İslâm Medeniyetini Kuran Düşünürler II

muha_kapak_sayı 45-1 Medeniyet, yaklaşık iki yüz yıldır yoğun olarak tartışılan bir kavramdır. Ve maalesef Batı-merkezli olarak tartışılan bir kavramdır. Batının bu mevzudaki tezi basit ve kesindir: “Tek bir medeniyet vardır o da Batı medeniyetidir!” Maalesef aynı iddia Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun da kabul ettiği bir yargıdır. Yargıdan da öte önyargıdır. Bu ön yargı inceden inceye, bir ideolojik aygıt olarak işleyen eğitim sistemleri sayesinde, yeni nesillere de aktarılmıştır. Ve bu sebeple hala günümüzde de bu önyargı hakim paradigma olarak yaşamaktadır.
Son Paris saldırılarında da bu önyargının çağdaş yansımalarını gördük. Saldırı münasebetiyle pek çok kanaat önderi görüş beyan etti. Görüş beyan edenlerden birisi de “bu saldırı medeniyete yapılmış bir saldırıdır” dedi. Bu ifade, kendisini medeniyet olarak, kendi dışındakileri de barbar olarak gören Batılı zihniyetin son yansımasıdır.
Bu paradigmayı yıkmak için, İslam medeniyetinin yaşayan varisleri olarak çok çalışmamız gerekiyor. Tekil medeniyet anlayışını yıkmak kolay değil. Daha çok dergi, daha çok kitap, daha çok köşe yazısı gerekiyor. Daha da önemlisi, artık devir değiştiğine göre, sosyal medyada medeniyet meselesini daha çok konuşmamız gerekiyor. Asrın idrakine belletmemiz gerekiyor. Özetle diyoruz ki, medeniyet yok medeniyetler var!
İslam medeniyeti, medeniyet semasının en parlak bir yıldızıdır. Önce Moğol saldırılarıyla, sonra Batılıların emperyalist saldırılarıyla duraklayan bu medeniyet son çeyrek asırdır yeniden harekete geçmiştir. Esasen Batı da bunu görmekte ve tüm söylemini “İslam=Terörizm” yargısını yerleştirmek üzerine bina etmektedir. Mahut “medeniyetler çatışması” tezi de bu tedirginliğin bir yansıması olarak inşa edilmiştir.
Batının İslam medeniyeti korkusu yersizdir. İslam medeniyeti bir merhamet medeniyetidir. Bütün işlerine “rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla” başlayanlardan, Batılılara da Doğululara da bir zarar gelmez. Batıya da Doğuya da ancak rahmet ulaşır. Sevgi ulaşır, barış ulaşır… DEAŞ gibi sapkın oluşumlar, İslam’ı temsil etmez. Onlar tarihte “Haricî” (İslam’dan çıkmış) olarak yaftalanmıştı. Günümüzde de onlar İslam’ın dâhilinde değil haricindedir. Dolayısıyla DEAŞ gibi terör örgütlerini, kendi halkına göstererek, topyekûn bir İslam düşmanlığı yapmak Batıya da Doğuya da hayır getirmez…
Bu kısa girişten sonra biraz da dosyamızdaki değerli yazılardan bahsedelim:
Hasan Hüseyin Bircan’ın “İbn Sînâ’nın İslam Düşüncesi İçindeki Yeri Ve Önemi” başlıklı makalesi “felsefenin büyük üstadı” (eş-şeyhu’r-reîs) olarak anılan İbn Sina’ya dair önemli analizler içeriyor. Bircan’a göre kendisinden önceki ve sonraki İslam felsefe ve kelamının merkezinde duran bir düşünür olan İbn Sina, İslam düşüncesinin gerçekten anlaşılması için bir başlangıç noktası olarak alınmalıdır. İbn Sînâ, İslâm bilim ve düşünce tarihinde ilk defa felsefe ve ilimlerin ansiklopedisini vücuda getirmiş bir “üstad” (eş-şeyh) olarak öne çıkmaktadır. Aynı zamanda nesir, nazım ve hikâye tarzında felsefî eserler kaleme alan bir “sanatkâr-filozof” olarak farklılaşmaktadır.
Adem Çaylak ve Fikret Çelik tarafından kaleme alınan “Akl’ın Düşünürü El-Kindî” makalesi, İslam felsefe geleneğinin oluşumunda öncü role sahip bir Müslüman Arap filozofu olan El-Kindi’nin felsefi görüşlerini inceliyor. Makalede Meşşai felsefe geleneğinin öncüsü olan ve Abbasi hilafetindeki üç halife döneminde (Me’mun, Mu’tasım ve Vasık) gelişim gösteren Mu’tezile akımı ile paralellik arz eden görüşlere sahip olan El-Kindi’nin, bilgi, varlık, akıl, ahlak, siyaset ve kişisel erdem ile toplumsal erdemi birleştiren akıl ve mutluluk ilişkisine dair görüşleri analiz edilmiştir. Hakikat arayışında özellikle aklı ön plana alan, yaşadığı dönemin toplumsal ve siyasi meselelerinde aklı rehber edinerek çözümler üreten ve olan her şeyin sebebini bir illiyete bağlayan Kindi felsefesinden, günümüzün toplumsal ve siyasi meselelerine çözüm arayışında mantık, zihniyet ve yöntem bakımından yararlanılacak önemli ipuçları bulunmaktadır.
“İbn Haldun Ve Machiavelli’de Siyasetin Niteliği: Karşılaştırmalı Bir Doğu-Batı Analizi” başlıklı çalışmasıyla Armağan Öztürk İbn Haldun düşüncesini Machiavelli ile karşılaştırmalı olarak değerlendiriyor. İbn Haldun’un asabiye kavramıyla Machiavelli’nin virtu kavramı arasındaki benzerliğe dikkat çeken Öztürk iki düşünürün insana, tarihe ve devlete bakışında realist bir içerik bulunduğunu iddia etmekte. Birbirinden farklı yönleri olan bu iki isim üzerinden yapılacak karşılaştırma bazı metodolojik sıkıntılara sahip olmakla birlikte yeni tartışmalara kapı açması itibariyle katma değeri olan bir yaklaşımdır. Her iki düşünür de modern egemenliğin belli başlı öğelerini kuramsallaştıran bir dil kullanmıştır. Özellikle devletin nasıl ortaya çıktığına dair tartışmanın düzeyi ve devlet ile toplum arasında kurulan bağın siyasallığı dikkate değer niteliktedir. Dinden bağımsız iktidar algısı modern zamanları belirler. Bahsi geçen yeni siyasal sosyolojik durum bakımından Haldun ve Machiavelli öncü düşünürler olarak değerlendirilebilir.
Ahmet Yıldırım tarafından kaleme alınan “Hoca Ahmed Yesevî ve İslâm Medeniyetindeki Yeri” başlıklı çalışma, İslam Medeniyetinin önemli şahsiyetlerden Pîr-i Türkistan lakabıyla bilinen Hoca Ahmed Yesevî‘yi sizlere sunmakta. Yesevî’nin fikriyatı ve düşünce sistemini, yetiştiği kültür dünyasının manevî ve sosyo-psikolojik değerleri ile tarihî şartlar belirlemiştir. Hoca Ahmed Yesevî`nin İslâm düşünce ve medeniyeti içerisinde etkili ve değerli olmasının pek çok sebebi bulunmaktadır. İşte bu makalede de onun fikirleriyle birlikte, O’nu İslâm düşünce ve medeniyeti içerisinde etkili ve değerli kılan sebepler üzerinde durulmaktadır. Tasavvufu merkeze alması, ahlak, dürüstlük, riyadan uzaklaşmak, maddi menfaat peşinde koşmamak gibi davranışlar üzerinde durması, Yesevi’yi İslam medeniyeti içinde önemli bir yere yerleştirmiştir.
Derkenar bölümünde Ahmet Kesgin’in “Farklılaşan Köklerden Benzeşen Çatışmalara: İslâm Coğrafyasının Modern Çatışma Unsurları” başlıklı makalesi Ortadoğu’daki gerilimlerden hareketle yeni bir bakış açısı sunuyor sizlere. Kesgin’e göre, Ortadoğu’da süregelen çatışmalarda taraflar farklı meşruiyet vurgularına sahip olsalar da çatışmalarda benzer görüntüler vermektedirler. Buna sebep olan durum, tarafların meşruiyet vurguları değil, onların da içinde inşa olduğu daha kuşatıcı ve inşa edici bir halkadır. Bu halka endüstriyel siyasettir. İnsandan topluma, siyasetten iktisada hayatın hemen her alanında etkin olan endüstriyel siyaset kavramı modern dönemin kurucu dinamiğidir. İktisadî süreç ise endüstriyel siyasetin kurucu unsurudur. Kesgin’e göre Ortadoğu’da kullanılan silahlar nasıl orada üretilmediyse, orada savunulan ideolojiler ve düşünce hareketleri o toprakların ürünü değildir.
Hilal Barın tarafından kaleme alınan “Sezai Karakoç’ta Ve Necip Fazıl Kısakürek’te Medeniyet Anlayışı: Karşılaştırmalı Bir İnceleme” başlıklı çalışma düşünce tarihimizin önemli isimlerinden olan Necip Fazıl ve Karakoç’u, medeniyet perspektifinden değerlendiriyor. Medeniyet kavramı uzun yıllardır kullanılmasına rağmen; çok yönlü, göreceli ve muğlak bir kavramdır. Haddi zatında, sosyal bilimlerde üzerinde ittifak edilmiş bir kavram da değildir. Medeniyet, insanlığın ortaya koymuş olduğu eserlerin tamamını içine alıp kültür inşa eden bir düzen olduğu için medeniyet kavramını tek bir tanımlama ile ifade etmek oldukça güçtür. Medeniyetin, o medeniyetin özelliklerini taşıyan ideal insanı ve o medeniyetin inanç sistemi ile ahlak anlayışı arasında birbirini geliştiren ve bu unsurlar arasında akışı sağlayan bir dolaşım olduğu söylenebilir. Kısakürek’in ve Karakoç’un medeniyet tasvirlerini mukayeseli olarak özetlediğimizde çok net olarak Karakoç’un düşüncesinin felsefi temellerini medeniyet üzerine inşa ettiği görülmektedir. Kısakürek’in eserleri incelendiğinde böyle bir inşanın olmadığı görülmektedir. Karakoç İslam ile medeniyet arasında bizatihi bir ilişki olduğunu belirtmekte ve kültür inşasına işaret etmektedir.
Çağdaş İslam Düşüncesi’ni tahlil edeceğimiz yeni sayımızda görüşmek üzere…

  • MAKALELER
  • TARİHTEN
  • DERKENAR
  • KİTAP TAHLİLLERİ
  • ENGLISH

İbn Sînâ’nın İslam Düşüncesi İçindeki Yeri ve önemi Hasan Hüseyin Bircan

İbn Sînâ’nın İslam Düşüncesi İçindeki Yeri ve önemi Hasan Hüseyin Bircan

İbn Sînâ, İslam düşüncesi literatüründe “felsefenin büyük üstadı” (eş-şeyhu’r-reîs) olarak anılır. Bu isimlendirme aslında onun İslâm düşüncesi içindeki öneminin bir teyididir. Zira o, hem kendisinden önceki hem de sonraki İslam felsefe ve kelamının merkezinde duran bir düşünürdür. Dolayısıyla denebilir ki, İslam düşüncesinin gerçekten anlaşılması için, İbn Sînâ’nın felsefesinin anlaşılması bir başlangıç noktası olarak alınmalıdır. Avicenna olarak bilindiği Batıda da “İbn Sînâcılık” (Avicennism) akımını oluşturacak şekilde belli bir zaman diliminde etkili olmuş bir düşünürdür. İşte bu çalışmada İbn Sînâ’nın hem genel olarak İslam düşüncesi ve hem de özelde İslâm felsefesi içindeki merkezi konumuna kimi genel örneklerden ve etkilerinden hareketle işaret edilmeye çalışılacaktır. Bununla birlikte onun Batı düşüncesine etkisi üzerinde de durulacaktır.

Akl’ın düşünürü El-Kindî (801-866/870) Adem Çaylak-Fikret Çelik

Akl’ın düşünürü El-Kindî (801-866/870) Adem Çaylak-Fikret Çelik

Bu makalede, özgün bir İslam felsefe geleneğinin oluşumunda öncü role sahip bir Müslüman Arap filozofu olan El-Kindi’nin felsefi görüşleri incelenmiştir. Meşşai felsefe geleneğinin öncüsü olan ve Abbasi hilafetindeki üç halife döneminde (Me’mun, Mu’tasım ve Vasık) gelişim gösteren Mu’tezile akımı ile paralellik arz eden görüşlere sahip olan El-Kindi’nin, bilgi, varlık, akıl, ahlak, siyaset ve kişisel erdem ile toplumsal erdemi birleştiren akıl ve mutluluk ilişkisine dair görüşleri analiz edilmiştir.

Hoca Ahmed Yesevî ve İslâm Medeniyetindeki Yeri Ahmet Yıldırım

Hoca Ahmed Yesevî ve İslâm Medeniyetindeki Yeri Ahmet Yıldırım

Medeniyetler içerisinde önemli yeri olan Türk ve İslam Medeniyetinin önemli şahsiyetlerden biri de Pîr-i Türkistan lakabıyla maruf Hoca Ahmed Yesevî (ö.562/1166) dir. Yesevî’nin fikriyatı ve düşünce sistemini yetiştiği kültür dünyasının manevî, sosyo-psikolojik değerler ile tarihî şartların belirlediği, kendi özgü ilke, prensip ve öğretileri oluşturmaktadır. Hoca Ahmed Yesevî`nin İslâm düşünce ve medeniyeti içerisinde etkili ve değerli olmasının pek çok sebebi bulunmaktadır. İşte bu makalede de onun fikirleriyle birlikte ve onu İslâm düşünce ve medeniyeti içerisinde etkili ve değerli kılan sebepleri üzerinde durulmaktadır.

İbn Haldun ve Machiavelli’de Siyasetin Niteliği: Karşılaştırmalı Bir Doğu-Batı Analizi Armağan Öztürk

İbn Haldun ve Machiavelli’de Siyasetin Niteliği: Karşılaştırmalı Bir Doğu-Batı Analizi Armağan Öztürk

Bu makalede İbn Haldun ve Machiavelli düşünüşleri için karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır. Bu bağlamda İbn Haldun’un asabiye kavramıyla Machiavelli’nin virtu kavramı arasındaki benzerliğe dikkat çekilebilir. İki düşünürün insana, tarihe ve devlete bakışı realist bir içeriğe sahiptir. Tarih döngüsel bir içerikle ele alınır. Devlet daha çok zor aygıtı olarak betimlenir. Her iki düşünür için de aslında insan bencildir. Hem İbn Haldun hem de Machiavelli hayatla savaş ve savaş ile siyaset arasında ciddi paralellikler öngörür.

Bir Kriz Teolojisi ve Toplumsal Hareket Olarak Selefîlik Mehmet Evkuran

Bir Kriz Teolojisi ve Toplumsal Hareket Olarak Selefîlik Mehmet Evkuran

Selefîlik, günümüzde İslam düşüncesinin en canlı problemlerinden biridir. İslam dünyasının medeniyet arayışı ve küresel dünyada kendi değerleriyle var olma çabalarında, gittikçe gücünü artıran bir bariyer haline gelmiştir. Öze dönüş vurgusuyla Selefîlik, İslam geleneğinin bir parçası olan mezhebi kimlikler üzerinde sarsıcı bir etki yapmaktadır. Siyasal bir hareket olarak da var olan politik dengeleri dağıtmakta ve Müslüman dünyayı istikrarsızlaştırmaktadır.
Mezheplerin ve felsefe hareketinin birikimini reddetmeksizin, İslam öğretisi ekseninde bir yeniden yapılanma üzerinde düşünmek gerekmektedir. Bu olmaksızın kısmî tartışmalarla elde edilecek sonuçların yararlı olamayacağı açıktır. Selefî söylemin eski ve yeni dayanakları tartışıldığında, bu radikal özcü akımın hiç de İslam’ın öğretisini ve tarihini tekelinde bulundurmaya hakkı olmadığı anlaşılmakta, bu durum İslamî bir üslup çerçevesinde ortaya konulabilmektedir.

Cihanın Büyük Meseleleri Şark-Garp Mücadelesi Zeki Mes’ud (Yay. Haz.:Adem Efe)

Cihanın Büyük Meseleleri Şark-Garp Mücadelesi Zeki Mes’ud (Yay. Haz.:Adem Efe)

Avrupa’nın son zamanlar edebiyat-ı ictimâiyye ve siyâsiyyesinde sık sık bir şark-garb, daha doğrusu Avrupa-Asya ihtilafından bahsedilmekdedir. Çin vukûatı ve Çin milliyetperverliğinin karîp zaferi Bütün Avrupa mütefekkirlerinin nazarını Asya kıtası üzerine tevcih etmişdir. Kimi Asya ile Avrupa arasındaki din ihtilafından, kimi medeniyet esaslarının ayrılığından istikbâl için mühim neticeler çıkarmakta ve herhalde Avrupa’nın âtîsine dâir endişeli mülahazalar serdolunmaktadır. Avrupa-Asya bahsi gerek yevmî matbuât ve gerek siyasî ve ilmî büyük mecmualar sütûnlarında tedkîk ve mütalaası en cazip bir aktüelite olarak mühim bir mevki’ tutmaktadır. Vakıa bu mevzû’ yeni bir şey değildir. Avrupa ihtihsâlâtının azami kesâfet kesbederek yeni yeni mahrecler aramaya başlaması ve bunun neticesinde emperyalizm siyasetinin eski ve büyük bir takım milletleri istismâra çalışması, makine medeniyetinin gayr i kâbil-i ictinâb olarak Avrupa’da ictimaî ve ahlâkî bazı mihraklar tevlid etmiş ve Avrupa medeniyetinin şark milletleri ile temâsının, onların efkârında bati dahi olsa bir uyanıklık vücuda getirmesi … gibi âmiller Avrupa muvâcehesinde yer almasında bir Asya meselesinin hudûsuna ve Avrupa medeniyetinin bir zaman sonra içinden ve dışından girilerek mahkum-ı inkırâz bulunduğuna öteden beri birer alâmet telakki edilmekteydi. Alman İmparatoru İkinci Vilhelm, daha Harb-i Umumi’den evvel, Almanya’nın en kudretli ve miknetli bir zamanda sarı ırk tehlikesine işaret etmiş ve ihtimal bununla beyaz ırkın Alman hegemonyası altında ittihadını istihdaf ilmişti. Alman âlimlerinden Martin Buber, şarkın, kendi ruh ve tarz-ı tefekkürü ile başlı başına kuvvetli bir âlem teşkil ettiğini izah ile Avrupa medeniyetinin ve bi’n-netice Avrupa hâkimiyetinin âtîsi hakkında zihinlere şübhe ilkâ etmişti. Bununla beraber, kuvvetine mağrur olan Avrupa, bilhassa yirminci asrın bidayetinde Çin imparatorluğuna karşı temin ettiği müttehid cephe ve kolay zaferden sonra bir Asya Avrupa meselesinin mevcudiyetinden haberdar değilmiş gibi haris ve müsterih istismar siyasetine devam ediyordu.

Farklılaşan Köklerden Benzeşen Çatışmalara: İslâm Coğrafyasının Modern Çatışma Unsurları Ahmet Kesgin

Farklılaşan Köklerden Benzeşen Çatışmalara: İslâm Coğrafyasının Modern Çatışma Unsurları Ahmet Kesgin

Orta Doğu’da süregelen çatışmalarda taraflar farklı meşruiyet vurgularına sahip olsalar da çatışmalarda benzer görüntüler vermektedirler. Buna sebep olan durum, tarafların meşruiyet vurguları değil, onların da içinde inşa olduğu daha kuşatıcı ve inşa edici bir halkadır. Bu halka endüstriyel siyasettir. İnsandan topluma, siyasetten iktisada hayatın hemen her alanında etkin olan bu halka, modern dönemin kurucu ana dinamiğidir. İktisadî süreç ise endüstriyel siyasetin kurucu unsurudur. Orta Doğu veya dünyanın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkan siyasî düşünce genel olarak bu halkanın etkisi altında gelişir ve yaygınlaşır. Endüstriyel siyasetin ürettiği güç, herhangi bir bölgeye gittiğinde orada ortaya çıkan durum genellikle buhran olmuştur. Bu durumu yaşayan toplum veya devletler kendi durumlarına çareyi böylesi bir bağlamda ele almışlardır. Ancak bulunan çareler endüstriyel siyasetin oluşturduğu genel ahvalin etkisinde kalmaktan kurtulamamıştır. Bu etkiyi, çatışmaların niteliğine bakarak görmek mümkündür. Bu anlamda Orta Doğu’da çatışan tarafların meşruiyet vurgularının farklı olmasına rağmen benzer eylemler ortaya koymaları, onları daha derinde etkisi altında tutan ve birbirine benzeten işte bu duruma işaret eder.

Sezai Karakoç ve Necip Fazıl Kısakürek’te Medeniyet Anlayışı: Karşılaştırılmalı Bir İnceleme Hilal Barın

Sezai Karakoç ve Necip Fazıl Kısakürek’te Medeniyet Anlayışı: Karşılaştırılmalı Bir İnceleme Hilal Barın

Medeniyet kavramı uzun yıllardır tanımlanmasına rağmen; çok yönlü, göreceli ve muğlak bir anlamı vardır ve haddi zatında sosyal bilimlerde üzerinde ittifak edilmiş bir kavram değildir. Medeniyet, insanlığın ortaya koymuş olduğu eserlerin tamamını içine alıp kültür inşa eden bir düzen olduğu için medeniyet kavramını tek bir tanımlama ile ifade etmek oldukça güçtür. Medeniyetin, o medeniyetin özelliklerini taşıyan ideal insanı ve o medeniyetin inanç sistemi ile ahlak anlayışı arasında birbirini geliştiren ve bu unsurlar arasında akışı sağlayan bir dolaşım olduğu söylenebilir. Bu makalede giriş kısmında medeniyet kavramının doğuşuna ve Doğu-Batı Örnekleriyle 20. ve 21. Yüzyıllarda Medeniyet tanımlarına yer verilmiştir. Makalenin ana konusunu olan Necip Fazıl Kısakürek’in medeniyet anlayışı ile Sezai Karakoç’un medeniyet anlayışı ayrıntılı şekilde tahlil edilmiştir. Sezai Karakoç’ta İslam Medeniyeti, Batı Medeniyeti ve Diriliş Kavramı incelenmiştir. Son kısımda ise Kısakürek’te ve Karakoç’ta medeniyet tasavvurlarının mukayesesi yapılmıştır.

Toplumsal Hareket Teorileri ve Ortadoğu İsyanları Yasemin Yüce Tar

Toplumsal Hareket Teorileri ve Ortadoğu İsyanları Yasemin Yüce Tar

A Çağlar Deniz’in editörlüğünde hazırlanmış olan ve 11 bölümden oluşan kitabın dört bölümü, toplumsal hareketler bağlamındaki teorik tartışmalara ayrılırken diğer bölümler, hala yakıcılığını koruyan bir konu olarak “Arap Baharı” olarak adlandırılan deneyimlere odaklanmaktadır. 238 sayfalık kitap, çok yazarlı, çok disiplinli, Arap baharı konusunda çeşitli ülke deneyimlerini derlemesi anlamında ve bunu yaparken sosyolojik perspektifi elden bırakmamaya çalışması anlamında özgün ve ilk kitaplardan biri olmaktadır. Toplumsal hareketler teorik arka planını özetlemesi itibariyle bu konulu sosyoloji tartışmalarında önemli bir literatür derlemesi sunmaktadır. Yine siyaset bilimi ve uluslar arası ilişkiler tartışmalarının sosyoloji ile ayrılmaz bağını gösteren bir konuda yazılmış bu kitap bir başlangıç, konuya giriş ve tartışma zeminini zenginleştirmek için yeterli malzeme sunmaktadır.

Bediüzzaman Said Nursi Olayı –Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişim- Nurettin Özer

Bediüzzaman Said Nursi Olayı –Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişim- Nurettin Özer

Eski bir toplumun doğal olarak kimyasında bulunan ve en hakim bileşkesini oluşturan din olgusu nasıl ihmal edilebilirin cevabı basittir aslında: yeni bir toplum yaratma projesi. Ve fakat buradaki ihmal, bir gözden kaçırmaya değil, gözden uzaklaştırmaya yaslanmıştır. Mardin’in bize anlattığı hikayeye göre, bu bilinçli hareket tarzının öncesinde Tanzimat Dönemi (1839-1890) vardır; süreç buradan başlar; Jön Türkler Dönemi (1908-1918) ile ilerler; nihayet cumhuriyetin ilanından sonra artık tamamen niyetler pekişir ve toplumdaki tasfiye hızlanır. Şerif Mardin çalışmasında bu süreçleri toplumsal, idari, siyasi ve düşünsel temelleriyle beraber ayrıntılı bir şekilde aktarır bizlere. Buna göre Tanzimatçıların amacı, devleti batılı güçlerle tekrar yarışa sokmaktı ve reformlar, daha çok siyasi ve idari işleyişteki düzenlemeleri kapsıyordu. Ancak yeni eğitim öğretim kurumlarının açılması, onların nispeten laik müfredatları batılı tarzda yeni bir sınıf yaratır; akabinde bunlar daha çok devlet kadrolarını dolduracaklar ve bürokrasiyi oluşturacaklardır. Beri taraftan merkezi idare güçlendirilir ve yerel beylik ve şeyhlik gibi güçler zaafa uğratılır. Yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devleti’nin önlenemez geri çekilişine, büyük yarışta geriye düşüşüne artık farklı çareler aranmaya başlanmıştır. Bu arada dinin toplum ve devletteki merkezi önemi de gitgide sorgulanır olmuştur kimi dönem aydınlarınca. Jön Türkler zamanında ise genel itibariyle din’e sosyal ve siyasal odaklı önem verildiği görülür; her ne kadar iyiden iyiye din karşıtı tutumlar belirginleşmeye başlasa da; yani Osmanlı uyruklarını bir arada tutmak gibi pratik bir amaç taşır bu önem; ancak 1. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle ayrılınınca ve uyrukların bir çoğu elden çıkınca bu hakim görüş te Jön Türklerle beraber gündemden düşer. En nihayetinde geriye kalacak olan katı bir pozitivist paradigma ile seküler ulusalcılık tezleridir.

The Fundamental and Central Role Of Ibn Sînâ In Islamic Thought Hasan Hüseyin Bircan

The Fundamental and Central Role Of Ibn Sînâ In Islamic Thought Hasan Hüseyin Bircan

Ibn Sînâ is better known in Islamic thought as “the grand master in philosophy” (al-Sheikh al-Rais). This name confirms his significant role as one of the great figures in the Islamic tradition. He is at the heart of Islamic philosophy as well as Kalam that is before and after him. Hence, one might contend that to advance our understanding of Islamic thought faithfully, İbn Sînâ should be considered as a starting point. Also known as Avicenna in the Western thought, Ibn Sînâ was a source of inspiration for School of Avicennism in a given time period. This research aims to indicate his central role and legacy in Islamic philosophy as well as Islamic thought in general by exemplifying his major contributions. Additionally, the research remarks his impact in the Western thought.

The Philosopher of The Mind: Al- Kindi Adem Çaylak-Fikret Çelik

The Philosopher of The Mind: Al- Kindi Adem Çaylak-Fikret Çelik

This article examines the philosophical views of Al-Kindi, a Muslim Arab philosopher who had played a pioneering role in formation of the tradition of a unique Islamic philosophy. Al-Kindi has some similar approaches with Mu’tazilism; which is the leading school of Aristotelian philosophy, and has developed at the time of the three caliphs (Al-Ma’mun, Al-Mu’tasim, and Al-Wathiq) under the Abbasids. Al-Kindi’s views on knowledge, existence, mind, moral, politics, and the interaction between the mind and happiness that merges personal and social wisdom have been analyzed through the study.

Khoja Akhmed Yasawi And His Role In Islamic Civilization Ahmet Yıldırım

Khoja Akhmed Yasawi And His Role In Islamic Civilization Ahmet Yıldırım

Khoja Akhmed Yasawi (d.562/1166) who was titled as Pir-i Turkistan (the sage of Turkistan) is one of the prominent scholars of the Turkic-Islamic civilization that has a significant role among the civilizations. Yasawi’s ideas and thought system has been influenced by the spiritual, socio-psychological values of the cultural environment he was raised in, and the unique elements, principles, and teachings that have been determined by the historical context of his time. There are various reasons behind the influencial and valued role of Khoja Akhmed Yasawi on the Islamic thought and civilization. This article has been examined the thoughts and ideas of Yasawi along with the aspects that lead him to be effetive on the Islamic thought and civilization that he is highly respected.

The Nature Of Policts In Ibn Khaldun And Machiavellı: A Comparative Analysıs Of West And East Armağan Öztürk

The Nature Of Policts In Ibn Khaldun And Machiavellı: A Comparative Analysıs Of West And East Armağan Öztürk

It is made a comparative analysis between İbn Khaldun and Machiavelli thinking in this article. There are similarity in Machiavelli’s concept of virtue and İbn Khaldun’s concept of asabiye. Both two philosphiers have realist perspective about human history and state theory. The history to be taken to a cyclical content and state are portrayed domination device. In fact both think that people are selfish. According to their thought there ara parallels between war and life and war and politics.

Salafism as a Crisis Theology and Social Movement -An Analysis on Salafi Ideology and Its lmpacts on Muslim World- Mehmet Evkuran

Salafism as a Crisis Theology and Social Movement -An Analysis on Salafi Ideology and Its lmpacts on Muslim World- Mehmet Evkuran

Salafisim is one of the most vivid problems of Islamic thought. it is becoming a stronger barrier far Islamic world ,in their seek of civilisation anda place in the global world. Salafism m akes a stress on returning to the essence of Islam. By this emphasis it has a unsettling effect on sect identities, which are part of Islamic tradition. Salafism, alsa as a political movement, unsettles the p olitical balances and has a negative impact on the stability of Muslim world. Salafism is a basic problem from the perspective of Sunni paradigm.
Sunni tradition has observed Salafi tradition to a certain extent historically and theologically far this reason, there is a representation crisis. Sunnis experience a crisis because of the accusations of Salafism and Salafism is farcing Sunni tradition to confront with this crisis. Salafism is appearing as an option far the masses because of regional political crisis. As a response of this, Islamic thought must answer this crisis by using its theological heritage. This confrontation will enable a dynamism far Islamic thought. in this situa tion, Islamic world take into account the modern world’s values as well as its own tradition. The conclusion derived aut of inadequate discussions which exclude sect movements and philosophical roots are unhelpful. There is a need to explain that Salafi discourse has no right to monopolise Islamic thought and Islam history.

from different roots to smillar conflicts: modern elements of conflict in islamýc World Ahmet Kesgin

from different roots to smillar conflicts: modern elements of conflict in islamýc World Ahmet Kesgin

Rivals in the Middle East look like each other in their actions even if they have different legitimacy. The reason for this action is not their legitimacy. There is another circle surrounding them. This circle is named a paradigm. I will describe industrial politics for this paradigm. This circle acting in almost every area of life is the founder of modern period from human to social life and economics to politics and so on. Economic mentality is primary founder of industrial politics. Any political idea and ideology can occur and grow up by affecting from this paradigm in the modern world. When this power formed by industrial politics invade anywhere, people and states living in the region usually meet the crisis, and they search a solution for their problems in this context. However, the solutions found by them are not independent of modern political paradigm. It is probable to see this by observing the characteristics of conflicts. In this sense, it implies the paradigm that it likens each other and deeper affects them even though they have different legitimacy. Thus, they seem to look like each other their actions in the area of conflict

The Concept Of Civilization İn Sezai Karakoç And Necip Fazıl Kısakürek: A Comparative Analysis Hilal Barın

The Concept Of Civilization İn Sezai Karakoç And Necip Fazıl Kısakürek: A Comparative Analysis Hilal Barın

Even though the concept of civilization has been discussed for a very long time, it has a very multi-dimensional, relative and ambiguous meaning; furthermore it is a concept that the social scientists agreed upon. . Because civilization is a system that is constructed through the cumulative efforts of humanity and forms the culture,it is extremely difficult to fit a single definition to the concept of what civilization actually stands for. It could be stated that civilization is in some ways a self-correcting and self-improving circulation that has reciprocal influence between the ideal person of a civilization and its of faith system and moralityunderstanding . The introduction of this article deals with the birth of the concept of civilization, and its definition in the 20th and 21st centuries, exemplifying both eastern and western civilizations. The main argument of the article, which is the understanding of civilization in the eyes of Necip Fazil Kisakurek and Sezai Karakoc, has been examined in detail. With Sezai Karakoc’s work, the concepts of Islamic civilization, western civilization and the concept of rebirth and renovation have been examined. In the conclusion of this article, the concepts of civilization as presented by Kisakurek and Karakoc have been compared and contrasted.

İlginizi Çekebilir?

kucuk boyuty  copy

ÇAĞDAŞ İSLAM DÜŞÜNCESİ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>