Devlet

28-680x1024“Devlet ne kadar yozlaşmışsa,
o kadar çok kanun olur.”
Tacitus
Geniş anlamda insanlık tarihiyle yaşıt olmamakla birlikte, uzun bir süredir ‘devlet’ ya da benzeri siyasal örgütlenmeler insan hayatının ayrılmaz bir parçasını oluşturmuştur. Siyasal düşünceler tarihine genel bir bakışla, muhtevası ve biçimi farklılık taşısa da, bir siyasal örgütlenme tarzı olarak devletin doğasına, kökenine, yapısına, işleyişine ya da işlev ve hedeflerine dair çok çeşitli düşünceler ve çözümleme tarzları ile karşılaşmak mümkündür. Yetkin siyasal örgütlenme biçimi olarak gördükleri Polis’i yücelten Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi Antik Yunan düşünürleri, devletin insan doğasıyla uyumunu ve siyasetin ahlaksallığını dile getirmişlerdir. Polis’in yıkılışı, teorik alanda Stoacı düşünceyle ‘kozmopolitizm’i, pratikte ise imparatorluk örgütlenmesinin meşruiyetini ve yüceltilmesini gündeme getirmiştir. Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışıyla başlayan, merkezî bir devletin olmadığı feodal dönem, Hıristiyanlığın kurumsal ifadesi olan Roma Katolik Kilisesi’nin iktidarıyla kesişmektedir. ‘Modern Devlet’ bu parçalı ve kırılgan iktidar yapısının reddi üzerine kurulmuş ve kendisinden önceki siyasal örgütlenme tarzlarından oldukça farklı olan ve modern dönem boyunca gücünü ve etkinliğini sürekli arttırmış egemen birimdir. Modern dönemin asli tartışması, bu yeni egemen gücün ya da Leviathan’ın merkezinde yer aldığı bir bağlamda gerçekleşmiştir. Bu egemen birimin meşruiyetini rasyonel bir temelde kurgulanan ‘toplumsal sözleşme’ fikrine dayandırmaya çalışan Suarez, Hobbes, Locke, Rousseau gibi düşünürler;
sözleşme fikrini ‘kurgusal’ ve ‘yapay’ bularak ‘ahistorik’ olmakla itham eden organik teori yanlıları ve devleti çatışmayla açıklayan düşünürler ve sonraki
dönemde bunları takip edenlerin hepsi bu modern/post-modern tartışmanın temel öznelerini oluşturmaktadır.Modern ulus devletin kuruluşuna Fransız Devrimi öncülük etmiştir. Devrim merkezî devletin kuruluşuna sadece öncülük etmekle kalmamış aynı zamanda devlet önceki devirlerde ulaşamadığı güce ve kudrete ulaşmış; bir anlamda Leviathanlaşmıştır. Bu güç kendisini dengeleyebilecek tüm kurumları ya ortadan kaldırmış ya da zayıflatarak bireyi bu mutlak gücünün karşısında yalnız bırakmıştır. Nitekim, muhafazakarlık devrim sonrası gücünü artıran ve merkezîleşen bu güce karşı bir tepki olarak doğmuştur. Duman’ın makalesinde de aktardığı gibi, Muhafazakâr düşünür Bonald, Jakobenlerle başlayan modern devletin gerçekleştirdiği zorunlu askere alma uygulamasını bir tür
‘despotik gasp’ olarak görmektedir. Devrim sonrası modern devletin artan baskıcı gücü ve bunun tehlikeli sonuçları konusunda insanlığı uyaran muhafazakârların haklılığını, 20. yüzyılda gerçekleşen dünya savaşları ortaya koymuştur. Ulus devletler tam iki defa dünyayı ateşe vermiş, milyonlarca insanın (hatta bitki ve hayvanın) telef olmasına neden olmuştur Bu bağlamda modern devletin bireyi ezen merkezî gücünü eleştiren Nisbet’e değinmeden geçmek doğru olmayacaktır. Nisbet özellikle devletin sınırsız güce ulaşmasının potansiyel riskleri, ara kurumların otoritesinin kayboluşunun yarattığı boşluk, savaş ve devlet arasındaki ciddi ilişki konusunda önemli uyarılarda bulunmuştur. Ona göre zamanımızın en büyük toplumsal ve siyasî sorunu, ara kurumların (aile, dini kurumlar, dernekler vb.) zayıflatılması ve aynı hızla eli herkese ulaşan ve hayatın her veçhesini yönetmek isteyen dev bir devletin oluşması ve gittikçe güçlenmesidir. Bu çerçevede devleti büyüten en önemli değerin savaş olduğuna inanan Nisbet, militarizme karşı bir duruş sergilemiştir. Savaşı geleneksel bağlılık ve kurumların kökünü koparan hatta onları yıkan devlet gücünün başlıca yayılma aracı olarak görmüştür. 1 Nisbet’e göre devlet aşkın bir yapıya bürünüp iktidarını mutlaklaştırdığı takdirde geri dönüşü olmayacak bir şekilde ‘gevşek bireyler’ denilen kişilikler yaratacaktır. Hiç şüphesiz Nisbet de diğer muhafazakârlar gibi devletin bu sınırsız gücünün sınırlandırılmasının ancak ara kurumların güçlenmesiyle mümkün olduğuna inanmaktadır. 20. asrın sonlarından itibaren genel olarak devlet özel olarak da ulus-devlet sorgulanmaktadır. Küreselleşme dalgasının ve post-modern akımların da etkisiyle, ulus-devlet hem yukarıdan hem de aşağıdan aşınmaya başlamıştır. Geleceğin nasıl şekilleneceği, modern devletin alacağı biçim günümüzdeki temel entelektüel tartışma alanlarını oluşturmaktadır.Devlet özel sayımızın ilk makalesi Yılmaz Çolak’a ait. Çolak başlıktan da anlaşılacağı üzere; “Modern Devletin Çeşitlilikle İmtihanı” makalesinde, kültürü tanımlayan modern devletin farklı kültürler karşısındaki tutumunu eleştirel bir bakış açısıyla çözümleyerek, bu açıdan devletin kriz içinde olduğunu ifade etmekte ve 20. yüzyıldaki modern devletin çeşitlilikle imtihanının, temel prensiplerinin yeniden düşünülmesine neden olacağı değerlendirmesinde bulunmaktadır. Dergimizin ikinci makalesi Muhafazakârlığın devlet anlayışına eleştirel bir tarz ile yaklaşan Fatih Duman’a ait. Duman, makalesinde öncelikle modern devletin tanımlamasını yapmakta ve akabinde modern devletin artan merkezî gücüne karşı tepki olarak doğan muhafazakârlığın içinde barındırdığı farklı devlet anlayışlarını ortaya koyarak bunların eleştirel bir analizini sunmaktadır. Hayrettin Özler, devlet – sivil toplum ayırımını eleştirdiği yazısında, bu ayrımın devleti ciddi bir meşruiyet problemi ile karşı karşıya getirebileceğini ve aslında toplumun bir parçası olan idareyi de anlaşılmaz kılabileceğini iddia etmektedir. Ayrıca bu ayrımın devleti daha otoriter, totaliter ve müdahaleci kıldığı savunusu da dikkate değer bir iddia. İlk bölümün son yazısı Hanifi Macit’e ait. Macit, makalesinde ünlü Liberteryen filozof Robert Nozick’in görünmez el ile kendiliğinden doğan bir düzenin sonucu olarak ortaya çıkan minimal devlet anlayışını konu edinmektedir. Bu sayımızda Kemal Karpat Hoca ile okuyucumuzun çok istifade edeceğini düşündüğümüz, bizce başyazı olmayı hak edecek kadar iyi bir mülakat sunuyoruz. Osmanlı ve Cumhuriyetin devlet anlayışını, ufuk açıcı bir perspektifle farklılıklarını ve benzerliklerini ortaya koyan mülakat, bugünkü devletirey sorununun kökenlerini herkesin anlayacağı bir şekilde okuyucuya sunmaktadır. Özellikle mülakatın sonunda Kemal Karpat hocanın kendisini ‘radikal bir muhafazakâr’ olarak tanımlaması ve bu kavramı açıklaması okuyucu için ilginç bir nokta olmaya aday. İslam ve devlet arasında tarihsel ve köklü bir ilişkinin olduğunu ileri süren Hasan Şen’in makalesi ise, İslam’ın ve İslamcıların devlet algısını tahlil etme çabasına odaklanmaktadır. Bu sayımızın derkenar bölümünün ilk yazısı Mevlüt Özben’in. Özben, “Zaman – Mekân” ilişkisi çerçevesinde yaşam formlarını ve 3D Modernliğini eleştiriye tabi tutmuş ve kendisinin deyimi ile “klasik modernlik evresi ile bugünün modern dünyasını karşılaştırabilmek amacıyla 3D modernlik biçiminde kavramsallaştırılmış teorik kurmacayı tartışmış”. Nuray Karaca, sosyolojik olarak cemaat tanımını yaparken yeni patronaj ilişkileri çerçevesinde bir ara form örneği olarak cemaat yurtları üzerine yapılmış bir araştırmanın sonuçlarını makalesinde değerlendirmektedir. 20. yüzyılın en önemli ekollerinden biri hiç şüphesiz Frankfurt Ekolü. Bengül Güngörmez bu ekol üzerinde etkide bulunmuş filozoflardan Hegel, Marks, Weber ve Gramsci’ye odaklanarak onların eleştirel teoriye katkılarını ele aldığı yazısı ile derkenar bölümünü bağlıyoruz. Şüphesiz devlet, felsefî, sosyal, siyasal, ekonomik, etik vb. birçok boyutu olan bir kavram. Dergimizin bu sayısıyla devleti yeni perspektifler ışığında çeşitli boyutlarıyla tartışmaya ve eleştiriye tabi tuttuk. Sadece ulus-devleti değil genel olarak devleti; sadece tarihsel boyutlarıyla değil güncel boyutlarıyla da devlet kurumunu ve kavramını ortaya koymaya çalıştık. Bu özel sayımızın, devlet tartışmalarına katkı yapacağını umuyor, devletin mutlak gücünün sınırlandığı, devlete karşı ara kurumların güçlendiği ve bireyin bu çerçevede daha iyi korunduğu; kendi iradesiyle benimsediği değerlerine bağlı, özgür ve müreffeh bir Türkiye’ye hep birlikte erişmeyi diliyoruz…
Serhat Buhari Baytekin

MODERN DEVLETİN ÇEŞİTLİLİKLE İMTİHANI Yılmaz ÇOLAK

MODERN DEVLETİN ÇEŞİTLİLİKLE İMTİHANI Yılmaz ÇOLAK

Modern devlet başından beri vatandaşlarını tanımlamada ve onlar ile bağ oluşturmada kültür ile sıkı bir ilişki içerisinde olmuştur. Ulus-devlet, 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar kültürü tanımlayan, işleyen ve kullanan tek hâkim unsur olagelmiştir. Devlet otoritesinin meşruluğunun dayandığı halk fikri halkın yekpare bir bütün olarak tanımlaması ile gerçekleşmiştir. Böylece vatandaşları için bir değerler bütününe dayanan bir kimlik üreterek onlardan bu kimliği içselleştirmesini istemiş ve bu şekilde onlar ile bağını kurarak siyasî otoriteye sadakatini sürdürmeye çalışmıştır. Bu yapıya uymayan farklı grupların varlığı, seslerinin çıkması ve görünürlüğü, devlet otoritesini zayıflatıyordu. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında kültürel çeşitliliğin yükselişi liberal demokratik devlet için ciddi bir krizin başlangıcı oldu. Modern devletin çeşitlilik ile imtihanı onun temel prensiplerinin yeniden düşünülüp düzenlenmesini gerekli kılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Modern devlet, kültür, liberal demokrasi, kültürel çeşitlilik

MUHAFAZAKÂR DÜŞÜNCEDE DEVLET KAVRAMI ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME Fatih DUMAN

MUHAFAZAKÂR DÜŞÜNCEDE DEVLET KAVRAMI ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME Fatih DUMAN

Bu çalışma muhafazakâr düşüncede ‘D/devlet’ kavramının anlamı üzerine odaklanmaktadır. Muhafazakârlığın tarihsel bağlamı açısından, özellikle ‘modern devlet’ büyük önem taşımaktadır. Çünkü muhafazakârlık modern devletin artan ve merkezileşen gücüne bir tepki olarak doğmuştur. Ancak muhafazakâr düşünce kendi içinde farklı devlet algılayışlarını barındırmaktadır. Dolayısıyla muhafazakâr düşüncede devletin kökeni, doğası/özü, işlevleri, sınırları gibi konularda farklı yorumlar bulmak mümkündür. Bu çalışmada öncelikle devlet ve özellikle modern devlet kavramı açıklanacak, ikinci olarak ise muhafazakâr düşüncenin devlete ilişkin bakış açısı belirli temel konular bağlamında eleştirel bir şekilde incelenecektir: Devletin doğası nasıl açıklanır? Modern egemen devletin gücü nasıl sınırlanır? İki ayrı D/devlet kavramının politik sonuçları nelerdir? Kitlelere ya da çoğunluğa yönelik korku ile demokrasi ve özgürlük ilkesi uzlaşır mı? Anahtar Kelimeler: Modern devlet, devletin doğası, devletin sınırları, aşkın Devlet/Toplum, siyasal aygıt olarak devlet, muhafazakârlık, ara kurumlar.

DEVLET-SİVİL TOPLUM DİYADINA KARŞI BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ OLARAK DEVLET Hayrettin ÖZLER

DEVLET-SİVİL TOPLUM DİYADINA KARŞI BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ OLARAK DEVLET Hayrettin ÖZLER

Günümüzde devlet ve sivil toplum birbirinden ayrışmış iki alan olarak algılanmakta ve bu iki alan arasındaki dengeli, kurumsallaşmış ancak dinamik etkileşime ise demokrasi denmektedir. Bu etkileşimlerde politik (yasa, hüküm, hiyerarşi), ekonomik (rekabet ve mübadele) ve sosyal (çatışma, paylaşım, kimlik, işbirliği, güven ve sadakat gibi) alanların ahlâkî ilkeleri ve pratik işleyişleri açısından farklılaşmış -aralarında organik bir bağdan ziyade işlevsel bir ilişkiselliğin olduğu varsayılmakta ve onaylanmaktadır. Bugün siyaset sürecini, sivil toplumdan gelen talepleri girdi olarak alıp onu yasa olarak dokuyan bir yasama, yasayı politikaya dönüştürüp uygulayan bir yürütme ve tüm bunları bağımsız bir yargının denetlediği mekanik bir sistem olarak tasavvur ediyoruz. Sivil toplum ve devlet arasındaki yukarıda bahsi geçen tarzda bir ayrımın totaliter ve despotik hükümete karşı vazgeçilmez bir gereklilik olduğu inancı neredeyse tüm sivil toplum söylemleri için evrensel bir kabuldür. Devlet ve kilise ayrımı adeta yerini devlet ve sivil toplum ayrımına bırakmıştır. Bu makale bu kabulü sorgulamayı ve eleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu eleştirilerden birincisi, devlet ve sivil toplum ayrımına dayalı bir toplum tasavvurunun hiçbir siyasal düşüncenin asli öğesi olmadığıdır. İkinci olarak bu ayrımın merkezî-egemen ulus devlet ideali içerisinde gerçekleştirilmeye çalışıldığı fakat bir ayrılmadan çok totaliter, otoriter veya müdahaleci devlet ile sonuçlandığıdır. Bu müdahaleler bireyin siyasa içinde yerini ve katkısını oldukça “silik” hale getirmiştir. Son olarak, devlet ve sivil toplumun iki ayrı tür ve değerler dizisi olarak görülmesinin devleti ciddi bir meşruiyet problemi ile karşı karşıya getirebileceği ve toplumun bir parçası olan idareyi anlaşılmaz kılabileceğidir. Anahtar Kelimeler: Devlet, sivil toplum, siyasal düşünceler, devlet-sivil toplum ayrımı.

GÖRÜNMEZ EL: ROBERT NOZICK ve MİNİMAL DEVLET M.Hanifi MACİT

GÖRÜNMEZ EL: ROBERT NOZICK ve MİNİMAL DEVLET M.Hanifi MACİT

Devletin tanımı ve devletin ne olduğu konusu öteden beri düşünürlerin ilgilenmiş olduğu bir konu olmakla birlikte, nasıl ortaya çıktığı, nasıl olması gerektiği konusunda bir fikir birliği yoktur. Devlet bir ideal midir? Yoksa bir araç mı veyahut bir haydut mu? Soruları düşünce tarihinde hem çok tartışılmış hem de bu farklı yaklaşımlar keskin tartışmaların odağını oluşturmuştur. Bugün devletin daha ziyade bir araç olduğu genel kabul görmesine rağmen, sınırlarının, meşruiyetinin ve kaynağının ne olduğu tartışması hala güncelliğini korumaktadır. Biz bu güncel tartışmaya liberter bir algıyla bakan, devleti kendiliğinden düzenin bir sonucu olarak gören ve devletin kaynağı, meşruiyeti, sınırları üzerine yetkin değerlendirmelerde bulunan Robert Nozick’i konu edineceğiz. Anahtar Kelimeler: Robert Nozick, Minimal Devlet, Görünmez El, Kendiliğinden Düzen, Toplumsal Sözleşme.

OSMANLI ve CUMHURİYETİN DEVLET ANLAYIŞI ÜSTÜNE: BENZERLİKLER ve FARKLILIKLAR Kemal H. KARPAT

OSMANLI ve CUMHURİYETİN DEVLET ANLAYIŞI ÜSTÜNE: BENZERLİKLER ve FARKLILIKLAR Kemal H. KARPAT

Şenay Eray: Kıymetli Hocam, öncelikle mülakat teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Muhafazakâr Düşünce Dergisinin “Devlet” konulu özel sayısında Osmanlı’da Devlet Anlayışı ve Türkiye Cumhuriyetine yansımaları çerçevesinde sorularımızı hazırladık. Sorularımıza geçmeden önce bu konuda öncelikle söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? Prof. Dr. Kemal H. Karpat: Sorulara başlamadan evvel bir iki ana noktayı belirtmek isterim. Her devletin ve toplumun bir siyasî yönü vardır. Sosyal ve ekonomik yönleri de vardır. Bunlar hepsi birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Ancak modern devlette idareci grupla ülkenin sosyal ve ekonomik kaynaklarını elinde tutanlar arasında çok daha sıkı bir ilişki vardır. Osmanlı klasik dönemiyle değişme dönemleri arasındaki fark biraz da buradan çıkmaktadır. Değişme döneminde devlet, daha doğrusu idareci sınıf, toplumla daha yakından bağdaşmak, toplumu kontrol etmek ve kendini ona kabul ettirmek için toplumun isteklerine uygun hareket etmek zorunda kalmıştır. Buna çok genel olarak demokrasiye yönelmek de denebilir. Osmanlı Devleti ruhunda eski tipte İslam devleti olarak devam etmekle beraber 19. yüzyılda birçok zamana ve sosyal bünyeye uygun tedbirler alarak, klasik devletler tipinden ayrılmak yolunu tutmuştur. Dediğim gibi temel felsefesi ve düşüncesi klasik İslam devleti olarak kalmıştır. Buna rağmen elitler devleti yaşatmak için reformlara ihtiyaç duymuştur. 19. yüzyıl var olma mücadelesi içinde geçmiştir. Ama aynı zamanda bu reform hareketi eski devlet yapısından ve bir dereceye kadar felsefesinden ayrılarak modern devlet felsefesine ve yapısına yaklaşmayı kaçınılmaz hale sokmuştur. Böylece Osmanlı Müslüman devlet tipi içinde kendi kendine değişme kararı veren ve bu sayede ayakta kalan ve sonra Cumhuriyet’i doğuran tek İslam devletidir. Osmanlı ile Cumhuriyet arasında farklar olduğu kadar çok sıkı ilişkiler ve devamlılık da vardır. Kesiklik, farklaşma, ayrılma ve devamlılık bir arada yaşamıştır ve yaşamaya devam etmektedir…

İSLÂM, İSLÂMCILAR ve DEVLET Hasan ŞEN

İSLÂM, İSLÂMCILAR ve DEVLET Hasan ŞEN

İslâm ve devlet arasında, tarihsel ve köklü bir ilişkinin olduğu ileri sürülmektedir. Bu düşüncenin oluşmasında İslâm’ın bir din olarak ortaya çıkmasının ardından siyasallaşması önemli bir rol oynamıştır. Dolayısıyla devlet ve siyaset, dinin konusunu oluşturmuştur. Buna bağlı olarak, günümüze kadar etkisini sürdüren siyasal gelenekler inşa edilmiştir. Bu çalışmada genel olarak İslâm ve devlet arasındaki ilişki ele alınmıştır. Buradan hareketle bahsedilen çalışmada, öncelikle, İslâm dünyasında tesis edilen siyasal gelenekler ele alınacaktır. Ardından İslâm’ın ortaya çıkış koşulları ve söz konusu koşulların şekillendirdiği siyasal teoloji geleneğine değinilecektir. Son olarak, İslâmcıların devlet algıları tahlil edilecektir. Anahtar Kelimeler: İslâm, din, devlet, siyasal teoloji, İslâmcılar, iktidar, laiklik.

DEVLET ve CEMİYET Ahmed ŞUAYB

DEVLET ve CEMİYET Ahmed ŞUAYB

V aktiyle cemiyet ve kavânînini tedkîk ancak birkaç mütefekkire münhasır iken zamanımızda hemen herkes için tetebbu’ı zarurî bir ilim olmuşdur. Cemiyet ile şahıs arasında teâvün ve merbûtiyet o derece sıkıdır ki tatbîkâtda biri olmaksızın diğeri hakikaten mevcûd olamaz. Hatta ilm-i cemiyet ile ilm-i beşer her gün yek-diğerinden tefriki gayr-ı kâbil bir şekle giriyor, kâffe-i mesâil-i felsefe ve ahlâkiyye mesâil-i ictimâiyyeden addediliyor. Bir şahsın melekât ve isti’dadâdı esasen ırk u nev’inden kendisine mirasdır ki bu cemiyetden başka bir şey değildir. Şerâit-i cemiyet ise hayat-ı ma’neviye ve maddiyyenin kavânîn-i umûmiyyesine tâbidir. İlm-i hayat ve ilm-i cemiyetin hudûd-ı temas ve takarrubu pek ziyâdedir. Hatta denebilir ki bütün kâinât hal-i teşekkülde bulunan vâsi’ bir cemiyetdir, hatta gayr-ı mer’î cüz-i fertler bile şu halde ilm-i cemiyet bütün ulûm-ı sâirenin ser-efrâzı ve hülâsa-ı yekûnidir…

‘ZAMAN’SIZ-‘MEKÂN’SIZ YAŞAM FORMLARI ve 3D MODERNLİK Mevlüt ÖZBEN

‘ZAMAN’SIZ-‘MEKÂN’SIZ YAŞAM FORMLARI ve 3D MODERNLİK Mevlüt ÖZBEN

19. yüzyılın tek biçimliliğin, tek sesliliğin, bir ve bütün olmanın normal karşılandığı bir dönem olmasında “zaman” ve “mekân”ın anılan dönemdeki önemi ve zaten pek çok şeyin de “zaman” ve “mekân”ın denetiminden kaynaklanmasının aksine; 21. yüzyılın, çok biçimliliğin, çok sesliliğin ve bütünden daha değerli görülen “bir”in koşullar ne olursa olsun haklarının muhafaza edilmesinin gerekliliğini ileri süren yeni bir sürecin başlangıcı olarak takdim edilmesinde “zaman”sız ve “mekân”sız yaşam formlarının ortaya çıkardığı 3D modernlik koşulları oldukça belirleyici bir öneme sahiptir. Bu çalışmada, klasik modernlik evresi ile bugünün modern dünyasını karşılaştırabilmek amacıyla 3D modernlik biçiminde kavramsallaştırdığımız teorik kurmaca tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Zaman, mekân, modernlik, 3D modernlik, 21. yüzyıl.

SOSYOLOJİK OLARAK CEMAAT KAVRAMI ve TÜRKİYE’DE BİR ARA FORM ÖRNEĞİ OLARAK CEMAAT YURTLARI Nuray KARACA

SOSYOLOJİK OLARAK CEMAAT KAVRAMI ve TÜRKİYE’DE BİR ARA FORM ÖRNEĞİ OLARAK CEMAAT YURTLARI Nuray KARACA

Toplumun her katmanının sürekli bir değişim geçirdiği dikkate alındığında toplumumuzdaki dinsel pratiklerin değişimini saptamak için yapılan çalışmalar ile bu çalışmalara dayanan açıklamalar oldukça önemlidir. Toplumda değişim söz konusu olduğunda yeni kanallar ve kuruluşlar ortaya çıkmaktadır. Halkın dinsel pratikleri ve inançları değişime uğrayınca yeni formlar ortaya çıkmıştır. Bu formların toplumdaki meşruiyetinde eğitim önemli bir toplumsal hareketlilik kanalı olmuştur. Bu durum toplumumuzda yeni bir patronaj ilişkini doğurmuştur. Kıray patronaj ilişkilerinin dış dinamikler sonucu değişen toplumsal yapılarda ara form olarak ortaya çıktığını ifade eder. Bu çalışmada yeni patronaj ilişki biçimlerinden biri olan cemaat yurtlarını, bir ara form örneği olarak verilerden hareketle incelemeye çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Cemaat, ara form, sosyoloji, toplum, patronaj.

YİRMİNCİ YÜZYILIN KÜLTÜR GERİLLALARI FRANKFURT EKOLÜ Bengül GÜNGÖRMEZ

YİRMİNCİ YÜZYILIN KÜLTÜR GERİLLALARI FRANKFURT EKOLÜ Bengül GÜNGÖRMEZ

Bu makale, Frankfurt Okulu’na etkide bulunmuş filozoflardan Hegel, Marks, Weber ve Gramsci’ye odaklanıyor ve bu çalışmada onların eleştirel teoriye katkıları genel olarak ele alınıyor. Frankfurt Okulu düşünürleri söz konusu filozofların fikirlerini savunmak veya onları eleştirmek suretiyle en genelde sosyal bilimlerde sosyal fenomeni eleştirirken pozitivizmin, determinizmin ve materyalizmin sınırlarını zorlama ve bu metodları aşma teşebbüsünde bulundular. Onlar yalnızca ekonomi ve sınıf temelli analizler değil, egemenlik kültürü yani kültür endüstrisi olarak Batı kültürünün analizini de yaptılar. Bu düşünürler sosyal teoride tarihsel yasaları değil, insanın kültürel ve tarihsel boyutları ile anlamlı insanî eylemi vurguladılar. Anahtar Kelimeler: Frankfurt Okulu, eleştiri, kültür, anlamlı insanî eylem.

Mdd Pdf görüntüle

İlginizi Çekebilir?

mdd51

51. Sayı – Dünya Siyasetinde Muhafazakârlık

Muhafazakâr Düşünce Dergisi bu sayısında, muhafazakâr ideolojinin çoklukla ihmal edilen bir boyutuna odaklanıyor: Dış politika. ...