Medeneyiten Temel Kurumu Aile

31-681x1024

Muhafazakâr Düşünce’den…“Aile beşerî toplumun ve yönetimin nihaî temeli, özgür bir toplumun hakikî dayanağı olan toplumsal bir kurumdur.” Tarihsel bir sürekliliği olan aile günümüze kadar toplum içinde çeşitli görevler yüklenmiş en önemli toplumsal kurumdur. Aile kurumunun biyolojik, psiko-
lojik, ekonomik, sosyolojik, dini ve eğitimsel işlevinin yanında değerlerin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayan işlevleri de mevcuttur. Son on yıllarda mo-
dernizmin atomize bireyinin meydan okumalarına maruz kalan aile hala bireyin eksikliklerini telafi ettiği maddi ve manevî ihtiyaçlarını meşru bir şekilde karşıladığı, saygı, sevgi ve bağlılık hislerini geliştirdiği sağlıklı bir toplumun en temel kurumudur. Toplumun temel kurumu olan aile aynı zamanda diğer sosyal kurumlar için de bir modeli ifade eder. Birey toplumsal eğitimin en eski ve en başarılı okulu olan ailede kimlik kazanır. Bu kimlik ile birey toplumda sosyalleşir ve ailede edindiği değerler ile topluma katılır. Aile toplumsal hafızanın bireye aktarılmasını sağlayarak medeniyetin de taşıyıcısı olur.Aile konusunda Batı’da ciddi anlamda araştırmalar yapılırken ülkemizde bukonuda fazla çalışmanın olmaması Aile özel dosya sayımızın bir süre ertelenmesine de neden olmuştur. Özellikle sosyoloji bölümlerinde aile konusunda çok ciddi araştırmalarının olmaması eleştiri konusu yapılmalıdır. Bu konudaki akademik çalışmaların yetersizliği aynı zamanda diğer sosyal bilimlerin bu alanda yönelmesini de engelleyen bir faktör olarak belirmiştir. Buna rağmen Muhafazakâr Düşünce Dergisi bu alandaki tartışmalara ve çalışmalara katkı sağlamak amacıyla bu sayısında geleneğin taşıyıcısı ve medeniyetin temel kurumu olan “aile”yi tüm boyutları ile incelemiş ve literatüre katkı yapacak önemli makaleleri okuyucunun beğenisine sunmuştur. Bu sayımızda Mahmut Akın “Türkiye’de Muhafazakârlığın Direnme Kurumu Olarak Aile” adlı makalesinde ailenin neden toplumun düzenini sağlayan en önemli kurum olduğuna cevap aramakla başlayıp “çocuk kimindir?” sorusu ile çocuğun geleceğini belirleme konusunda aile ile devlet arasındaki gerilimi ortaya koymaktadır. Özellikle ulus devletin çocuğu ailesinden ayrı olarak kodlama isteği bu gerilimin ana nedeni olmaya devam etmektedir. Nitekim modernleşme sürecimiz ile birlikte Batı’daki kadar sert olmasa bile Türkiye’de de devlet ve aile karşı çocuğun alacağı eğitim konusunda yakın dönemde karşıya gelmiştir. F. Beylü Dikeçligil’in “Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu” makalesi, bize aile konusundaki varsayımları tekrar sorgulatmaktadır. “Birer sosyolojik ‘genel kavram’ olan çekirdek ve geniş aile ideolojilerin veya dünya görüşlerinin çekişme nesnesi olmaktan nasıl kurtulabilir?” gibi çarpıcı soruların çözümüne ancak bütüncü paradigma ile ulaşılabileceğini dile getiren Dikeçligil’e göre birbiri içine yuvarlanmış olan olguların bilimsel bilgisine dikotomatik mantık ve neden sonuç zinciri ile ulaşmak mümkün değildir. Gamze Akşan tarafından tercüme edilen Frank F. Furstanberg ve Sarah Kaplan’ın “Sosyal Sermaye ve Aile” makalesi ise aile, komşuluk, din gibi başat sosyal kurumların zayıflamasına dikkati çekmekte bunun da sosyal çözülme tehlikesini neden olacağı konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Özelikle aile içindeki bağların zayıflaması ebeveynlerin toplumsal kurumlar ile daha az ilişki içinde bulunması yani aile temelli sosyal sermayenin günümüz çocukları için daha az kullanışlı hale gelmesi yazarların üzerinde durduğu temel sorunsaldır. Tercümesi Zehni Özmen tarafından yapılan Eugene Litwak’ın “Mesleki Hareketlilik ve Geniş Aile Birliği” makalesi iseTalcott Parsons tarafından ileri sürülen sanayileşmiş modern demokratik toplum ile geniş aile yapısının ilişkileri arasında temel uyumsuzluk tezini ele almış ve mesleki hareketlilik olgusu ile geniş aile ilişkileri arasındaki bağlantılar ampirik bir çalışma verileri çerçevesinde ortaya koymayı amaçlamıştır.Berivan Vargün ve Üzeyir Tekin’in ülkemizin önemli sorunlarından birisi olan töre ve namus cinayetleri üzerine hazırladıkları “Aile Kurumu Çerçevesinde Töre ve Namus Cinayetleri makalelerinde “aile kurumu” esasında ülkemizde bir şiddet türü olarak işlenen cinayetler incelenmiştir. Bu vakalara yönelik bakış açıların neler olduğu ve hangi sosyal dinamiklerin bu şiddet türünü tetiklediğini inceleyen çalışmaları ile akademiye yapmış oldukları katkı dikkat çekicidir. Abdurrahman Kurt “Osmanlı Aile Yapısı” makalesi ile Osmanlı dönemi ailesini inceleyerek akraba ilişkilerinin yoğunluğu taaddüd-i zevat, evlatlık, köle, cariyelerin varlığı açısından geniş aile olmakla birlikte aynı çatı altında bulunan aile üyelerinin azlığı açısından Osmanlı ailesinin küçük hatta çekirdek aile olduğu iddiasında bulunmaktadır.Edebiyatımızda aile konusu başlığı altında Ömer Torlak’ın “Modernleşme Kurgusu Olarak Ailenin Türk Romanına Yansıması”, Firdevs Canbaz Yumuşak’ın “Osmanlıdan Cumhuriyete Türk Romanında Aile Kurumu ve Ütopik Romanlarımızda Aile” ve Ferda Atlı’nın “Aile Kavramının Ağaoğlu Romanlarındaki Akisleri” makaleleri ise edebiyatımızda özellikle romanlarımızda ailenin ele alınış biçimi incelenmiştir. Bu sayımızın derkenar bölümündeki makale ise Fatih Ertugay ait. “Potestas ve Populus Arasındaki Mesafe Daralırken Auctoritas’ı Yeniden Ele Almak” adlı makalesinde Ertugay populus(halk) ve potestas(iktidar) arasındaki ilişkilerin yeniden tanımlamaya ihtiyaç duyulduğunu, değişen bu ilişkilerin de auctoritas’ta anlam kaymasına sebep olduğunu iddia etmektedir.Muhafazakâr Düşünce Dergisinin 31. sayısı olan “Aile” dosyası kıymetli akademisyenlerimizin değerli çalışmalarının tümünde özgün ve yeni tartışmaları içeren ufuk açıcı yaklaşımlara şahit olacaksınız.

TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN DİRENME ODAĞI OLARAK AİLE Mahmut H. AKIN

TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN DİRENME ODAĞI OLARAK AİLE Mahmut H. AKIN

Aile, toplumun en temel kurumlarından birisidir. Çocuğu muhafaza eden ilk toplumsal çevredir. Muhafazakâr teorisyenler, aileyi toplum düzenini sağla-yan en önemli kurumlar arasında saymışlardır. Bu yüzden ailenin göreceği zarardan bütün toplumun etkileneceğine dair kabul, aynı zamanda Muhafa-zakâr bir tepkidir. Geleneksel toplumlarda temel eğitim kurumu olan aile, modernleşme ile birlikte devleti karşısında bulmuştur. Bu süreçte devlet, ço-cuğun hayatına ailenin dışında bir otorite olarak dahil olmuştur. Modern ulus devlet, çocuğu sahiplenmiş ve “çocuk kimindir?” sorusunun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Modernleşme, aile ile devleti farklı şekillerde karşı karşıya ge-tirmiştir. Bazı totaliter rejimlerde bir kurum olarak aile toplum hayatından tamamen çıkarılmak istenmiştir. Türk modernleşmesi de aile ile devletin karşı karşıya geldiği bir süreç olarak yorumlanabilir. Tanzimat’tan beri devlet ço-cukları sahiplenmiştir. Türkiye’de aileyi ortadan kaldırmaya yönelik bir siya-set izlenmese de yeni nesiller aile ile okul arasında kalmışlığı tecrübe etmiş-lerdir. Geleneği temsil eden aile, Türkiye’de Muhafazakârlığın sürdürülme-sinde önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Aile, Muhafazakârlık, Okullaşma, Türk Modernleşmesi, Ulus Devlet

AİLEYE DAİR KABULLERİN EZBER BOZUMU F. Beylü DİKEÇLİGİL

AİLEYE DAİR KABULLERİN EZBER BOZUMU F. Beylü DİKEÇLİGİL

Makale aile konusunda bazı temel ezberleri bozmayı hedefliyor. Bu amaçla makalenin konusu belirli sorular üzerine kuruldu: Türkiye’nin yaşamakta ol-duğu değişme sürecinin adı tam olarak konulmadan aile araştırmaları yapıla-bilir mi? Yapılırsa ne olur? Birer sosyolojik ‘genel kavram’ olan çekirdek ve geniş aile, ideolojilerin veya dünya görüşlerinin çekişme nesnesi olmaktan na-sıl kurtulabilir? Modern demokratik toplumun aile tipini gösteren yalıtılmış çekirdek aile kavramı Türkiye için ne kadar geçerlidir? Türkiye’de çekirdek ai-leler için hangi terim uygundur? Çok-eşlilik miti geçerli midir? Aile mikro düzlemde gerçekten sosyal bir grup mudur? Ailenin makro düzlemde sosyal bir kurum olması ne anlama gelir? Toplumun yapı taşı aile midir birey mi? Ai-le araştırmalarında mikro ve makro içiçeliği nasıl sağlanabilir? Aile neden ev-renseldir ve vazgeçilmezdir? Makalenin konusunu belirleyen yukarıdaki soruların cevaplarını bulmak için modernleşme üzerinde durulduktan sonra sorularla alt başlıklar oluştu-rularak konu işlenmeye çalışıldı. Sonuçta; sorunların çözümü için meseleye bütüncü paradigma ile bakmak gerekiyor. Tüm sosyolojik olgular hiyerarşik sıralanmış yapılar değil iç içe geçmiş etkileşim örüntüleridir. Bu etkileşim örüntülerini anlayabilmek ve

SOSYAL SERMAYE ve AİLE Frank F. FURSTENBERG / Sarah KAPLAN

SOSYAL SERMAYE ve AİLE Frank F. FURSTENBERG / Sarah KAPLAN

Sosyal sermaye terimi yakın geçmişte ve şimdilerde moda olmaya başlar-ken, kavram geleneksel sosyolojik düşüncenin iki kolunun merkezindedir. Yazıları boyunca Emile Durkheim (1951, 1961); bağlılık (connectedness) ve sosyal kontrolle karakterize olan birleştirici(cohesive) bir sosyal sistemin, üyelerinin refahını teşvik ettiğini ifade etmiştir. Durkheim sosyal hayatın kendisinin, bireysel düzeydeki bileşenlerine indirgenemeyecek temel bir unsur olduğunu savunmuştur. Gerçek bir siyaset kuramcısı ve sosyal teo-risyen olan Alexis de Tocqueville (1945) de canlı (vibrant) sosyal toplu-lukların, sivil katılımı ve kamu yararına bağlılığı arttıran güven tesis et-mek suretiyle, sosyal hayatın erdemli bir döngüsünü oluşturduğunu ha-tırlatmıştır.

AİLE KURUMU ÇERÇEVESİNDE TÖRE ve NAMUS CİNAYETLERİ Berivan VARGÜN∗- Üzeyir TEKİN

AİLE KURUMU ÇERÇEVESİNDE TÖRE ve NAMUS CİNAYETLERİ Berivan VARGÜN∗- Üzeyir TEKİN

Bu çalışmada, bireyi toplumsal yaşama hazırlayan ve bireyin sosyalleşmesinde anahtar bir rol üstlenen “aile kurumu” çerçevesinde; ülkemizde bir şiddet türü olarak “Töre ve Namus Cinayetleri”ne bakış açısının neler olduğu ve hangi sosyal dinamiklerin bu şiddet türünü tetiklediği incelenmiştir. Toplumumuzda namus ve şeref kavramına ilişkin pek çok değer yargısı bu-lunmakta, bu kavrama ait değer ve tutumlar ise kültürün farklı yansımaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada namus kavramının, toplumda yaşama şek-lini belirleyen bir kültür değeri olarak algılanmasına, töre ve namus cinayetlerinin devam etmesinin toplumsal dinamiği olarak öldürme eylemleriyle korunmak ve yüceltilmek istenen kollektif bir algılama biçimi olan namus ve şeref olgusuna dikkat çekilmektedir. Aile içi şiddetin algılanması ve tanımlanmasının, toplumun ve bireylerin kül-türel değerleri üzerine şekillendiği gerçeğinden hareketle töre ve namus cinayetle-rine ilişkin cezaların arttırılmasının veya yükseltilmesinin bu fiilleri işleyen veya işleyecek kişiler üzerinde yeterince caydırıcı etki yaratmamasından, töre ve namus cinayetleri de dâhil kadına yönelik şiddetin önlenmesine yönelik eğitim ve bilinç arttırma faaliyetlerinde, yaşanılan kültürel değerlerden hareket edilmesi gereklili-ğinden bahsedilmektedir. ∗ Dr., Sosyal Antropolog. navireb1@hotmail.com ∗∗ Üzeyir Tekin, Ankara Üniversitesi Sos.Bil.Enst. Doktora Öğrencisi. uzeyirtekin@gmail.com Muhafazakâr Düşünce / Aile 102 Daha öncede söylediğimiz gibi geleneksel kalıplarla belirlenen namus anlayışı toplumsal ve bireysel varoluş anlamına gelmekte ve adam öldürme suçuna top-lumun gösterdiği tepki, öldürme nedenine bağlı olarak değişmektedir. Bu bağ-lamda çalışmanın sonuç bölümünde özellikle töre ve namus cinayetleriyle müca-delede genellikle “sonuç” odaklı çalışmalar yapılmasına dikkat çekilmekte bunun yerine uzun soluklu, önleyici, duyarlılık artırıcı bilinçlendirme çalışmalarının ya-pılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:

MESLEKİ HAREKETLİLİK ve GENİŞ AİLE BİRLİĞİ Eugene LITWAK

MESLEKİ HAREKETLİLİK ve GENİŞ AİLE BİRLİĞİ Eugene LITWAK

ÖZET Parsons’ın yapmış olduğu; geniş aileler, sanayileşmiş demokratik toplum ya-pısıyla çatışır çünkü geniş aileler mesleki hareketliliği engeller önermeli hipo-tezinin geçerliliği tartışılmaktadır. İddiaya göre, Parsons’ın hipotezi “klasik” geniş aile tipine ve yeni doğmakta olan sanayileşmiş toplum yapısına göre oluşturulmuştur. Tersini iddia edenlere göre ise olgunlaşmış sanayi ekono-milerinde, “değişikliğe uğramış” bir geniş aile yapısı mesleki hareketlilik ol-gusuyla uyumludur. Bu tip geniş aile, sınıflar arasında gerçekleşebilecek yar-dımlaşmaya açık olmasından dolayı, çekirdek ailelerin bağlı oldukları geniş ailelerle olan ilişkilerini her iki aile sınıfsal açıdan farklı bile olsa korumasına izin vermektedir. Bahsekonu yardımlaşma olanağı mesleki sistemden izole olmuştur ve liyakate dayalı hareketliliği geciktirmemektedir. İddiayı destek-lemek adına elde edilen verilerden oluşturulan ampirik bir çalışma burada ra-porlanmıştır.

OSMANLI AİLE YAPISI Abdurrahman KURT

OSMANLI AİLE YAPISI Abdurrahman KURT

Biz bu makalede, son dönem Osmanlı aile yapısının temel unsurlarını genel karakterleriyle incelemeyi amaçlamaktayız. Osmanlı yönetimi, evlenmeyi ko-laylaştırma ve nüfusun çoğalması amacına yönelik bir dizi uygulamalar ger-çekleştirmişti. Doğal ailevi ihtiyaçların karşılandığı bir sistem olan evlilik, aynı zamanda kutsanmış bir kurum olarak algılanıyordu. İlk dönemlerde poligam hayata erişmek nispeten daha kolay olmalıydı. Henüz yeteri kadar kurum-sallaşmamış bu yarı-göçebe savaşçı toplum, daha sonra savaşı profesyonel or-dulara bırakarak şehir merkezlerinde yerleşik hale geldikçe, poligam hayatı cazip gösteren zemin de kuşkusuz büyük ölçüde aşınacaktı. Eşler arasındaki sosyo-ekonomik eşitsizlik, kentsel alanda az sayıda poligam hayatın varlığını sağlayan, muhtemelen, en önemli zemindi. Osmanlı ailesi, akraba ilişkilerinin yoğunluğu, taaddüd-i zevcat, evlâtlık, köle ve cariyelerin varlığı açısından ge-niş aile görünümünde olmakla birlikte, bir çatı altında barınan aile üyelerinin azlığı açısından küçük hatta çekirdek denilebilecek bir aile yapısına sahiptir. Anahtar Kelimeler: Görücü Usulü, Taaddüd-i Zevcat, Mehir, Evlâtlık, Mu-halâa, Köle ve Cariyeler, Aile Tipi, Geniş Aile, Çekirdek Aile.

MODERNLEŞME KURGUSU OLARAK AİLENİN TÜRK ROMANINA YANSIMASI Ömer TORLAK

MODERNLEŞME KURGUSU OLARAK AİLENİN TÜRK ROMANINA YANSIMASI Ömer TORLAK

Taklit yoluyla batılılaştığı gözlenen Türk modernleşmesinin başlangıcı Tanzimat ve Meşrutiyete kadar uzanmaktadır. Batılı değerlerin, toplumsal yapı ve değer-lerle uyumuna bakılmaksızın taklit edilmeye başlanması bu döneme rastlamakta-dır. Bu dönemden günümüze kadar toplumsal yapıdaki aile, akrabalık ilişkileri, alışveriş ve tüketim kalıpları ve hayat tarzına ilişkin ciddi dönüşümler gözlenmiş-tir. Bu bağlamda gazete, dergi, mağaza vitrinleri vb. etkenler kadar romanların da çok önemli bir araç olduğu görülmektedir. Kitle iletişim araçlarının yaygın olma-ması, popüler kültürün henüz toplumsal hayata yansımadığı ve kısmen gazetenin iletişim aracı olarak kullanıldığı Osmanlı toplumunda Batılılaşma hayalinde ro-man oldukça önemli bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal yapıyı dö-nüştürmenin gerçek anahtarının aile olduğu bilindiğinden çalışma Türk modern-leşmesi bağlamında romanda kurgulanmış aileden roman kurgusu olarak aileye doğru bir dönüşümden söz edilip edilemeyeceği üzerine odaklanmaktadır. Bu te-mel sorunsal yanında Türk modernleşmesi bağlamında, romanda kurgulanmış ai-lenin toplumsal yansımaları ve modernleşme açısından etkileri popüler kültür araçlarının yaygınlaşması ile azalıp azalmadığı da araştırılmaktadır. Kavramsal düzeyde ve döneme ilişkin romanlar üzerinden genel olarak yapılan çözümleme ∗ Prof. Dr., Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İİBF, İşletme Bölümü. omertorlak@gmail.com Muhafazakâr Düşünce / Aile 138 sonucunda, Türk romanında kurgulanmış ailenin modernleşme aracı olarak kul-lanıldığı ve romandaki kurgu aile üzerinden batılılaşmanın sunulduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Türk Romanı, Modernleşme, Aile Kurgusu

OSMANLIDAN CUMHURİYETE TÜRK ROMANINDA AİLE KURUMU ve ÜTOPİK ROMANLARIMIZDA AİLE Firdevs CANBAZ YUMUŞAK

OSMANLIDAN CUMHURİYETE TÜRK ROMANINDA AİLE KURUMU ve ÜTOPİK ROMANLARIMIZDA AİLE Firdevs CANBAZ YUMUŞAK

Türk romanının ilk örneklerinde görücü usulü ile evliliğin zararları, evlilikte karşılıklı saygı ve sevgi, sadakat, kadınların eğitimi gibi aileyi doğrudan ilgi-lendiren konular birer problematik olarak ele alınmıştır ve sonrasında da top-lumun yapı taşı aile romanlara konu olmuştur. Roman tarihimizde aileye kimi zaman sembolik bir değer de yüklenmiştir. Aile, toplumun organizasyona di-renen en muhafazakâr kurumlarından biri olması dolayısıyla ütopyaların en önemli hedeflerinden biridir. Dolayısıyla ütopyaların çoğunluğu ailelerden nefret ederler. Ütopyalarda eşitlik adına özgürlükten vazgeçilmiştir; bu hedef doğrultusunda insanların yapıp etmelerinde bir birlik oluşturabilmek için ütopyalarda her şey gözetim altındadır. Bu, aile ilişkileri için de geçerlidir. Kimin kiminle ne sıklıkla cinsel ilişki içerisinde olacağı bir program dâhilin-dedir ve soyun mükemmelleştirilmesine yöneliktir. Bebekler, ailelerin elinden alınır, kalıtım yok edilmeye çalışılır. Çocuklar tek tip bir eğitimden geçirilirler. Türk romanının ütopyaları incelendiğinde, yazarların daha çok, geleneksel yapıdaki aile kurumunun aksayan yönlerini eleştirdikleri görülür. Öte yandan ∗ Yard.Doç.Dr, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı. cfirdevs@gmail.com, Muhafazakâr Düşünce / Aile 156 karşı-ütopyalarda ailenin yozlaşıp çözüldüğü, sevgi-saygı ve akrabalık ilişki-lerinin bozulduğu görülmektedir. Söz konusu ütopyalarda aile, evlilik ve karı-koca ilişkileri, çocukların yetiştirilmesi ve eğitimi ile anne-baba ve çocuk iliş-kilerine yönelik tasarılar söz konusudur. Bu noktada özellikle karşı-ütopya-larda kurgulanan kötü gelecek senaryolarının toplumsal birer ikaz olarak okunması da mümkündür. Anahtar sözcükler: Türk Romanında Aile, Aile, Ütopya, Kadın, Aile ve Ço-cuk, Evlilik, Kadın-Erkek İlişkileri, Çocuk Eğitimi.

AİLE KAVRAMININ AĞAOĞLU ROMANLARINDAKİ AKİSLERİ Ferda ATLI

AİLE KAVRAMININ AĞAOĞLU ROMANLARINDAKİ AKİSLERİ Ferda ATLI

Toplumun temel taşı olan aile kavramı, insan hayatının bir ürünü olan edebi eser-lerin vazgeçilmez parçasıdır. Romanlar kurgulanırken gerçeklik unsurunun sağla-nabilmesi için kahramanın muhakkak ki bir aile içerisinde yetişmesi ve ailesinden aldığı genetik ya da sonradan edinilmiş bilgilerle muhatap olduğu problemlere karşı tavır alması gerekmektedir. Adalet Ağaoğlu romanlarında da aile hem me-tinlerin toplumsal yapısını şekillendirmede hem de karakterlerin davranışlarının sebeplerini belirlemede önemli rol oynamaktadır. Çalışmamızın amacı incelemiş olduğumuz Adalet Ağaoğlu romanlarındaki aile ilişkilerinden hareketle edebi me-tin bağlamında aile kavramına göz atmaktır. Anahtar Kelimeler: Aile, edebiyat, roman, Adalet Ağaoğlu.

POTESTAS ve POPULUS ARASINDAKİ MESAFE DARALIRKEN AUCTOCRİTAS’I YENİDEN ELE ALMAK Fatih ERTUGAY

POTESTAS ve POPULUS ARASINDAKİ MESAFE DARALIRKEN AUCTOCRİTAS’I YENİDEN ELE ALMAK Fatih ERTUGAY

Bu çalışmada, modern siyaset biliminin bazı aslî kavramlarından hareketle Türk siyasetinde son dönemlerdeki kimi yapısal ve zihinsel dönüşümler, siya-set ve toplum ilişkisi bağlamında ele alınacaktır. Batı’da modernleşme ile bir-likte meşruluğun yegâne kaynağı olan halk (populus), Cumhuriyet dönemi Türk siyasal düşüncesinde de meşruluğun kaynağı haline gelmiştir. Ancak bir farkla ki, iktidarın ondan türetildiği, başka bir ifade ile yönetimin/kullanımın ne adına olacağı sorusunun cevabı olan bir gerçeklik değil, bizzat devlet tara-fından inşa edilen; ahlak, görev ve amaçlar etrafında biçimlendirilen persona civitatis topluluğu olarak kabul edilen bir halk vardır. Dolayısı ile de popu-lus’un bu şekilde değerlendirilmesi onunla doğrudan ilişkili diğer iki kavra-mın potestas ve auctoritas’ın da paralel bir anlam kaymasına ve pratiğine uğ-ramasına yol açmıştır. Son dönemde Türkiye’de yaşanan bir dizi siyasal, sos-yal ve yapısal-zihinsel değişim, söz konusu kavramları yerli yerine oturtma açısından önemli bir imkân sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: İktidar, Meşruiyet, Halk, Kriz, Cumhuriyet.

TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN DİRENME ODAĞI OLARAK AİLE Mahmut H. AKIN*

TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN DİRENME ODAĞI OLARAK AİLE Mahmut H. AKIN*

Aile, toplumun en temel kurumlarından birisidir. Çocuğu muhafaza eden ilk toplumsal çevredir. Muhafazakâr teorisyenler, aileyi toplum düzenini sağla-yan en önemli kurumlar arasında saymışlardır. Bu yüzden ailenin göreceği zarardan bütün toplumun etkileneceğine dair kabul, aynı zamanda Muhafa-zakâr bir tepkidir. Geleneksel toplumlarda temel eğitim kurumu olan aile, modernleşme ile birlikte devleti karşısında bulmuştur. Bu süreçte devlet, ço-cuğun hayatına ailenin dışında bir otorite olarak dahil olmuştur. Modern ulus devlet, çocuğu sahiplenmiş ve “çocuk kimindir?” sorusunun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Modernleşme, aile ile devleti farklı şekillerde karşı karşıya ge-tirmiştir. Bazı totaliter rejimlerde bir kurum olarak aile toplum hayatından tamamen çıkarılmak istenmiştir. Türk modernleşmesi de aile ile devletin karşı karşıya geldiği bir süreç olarak yorumlanabilir. Tanzimat’tan beri devlet ço-cukları sahiplenmiştir. Türkiye’de aileyi ortadan kaldırmaya yönelik bir siya-set izlenmese de yeni nesiller aile ile okul arasında kalmışlığı tecrübe etmiş-lerdir. Geleneği temsil eden aile, Türkiye’de Muhafazakârlığın sürdürülme-sinde önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Aile, Muhafazakârlık, Okullaşma, Türk Modernleşmesi, Ulus Devlet

Mdd Pdf görüntüle

İlginizi Çekebilir?

mdd-kucuk

15 Temmuz’un Işığında Türkiye