Doğu’nun Hikmeti

muha_kapak_baskı SONN-1Doğu ve Batı kelimeleri, farklı kültür ve medeniyetlerde kazandığı farklı anlamlar açısından bakıldığında, her şeyin ötesinde karşımıza bir hakikat tasarımı sorunu ve tasarlanan hakikatle irtibata geçme tarzı olarak çıkmaktadır. Bir başka deyişle doğu ve batı kelimeleri, hakikatin nerede olduğuna ve kendisine nasıl ulaşılacağına dair genel tarihsel soruya farklı kültür ve medeniyetler içinde verilen farklı cevap tarzlarını simgelemektedir. Bu nedenle, doğu ve batı kelimeleri bir bakıma insanın dünyayı algılama, onu bir metin gibi okuma ve kendisini bu dünya karşısında konumlandırma çabasını temsil etmektedir. Bu tebliğimizde, insan ile dünya arasındaki ilişkinin bir temsili olarak doğu ve batı kelimelerini, metin ve okur arasındaki ilişki modellerine referansla ele almaya çalışacağız. Doğu ve Batı kelimeleri, bir hakikat tasarımı ve bu tasarım içinde hakikate ulaşma tarzı olarak, yatay ve dikey olmak üzere iki farklı yön anlayışı içinde anlamlandırılmıştır. İlk önce yatay olarak doğu ve batı kelimelerinin anlamlandırılma şekillerine göz atalım. Genellikle Hz. Adem’i ilk insan olarak kabul eden dinî kavrayışa göre, Hz. Adem’in yer yüzüne düşüş sonrası hayat ağacı
yeryüzünde biri doğuya diğeri batıya olmak üzere iki ana kola ayrılmıştır. Doğuda özellikle Hint ve Çin medeniyetleri, Batıda ise Avrupa medeniyeti bu iki ana kolu temsil etmektedir. Özellikle İslam medeniyetinin güçlenmekte olduğu dönemlerde Müslümanların kendilerini hayat ağacının gövdesini temsil ettiklerine dair izlenimler edinmekteyiz. Bu yalnızca Kâbe’nin “Allah’ın evi” olarak Mekke’de bulunması ve Hz. Muhammed’in Medine’de bulunuyor olmasıyla ilgili bir konu değildir. Mesela Bağdat şehrinin ilk kez Abbasi halifesi Ebu Cafer el-Mansur tarafından belirlenen orijinal planına bakıldığında bu izlenim elde edilebilir. Zira Halife Mansur, Bağdat’ı daire şeklinde ve farklı yönlere açılan dört kapılı bir şehir olarak ilk kez tasarlayıp hayata geçirdiğinde, bazı sanat tarihçilerinin de yorumladığı şekliyle bu şehrin dünyanın merkezini temsil edeceği düşünülmüştü. Buna göre farklı medeniyetlerden kaynaklanan bilgi ve kültür nehirleri bu daireye (şehre) akacak…

Makaleler

İslam’da Siyasi Akıl Ve Düşüncenin Oluşumu

Adem Çaylak

İslam’da Siyasi Akıl Ve Düşüncenin Oluşumu

Adem Çaylak

Bu makalede İslam siyasi aklı ve düşüncesinin teşekkülü Cabirî’nin teorik perspektifi çerçevesinde analiz edilmiştir. Akide, kabile, ganimet ve iktidarın, İslam siyasal aklının oluşumundaki rolleri incelenmiş; bu itibarla İslam öncesi Arapların siyasi, iktisadi ve içtimaî yapısı, ardından Peygamber ve Dört Halife dönemindeki somut hadiseler üzerinden İslam siyasi akıl ve düşüncesinin Emevî ve Abbasî saltanatına dönüşme süreci tahlil edilmiştir. İslam-öncesi Arap toplumlarının sosyo-politik ve iktisadi yapılarının, Peygamber ve sonrası dönemde İslam siyasi düşüncesinin teşekkülünde belirleyici bir rol oynadığı vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Siyasal Düşüncesi, Cabiri, Siyaset, İslam

Doğu Ve Batı Medeniyetlerinin Devlet Ve Siyaset Söylemleri

Levent Görüşük

Doğu Ve Batı Medeniyetlerinin Devlet Ve Siyaset Söylemleri

Levent Görüşük

Bu çalışmanın temel amacı, Doğu ve Batı medeniyetinin siyaset alanındaki iki temel eserinden hareketle, siyasete yönelik genel algılar ve eğilimlere dair çıkarsamalarda bulunmaktır. Söz konusu karşılaştırma ve analizlerin, bu çalışma açısından öncelikli olan yanı, Türk siyasal yaşamı ve kültürüne dair anlamlı bir karşılaştırma yapabilmektir. Seçtiğimiz her iki eser ve düşünürü de öncelikle kendi tarihsel şartlarının ürünü olarak değerlendirmek gerekir. Bu bağlamda her iki örneğimizin de tek başlarına bir devlet algısını yarattığını söylemek zor olsa da gerek Doğu gerekse de Batı medeniyetlerinin değişim ve dönüşüm dönemlerindeki temel devlet algısını yansıtması bakımından örnek teşkil etmektedir. Bu karşılaştırma her iki medeniyetin farklı zaman ve mekânlara rağmen insan doğası, siyasal iktidar ve meşruiyet, siyaset ve ahlak ilişkilerindeki benzerliklerin ve farklılıkların ortaya çıkarılması bağlamında önem teşkil etmektedir. Anahtar Kelimeler: Siyasal Kültür, Siyasal İktidar ve Meşruiyet, Doğu ve Batı

Osmanlı Zihin Dünyasında Bir Doğu Ülkesi: Diyar-I Acem Yahut İran

Metin Atmaca

Osmanlı Zihin Dünyasında Bir Doğu Ülkesi: Diyar-I Acem Yahut İran

Metin Atmaca

İran, Osmanlı’nın erken dönemlerinden itibaren zihin dünyasında bir şekilde yer edinmiştir. Dönemine göre ulema, udeba ve devlet erkânının gözündeki İran imajı farklılıklar arz etmiştir. İki ülke arasındaki ilişkiler uyumlu olduğunda İran ilim ve edebiyatın merkezi Diyar-ı Acem olarak addedilmiş, siyasal zıtlaşmaların yaşandığı zamanlarda ise “düşman-ı din”likle suçlanmıştır. Diyar-ı Rum’un havası, benzerlikleri ve farklılıklarıyla Diyar-ı Acem’i, bazen rekabet ettiği, başka zamanlarda ise taklit ettiği, yanı başında fakat aynı zamanda Doğu’daki yüksek dağların arkasında kalmış uzak bir dünya olarak tahayyül etmiştir. İran, Osmanlı’nın son dönemine kadar siyaset, sanat, edebiyat ve din alanlarında bir şekilde etkili olmuş ve Devlet-i Aliyye’deki entelektüel sınıfı üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İran, Osmanlı düşünce dünyasını kendisine çekerek ve bazen de kendisinden iterek, bir nevi gel-gitler içinde etkilemiş ve şekillendirmiştir. Anahtar Kelimeler: İran, Acem, Osmanlı, Rum, Fars Edebiyatı, Şii, Sünni, Dar’ül İslam

Orta Çağ’da Doğu Biliminin Batı’ya Yansıması

Murat Serdar

Orta Çağ’da Doğu Biliminin Batı’ya Yansıması

Murat Serdar

Orta Çağ’da Doğu, bilimin ve bilginin zirvesini yaşamaktaydı. İslamiyet’in Arap Yarımadası’nda doğup hızlı bir şekilde geniş coğrafyalara yayılması siyasi gücü artırdığı gibi bilimsel çalışmalarında zenginleşmesine vesile olmuştur. Siyasi güç ekonomik zenginliği ve ekonomik zenginlik de bilgi ve birikime olan merakı getirmiştir. Bu çalışmada Doğu olarak ele alacağımız kavram güneşin doğduğu yer olan doğu değil; İslam kültürünün doğduğu, filizlendiği ve zirveye çıktığı coğrafyadır. Doğu bilimine, toplum ve kültürleri ve de dillerinin incelendiği oryantalist açıdan bakmak yerine dünya medeniyetine yaptıkları katkılar açısından bakmak daha faydalı olacaktır. VIII. ve XIII. yüzyıllar arasında İslam dünyasındaki bilimsel gelişmeler, bu gelişmelerin kaynakları ve özellikleridir. Batı terimi için de aynı özellik geçmektedir. IX. ve XV. yüzyıllar arasındaki Avrupa’nın bilimsel ve kültürel özellikleriyle birlikte bu dönemler arasında Avrupa’daki bilimsel ve kültürel alandaki gelişmelerin Doğu kaynaklarını içermektedir. Konu ile ilgili ülkemizde ve dünya çapında değerli çalışmalar olmakla birlikte İslam dünyasındaki bilimsel birikimin Batı’ya aktarılması hususundaki çalışmalar buna rağmen yetersiz kalmaktadır. Çünkü koskoca bir medeniyetin bilgi ve birikimini incelemek çok uzun yıllar ve iyi bir çalışma grubu gerektirmektedir. Bu çalışmada İslam dünyasında bilimin doğuş sebeplerini anlatmaya ve daha sonra da Batı’ya yani Avrupa’ya geçişi hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Doğu, Batı, Bilim, Yansıma, İslam.

İslam Siyasi Düşüncesine Hâkim Olan Genel ve Temel İlkeler

Adem Çaylak

İslam Siyasi Düşüncesine Hâkim Olan Genel ve Temel İlkeler

Adem Çaylak

Kur’an’da, inananlara tavsiye edilen veya emredilen, ağyârını mani, etrafını cami bir siyasi rejim, siyasi yöneticinin seçilmesine dair teferruatlı bir usul, devlet- toplum-birey ilişkilerinin mahiyetini ilgilendiren detaylı kurallar yoktur. Bu gibi ayrıntılandırılmış sofistike kuralları Peygamber’in eylemlerinde bulmak da mümkün değildir. Öyle ki Hz. Muhammed, kendisinden sonra gelecek siyasi lideri dahi belirlememiştir. Kur’an ve Peygamber’in hayatına bakıldığında, İslam’ın, müminlere, siyasi ilişkilerini akıl, ilim ve toplumsal zorunluluklar çerçevesininde belirlemek üzere geniş serbestiyet verdiği/bıraktığı görülmektedir. Bununla birlikte Kur’an ve Peygamber’in hayatında, muayyen temel ve ahlaki ilkelerin bulunduğu görülmektedir. Bu makalede bu temel ilkeler tahlil edilecektir. Anahtar Kelimeler: Siyasi akıl, siyasi düşünce, islam, cabiri

Doğu Kavramı Ve Coğrafi Sınırları

Cevher Şulul

Doğu Kavramı Ve Coğrafi Sınırları

Cevher Şulul

20. yüzyılda Batılılar tarafından icat edilen Doğu/Orta Doğu kavramı için birbirinden farklı onlarca tanım yapılmıştır. Hangi tanım dikkate alınırsa alınsın bu kavramla daha ziyade dini anlamda Müslümanların çoğunluğu oluşturduğu bölge anlatılmaya çalışılmaktadır. Ancak Coğrafi ya da siyasi anlamda bölgeler için yapılan isimlendirmede esas alınan kriterlere göre Orta Doğu diye adlandırılan bölge yeryüzünde homojenlik açısından bölge olabilecek belki de en son coğrafyadır. Buna rağmen ısrarla Orta Doğu kavramı kullanılmaktadır. Bunun da doğal olarak birtakım nedenleri vardır. Bu nedenlerin başında da bölgenin Arap/İslam kimliğini göz ardı etme, coğrafi konumu itibarıyla stratejik açıdan önemli olan bölge üzerinde hâkimiyet kurma ve zenginlik kaynaklarını sömürme amacı gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğu, Batı, Orta Doğu, Coğrafi,
Değerlendirme

Said-İ Nursi’nin Düşünce Ve Tutumunda İslamcılık, Milliyetçilik Ve Muhafazakârlık

İshak Torun • Hakan Köni

Said-İ Nursi’nin Düşünce Ve Tutumunda İslamcılık, Milliyetçilik Ve Muhafazakârlık

İshak Torun • Hakan Köni

Bu çalışmada Bediüzzaman Said Nursi’nin milliyetçilik, İslamcılık ve muhafazakârlık konusundaki düşünceleri analiz edilmektedir. Bediüzzaman’ın ilgili düşünceleri onun kişisel dönüşümüne bağlı olarak değişmektedir. Bediüzzaman birinci (eski) Said döneminde siyasal İslamcı, ikinci (yeni) Said döneminde ise kültürel İslamcıdır. Üst kimlik bakımından ise her iki dönemde de İslam milliyetçisidir. Milliyetçiliğe ontolojik bakımdan olumsuz bakmaz; iyi ve kötü olarak ayrıma gider. Birleştirici ve hamiyetlendirici olanına “pozitif milliyetçilik,” yıkıcı ve bölücü olanına ise “negatif milliyetçilik” der. Birinci Said farklı İslami etnisitelerin nasıl birlik oluşturacağını, ikinci Said ise İslami grupların farklı etnik ve modern kimlikli grupların oluşturduğu toplumlarda yaşayabilme imkânlarını inceler. Bediüzzaman’ın kültürel İslamcı olması genel olarak muhafazakârlıkla ve özel olarak Türk muhafazakârlığı ile organik ilişki geliştirmesini kolaylaştırmıştır. Onun bu özelliği Türkiye’de merkez sağda kurulan muhafazakâr (liberal) demokrat partilere meşruiyet sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Bediüzzaman Said Nursi, Milliyetçilik, İslamcılık, Muhafazakârlık

Bilginin mi, Düşüncenin mi İslamileşmesi?

Caner Arabacı

Bilginin mi, Düşüncenin mi İslamileşmesi?

Caner Arabacı

Toplumların gerilemesi ile düşüncede, bilgide, üretimde gerilemenin doğrudan bağlantısını kurmak mümkündür. Düşüncenin kanatlanması, ışıklarını yükseklerden saçar olması da toplumsal gelişme ile at başı birlikte yürümektedir. Özelikle yeryüzünde yaşayan değerlerden olan İslam Medeniyetinin düşüncede, temsil yönünden büyük bir sorununun olduğu açıktır. İslam dünyasındaki işgaller, sadece topraklar, coğrafya üzerinde gerçekleşmemiştir. Coğrafya ile birlikte, kültür ve değerler işgali de gerçekleştirilmiştir. Son iki yüzyılın düşünce adına değerlendirilmesi yapılsa, sonucun çok parlak çıkmayacağı söylenebilir. Bu konuda benimsediği değerlerinin çilesini çeken, ortaya düşünce adına eserler koymaya gayret eden önemli insanlar da çıkmıştır. Bunlardan birisi, İsmail Râci el-Farukî’dir (1921-1986). O, bilim adamı olarak, dünyayı daha yaşanabilir bir yer hâline getirmeye çalışan evrensel bir şahsiyettir. Onun için hedef gösterilmiştir. Farukî, önce Amerikan İsrail lobisinin resmî bülteninde “İsrail’i yıkmak isteyen adam” olarak nitelendirilmiş, ardından Yahudiler tarafından düzenlenen bir konferansta, “İsrail’in en tehlikeli düşmanı” olarak ilan edilmiştir. Sonra da evinde, eşi ile birlikte bıçaklanarak 27 Mayıs 1986’da şehit edilmiştir (Bkz. A. B. Derya). Burada onun, Bilginin İslamileştirilmesi adlı eserine kısaca bakmakta yarar bulunmaktadır.

Şarkcılık Ve Garbcılık

(Yay. Haz.: Adem Efe)

Şarkcılık Ve Garbcılık

(Yay. Haz.: Adem Efe)

Son zamanlarda Şarkcı ve Garbcı diye ortaya konan zemin-i münakaşa mütezâyid bir ittisâ’ ile devam edüb gidiyor. Fakat Şarkcı ve Garbcı olmak iddiasında bulunanlar arasında vukû’ bulan mübâhaselerden şimdiye kadar müstakır bir fikir istihsal edemedik. Meydanda müsbet olarak milletin efrâdı arasında beliren ve günden güne derinleşmekde olan mühim bir ihtilâfdan başka bir şey göremiyor, ve bunun sebebini iki tarafın da henüz fikir ve müdde’âlarını tesbît ve teksîf ederek bast u temhîd etmemiş olmalarında buluyoruz. Vakı’a bu münâkaşalar her gün bir vesile ile temâdî edüb duruyor. Ve bu gidişle mes’elenin esâsına temâs edilmedikce hiçbir neticeye varmaksızın hayli zamanlar uzayub gideceğe benziyor. Çünkü bu münâkaşaları telhîs edecek olur isek bundan biz bir iddiaya göre Garb medeniyetini iyilikleriyle fenalıklarıyla aynen iktibâs ile memleketimize nakl u tatbîk edelim nazariyesinin ifrat veya itidal-kâr şekliyle mültezim olduğunu diğerlerinin ifadelerine nazaran Şarkın Garb medeniyetine ihtiyacı yokdur; orada gördüğümüz yalnız terakkiyât-ı maddiyeden istifâde edelim fakat mütefessih usul ve tarz-ı maişetlerinden ve ahlak ve âdedlerinden uzak kalalım fikrinin revacda bulunduğunu istihrâc ediyoruz. Evvela bu ihtisâs sâhibleri içinde Garp taraftarı olanlar bize Garb medeniyetinin ne olduğunu henüz îzâh edemedikleri gibi Şark leh-dârı olanlar da terakkiyât-ı maddiyeden maksadlarının ne olduğunu muvazzah bir şekilde anlatmadılar. Hâlbuki mesele bünye-i ictimâiyenin esâsâtıyla alaka-dâr olduğu içün kendilerinden bunu basit bir şekle ircâ’ ile rûh-ı mes’eleyi vecîz ifadelerle açık ve muvazzah bir suretde anlatmalarını ve efrâd-ı milleti tenvîr eylemelerini istemek hepimizin hakkıdır.

Derkenar

Said-İ Nursi’nin Düşünce Ve Tutumunda İslamcılık, Milliyetçilik Ve Muhafazakârlık

İshak Torun Hakan Köni

Said-İ Nursi’nin Düşünce Ve Tutumunda İslamcılık, Milliyetçilik Ve Muhafazakârlık

İshak Torun Hakan Köni

Bu çalışmada Bediüzzaman Said Nursi’nin milliyetçilik, İslamcılık ve muhafazakârlık konusundaki düşünceleri analiz edilmektedir. Bediüzzaman’ın ilgili düşünceleri onun kişisel dönüşümüne bağlı olarak değişmektedir. Bediüzzaman birinci (eski) Said döneminde siyasal İslamcı, ikinci (yeni) Said döneminde ise kültürel İslamcıdır. Üst kimlik bakımından ise her iki dönemde de İslam milliyetçisidir. Milliyetçiliğe ontolojik bakımdan olumsuz bakmaz; iyi ve kötü olarak ayrıma gider. Birleştirici ve hamiyetlendirici olanına “pozitif milliyetçilik,” yıkıcı ve bölücü olanına ise “negatif milliyetçilik” der. Birinci Said farklı İslami etnisitelerin nasıl birlik oluşturacağını, ikinci Said ise İslami grupların farklı etnik ve modern kimlikli grupların oluşturduğu toplumlarda yaşayabilme imkânlarını inceler. Bediüzzaman’ın kültürel İslamcı olması genel olarak muhafazakârlıkla ve özel olarak Türk muhafazakârlığı ile organik ilişki geliştirmesini kolaylaştırmıştır. Onun bu özelliği Türkiye’de merkez sağda kurulan muhafazakâr (liberal) demokrat partilere meşruiyet sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Bediüzzaman Said Nursi, Milliyetçilik, İslamcılık, Muhafazakârlık

İlginizi Çekebilir?

kucuk boyuty  copy

ÇAĞDAŞ İSLAM DÜŞÜNCESİ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>