düşünce yapısında olup ekonomide devletçi‐korporatist‐toplumcu denilebilecek görüşlere sahipken siyasal alanda daha liberal görüşler ortaya koymuştur. Siyasal sürece ilişkin liberal görüşleri de iniş‐çıkışlılık göstermiş, 1938 sonunda CHP’de siyasete döndükten sonra siyasal özgürlüklere mesafeli durmuştur. Cumhuriyet modernleşmesinin ulus devlet ilkesinden yana olan Karabekir, Turancılığa ve İslâm Birliği düşüncelerine karşı çıkmıştır. Karabekir, Cumhuriyet modernleşmesinin evrimci‐muhafazakâr kanadında yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Karabekir, Türk modernleşmesi, cumhuriyet modernleşmesi, Türk Devrimi, muhafazakâr modernleşme.

MUHAFAZAKÂRLIĞIN MAHİYET VE MA’NÂSI Hasan HİKMET

MUHAFAZAKÂRLIĞIN MAHİYET VE MA’NÂSI Hasan HİKMET

Muhafazakârlık1 dünyada ve ülkemizde sıkça kendisinden söz edilen, benzeri birçok kavram gibi, ne olduğu tam olarak açıklan(a)mayan, kendisinden bahseden yazarların düşünce ve ideolojik dünyalarına göre iyi veya kötü olarak içi doldurulmaya çalışılan bir düşünce geleneği ve siyasal bir ideolojidir. Türkiye’de muhafazakârlık, geleneğe sahip çıkmak olarak anlaşıldığından kimi yazarlar ve sözlük yazarları tarafından dindarlık, İslamcılık, tutuculuk, irtica, taassup olarak açıklanagelmiştir. Hasan Hikmet, aşağıdaki yazısında bu kavramın Bu haliyle yanlış anlaşıldığından sitemle bahsetmekte…

Mdd Pdf görüntüle

İlginizi Çekebilir?

50. Sayımız

13. Yıl, 50. Sayı • Ekolojİk Düşünce

Muhafazakâr Düşünce’den Modernitenin hüküm sürdüğü çağlarda insanların karşı karşıya olduğu siyasal ve toplumsal sorunların giderek ...