Kadın

41-42Muhafazakâr Düşünce’den
ÖZNELİKTEN NESNELİĞE, NESNELİKTEN ÖZNELİĞE KADIN VE MUHAFAZAKÂR DÜŞÜNCE Muhafazakâr Düşünce dergisinin Türkiye özelinde muhafazakârlık çalışmalarına literatürü gözden geçirme yoluyla ve çeşitli temalar etrafında “yerli” bir entelektüel tartışma zemini oluşturma gayretiyle önemli bir katkı sağlayacağı inancını derginin yayın hayatına başladığı günlerden beri taşıyorum. O yıllarda doktora döneminin o en iştiyaklı olunan ilk idealist evresinde seyreden bendeniz Batı menşeli ve modern bir düşünce tarzı olan muhafazakârlığın farklı coğrafyalarda nasıl kendine has muhafazakârlıklar ürettiğini okudukça Türkiye’deki muhafazakârlığın, muhafazakârlıkların hatta mikro muhafazakârlıkların fotoğrafını çeken akademik çalışmaların arayışına girdim. AK Parti iktidarı ile birlikte siyasetin gittikçe en etkili aktörlerinden biri olarak ön plana çıkan muhafazakârlığın kavramsal olarak tartışıldığı mahfillerden biri olan Muhafazakâr Düşünce’yle karşılaşmak beni bu toprakların muhafazakârlarının otantik sesini duyabileceğim ümidiyle sevindirmişti. Derginin yayınlandığı on yıl boyunca pek çok farklı konu muhafazakârlık ekseninde incelendi. Bu kıymetli katkı şüphesiz takdire şayan. Lakin bu zaman zarfında tablonun eksik kalan bir parçası oldu: Muhafazakârlık
ve kadın ilişkisini ele alan bir sayı yapılmadı. Bu noktada bu eksikliğin de muhafazakâr düşünce dünyasının zihin haritasını anlamamız açısından manidar olduğunu eklemeden geçemeyeceğim.
Türkiye’de muhafazakârların bir kadın meselesi mi yoktu? Kadınların sorunları yalnızca feministlerin ajandasında mı yer alıyordu? Yoksa ajandasına kadın meselesini yazan feminist diye nitelendirilip bir çeşit
lince mi uğruyordu? Genel olarak kadın meselesinin hakim söylem kurucuları feministler olmuştur. Kadının hak mücadelesinin -bu kavrama kendileri karşı olsalar da- “resmi tarih”i onlar tarafından yazılmaktadır.
Bunu muhafazakâr düşünce dünyasının erkekleri dahi öylesine benimsemiştir ki haklardan, cinsiyet ayrımcılığından, cinsler arası eşitlikten bahseden herkes kendini nasıl tanımladığına bakılmaksızın feminist…

OSMANLI KADIN MODERNLEŞMESİ: “YENİ HAYAT”IN “YENİ KADIN”LARI Fatma BARBAROSOĞLU

OSMANLI KADIN MODERNLEŞMESİ: “YENİ HAYAT”IN “YENİ KADIN”LARI Fatma BARBAROSOĞLU

Osmanlı kadın modernleşmesinin daha başlarında, Avrupa’da olup da bizde olmayanların listesini daha ziyade kadınlar üzerinden çıkarmıştı Osmanlı münevverleri. Bu yaklaşımın devamını ve ideolojik bir boyut kazanışını, kadın kıyafetlerine dair tartışmalarda, alaturka ile alafranga arasındaki sınırın çizilişinde gözlemlemek mümkündür. Diğer taraftan reel/gündelik hayatta meydana gelen değişiklikler, kadınların modern eğitim kurumlarında eğitim görerek diploma sahibi olması ya da dar gelirli kesimin ekonomik zorunluluklar neticesinde çalışma hayatına dahil olması gibi gelişmelerin de “yeni kadın”ı oluşturan hususlar arasında olduğu unutulmamalıdır. Ama bu alanda genel bir kafa karışıklığı mevcuttur. Ve edebiyata yansıyan “çalışan kadın” profili de bütün alana şamil olan bu kafa karışıklığından nasibini almış görünmektedir. Halbuki sadece Fatma Aliye’nin romanları üzerinden gidildiğinde bile ayakları yere basan, erkeklerin zulmüne boyun eğmemek için kendi hayatını kazanan kadın karakterler, dönemin “yeni kadın” profiline ışık tutan bir özellik arz etmektedir. Bu sebeple bu makalede, kadın modernleşmesi, eğitim hayatı ve onu takip eden kadın sosyalleşmesi (dergiler ve dernekler) üzerinden ele alınmış olmasına rağmen alt sınıfların çalışma hayatına dahil oluşu üzerinden de incelenmeye muhtaç olduğuna dikkat çekilmektedir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı modernleşmesi, Kadın, Eğitim, Çalışma Hayatı, Roman

SÂMİHA AYVERDİ VE AHDE VEFA F. Cangüzel GÜNER ZÜLFİKAR

SÂMİHA AYVERDİ VE AHDE VEFA F. Cangüzel GÜNER ZÜLFİKAR

Çalışmamızda çağdaş kadın yazarlarımızdan Sâmiha Ayverdi’nin muhafazakârlık kavramına yaklaşımı eserlerine dayanarak incelenmektedir. Yazar hemen bütün beşerî ve sosyal bilim alanlarının/disiplinlerinin ötesinde, sahip olduğu dünya görüşü ve hayat tarzıyla muhafazakârlık kavramını açıklamıştır. Onun bakış açısından bu Batılı kavram mahiyet değiştirerek “öz”e hürmeten yaşanan bir hayat tarzı vurgusuyla ortaya çıkmıştır. Makalede Ayverdi’ye göre muhafaza edilmesi gerekenin ne olduğu tartışılmakta ve şu sorulara Ayverdi’nin eserleri kaynak alınarak cevap aranmaktadır: Dünyaya gelişin amacı nedir? Bu amaç doğrultusunda nasıl yaşanmalıdır? Toplumda kültürel devamlılığın en önemli taşıyıcısı kimdir, nedir? Yazarın cevapları doğrultusunda muhafazakârlık görüşü açıklanmaktadır. Yazıda; ümitli, çalışkan, gayretli bir yazar olan Ayverdi’nin büyük savaşların, yeni kurulan bir devletin ve kanunlarının, ayrıca yeni devlette gerçekleşen demokrasi kesintilerinin toplum üzerindeki etkilerine dair tahlilleriyle, yaşanan sosyal ızdırap ve travmalar karşısında gösterdiği çıkış yoluna işaret edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sâmiha Ayverdi, Tasavvuf, Ahde Vefa, Muhafazakârlık, Kur’an, Peygamber, Aile, Anne

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİNİN BELKEMİĞİ “ÂDEM’İN KABURGASI” MI? Adnan Bülent BALOĞLU

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİNİN BELKEMİĞİ “ÂDEM’İN KABURGASI” MI? Adnan Bülent BALOĞLU

Kadın hakları, toplumsal cinsiyet adaleti ve eşitliği, feminist gündemin önemli meseleleri arasındadır. Bununla birlikte, kadın haklarının geliştirilmesi, kültür, din ve toplumda erkeklerle eşit konuma sahip olmalarının temin edilmesi o kadar da kolay değildir. Feminist teologlara göre, bu güçlüğün arkasındaki temel neden, “Havva’nın, Âdem’in kaburgasından yaratıldığı” mitidir. Bu mit yüzünden, tarih boyunca, kadınlar aşağılanmış ve tüm haklarından mahrum bırakılmışlardır. Bir diğer ifadeyle, Ataerkil düzen, kadınları boyunduruk altına alabilmek için din vasıtasıyla birtakım hükümler, iddialar, semboller vb. üretmiş ve eski mitleri kullanmıştır. Bu makalenin birinci amacı, Müslüman ve Hıristiyan feminist teologların, dinsel metinlerde anlatıldığı şekliyle, kadının yaratılması hikâyesinde “Âdem’in kaburgası” meselesini nasıl ele aldıklarını ortaya koymaktır. Bu husus, özellikle, Pakistan kökenli Amerikalı ilahiyatçı ve önde gelen feminist Kur’an araştırmacısı Riffat Hassan ile Amerikalı feminist araştırmacı ve Katolik teolog Rosemary Radford Ruether’in eserleri çerçevesinde incelenmektedir. Bunu yaparken, makalenin ikinci amacı, bu iki feminist yazarın, kendi kutsal metinlerinin kadın düşmanı ifadelerden azâde olduklarını, gerçekte toplumsal cinsiyet eşitliğine ve adaletine çağrı yaptıklarını ispatlamak için çeşitli delilleri nasıl kullandıklarını keşfetmektir. Son olarak, günümüz bağlamında konuyla alâkalı kendi düşüncelerimizi paylaşacağız. Kanaatimizce, Tevrat-İncil ve hadislerde geçen –Kur’an’da geçmiyor– “Âdem’in kaburgası” ifadesi kültürde ve toplumda kadın düşmanı tavırların nedeni olabilirse de, kadınların maruz kaldığı pek çok adaletsizliğin tek sorumlusu değildir. Anahtar Kelimeler: “Âdem’in kaburgası”, Havva, Kur’an-ı Kerim, Tevrat, İncil, Hadis, Yaratma, Feminist Teoloji, Toplumsal Cinsiyet Adaleti, Toplumsal Cinsiyet Eşit(siz)liği, Riffat Hassan, Rosemary Radford Ruether

BİR SORUNSAL OLARAK POPÜLER YAYINLARDA “İDEAL ANNELİK” KURGUSU İlknur MEŞE

BİR SORUNSAL OLARAK POPÜLER YAYINLARDA “İDEAL ANNELİK” KURGUSU İlknur MEŞE

Çocuğun ailenin merkezine yerleşmesi, küresel korku kültürü, uzman sınıfının yükselişi ve annenin çocuk üzerinde tek belirleyici etken olarak öneminin artması gibi gelişmeler birbirini zincirleme bir şekilde beslemiş ve bütün bunların sonucunda annelik “tam mesaili bir çalışma”, bir meslek, hatta bir kimlik haline gelmiştir. Popüler anne-çocuk dergilerinde, gazete köşelerinde, kitaplarda ve TV programlarında uzmanlar vasıtasıyla, genel olarak orta ve üst sınıf kadına hitap eden “ideal annelik” kavramı işlenmeye başlamıştır. Bir yandan uzmanlar tarafından çocuk üzerinde kaderini belirleyecek kadar bir etkiye sahip kılınarak büyük sorumluluklar yüklenen kadın, diğer yandan uzman yardımı olmadan bu sorumluğun altından kalkamayacak kadar güçsüzleştirilmiştir. Bu makalede popüler anne ve çocuk dergilerinden yola çıkarak anneliğin nasıl kaygılı ve paranoyak hale getirildiği, “ideal annelik” modelinin nasıl çizildiği ve bu modelin kadınlara özgürleşme imkânı tanıyıp tanımadığı tartışılacaktır. Anahtar Kelimeler: İdeal Annelik, Paranoyak Ebeveynlik, Babalık, Çocuk, Anne- Çocuk Dergileri

KADIN VE BAŞÖRTÜSÜNÜN SOSYO-POLİTİĞİ: İRAN VE TÜRKİYE ÖRNEKLERİ İpek COŞKUN -Mahdi SOLEIMANIEH Çeviri: Hanife Hilal Şenay

KADIN VE BAŞÖRTÜSÜNÜN SOSYO-POLİTİĞİ: İRAN VE TÜRKİYE ÖRNEKLERİ İpek COŞKUN -Mahdi SOLEIMANIEH Çeviri: Hanife Hilal Şenay

Dinamik bir sosyolojik dönüşümün yaşandığı Ortadoğu’da Türkiye ve İran, iki önemli aktör olarak bölgenin siyasal ve toplumsal yaşantısında oldukça belirleyicidir. Her iki ülkenin son yüzyılda geçirmiş olduğu modernleşme tecrübeleri kadın politikalarında da belirleyici olmuştur. Özellikle başörtüsü politikaları bağlamında Türkiye’nin uzun yıllar başörtüsünü “antitez” olarak yasaklarken, İran’ın Devrim sonrasında temel “tez”lerinden biri olarak zorunlu kılması ilginç bir sosyo-politik durumdur. Bu durumu anlamak amacıyla, çalışmada her iki ülkenin kadın politikaları başörtüsü özelinde tarihî bir perspektifle sunulmuştur. Ayrıca Türkiye ve İran’dan yirmi kadınla gerçekleştirilen görüşmeler sayesinde, bu ülkelerde başörtüsü politikalarının kadınların yaşamlarında nasıl bir etki bıraktığı tartışılmıştır. Yapılan bu görüşmeler çalışmada birbiriyle ilişkili dört ayrı bölümde; yasaklamanın ve zorlamanın anlamı, başörtüsünün toplumsal pratikleri, başörtüsünün geleceği ve her iki ülke kadınlarının komşu ülkeye bakışı başlıkları altında ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Başörtüsü, Kadın Politikaları, Modernleşme, İran, Türkiye

“DİNDAR KADIN”IN ÇALIŞMA HAYATINDA YER ALMASININ DİNÎ ANLAYIŞ VE YAŞANTISI AÇISINDAN SONUÇLARI Sümeyra ÜNALAN TURAN

“DİNDAR KADIN”IN ÇALIŞMA HAYATINDA YER ALMASININ DİNÎ ANLAYIŞ VE YAŞANTISI AÇISINDAN SONUÇLARI Sümeyra ÜNALAN TURAN

Bu makalede kamusal alanın seküler diline dindar kimlikleriyle eklemlenen kadınların çalışma hayatına girdikten sonra, dînî anlayış ve uygulamalarında meydana gelen değişimler incelenmiştir. Kamu kuruluşlarında çalışan, kendisini “dindar” olarak tanımlayan kadınlarla yapılan derinlemesine mülakatlarla, dindar kadınların çalışma hayatından önceki ve sonraki dini tutum, ibadet ve hassasiyetlerini mukayese etmek amaçlanmış, dindar kadının şekilsel-zihinsel değişim evreleri ve bu değişimlerin sebepleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çalışma Hayatı, Dindar Kadın, Kamusal Alan, Dinî Anlayış, Dinî Uygulama

ERKEN 20. YÜZYILDA KADINLARIN EĞİTİMİ, TOPLUMSAL CİNSİYET VE MUHAFAZAKÂRLIK: BRİTANYA VE ÇİN ÖRNEKLERİ Yekta ZÜLFİKAR & Zeyneb ÇAĞLIYAN İÇENER

ERKEN 20. YÜZYILDA KADINLARIN EĞİTİMİ, TOPLUMSAL CİNSİYET VE MUHAFAZAKÂRLIK: BRİTANYA VE ÇİN ÖRNEKLERİ Yekta ZÜLFİKAR & Zeyneb ÇAĞLIYAN İÇENER

Bailey, Paul J. “‘Modernising Conservatism’ in Early Twentieth-Century China: The Discourse and Practice of Women’s Education” [Erken 20. Yüzyıl Çin’inde ‘Modernleştirici Muhafazakârlık’: Kadınların Eğitiminin Söylem ve Pratiği]. European Journal of East Asian Studies 2004; 3 (2): 217-241. Bush, Julia. “Special Strengths for Their Own Special Duties’: Women, Higher Education and Gender Conservatism in Late Victorian Britain” [Kendilerine Has Vazifeleri için Hususi Güçlü Yönler’: Geç Viktoryen Britanyası’nda Kadınlar, Yüksek Öğretim ve Toplumsal Cinsiyet Muhafazakârlığı]. History of Education: Journal of the History Education Society 2005; 34 (4): 387-Kadınların örgün eğitime dahil edilmesi meselesinde geçtiğimiz iki yüzyıl içerisinde ciddi mesafe katedildiği bilinmektedir. Bunun için kadınların tıpkı seçme/seçilme hakkını elde etme sürecinde olduğu gibi ciddi bir uğraş vermek durumunda kaldığı çeşitli araştırmalarla ortaya konmaktadır. Bu mücadelede Batı toplumlarındaki feministlerin rolünü ön plana çıkaran çalışmaların literatüre hakim olduğu açıktır. Muhafazakâr bir duruşa sahip kadınların kadınların eğitimi konusunda kat edilen mesafede nasıl bir rol oynadıkları ya da bu sürece katkı sağlayıp sağlamadıkları hakim feminist söylemin gölgesinde kalarak kendine fazlaca yer bulamamıştır. Şüphesiz bunda feministlerin kadın hakları konusunda elde edilen ilerlemeyi tekelleştirmesinin payı olduğu kadar muhafazakârların organize hareket etmiyor oluşlarının da payı vardır. Farklı coğrafyalara, farklı kültürlere nüfuz edip hitap edebilen evrensel bir feminist hareketin aksine, benzer nitelikte olup da farklı coğrafyalardaki muhafazakâr kadınları hak mücadelesinde birleştiren, birbirleriyle etkileşimde tutan bir kollektif hareket yoktur. Dolayısıyla muhafazakâr duruşa sahip kadınların farklı çıkış noktaları ve gerekçelerle de olsa verdikleri hak mücadelesi cılız bir tonda ve ancak münferit yerel çalışmalarda işlenmektedir. Geç Viktoryen dönemi Britanyası’nda kadınların yüksek öğrenim hakkını elde elde etme mücadelesinde geleneksel cinsiyet rollerine muhafazakâr bir bakış açısıyla yaklaşan kadınların gösterdikleri çabayı ortaya koyan Julia Bush’un makalesi literatürdeki bu boşluğu doldurma gayreti içerisinde olması nedeniyle mühim bir çalışmadır. Nitekim Bush’un da işaret ettiği gibi 20. Yüzyıl feminist tarihçilerinin çoğunlukla görmezden geldiği ya da küçümsediği, kadınların eğitimi reformunu toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması meselesinden ayrı olarak ele alan reformcu muhafazakârların eğitime katılım mücadelesindeki rollerini incelemek aslında bizleri feminist, anti-feminist tanımlamalarının dillendirildiğinden daha muğlak ve karmaşık olduğu sonucuyla da yüz yüze getirmektedir (s. 387). …. 405.

TARİH-İ MEDENİYETDE KADINLAR Balcızâde Tâhir HARÎMÎ, Yayına Haz.:Adem EFE

TARİH-İ MEDENİYETDE KADINLAR Balcızâde Tâhir HARÎMÎ, Yayına Haz.:Adem EFE

İnsanlar cinsiyet i’tibârıyla iki büyük kısım arz ederler. Kadın ve erkekden ibâret olan bu iki mühim cinsin “tekevvüni şekli” hayatının en yüksek tekâmül cereyânını temsîl eder. Nemâ-yı hayatdan nasîb-dâr olan hayvanî, nebâtî mevcûdiyetler ve bunlardan teferru’ eden bütün hayevî varlıkların husûsî birer tekessür ve tenâsul tarzı vardır. Mevcûdât, ezlî ve zarûrî bir çiftleşme ile-keyfiyet ve kemiyet husûslarına tâbi’ olarak-teşekkül etmişlerdir. Cümle-i hayat bu zarûretin kâhir bir kuvve-i fâilesidir. Hayatın tekevvününe cevf ü mahal olmakla muvazzaf olan kadın, Tabîatın muhtas hizmetini görmüş, muhît-i ictimâinin telakki tarzlarını ve onun tenkîs etdiği âmillere itâatkâr olmak mecbûriyetini dâimâ hissetmişdir.

SÂMİHA AYVERDİ: GEÇİŞ DÖNEMİ TÜRKİYE’SİNDE MUHAFAZAKÂR BİR KADIN MÜTEFEKKİRİN YOL GÜZERGÂHINA DAİR NOTLAR H. Aliyar DEMİRCİ

SÂMİHA AYVERDİ: GEÇİŞ DÖNEMİ TÜRKİYE’SİNDE MUHAFAZAKÂR BİR KADIN MÜTEFEKKİRİN YOL GÜZERGÂHINA DAİR NOTLAR H. Aliyar DEMİRCİ

Sâmiha Ayverdi (1905-1993), cumhuriyet dönemi muhafazakâr düşüncede istisnaî bir simadır. Kadın bir entelektüeldir, modernleşme sürecimizde özellikle Cumhuriyet döneminde inkılapçı hareketin kadını öne çıkaran söylemine rağmen muhalif bir kimlik geliştirmiştir. Geçiş dönemi Türkiyesi’nde kendini yetiştirmiştir. Osmanlı Devleti’nin yıkılışını görmüş, Erken Cumhuriyet dönemine İstanbul’da şahitlik etmiştir. Makale hızlı bir değişmeye maruz kalan bir ülkede kadın bir mütefekkirin düşünce hayatının ve manevî dünyasının hangi tesirlerle şekillendiğini açıklamaya dönüktür, Ayverdi’nin fikren muhafazakârlığı tercih ediş sebeplerini anlamaya çalışır. Anahtar Kelimeler: Sâmiha Ayverdi, Muhafazakârlık

TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN AK PARTİ TARAFINDAN YENİDEN İNŞA EDİLMESİ Nureddin NEBATİ

TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN AK PARTİ TARAFINDAN YENİDEN İNŞA EDİLMESİ Nureddin NEBATİ

Tarihsel derinliği, kapsamlı bir kuramsallığı ve bir felsefesi olan muhafazakâr düşünce farklı tarihsel bağlamlarda kendine özgü bileşkeler üretse de onu belirleyen bazı temel kavramlardan söz etmek mümkündür. 1980’lere kadar muhafazakârlıksistemden bağımsız bir mecra kuramamış, Türk modernleşmesini belirleyen kavramların gölgesinde kendisini üretebilmiştir. 80 sonrasında ise liberal politikalarla muhafazakâr siyaseti harmanlayan yeni sağ çizgisi onun eleştirellikten uzaklaşarak, modernitenin dinamikleri hemhal olduğu ayrı bir evreyi oluşturmuştur. Türkiye’de muhafazakâr düşünce belirli dönemlerde farklı yorum ve biçimlerle öne çıkmış ve çeşitlilik üretmiştir. Buna rağmen muhafazakâr düşüncenin bağlamın sunduğu sınırlılıkları aşarak kendini yeniden kurabilmesi ancak 2000’li yıllardan sonra gerçekleşebilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Muhafazakârlık, AK Parti, Modernleşme, Değerler

TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN AK PARTİ TARAFINDAN YENİDEN İNŞA EDİLMESİ Nureddin NEBATİ

TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN AK PARTİ TARAFINDAN YENİDEN İNŞA EDİLMESİ Nureddin NEBATİ

Tarihsel derinliği, kapsamlı bir kuramsallığı ve bir felsefesi olan muhafazakâr düşünce farklı tarihsel bağlamlarda kendine özgü bileşkeler üretse de onu belirleyen bazı temel kavramlardan söz etmek mümkündür. 1980’lere kadar muhafazakârlıksistemden bağımsız bir mecra kuramamış, Türk modernleşmesini belirleyen kavramların gölgesinde kendisini üretebilmiştir. 80 sonrasında ise liberal politikalarla muhafazakâr siyaseti harmanlayan yeni sağ çizgisi onun eleştirellikten uzaklaşarak, modernitenin dinamikleri hemhal olduğu ayrı bir evreyi oluşturmuştur. Türkiye’de muhafazakâr düşünce belirli dönemlerde farklı yorum ve biçimlerle öne çıkmış ve çeşitlilik üretmiştir. Buna rağmen muhafazakâr düşüncenin bağlamın sunduğu sınırlılıkları aşarak kendini yeniden kurabilmesi ancak 2000’li yıllardan sonra gerçekleşebilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Muhafazakârlık, AK Parti, Modernleşme, Değerler

KONYA KIRSALINDAKİ KADIN DÖVMELERİNDE ANA TANRIÇANIN İZLERİ Nermin ÖZTÜRK

KONYA KIRSALINDAKİ KADIN DÖVMELERİNDE ANA TANRIÇANIN İZLERİ Nermin ÖZTÜRK

Eski çağlardan beri Ana Tanrıça dininde yer alan bekaret, annelik, doğurganlık ve üretkenlik gibi kavramlar bazı kültür ve medeniyetlerin ortak inançları olmuştur. Anadolu, bu dinin izlerinin hala görüldüğü bir yerdir. Çok tanrılı inanıştan tek tanrılı inanışa geçen ve Ana Tanrıça kültürünün geçmişe ait değerli bir anı ve tarihi zenginlik olarak görüldüğü Anadolu’da, bu kültün gizli bir şekilde bilinçaltında yaşatılan izlerini görmek mümkündür. Anadolu’nun kırsal kesimlerinde kadın dövmeleri üzerinde yapılan araştırmalar bu dövmelerin yer aldığı vücut kısımları ve şekillerinin rastgele olmadığını göstermiştir. Anadolu’daki yaşlıların “güzellik” olarak tarif ettikleri bu kültürel miras olgusunun arkasında eski Ana Tanrıça kültünün izleri yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Dövme, Feminist Kült, Ana Tanrıça, Anadolu

DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİ (1950-1960) SİYASİ KÜLTÜR Süleyman İNAN

DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİ (1950-1960) SİYASİ KÜLTÜR Süleyman İNAN

Dönem incelemelerinde siyasi kültür büyüteci yarım asırdır akademik yayınlarda önemli yer tutmaya başlamıştır. Siyasi kültürün, toplumsal yapının çok yönlü ilişkilerine bakılarak anlamamıza yarayan bir kavram olarak ele alındığı bu makalede 1950’ler Türkiye’si, siyasi kültür açısından değerlendirmeyi hak eden Demokrasi Sorunu, Muhalefet Olgusu, “Öteki” Sorunu, Milliyetçilik, Devlet Algısı, Bürokratik Yapı başlıklarıyla ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, 1950’ler, Siyasi Kültür

İlginizi Çekebilir?

kucuk boyuty  copy

ÇAĞDAŞ İSLAM DÜŞÜNCESİ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>