Muhafazakarlık

40Muhafazakâr Düşünce Dergisi 40. sayısı ile onuncu yılını tamamlamış oluyor. Dergi mezarlığına dönen ülkemiz açısından bu büyük bir başarıdır. Fikir dergiciliğinin son derece zor olduğu ülkemiz koşullarında on yıl boyunca, kaliteden taviz vermeden ve tökezlemeden 40 sayı çıkarabilmenin gururunu yaşıyoruz. Bu başarıyı siz değerli okuyucularımızın katkısına borçluyuz. Gönülden teşekkür ediyoruz. Dergimiz bundan on yıl önce, Türkiye’de siyasi ve toplumsal dinamiklerin kökten değiştiği ve bu çerçevede “Muhafazakârlık” kavramının yoğun olarak tartışıldığı bir dönemde, 2004 yılında yayın hayatına atıldı. Birinci sayımızda  amacımızı şöyle ifade etmiştik: “Muhafazakâr Düşünce Dergisi muhafazakârlık konusunda anlam karmaşasını gidermek amacıyla bir siyasi tarz ve ideoloji olarak ülkemizde eksikliği hissedilen muhafazakârlık ile ilgili çalışmalara ivme kazandırmayı, Türkçe literatürdeki boşluğu doldurmayı ve kavram ile ilgili çalışmaları özendirmeyi amaçlamaktadır.” Sözünü ettiğimiz amaçların birçoğunu gerçekleştirdik. Bir kısmını ise başta maddi koşulların eksikliği nedeniyle tam olarak gerçekleştiremedik. Her şeye rağmen önemli bir mesafe kat ettiğimizi düşünüyoruz. Yayın hayatına atıldığımızda konuyla ilgili çalışmalar bir elin parmağını geçmiyordu. Şimdi ise alanla ilgili çalışmalar bir kütüphaneyi dolduracak hacme ulaştı. İlk günden itibaren gerçekleştirmek istediğimiz temel bir amacımız vardı: “Türkiye’de Muhafazakâr Düşünceyi Etkileyen Düşünürleri” derinliğini ve genişliğine ele almak istiyorduk. Bu amacımıza 10. yılın sonunda ulaşmış bulunuyoruz. 40. Sayımızda yeniden başa dönmek, muhafazakarlığı yeniden ele almak istedik. Çünkü aradan koca on yıl geçmişti. Türkiye’de de dünyada da önemli gelişmeler yaşandı. Dolayısıyla muhafazakarlığın da yeniden değerlendirilmesi, yeniden yorumlanması ve değişen koşullarda yeniden okunması gerekiyordu. Bu sayımızda onu yaptık. Dergimizin ilk makalesi Türkiye’de muhafazakâr düşünce üzerine yaptığı çalışmalar ile tanınan Bengül Güngörmez ait. Güngörmez “Jakoben Moderniste Karşı Endişeli Modern: Türk Muhafazakârlığı Üzerine Genel Bir Değerlendirme”…

““Jakoben Modernist”e Karşı “Endişeli Modern”:Türk Muhafazakârlığı Üzerine Genel Bir Değerlendirme Bengül GÜNGÖRMEZ

““Jakoben Modernist”e Karşı “Endişeli Modern”:Türk Muhafazakârlığı Üzerine Genel Bir Değerlendirme Bengül GÜNGÖRMEZ

Elinizdeki makalede Cumhuriyet’in erken döneminde yaşamış olan Türk elitlerinin, yani Jakoben modernistler ile modern muhafazakarların Türk modernleşmesi hususundaki zihniyeti değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeye göre iki farklı tipte zihniyete sahip entelektüel şu adlandırmayla teşhis edildi: “Müstağrip” (Cemil Meriç’in adlandırmasıyla) ve “huzursuz modern”, diğer bir deyişle “modern muhafazakar”. Söz konusu değerlendirmeye göre Türk elitlerinin birbirlerinden farklı ama ikisinin de esasında “modern” olduğu ifade edilmektedir. Yine bu makalede sözü edilen Türk elitlerinin Türkiye’nin modernleşmesi ve Batılılaşması hususundaki politik tavırları ve politik amaçları hülasa değerlendirilmeye çalışıldı. Buradan hareketle “müstağrip” veya “Jakoben modernist”in radikal politik değişimi ve Türkiye’nin bütünüyle Batılılaşmasını arzuladığı buna karşılık “huzursuz modern”in reformist ve gelenekçi olduğu, geleneğe dayanmayan bir modernleşmeyi ise eleştirdiği ileri sürüldü. Anahtar Kelimeler: Türk elitleri, modernleşme, Batılılaşma, politik değişim, gelenek

KÜLTÜREL MUHAFAZAKÂRLARIN İSTANBUL’U ya da FİKİR ve ESTETİK HAYATIMIZIN YİTİK MALI İSTANBUL H. Aliyar DEMİRCİ

KÜLTÜREL MUHAFAZAKÂRLARIN İSTANBUL’U ya da FİKİR ve ESTETİK HAYATIMIZIN YİTİK MALI İSTANBUL H. Aliyar DEMİRCİ

20. asrın ilk çeyreğinde Türkler millî devletlerini kurarlar. Bir asırdır bir medeniyet bunalımı ve kimlik meselesi ile karşı karşıyadırlar. Cumhuriyet’in hemen arifesinde Yahya Kemal’le başlayarak bu meselelere çözüm üretmeye çalışan ekollerden biri de kültürel muhafazakârlardır. Yahyâ Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sâmiha Ayverdi, Nihat Sami Banarlı bu ekolün önde gelen isimleridir. 1453’te feth edilen İstanbul’da asırlar içinde bir birikim oluşmuştur, bir medeniyet şekillenmiştir. İstanbul onların tabiriyle bir “medeniyet özetidir”. Bu şehrin Osmanlı-Türk modernleşmesi çerçevesinde Batı tesirine açılması şehrin bu temel özelliğine tedricen zarar vermiştir. İstanbul’un 19. asırdan itibaren mimarî dokusunda ve tabiatında, Batılılaşmanın tesiriyle uyumu bozulmuştur. Ayrıca sanayîleşmede gecikme, bir ihtiras şeklinde şehrin Haliç’in ve Boğaz’ın önemli köşelerinin tahrip edilmesine sebep olur. Millî mimari ve tabiat hasar görmeye başlar. İstanbul homojenliğini yitirir. Kültürel muhafazakârlar mekândan tarihe, tarihten insana uzanan bir muhakemeye sahiptir. İbadethane, çarşı, çeşme, şadırvan her bir eserin onlar için tek tek kıymeti vardır. Bu yapılarla bütünleşmiş tabiî dokunun da peyzaj açısından önemi büyüktür. Eserler de peyzaj da şehrin hüviyetinin bir parçasıdır. Bunun ötesinde bir medeniyeti düşünmeyi sağlayan unsurlardır. Mekânın mimarisi ve tabiatıyla zarar görmesi, medeniyetin somut göstergelerinin yok olmasına, kimliğin zarar görmesine sebep olur. Kültürel muhafazakârların siyasî muhafazakârlığın kendisini ifade edemediği bir dönemde medeniyet ve kimlik meselemizi sorgulayan ve İstanbul üzerinden bir seçenek sunan önemli bir ekol olmuştur. Anahtar Kelimeler: Kültürel muhafazakârlık, modernleşme, mimarî, İstanbul, gökdelen, medeniyet, millî kimlik

MUHAFAZAKAR DÜŞÜNCEDE YÖNETİM ANLAYIŞI: 18. YY.’DAN 20. YY.’IN BAŞLARINA Hakan KÖNİ - Ensar NİŞANCI

MUHAFAZAKAR DÜŞÜNCEDE YÖNETİM ANLAYIŞI: 18. YY.’DAN 20. YY.’IN BAŞLARINA Hakan KÖNİ - Ensar NİŞANCI

Bu makale muhafazakârlığın yönetim anlayışını konu almaktadır. Çalışma zaman dilimi olarak 18. yy.’dan 20. yy.’ın başlarına kadarki dönemi içine almakta, bu dönemde zuhur etmiş muhafazakâr düşünür ve hareketleri incelemektedir. Joseph de Maistre ve İngiliz Tory Partisinin öncülüğünü yaptığı eski rejim (ancien régime) muhafazakârlığı (19. yy.’ın başlarına kadar) monarşi, aristokrasi ve din merkezli bir yönetim anlayışı desteklemekte ve demokrasiyi kötü bir yönetim tarzı olarak görmektedir. Edmund Burke ve Alexis de Tocqueville (19. yy. ortalarına kadar) örneklerinde muhafazakârlık bu eski savunuyu sürdürmekte fakat demokrasiye duyduğu nefreti terk etmektedir. Burke ve özellikle Tocqueville demokrasinin kimi özelliklerini takdirle karşılamakta ve demokrasinin bazen ideal ve doğal bir yönetim olabileceğini düşünmektedir. Yine Burke ve Tocqueville eski rejim savunucuları gibi teokrasi savunusu içine girmemekte, dine işlevsel anlamda önem vermektedir. Bu geleneğin Amerika’daki temsilcileri arasında yer alan John Adams gibi Federalistler demokratik Amerikan toplumunda savunularını güçlü başkanlık, daimi senatörlük, anayasacılık, yargıçların yönetimi gibi düşünce ve politikalarla sürdürmektedir. Amerika örneğinde muhafazakârların özellikle 19. yy.’ın ikinci yarısından itibaren – federalistlerin savunularına ek olarak – burjuvaya ve plütokrasiye karşı cephe aldığı; mülkiyetin eşit dağıtılması, tarımsal doğal hayat ve müdahaleci güçlü devlet gibi savunular benimsediğini görmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Joseph de Maistre, Edmund Burke, Alexis de Tocqueville, federalistler, Amerikan muhafazakârlığı

Siyasal Muhafazakârlığın Temel İlkeleri Hüseyin ŞEYHANLIOĞLU

Siyasal Muhafazakârlığın Temel İlkeleri Hüseyin ŞEYHANLIOĞLU

Aydınlanma, Sanayileşme ve Fransız İhtilali son üç asırlık dünya siyasi tarihinin en önemli üç aşamasını oluşturmaktadır. Bu dönüşüm süreçlerinin siyasi talep boyutunu oluşturan Fransız İhtilali sonucunda ana hatlarıyla Liberalizm, Sosyalizm ve Muhafazakârlık ideolojileri doğmuş ve bu ideolojiler 1789 yılından günümüze kadar dünyayı şekillendirmişlerdir. Siyasal Muhafazakârlık bu süreçte Fransız İhtilali’ne karşı bir tepki olarak doğmuş ve başta Fransa olmak üzere İngiltere, Almanya ve ABD’de siyasal bir ideoloji, halk düşüncesi ve parti politikası olarak yaygın kabul görmüştür. Bu çalışmanın amacı, siyasal muhafazakârlığın tarihi boyutu, tanımlanması ve temel ilkelerinin ortaya konulmasıdır. Anahtar Kelimeler: Aydınlanma, Sanayileşme, Fransız İhtilali, Liberalizm, Sosyalizm, Muhafazakârlık

27 Mayıs Sonrası Milliyetçi Muhafazakâr Aydınların Örgütlenme Çabaları ve Siyasi Gelişmeler Üzerindeki Etkileri: Aydınlar Ocağı Fatma YURTTAŞ ÖZCAN

27 Mayıs Sonrası Milliyetçi Muhafazakâr Aydınların Örgütlenme Çabaları ve Siyasi Gelişmeler Üzerindeki Etkileri: Aydınlar Ocağı Fatma YURTTAŞ ÖZCAN

Aydınlar Ocağı, 14 Mayıs 1970 tarihinde bir kısım milliyetçi muhafazakâr aydının Türk-İslam projeksiyonu altında bir araya gelmesi ile kurulmuştur. Kurulduğu yıllardan itibaren düzenledikleri seminer, kongre ya da konferanslarla, üyesi olan ya da olmayan, dönemin sağ görüşlü aydınlarını bir araya getiren Aydınlar Ocağı, Türk siyasi hayatında da önemli etkilerde bulunmuştur. Aydınlar Ocağı’nın Türk-İslam Sentezi düşüncesi, 12 Eylül 1980 Darbesi sonrası dinin devlet söylemi içerisine alınmasıyla birlikte sistemin yeniden yapılanmasında başvuru kaynağı olmuş ve bu durum Ocak’ın kuruluşundan 80’li yıllara gelene kadar yürüttüğü faaliyetler üzerinde yeterli düzeyde durulmamasına neden olmuştur. Çalışmada Aydınlar Ocağı’nın kuruluşu, 1980’li yıllara kadar yürüttüğü faaliyetler ve Türk siyasi hayatına etkileri üzerinde durulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Aydınlar Ocağı, 12 Mart 1971 Muhtırası, Milliyetçi Cephe Hükümetleri

Muhafazakârlıktan Önce Geleneksel Dünyada Maverdi Kamber ÇAKIR

Muhafazakârlıktan Önce Geleneksel Dünyada Maverdi Kamber ÇAKIR

Geleneksel dünyanın normatif değerleri tarihi git-geller olarak algılamaya zorlayarak insanlığı bugün muhafazakâr diyebileceğimiz bir toplum formuna iktidarı da içine alarak dönüştürdü. Bu sosyal ortamın siyasetten daha etkin bir özellik sergilediğini ifade etmektir. Çünkü aksi durumda geleneksel dünyadan ve de muhafazakârlıktan bahsedilmesi mümkün olmayacaktır. Bu makalenin amacı bunun neden böyle olduğunu anlamaya ve anlatmaya çalışmaktadır. Geleneksel dünyanın ruhu adalettir. Adalet hem bütün olarak organik toplumla ilgilidir hem de bu bütünün parçaları ile ilgilidir. Bu makale, çiftçiye yıllık vergilerini verdirtenin sadece kaba güç olduğunu varsaymanın insanı1 anlamakla bağdaşmayacağını öne çıkarmaktadır. Ayrıca makale hem modern bir ideoloji olan muhafazakârlığın genel özellikleri ile ilgilenmekte olup hem de yerel ve güçlü bir örnek olan Maverdi’nin düşünceleri ile karşılaştırmalar yapmaktadır. Hem ideolojilerihem de tarihin seyrini anlayabilmek için muhafazakârlıktan önce geleneksel dünyaya ve Maverdi’ye bakmak insanın dünyasına derinlik katacaktır. Anahtar Kelimeler: Muhafazakârlık, Meşruiyet, Maverdi, Adalet, Tarih, Siyaset

Modernlik ve Muhafazakârlık Ali Osman Sezer

Modernlik ve Muhafazakârlık Ali Osman Sezer

Bu çalışma, modernlik ve muhafazakârlık olarak görünüm kazanan sistemlerin, tarihin her döneminde farklı biçimlerde var olduğunu; muhafazakârlığın toplumların yaşamsal deneyimleri ile elde ettiği değerler sistemine bağlı yaşam biçimini ifade ederken, tüm ideolojileri de içinde sayabileceğimiz modernliğin ise toplum dışında üretilen mod’a uygun toplumu dizayn etme çabasında bir proje olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Muhafazakârlık , modernlik, neomodernlik, değer üretmek, ihtiyaç üretmek, simülasyon.

Muhafazakâr Düşüncede Yönetim Anlayışı: 18. yy.’dan 20. yy.’ın Başlarına Hakan KÖNİ - Ensar NİŞANCI

Muhafazakâr Düşüncede Yönetim Anlayışı: 18. yy.’dan 20. yy.’ın Başlarına Hakan KÖNİ - Ensar NİŞANCI

Bu çalışma, bir model arayışı olarak dünyanın gündemine sunulan Uluslararası İHL’lerin amaç, misyon ve vizyonuna ilişkin temel problemleri gündeme taşıyarak, pratikte karşılaşılan sorunlarını tespit etmeye ve buradan hareketle bu okullarla ilgili içten bir bakışın hakim olduğu bir durum tespitine odaklanmaktadır. Türkiye’nin özellikle son yıllarda ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda kat ettiği mesafe ve kendi içerisinde ve bölgesinde yükselen grafiği, tarihi arka planda önderlik etmiş olduğu halklara birçok konuda olduğu gibi eğitim alanında örneklik teşkil etmektedir. Bu anlamda ülkemizde geçmişten günümüze büyük bir birikimin ürünü olarak İmam Hatip Okulları da bugün sınırlarını aşan ve geniş bir coğrafyada model olarak kullanılması sık sık gündeme getirilen okullar olarak karşımıza çıkmaktadır. 2006 yılında Kayseri’de akabinde İstanbul ve Konya’da (72 ülkeden 790 öğrenciye) eğitim vermeye başlayan bu okulların amaçları, işleyişi ve gelecek perspektifini konu alan bu çalışma, konunun tüm taraflarını kuşatacak yöntemi ile de bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Bu kapsamda Konya, Kayseri ve İstanbul’da öğrenim gören toplam 790 öğrenciden 420’sine (okulların öğrenci sayıları da göz önünde bulundurularak) anket formu uygulanmış, yine tüm okullarda öğrencilerle odak grup görüşmeleri gerçekleştirilmiş ve kurum yöneticileri ve öğretmenler ile yarı yapılandırılmış mülakatlar yapılmıştır. Ayrıca elde edilen veriler bağlamında Din Eğitimi Genel Müdürlüğü (DEGM) ve Türk Diyanet Vakfı (TDV) yetkilileri ve konunun uzmanları ile fikir ve veri alışverişinde bulunulmuştur. Elde edilen anket verileri SPSS programında çeşitli analiz teknikleri ile değerlendirilmiş, odak grup görüşmeleri ve mülakatlardan elde edilen veriler ise sorun analizi, tespitler ve çözüm önerileri başlıkları altında sınıflandırılmış, ardından tüm bilgiler temel problem alanlarına göre bir araya getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası İmam Hatip Liseleri, Eğitim, Müfredat,

Kemalist Oryantalizm ve Osmanlı - Türk Müziği Onur Güneş AYAS

Kemalist Oryantalizm ve Osmanlı - Türk Müziği Onur Güneş AYAS

Kemalizm bir yandan Batılı oryantalist söylemi içselleştirip Doğuya bu oryantalist gözlükle bakarken, bir yandan da, milliyetçi doğasının gereği olarak, Batı oryantalizminin Türkler hakkındaki olumsuz yargılarıyla mücadele etmek durumunda kalmıştır. Birbiriyle bağdaştırılması son derece zor olan bu iki tutumu uzlaştırmak için de bir iç öteki yaratarak onu oryantalist söylemin nesnesi ve hedefi haline getirmiş, Türk kimliğini bu iç ötekinin zıddı olacak şekilde inşa etmiştir. Kemalizm’in örtük varsayımına göre Batılılık veya en azından Batıya yöneliş Türklerin özünde zaten bulunan bir özelliktir. Türklüğün özüne dönerek yeniden Batıyla bütünleşmesi için bu doğal özelliği bastıran Osmanlı-Şark geçmişinden kurtulması gerekmektedir. Müzik, bu Kemalist oryantalist bakışın en belirgin şekilde gözlemlenebileceği alanlardan biridir. Erken Cumhuriyet dönemi resmi müzik görüşüne göre Batı müziği evrensel medeniyeti, bilimi, çağdaşlığı ve ilerlemeyi temsil eder. Bu Said’in deyişiyle gizli oryantalizmdir. Şarkla özdeşleştirilmiş Osmanlı müziğiyse açık oryantalizmin hedefidir ve tamamen olumsuz özelliklerle tanımlanır. Kemalizm’in bu müzik karşısındaki tutumu tamamen Batılı oryantalizmin içselleştirilmesine dayanmaktadır. Ne var ki Kemalizm Şark müziğiyle Türk müziği arasında bir ayrım yapar ve Osmanlı müziğini Türk saymaz. Hakiki Türk müziği Kemalistlere göre Osmanlı müziğiyle temas etmediği ve Batı müzik tekniğiyle uyumlu olduğu varsayılan Anadolu türkülerinde aranmalıdır. Batılı oryantalist söylemi içselleştirirken bir yandan da Türkleştiren bu müzik söylemi, kendine özgü bir Kemalist oryantalizme işaret etmektedir. Bu makalede Kemalist oryantalizmin müzik görüşü gizli, açık ve öz-oryantalizm kavramları çerçevesinde analiz edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kemalist oryantalizm, öz-oryantalizm, Osmanlı müziği, Musiki İnkılabı, müzik sosyolojisi, Türk modernleşmesi

“Resmi İdeoloji” Sahneye Çıkmış, Salonda “Makbul Vatandaş” Yoklaması Yapıyor Hasan ÖZTÜRK

“Resmi İdeoloji” Sahneye Çıkmış, Salonda “Makbul Vatandaş” Yoklaması Yapıyor Hasan ÖZTÜRK

İktidar gücüyle bir biçimde özdeşleşen siyasetin, edebiyatla ilişkisine bakıldığında akla gelecek ilk isim, “devletin ideolojik aygıtları” sözünü belleklerimize yerleştiren Althusser olmalı. Edebiyatı, -diğer güzel sanatlar, aile, okul, hukuk ve sporla birlikte- devletin ideolojik aygıtlarından sayan Althusser, devletin “baskı” aygıtlarının “zor kullanarak” buna karşılık “ideolojik” aygıtlarının ise “ideoloji kullanarak” işle(til) diği görüşündedir. Toplumsal yaşamı düzenleme gücünü kendinde bulanların, söylemlerini onaylatma aracı gördükleri sanatı/edebiyatı yönlendirme çabasının tarihi, Althusser’den çok öncelere, kayıtsız zamanlara dek uzanıyor kuşkusuz. Başlangıç, Platon ve Aristo olmayabilir ancak edebiyat kavramına “ideolojik” ve “estetik” bakış biçiminin bu iki filozofla somutlaştığını söylemek mümkün. Gerçeğin kendisini yansıtmadığı gerekçesiyle sanat karşısındaki olumsuz tavrını, ideal devleti..

 Mdd Pdf görüntüle

İlginizi Çekebilir?

kucuk boyuty  copy

ÇAĞDAŞ İSLAM DÜŞÜNCESİ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>