Muhafazakârlık Nedir?

MUHAFAZAKÂRLIK NEDİR?
JOHN KEKES

Çeviren: Ali Kemal Yıldırım•
GİRİŞ
Muhafazakârlık siyasal bir ahlaktır. Siyasaldır çünkü bir toplumu iyi yapan siyasal düzenlemeleri amaçlamaktadır, ahlakidir çünkü bir toplumun, içinde yaşayan insanlara iyi -başkalarını hoşnut eden ve yararlı- yaşamlar sürmesini sağlaması halinde, o toplumun iyi olduğunu kabul eder. Kısmen, muhafazakârların muhafaza edilmesi gereken bir kısım siyasal düzenlemelerle ilgili sık sık birbirleriyle ihtilafa düşmeleri gerekçesiyle, liberalizm ve sosyalizm gibi muhafazakârlığın da farklı versiyonları bulunmaktadır. Bununla birlikte, düzenlemelerin lehinde veya aleyhinde olmalarının nedenleri, düzenlemelerin ait olduğu toplumun geçmişinde bulunabileceğinden aslında aralarında hiçbir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Bu, muhafazakârların toplumun varsayımsal bir sözleşmeden veya hayali ideal bir düzenden veya tüm insanlık için yararlı olduğu sayılan şeylerden oluştuğu fikrini inkâr etmelerine sebep olmaktadır. Yukarıda sayılanlar ve diğer alternatifler yerine, muhafazakârlar bugünkü hayatlarında ve gelecekte yaşamak istedikleri hayatın nasıl mantıklı olacağı hususunda, tarihin biçimlendirici etkileri bulunduğu için kendi toplumların tarihlerine bakarlar. Bununla birlikte muhafazakâr tutum, muhafazakâr toplumun tarihsel düzenlemeleri lehine kabul edilip üzerinde düşünülmemiş bir önyargı da değildir. Muhafazakârlar, tarihin iyi yaşamlara yararlı olduğunu gösterdiği düzenlemelerin korunması tarafında yer almaktadırlar.
Siyasal ahlakın temeline ilişkin belirli sorunlarla ilgili ve bu sorunlara verilecek makul marjdaki cevaplarda anlaşmalarına rağmen, bu marjdaki farklı noktalara dağılan cevaplar vermeleri muhafazakârlar arasındaki anlaşmazlıkların diğer bir nedenidir. Temel olarak düşünülen sorunların ve bu soruları mantıklı olarak cevaplandırdığı düşünülen çözümlerin birleşimi muhafazakârlığın farklı versiyonlarını tanımlamakta, aralarındaki farklılıkları açıklamakta, muhafazakâr teori ile liberal, sosyalist ve diğer teorileri birbirinden ayırmaktadır.
Bu sorular şunlardır: Siyasi düzenlemeler ne ölçüde tarihe dayandırılabilir? Değerlerin çeşitliliği siyasal düzenlemeleri nasıl etkiler? Bireysel özerklik ve toplumsal otorite arasındaki ilişki ne olmalıdır? Siyasal düzenlemeler kötülüğün yayılmasına nasıl yanıt verir? Tartışma, bu sorular ile muhafazakârların bu sorulara verdikleri farklı cevapları dikkate alarak devam edecek, en makul görünen muhafazakârlık versiyonunun belirlenmesiyle sona erecektir.
SİYASAL DÜZENLEMELER NE ÖLÇÜDE TARİHE DAYANDIRILMALIDIR?
Muhafazakârlar tarihin uygun başlangıç noktası olduğunu kabul ederler, ancak bazıları, bir kısım siyasal düzenlemelerin tarihsel olarak iyi yaşamları teşvik ettiğinin, diğer bir kısmının ise zararlı olduğunun olası bir gerçek olmadığına inanırlar. Bu hususa inanan muhafazakârlar, farklı düzenlemelerin tarihsel başarı veya başarısızlığında, daha derin bir açıklamanın olduğunu düşünürler. Gerçekte ahlaki bir düzen vardır, bu yapıyla uyumlu siyasal düzenlemeler iyi yaşamları destekler, bu yapıyla çatışma içinde olanlar ise yaşamları mutlaka kötüleştirir. Bu muhafazakârlar, “bir taraftan bu düşünceyi soyut genel önermelerin açıklamaları ile sınırlayan diğer taraftan insan hayatının bütününe uzanan, ‘akılcılık’ olarak da adlandırılabilen rasyonel anlayışın doğası ve kapsamı ile ilgili inancı kabul etmişlerdir. Buna ilaveten, bilimsel araştırma ve ‘bilimcilik’ arasında olduğu gibi rasyonel araştırma ile ‘akılcılık’ arasında da çok fark vardır ve bu aynı tür bir farklılıktır. Ayrıca, “akılcılığın” aşırı iddialarını yürütmek isteyen bir yazarın bu farkları izlemesi önemlidir, çünkü yerine getirmediği takdirde sadece kendisiyle çelişmeyecek (eğer akılcı değilse, savı kendi içinde hiçbir şey ifade etmeyeceği için) aynı zamanda da ihtiyaç duyduğu veya gitmek istediğinden öteye giderek aslında irrasyoneliteyi savunuyormuş gibi görülmesine neden olacaktır.”
Sadece tarihin kendisinin ötesinde daha temel hususlara işaret etmesi sebebiyle, akılcılığa eğimli muhafazakârlar tarihten öğrenme konusunda isteklidirler. Bu hususların ahlaki bir yapı üzerine yerleşmesi hepsi tarafından kabul görmektedir. Ancak, yine de farklı dinler tarafından kabul edildiği üzere düzenin bir lütuf olduğunu veya tepesinde iyi formunun yer aldığı Platonik zinciri veya nihai akıl ve eylem birliği ile sonuçlanan çatışan güçlerin diyalektiğinin Hegelci bir şekilde açığa çıkmasını veya eğer bağlı kalınırsa insan doğasında bulunan amacı gerçekleştirme yolundaki tüm engelleri kaldıracak doğal hukuk tarafından yansıtılan şeyi veya başka bazı olasılıkları kabul etmezler.
Aralarında bu tür anlaşmazlıklar bulunmasına rağmen, akılcı muhafazakârlar belirli siyasal düzenlemeler için veya onlara karşı nihai nedenlerin, gerçekliğin ahlaki düzeninde bulunabilir olduğuna emindirler. Yetersiz akılcılık konusunda anlaşamazlar ve bu konularla ilgili mutlak ve ebedi hakikat olduğuna inanmazlar. Sorun, ne olduğunu bulmaktır, eğer bu açığa çıkarılmışsa, o zaman geleneklere uygun metnin nasıl yorumlanması gerektiğini bulmaktır. Bu inanç sadece bazı muhafazakârlar tarafından değil, muhafazakârları kabul etmeyen bazı sol ve sağ eğilimli radikaller tarafından da kabul edilmektedir. Bu radikaller insan ilişkilerini yöneten kanunların keşfedildiğine inanmaktadırlar. Bazıları bunun tarihin yasası olduğunu, diğerleri sosyolojinin, psikolojinin, sosyobiyolojinin veya hayvan davranış biliminin (etoloji) bir yasası olduğunu söylemektedir. Bununla birlikte, hepsinin paylaştığı görüş, sadece siyasal düzenlemelerin ilgili yasaları yansıttığı takdirde iyi bir toplumun mümkün olabileceğidir. Sefalet, düzenlemelerin yasalara aykırı olmasına yol açan cehalet ya da kötülüğün bir sonucudur. Onların gözünde tarih, toplumların hep birlikte başlarını duvara vurdukları acı hikâyedir. Anahtarı buldular, ancak kapı şimdi açık, tarih nihai aşamasına ulaşmış, sadece talimatlara uyarlarsa bundan sonraki şeylerin gidişatı iyi olacak.
Siyasal düzenlemelerini akılcı planlamalardan ilham alan toplumların tarihsel sicili en endişe verici olandır. Genellikle kalıcı hale gelen mevcut krizin hemen ardından büyük gelişmeler vaat edilirken, kendi kararlarını isteksiz ve beyni yıkanmış insanlara empoze etme eğilimindedirler, onların bu tutumu bu insanların yaşamlarını daha sefilleştirmiştir. Bulunduğumuz yüzyılda ahlaki bir başarı varsa, bu ahlaki ve siyasal açıdan tehlikeli gidişin hayata geçirilmesidir.
Akılcılık eğilimli muhafazakârlar ile muhafazakâr olmayan ütopyacılar arasında şüpheci muhafazakârlar bulunur. Onların şüpheciliği ancak ya aşırı ya da ılımlı bir biçim alabilir. Aşırı olan fideizmdir (inancılık). Fideizm inanç üzerinde güveni ve aklın reddini içerir. Fideist muhafazakârlar iyi bir toplumun sahip olması gereken siyasal düzenlemelere rehber olarak aklı kabul etmezler. Nedenlerin bilimsel, metafizik ya da sadece deneye dayalı olup olmaması herhangi bir şeyi değiştirmez. Hangi şekilde olursa olsun nedenlere dayanmaya karşıdırlar. Tüm nedenlerin nihai olarak inanç üzerinden kabul edilmesi gerektiğine inanırlar.
Ancak, aklın rehberliğini reddetmeleri, fideist muhafazakârları siyasal düzenlemelerin nasıl olması gerektiğine karar verme sorunu ile karşı karşıya bırakır. Tarihsel olarak önerdikleri çözüm, inancın kılavuzluğu veya mevcut düzenlemelere aşina olunduğu için bu düzenlemeleri sürdürmektir. Her iki çözümün de tehlikesinin daha önceki uygulananların tehlikeleri olduğu tarihsel kayıtlarda belirgin olarak geçmektedir. İnanç dogmatizmi, karşı gelenlere ya da başka inançlara sahip olanlara zulüm etmeye neden olmaktadır. Bu tutum, karşısında yer alanlardan daha iyi siyasi düzenleme yapılmasına herhangi bir zemin sağlamaz. Oysa, bu yakınlık ile statükonun devam ettirilmesi mevcut siyasi düzenlemeleri geliştirmeyi imkansız hale getirir.
Akılcı siyasetin tehlikeli aşırılıkları ile aklın fideist reddi arasında şüphecilik ılımlı bir biçim alır. Bu görüşe sahip muhafazakârlar, gerçekte ahlaki bir düzen olduğunu inkâra gerek görmezler. Onlar sadece bu güvenilir bilgiye sahip olabilmeyi inkârda kararlıdırlar. Şüpheci muhafazakârlar sorunların çözümündeki çabaların başarısından çok insan yanılabilirliği üzerinde durmuşlardır. Vahiy, dini metinler ve sonsuz hakikatin bilgisini ikna edici delil ihtiyacı içinde düşünürler. Bu iddiaları sadece onları desteklemeye elverişli birer delil oldukları derecede güvenilir görmektedirler. İddialar onun üzerine dayalı olduğu sürece delil olarak sorgulanabilir. Şüpheci muhafazakarlara göre, tarihsel kayıtlarca da az güvenilir olarak görülen metafizik ve ütopik düşüncelere başvurmaktansa, çeşitli siyasal düzenlemelerin tarihine bakmak daha mantıklıdır.
Bununla beraber şüphecilik muhafazakârları, nedenlerin tarafında veya karşısında olarak, siyasal düzenlemelerin değerlendirmesini inkâr etmelerine yol açmaz. İnkâr ettikleri şey iyi bir nedenin mutlak ve evrensel olmasıdır. Bu muhafazakârların şüpheciliği bu sebeple mantıklı olması mümkün ve arzu edilen bir mantıkla ilgili toptan bir şüphe yerine, kanıtların onları destekleyeceği husus üzerine inançları temel yapmak ve inançların gücü ile kanıtların gücünü orantılı hale getirmektir. Şüphecilikleri metafizik ve ütopik önermelerden siyasal düzenleme sonuçları çıkarmaktır. Siyasi düzenlemelere konu insanların deneyimlerine sıkıca bağlı olmalarını istemektedirler. Bu deneyimler kaçınılmaz olarak tarihsel olduğundan, şüpheci muhafazakârlar tarihte destekleyici kanıt aramaktadırlar. Halkın paylaşmadığı vücudun deliklerinde cinsel zevkin mümkün olduğu veya ütopyacı ideallerle uyumlu olacak temelde insanların arzularını değerlendiren metafizik önermelerinden sonuç çıkarmaya çalışmazlar. Şüphecilik böylece deneyimlerin ötesinde yatan spekülasyonları temel alarak ve toptan mantığa güvensizlik nedeniyle makul siyasal düzenlemeler yapılması yönündeki tüm çabalara şüpheyle bakarak tehlikelerden kaçınır.
Tarihe dayalı bir biçimde siyasi düzenlemelerin ölçüsünün ne olması gerektiği hakkında soruya en makul cevabın ılımlı şüphecilik olduğu görünmektedir. Devam eden düzenlemeler lehine bir karine bulunmaktadır. Siyasi düzenlemelerin, uygulandığı insanlar tarafından desteklenmeleri ve kişisel olarak tatmin edici ve diğer insanlara yararlı yaşamların oranını artırmış olmaları ile birlikte dikkate alındığında dayanıklılıkları ilk gerekçedir. Bu varsayım haklı ise, zaman testinde ayakta kalan değişen düzenlemelerin bir gerekçesi vardır. Varsayım, tabii ki, doğru olmayabilir. Güçlü çıkarlar tarafından onlara muhalefet etmek çok tehlikeli hale getirildiği için ya da insanların onları kabul etmesi yönünde manipüle edildiği için düzenlemeler dayanıklı olmuş olabilir. Onları değiştirmek için durum, güç veya manipülasyon nedeniyle düzenlemelerin devam ettiği hususunda inandırıcı bir iddiaya dayalı ise o zaman konu ciddi bir şekilde düşünülmelidir. Bununla birlikte, onları değiştirmek için durum, en son ütopik, metafizik ve devrimci teorilerden ilham alıyorsa, o zaman karinenin mantıklı bir şekilde sorgulanması için daha fazla katkıya ihtiyaç bulunmaktadır.
DEĞERLERİN ÇEŞİTLİLİĞİ SİYASİ DÜZENLEMELERİ ETKİLEMELİ MİDİR?
Muhafazakârlar iyi yaşamı destekleyecek siyasal düzenlemelerde kararlıdırlar, bu yüzden iyi yaşamın ne olduğu, hangi yükümlülükler, erdemler ve tatminlerin değerli olduğu konusunda görüş sahibi olmalıdırlar. Yaşamlarını iyi yapan değerler hakkında bir bakışları olmalıdır. Ancak değerlerin farklı olduğu görünmektedir. Sayısız yükümlülük, erdem ve tatmin, onları birleştiren ve ayrı ayrı önemini değerlendiren sayısız yol vardır ve bu sebeple yaşamları iyi yapan sayısız yolun olduğu görülmektedir. Belirli siyasal düzenlemeler veya onlara karşı olarak sunulabilen nedenler üzerinde temel bir etkisi olduğu için muhafazakârların değerlerin farklılığına ilişkin bir bakışları olmalıdır. Sorun, geniş bir şekilde kabul gören ancak, karşılıklı olarak birbirlerini dışlayan üç görüşün olmasıdır: mutlakıyetçilik, görecelilik ve çoğulculuk.
Mutlakıyetçiler değerlerin çeşitliliğe açık olduğuna ancak bunun gerçekçi olmadığına inanırlar. Pek çok değerin olduğunu kabul ederler, ancak ayrı ayrı önemlerini değerlendirirken başvurulabilen evrensel ve objektif bir standardın olduğuna inanırlar. Bu standart, en iyi değerde, summum bonum, olabilir, diğer değerler ise gerçekleşmeye katkıları bazında sıralanabilir. En iyi değer mutluluk, görev, Tanrı’nın iradesi, erdemli bir yaşam ve benzeri olabilir. Kategorik buyruk, en fazla sayıda kişi için en büyük mutluluk, On Emir ya da Altın Kural gibi standart bir ilke olabilir. Farklı değerler arasında bir seçim yapılması gerekiyorsa, o zaman kural hangi değerin öncelikli olduğunu belirleyecektir. Mutlakıyetçiler diğerleri yerine bazı siyasal düzenlemeleri tercih edilme gerekçesi olarak, tercih edilenlerin alternatiflerine göre evrensel ve objektif standarda daha yakın olmasını gösterirler.
Mutlakıyetçilik genellikle akılcı temele sahiptir. Mutlakıyetçilerin en iyi değer olarak niteledikleri standartların evrenselliği ve objektifliği lehinde en fazla sunulan gerekçe, gerçekliğin ahlaki düzenini yansıtmasıdır. Sağda dini solda ise eşitlikçi, ütopik ya da millennial politikalar kurma çabalarının arkasındaki ilham budur. Yine de, mutlakıyet ve akılcılık arasındaki bağlantı, olması gerekli olan bir bağlantı değildir. Standartlar metafiziksel yaptırım olmasa bile evrensel ve objektif olarak kabul edilebilir. Ancak, savunucuları metafizikten sakınıyor ise, o zaman evrensel ve objektif olarak belirli bir standartla ilgili başka bazı gerekçeler bulmalıdırlar. Böyle bir gerekçe kısa bir süre içinde kabul edilecektir.
Bu evrensel ve objektif standartlar için adayların çeşitli olması ve bundan dolayı çeşitliliği azaltıldığı düşünülen değerlerin aynı sorunlarla karşı karşıya kalması, mutlakıyetçiler için ciddi bir sıkıntıdır. Mutlakıyetçi bunu kabul eder ve bunu tek ve doğru standardın tanınmasında toplumu engelleyen insan eksiklikleri kavramı üzerinden açıklar. İnsan eksikliklerini düzeltmeyi amaçlamış dinsel savaşlar, devrimler, sağ sol tiranlıkları ve sayısız inançsızın zulümleri tarihi, bu açıklamadaki tehlikelere tanıklık etmektedir.
Mutlakıyetçiliğin karşısında görecelilik bulunur. Görecelilik değerlerin çeşitliliğini gerçek olarak değerlendirmektedir: birçok değer vardır ve onları birleştirmenin ve sıralamanın birçok yolu vardır. Kimlik ve değerlerin karşılaştırmalı önemi ile ilgili anlaşmazlıkların çözümünde başvurulabilecek evrensel ve objektif hiçbir standart yoktur. Bununla birlikte, iyi bir toplum neyin bir olasılık olarak kabul edildiğine ve neyin ise sınırların dışına yerleştirildiğine ilişkin bir fikir birliği gerektirmektedir. İyi bir toplumun siyasal düzenlemeleri bu fikir birliğini yansıtır ve fikir birliğini oluştuğunda düzenlemeler değişir. Göreceliliğe göre neyin bir değer olarak kabul edildiği ve bu değerin ne kadar önemli olduğu bir toplumun bu fikir birliğine bağlıdır. Bir değer belirli bağlamda değerli olan şeydir, bu nedenle tüm değerler bağlamla bağımlıdır.
Bu demek değildir ki onları yansıtan değerler ve siyasal düzenlemeler makul bir şekilde doğrulanamaz ya da eleştirilemez. Doğrulanabilir ya da eleştirilebilir, ancak lehte veya aleyhte olan nedenler, sadece değerler ve siyasal düzenlemelere sahip bir toplum bağlamındaki nedenler olarak sayılır. Nedenler için hâkim fikir birliğine başvurulmaktadır ancak, toplumun dışarıdakiler bu hususta ikna edilmeyecektir. Rölâtivistler nihai olarak kendi düzenlemelerini işaret ederler ve derler ki: Eğer görecelilik muhafazakâr bir biçim alıyorsa, bu genellikle ulusal kimliğin, insan ruhu ve yaşının, paylaşılan manzaranın romantik bir kutlamasına dönüşmesi yanında tarihsel dönüm noktaları, merasimler, biçimsel yöntemler, görgü ve toplumu birleştiren ritüeller ile sonuçlanır.
Mutlakıyetçiliğin doğal olarak akılcılıkla ittifak içinde olması gibi, görecelilik de kolayca fideizm ile birleştirilir. Gerçekte anlaşılamayan bir ahlaki düzen varsa, o zaman onları destekleyecek iyi yaşam ve siyasal düzenlemeler için en iyi kılavuz, topluma hâkim olan inançtır. Ancak, bir toplumun inancı başka toplumun inancından farklıdır. Bu sebeple iyi yaşam ve siyasal düzenlemelerin karşılıklı olarak farklı olması beklenir.
Görecelilik genellikle mutlakıyetçiliği etkileyen dogmatizm ve baskı tehlikelerinden kaçınıyor gözükmektedir ama durum böyle değildir. Görecelik dogmatizm ve baskıya, mutlakıyetçilikten daha az eğilimli de değildir. Görecelilik toplumunun siyasi düzenlemelerinin kendi dışında bağlayıcı olmasının düşünülmemesi gerçeğinden hareketle, kendisinde bulunan hiçbir tarzı takip etmez. Dünya, insanları ve değerleri, görecelilik toplumunun değerlerine düşman toplumlarla dolu olsaydı, bu değerleri kıskançça korumak için daha fazla neden olurdu. Bir toplumun siyasi düzenlemelerinin haklılaştırılması, toplumda hâkim değerler ile ilgili fikir birliği ile olmuşsa, yeteri kadar insanın fikir birliğini desteklediği sürece herhangi bir siyasal düzenleme haklı hale gelebilmektedir. Böylece kölelik, kadın sünneti, azınlıklara kötü muamele, çocuk fuhuşu, suçluların sakat bırakılması, kan davaları, rüşvet ve diğer siyasi düzenlemelere de değerli olan şeyler üzerinden yaptırım uygulanabilir.
Mutlakıyetçiliğin akılcı özlemlerinin bu tuzakları ve göreceliliğin fideist eğilimi, siyasal düzenlemeleri değerlendirirken kaynakların nedenlerini güvenilmez hale getirmektedir. Biraz rahatlama ile muhafazakârlar bu tehlikeli uçlar arasında bir ara konum olarak çoğulculuğa yönelebilirler. Çoğulculuk mutlakıyetçiler ve rölâtivistler için kısmi bir anlaşma ve anlaşmazlıktır. Çoğulculara göre, evrensel ve objektif bir standart bulunur, ancak bu sadece bazı değerler için geçerlidir. Standart, iyi yaşamlara katkı sağlayan tüm siyasal düzenlemelerce kabul edilmesi gereken bazı değerlere uygulanmasına yetecek kadar evrensel ve objektiftir, fakat iyi yaşamlara katkıda bulanabilecek tüm farklı değerler, uygulamada yeteri kadar evrensel ve objektif değildir. Diğer deyişle, standart en asgari olandır.
Tüm iyi yaşamların ihtiyaç duyduğu bazı evrensel ve objektif değerlerle ilişki kurmak mümkündür, ancak standart, iyi yaşamın gerektirdiği tüm değerleri belirlemez. İyi yaşam için gerekli bir kısım siyasal düzenlemeleri değerlendirir, ancak gerekli asgarinin ötesinde muhtemel siyasal düzenlemelerin geniş bir çoğulculuğuna izin verir. Standart, ahlaki zorunluluk alanında faaliyet gösterir ve bu ahlaki olasılık alanında neler olduğunu açık bırakır. Böylece standart, mutlakıyetçiliğin evrensel değerlerinin bir parçası ile göreceliliğin bağlam bağımlı değerlerinin bir parçasını barındırır. Mutlakıyet ahlaki zorunluluk alanında hâkimiyet kurar, görecelilik ahlaki olasılık alanında. Bu standardın kaynağı insan doğasıdır. Bu standardın amaçlarını ortaya koymak için insan doğasını yeteri kadar anlamak, ruhun derinliklerine inmeyi, insan motivasyonunun anlaşılması güç kaynaklarını çözmeyi veya bilimsel araştırma yapmayı gerektirmez. Herhangi bir metafizik bağlılık çağrısında bulunmaz ve doğal hukukun varlığına ihtiyaç olmaksızın yapılabilir. O sağduyulu bir şekilde normal insanlar üzerinde yoğunlaşmak için yeterlidir. O zaman iyi bir yaşamın temel psikolojik, fizyolojik ve sosyal ihtiyaçlara -beslenme, barınma ve diğerleri; arkadaşlık, kendine saygı ve iyi ya da daha iyi bir hayat için umut; emek, adalet ve insan ilişiklerindeki öngörüler ve benzeri- bağlı olduğu açık olacaktır. Yaşanılan toplumsal bağlam ne olursa olsun, tüm iyi yaşamlar için bu ihtiyaçların tatmini evrensel ve objektif gerekliliktir. Bir toplumun siyasal düzenlemeleri insanların tatminini destekliyorsa, onlara sahip olmanın ve onları muhafaza etmenin nedeni bu olur; siyasi düzenlemeler tatminlerini engelliyorsa, bu onları değiştirmenin gerekçesi olur.
Mutlakıyetçiler sadece bunu iddia etmiştir ve rölâtivistler ise bunu inkâr etseydi, o zaman ilki doğru ikincisi ise yanlış olacaktı. Ama her ikisi de sadece iddia ve inkâr noktasının ötesine geçmişlerdir. İyi yaşamlar için insan doğasının bu asgari gereksinimlerini karşılamak gerekli ama yeterli değildir. Mutlakıyetçiler asgarinin ötesine geçmişler ve evrensel ve objektif standardın iyi yaşamların her türlüsüne uygulanabileceğini düşünmüşlerdir. Rölâtivistler böyle bir standardın olduğunu inkar etmişlerdir. Bu bağlamda, çoğulcular ile rölâtivistler yan yana mutlakıyetçilere karşı çıkmaktadırlar. Çoğulcular minimum düzeyin ötesinde değerleri, sıralama yollarını, bu değerler ve sıralamaları oluşturan iyi yaşamların çokluğunu düşünürler. O zaman çoğulculara göre, toplumun siyasal düzenlemeleri iyi yaşamların asgarisini korumalı ve asgarinin ötesinde iyi yaşamların çokluğunu desteklemelidir.
Çoğulculuk muhafazakâr bir biçim alırsa, savunucuları için iki önemli olanak sağlar. İlki asgari gereklilikleri koruyan ve onları ihlal eden siyasal düzenlemelerin karşısında yer alan muhafazakâr toplumun siyasi düzenlemeleri lehine evrensel ve objektif bir gerekçe olmasıdır. O, harekete geçirir, yön verir ve amaçlanan reformların hedefini belirler. Tüm iyi yaşamların bağlı olduğu şartların nasıl iyi bir temelde korunacağı üzerine değişik toplumların arasında mantıklı karşılaştırmalar yapmayı mümkün kılar. Yeterince geniş bir fikir birliği olduğu sürece çoğulcu muhafazakârlık, göreceliliğin bazı siyasal düzenlemeleri yasakladığı itirazından kaçınır. İkincisi, toplumun asgari seviyenin ötesinde olması gerekliliğine ilişkin siyasal düzenlemelerdeki en iyi rehberin toplumun tarihi olduğu görüşü çoğulcu muhafazakârların en açık olduğu görüştür. Herhangi bir metafizik ya da ütopik düşünceden ziyade, bu tarih kendisini toplumdaki olasılıklar olarak sunan siyasal düzenlemelerin lehinde ya da karşısındaki düşünceleri büyük bir ihtimalle sağlamaktadır. Böylece çoğulcu muhafazakârlık dogmatizmin tehlikelerinden ve mutlakıyetçiliği sıkıştıran baskıdan kaçınır.
Değerlerin çeşitliliğinin siyasal düzenlemeleri nasıl etkilediği sorusunun en mantıklı cevabı iyi yaşamların asgari gereklilikleriyle ilgili olanlarının tümden etkilenmediği, ancak asgari standardın ötesindeki gerekliliklerin etkilendiğidir. Siyasi düzenlemeler tüm iyi yaşamlar tarafından karşılanması gereken evrensel ve objektif şartları korumalıdır. Toplumlar ve düzenlemeleri iyi şekilde koruması temelinde makul bir şekilde karşılaştırılmalı ve değerlendirilmelidir. Toplumlar ile değişen başka koşullar da vardır. Onlar, evrensel olmayıp kısmidirler ve değerlerin çeşitliliğini yansıtırlar. Sadece belirli toplumlar bağlamında makul bir şekilde de değerlendirilebilmelidirler. Tarihsel olarak iyi yaşam şansını artırıp artırmadıkları değerlendirilmelerine bağlıdır. Eğer varsa, korunmalı, yoksa değiştirilmelidirler.
Çoğulcu muhafazakârların yanında oldukları siyasal düzenlemeler, şu bilinen değerler listesini içermektedir: adalet, özgürlük, hukuk, düzen, yasal ve siyasal eşitlik, refah, barış, nezaket, mutluluk ve benzeri. Muhafazakâr listesi ile liberaller, sosyalistler ve diğerlerinin tasarladığı listeler arasında önemli bir kesişimin olması muhtemeldir. Liberaller, sosyalistler ve diğerleri birkaç değer konusunda daha ağır basmaktadırlar. Onları liberal, sosyalist ya da başka bir şey kılan yanında oldukları birkaç değerin daha az taraf oldukları değerlerle çatıştığında, tarafındakilerin üstün olduğu iddiasıdır. Buna inanmasaydılar, liberal, sosyalist ya da başka bir şey olmayı bırakacaklardı. Çoğulcu muhafazakârlar bu yaklaşımı reddetmektedir. Onların amaçları bir toplumun tüm değer sisteminin korunmasıdır. Korunma bazen belirli bir değerin başka bir değer üzerinde olmasını gerektirir, bazen de tam tersi. Çoğulcu muhafazakârlar tüm değerlerin doğru olabilmesi üzerinden bu düşünceyi sürdürür. Yaygınlaşan değerler sisteminde belirli ve küçük bir sayıda değerin öncelikli hale gelmesi hususunda a apriori (önceden) bir taahhütte bulunmayı reddetmekle diğerlerinden farklılaşırlar.
BİREYSEL ÖZERKLİK VE TOPLUMSAL OTORİTE ARASINDAKİ İLİŞKİSİ NASIL OLMALIDIR?
İnsanoğlunun kendi doğasının esasen toplumsal olduğu ortak paydası çoğu siyasal ahlakta yaygındır. Bu nedenle, iyi yaşamlar için bireysel ve toplumsal bileşenler birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Ancak, bu durum yine de hangi bileşenin başat olması gerektiği sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Bu sorunun nasıl cevaplanacağının çok kapsamlı siyasal sonuçları bulunmaktadır. Bireysel bileşen sosyal olan üzerinde baskın olursa, o zaman arzu edilen siyasal düzenlemeler toplumsal otorite yerine bireysel özerkliği teşvik edecektir. Öte yandan, sosyal bileşen nihai olarak daha önemliyse, o zaman siyasal düzenlemeler toplumsal otoriteyi güçlendirecektir. Toplumsal otorite üzerinde bireysel özerkliği destekleyen yanıt genel olarak birçok liberal, özellikle de Kant’tan etkilenmiş olanlar, tarafından verilmektedir. Karşı yanıt genellikle sağ tarafta mutlakıyetçi muhafazakârlar, sol tarafta sosyalist ve Marksistler tarafından, ikisinin arasında bir yerde ise toplulukçular (communitarians) tarafından savunulmaktadır. Bu durum şüpheci ve çoğulcu muhafazakârlar tarafından sunulan, kısaca düşünülmesi gereken başka bir yanıt için alanı açık bırakmaktadır.
Bireysel özerkliğin toplumsal otoriteden önce yerleştirilme ve çalışılması çok ciddi iki sorunla karşı karşıya kalır. Birincisi, bu durum iyi yaşamların bağımsız olduğunu varsayar ve toplumsal otoritenin bazı biçimlerinin kabulünü içermez. Bu kabul olsaydı, askeri veya dini olmayan yaşam, dingin olmayan bir yaşam, geleneksel ve hiyerarşik toplumlar, olmayan yaşam yani yüksek amaç olarak nitelenen bireyin arzusu ve yargısının itaatini içeren şeyler iyi olabilirdi. Bu durum müreffeh Batı toplumlarının dışında yaşayan büyük çoğunluğunun kötü olduğunu düşünmeyi gerektirir. Bu hata şu makul görüşten kaymadır: özerk yaşamlar, şayet özerk değilse yaşamın iyi olmayacağı nedensiz görüşü için uygun olabilir. Bu sadece kendi içinde bir yanlış değildir, aynı zamanda bu şekilde düşünen liberallerin kendini adadığı çoğulculuk ile de uyumsuzdur.
İkincisi, iyi bir toplum, içerisinde yaşayanların iyi hayatlarına destek veriyor ise, o zaman önceliği otorite yerine özerliği vermek özerk yaşamlar için kötü olabileceği için doğru olmaz. Sosyal otorite üzerinde bireylerin istek ve yargılarının öncelikli olması, yaşamların yeterince tatmin edici ve diğer insanlar için yararlı olup olmayacağını açıkta bırakır. Özerk yaşamak sinir bozucu ve zararlı olabilir. Şayet, bir toplum gerçekten iyi yaşamları desteklemeye kendisini adamışsa toplumsal otoritenin, fanatiklerin, suçluların, aptalların ve delilerin bireysel özerkliğinin üzerinde olması gerektiğini tarihin en gelişi güzel yansıması göstermektedir.
Sosyal otoritenin, bireysel özerkliğin yerini almasına izin vermek daha az ciddi bir sorun değildir. Sosyal otorite bireysel özerklik üzerinde hâkim olursa o zaman yaşamlar nasıl olacaktır sorusunu düşünmenin nedeni nedir? Yaşamlar, bir kısım sosyal otoriteler tarafından sadece iyi olarak telaffuz edilemez. Aslında, yaşamlar tatmin edici ve faydalı olmalıdır ancak, nihai olarak istekleri kaçınılmaz olarak memnuniyet ve fayda sağlayan ve onlardan yararlanan bireyler tarafından değerlendirilmelidirler. Kendi iradesi ve yargısı elbette toplumsal bir otoritenin buyruklarından etkilenmiş olabilir. Ancak bu etki ne kadar güçlü olursa olsun, onları tatmin edici veya onlara yararlı hususları bulurken nihai olarak bireylerin yerini alamaz. Bununla birlikte, müessif tarihsel kayıtların gösterdiği gibi, sayısız dini ve ideolojik otorite sapkınlar, kâfirler, sınıf düşmanları, uyumsuz veya yanlış biçimde yaşayan, kötü inançta veya günahkâr olarak bu buyrukları reddeden insanları, bu yüz kızartıcı durumdan kurtaramamıştır. Sonuç dogmatizmi güçlendirilmiş baskıcı bir toplumdur.
O zaman bu soru nasıl yanıtlanmalıdır? Hangi iyi yaşam bileşeni birincil kabul edilmelidir? Yanıt, daha önce olduğu gibi iki uçtan kaçınmak ve her ikisinin kurtarılabilir bölümlerini barındıran bir ara konum aramaktır. Bireysel özerklik veya sosyal otoritenin hangisinin sistematik olarak diğerinden üstün olduğunda ısrar etmeye gerek yoktur. Her ikisi de iyi yaşam için gereklidir. Karşılaştırmalı önemleri hakkında beyhude tartışmaların yerine, bunların aynı temel etkinliğin karşılıklı bağımlı iki yönünün parçaları olduğunu anlamak çok daha aydınlatıcıdır. Bu etkinlik kendileri için iyi bir hayat amacıyla çalışan bireylerindir. Onun iki yönü bireysel ve toplumsaldır; özerklik ve otorite kendilerinin farklı parçalarıdır ve aralarındaki bağlantı gelenektir. Muhafazakârlar tarafından makul olarak tercih edilen ara konum bu sebeple gelenekselcilik olarak adlandırılabilir.
Gelenek, geçmişten bugüne devam eden ve insanların sadakat duyduğu, böylece sürdürülmesini istedikleri bir dizi inanış, pratikler ve eylemlerdir. Gelenek, yansıtıcı ve tasarlanmış, yüksek mahkeme müzakereleri gibi, ya da yansıtmayan ve kendiliğinden, takımlarıyla kökleşen sporseverler gibi, resmi kurumsal bir çerçevede, Katolik Kilisesi gibi, ya da yapılandırılmamış, dağ tırmanışı gibi, rekabetçi, aynı olimpiyatlar gibi, büyük ölçüde pasif, operaya gitmek gibi, insancıl, Kızılhaç gibi, ben merkezli, koşmak gibi, onure edici, Nobel ödülü gibi, cezalandırıcı, ceza davası gibi olabilir. Gelenekler dini, bahçe kültürü, biçimsel, sportif, siyasal, üslup, ahlaki, estetik, ticari, tıbbi, hukuki, askeri, eğitimsel, mimari ve benzeri şekilde olabilir. Tüm bu sayılanlar insan hayatlarına nüfuz ederler.
Bireylerin aşamalı ve deneysel olarak iyi yaşamın kavramlarını oluştururken büyük ölçüde yaptıkları, hangi gelenekte yaşamak istediklerine karar vermektir. Bu karar, ait oldukları geleneklerin içinden veya kendilerini cezbeden, nefret ettikleri, kendilerini sıkan veya ilgilerini çeken dışarıdan da alınabilir. Kararlar bilinçli, kasıtlı, evet hayır seçenekleriyle olabilir, aşina olunan örneklerler ile bilinçsizce, yansımasız veya aralarındaki değişik noktalarda da olabilir. Kendilerini iyi olarak etkileyen yaşam yolları ile ilişkili birey eylemlerinin büyük kısmı toplumlarının çeşitli geleneklerine katılmalarından oluşur.
Onlara katıldıkları için özerkliklerini kullanırlar. Seçimler yapar ve kararlar alırlar, iradeleri bağlanır, geçmişlerinden öğrenirler ve gelecek planı yaparlar. Ancak, bunu, otoriter bir şekilde seçimler yapmayı sağlayan değişik gelenekler çerçevesinde, seçim ve yargıların iyi veya kötü, makul ya da mantıksız olduğunu belirleyen bir gelenek standardında yaparlar. Özerkliğin uygulaması, bireysel yönlerinin, ne yaptıklarının toplumsal yönü olan toplumsal otoriteye olan uygunluğudur. Sadakat duydukları geleneklerin otoriter örneklerini takip ederek özerk olarak hareket etmektedirler. Katolik bir itirafa gittiğinde, bir kemancı konser verdiğinde, bir futbolcu gol attığında, bir öğrenci mezun olduğunda, bir yargıç cezaya çarptırdığında, o zaman bireysel ve toplumsal, otoriter ve özerk, yapıp etmelerin geleneksel şekli veya belirli bir kişinin bunu yapması sıkı sıkıya birbiriyle karışır. Bireysel otorite kavramı üzerinden ne olduğunu anlamak toplumsal otorite kavramı üzerinden aynı şeyi yapmak gibi tek yönlüdür. Her ikisi de önemli rol yapmak ve neler olduğu anlamak, hem ne oynadıklarını hem de onları gerekli yapanları anlamayı gerektirir. Gelenekselcilik bu anlayışa dayanır ve bu ona siyasal bir yanıttır. Bu yanıt toplumlarında tarihsel olarak devam eden çeşitli geleneklerdeki bireysel katılımı destekleyen siyasal düzenlemelere sahip olmak ve bunu sürdürmektir. Onları desteklemenin nedeni iyi yaşamların geleneklerin çeşitliliği içinde katılıma bağlı olmasıdır.
Gelenekler birbirinden bağımsız olarak durmaz. Örtüşürler, birbirlerinin parçalarını oluştururlar, birinde oluşan sorunlar veya sorular genellikle diğeriyle çözümlenir. Çoğu geleneğin yasal, ahlaki, siyasal, estetik, üslup, yönetim ve çok sayıda diğer yönleri bulunur. Ayrıca, bir geleneğe katılan insanlar mutlaka kendileriyle birlikte inançları, değerleri ve onların da katıldıkları diğer birçok geleneğin uygulamalarını getirirler. Bir gelenekteki değişiklikler bu sebeple başkalarının değişikliklerini muhtemelen üretecektir. Gelenekler yakından bağlantılıdır. Bu bir gelenekteki değişikliklerin bir toplumun diğer gelenekleri boyunca yankılanacak dalgalar gibi olmasıdır.
Bu değişikliklerin bazıları daha iyi için, diğerleri ise kötü içindir. Ancak bunların çoğu karmaşıktır, sonuçları kat ettikleri yoldan daha fazla tahmin yapılamayacak şekilde büyürler ve bu şekilde insan kontöründen çıkma eğilimindedirler. Bu değişiklikler iyi yaşamların bağlı olduğu değişiklikler olduğu için, muhafazakâr gelenekselcilerin tutumu aşırı dikkatin bir parçası olacaktır. Ondan belirli aksaklıklara çare olması için gerekli olandan daha büyük olmamasını isteyeceklerdir. İyi yaşamlar üzerinde belirsiz etkilere dolayısıyla deneysel, genel ve geniş değişikliklere karşı olacaklardır.
Elbette ki, gelenekler kısır, bozucu, boğucu, reddedici olabilir, bunlardan dolayı iyi yaşamlara elverişli olamaz, bu nedenle de değişiklikler genellikle gereklidir. Kabul edilemez (kölelik gibi), şüpheli ama tolere edilebilir (pornografi gibi) ve teşvike layık (üniversite eğitimi gibi) gelenekler arasında ayrımlar yapmak, geçerli siyasal düzenlemelerin amacının bir parçasıdır. İnsan doğasının minimum gereksinimleri ihlal eden gelenekler yasaklanmalıdır. İyi yaşamlara şüpheli katkı sağlayan gelenekler tolere edilmelidir ancak teşvik edilmemelidir. Tarihin iyi yaşamlar için önemli olduğunu kanıtladığı geleneklerin ise kıymeti bilinmelidir.
Soru net olarak geleneğe kimin karar vereceği ve nasıl karar vereceğidir. Muhafazakârların verdiği cevap kendi toplumlarının siyasal süreci içinde bunu yasal olarak yapmaya yetkili olanların karar vermesi ve bu kişilerin geleneğin tarihsel kayıtlarının yansıtmasına göre kararları vermesidir.
Bunu üç doğal sonuç takip eder. Birincisi, karar vermeye yetkili halk tarihsel perspektiften hakim siyasal düzenlemeleri görebilmelidir. Bu siyasal süreç bu kişileri güçlendirerek neticeleniyorsa, iyi çalışıyordur. Onlar muhtemelen kötü eğitimli, tek bir konu ile meşgul, deneyimsiz veya bazı başka alandaki nitelikleri olanlar değildirler. Bir kelime ile muhafazakarlar popülist siyasetin lehine değildirler. İkinci olarak, az önce belirtilen tarzda süre giden bir toplum çoğulcudur çünkü geleneklerin çoğulluğunu destekler. İyi yaşamları destekleyen siyasal düzenlemelerin haklılaştırması olarak gördüğü için bunu yapar ve onları desteklemek yaşamları iyi yapan geleneklere katılımı desteklemeye bağlıdır. Üçüncüsü olabildiği kadar çok geleneğe sahip olmak istediği için toplum hoşgörülüdür. Siyasal düzenlemeler, gelenekleri sürgüne göndermek isteyenler için ispat yükünü koyar. Gelenek devam ediyorsa, onu sürdürmek için yeterli insan sadakati varsa, o zaman aksi ispatlanıncaya kadar geçerli durum (prima facie case) sürer. Bu durum, genellikle de, yenilgiye uğratılabilir ancak ilk varsayımı kendi lehinedir.
Bu, şüpheci, çoğulcu ve gelenekselci bir muhafazakâr toplumun sınırlı yönetim lehine olacağını ima eder. Siyasal düzenlemelerin amacı insanlar üzerinde iyi bir yaşamın bazı kavramlarını empoze ederek yeryüzüne cenneti getirmek değildir. Hiçbir yönetimin gökten inen bir yetkisi yoktur. Sınırlı bir hükümet insanların arasında canlanan yerel geleneklere mümkün olduğunca az müdahale eder. Düzenlemelerin amacı belirli şekilde yaşamaya zorlamak yerine, insanların istedikleri gibi yaşamasıdır. Bunu başarmanın en önemli yollarından biri bireyler ve onlar üzerinde güç sahip olan yönetim arasında bir siper olarak geleneklerin geniş çoğulluğuna sahip olunmasıdır.
Bu bölümü tanımlayan sorunun yanıtı, gelenekselci muhafazakârların inandığı gibi, iyi bir toplumun bireye özerklik sağlayan ve toplumsal otorite taleplerini dengeleyen siyasal düzenlemelere sahip olduğudur. Dengeye, özerkliği mümkün kılan ve alabileceği birçok biçimi sağlayan bir toplumun geleneklerinin arabuluculuğu ile ulaşılır. Bununla birlikte, muhafazakârlar aynı zamanda iyi bir toplumda bireyler özerk değilse, yaşamların iyi olamayacağı varsayar. Bireyleri başka bir şekilde yaşamayacakları hayatları sürdürmeye zorlamanın kesinlikle karşısındadırlar. Ancak, çoğu insan ne bağımsız ne de kendilerine dayatılan bir hayatta, tatmin edici ve yararlı bir şekilde yaşayacakları aynı derecede kesindir.
SİYASAL DÜZENLEMELER KÖTÜLÜĞÜN YAYILMASINA NASIL YANIT VERMELİDİRLER?
En güvenli genellemelerden biri muhafazakârların kötümser olma eğiliminde olduklarıdır. Bazı muhafazakarların -Montaigne, Hume, ve Oakeshott’un – eserlerinde, mutluluk aşama kaydetmektedir fakat, o halde bile bunu insani şartların ilerlemesiyle ilgili şüphelerine rağmen yaparlar. Muhafazakârların ilerlemesi loş bir görünüm almaktadırlar. Bilim, teknoloji, tıp, iletişim, yönetim, eğitim ve benzerlerinde büyük gelişmeler kaydedildiğini ve bunların insan yaşamlarını daha iyiye doğru değiştirdiğini inkâr edecek kadar aptal değildirler. Ancak, gelişmeler aynı zamanda yaşamları daha kötüye doğru da değiştirmiştir. Gelişmeler hem yararlı hem de zararlı olmuştur. Kesinlikle insan olanakları toplamını genişletmişlerdir, fakat olanaklar hem iyi hem de kötüdürler ve yeni olanakların yeni kötülükler olmaksızın var olmaları nadirdir. Muhafazakârlar, daha çok olanağın toplamda yaşamları daha iyi yapacağı konusunda şüphe ettikleri için kötümserliğe eğilimlidirler. Muhafazakârlar, insani şartların sürekli gelişmesi önünde engellerin bulunduğuna inanırlar.
Muhafazakârlık, kusur siyaseti olarak ifade edilmektedir. Bazı açılardan istidatlı karakterdedir ancak diğerlerinde yanıltıcıdır. Doğru bir biçimde, muhafazakârların insan mükemmelliği ideasını inkâr ettiğini göstermektedir. Ancak muhafazakârlık bir takım kusurlar dışında, insani koşulların genellikle iyi olduğunu vurguladığından çok ümitlidir. Onu sadece kusurlu savaş, soykırım, zulüm, işkence, terör, uyuşturucu ticareti, toplama kampları, ırkçılık, dini ve siyasi rakiplerini öldürmek, kolayca kaçınılabilen salgın ve açlıklar, diğer bilindik ve yaygın kötülükler olarak nitelemek kötü bir şakadan daha fazlasıdır. Muhafazakârlar, bu etiketin belirttiğine nazaran kötülüklerin yayılmasından daha çok etkilenmektedirler. Kötülük insanların sebep olduğu ciddi, haksız zararlar olarak anlaşılırsa, o zaman muhafazakâr görüş için kötülüğün yaygınlaşması, önemli değişikliklerin yapılamadığı sürekli koşullardır.
Kusur siyaseti, aynı zamanda kusurluluğun insanda bulunduğunu söylediği için yanıltıcı bir adlandırmadır. Muhafazakârlar, kesinlikle insanoğlunun çoğu kötülükten için sorumlu olduğunu ancak, bunun sadece yüzeysel bir konu olduğunu düşünürler. Kötülüğün yaygınlaşması sadece insanların kötülüğe eğilimini yansıtmaz, aynı zamanda insanların insani amaçlardan bağımsız eğilimlerinin olmasını ve bu eğilimlerden bağımsız olarak gelişmesini etkileyen bir olasılığı da yansıtır. İnsanın kötülüğe eğilimi, genetik kalıtım, çevresel faktörler, belirli yer ve zamanlarda olayların izdihamı, suçlar, kazalar, onların başına gelen ya da gelmeyen iyi veya kötü talih, doğdukları tarihsel dönem, toplum ve aile ve benzeri aracılığıyla işleyen daha derin ve daha ikna edici bir olasılığın göstergesidir. Aynı olasılık sevdikleri, bağlı oldukları ve başka yollarla yaşamlarının iç içe oldukları insanların kendileri oldukları sürece ona bağlı oldukları için insanları etkilemektedir.
Özenli bir muhafazakâr görüş, olasılığın insan doğasını iyiden ziyade kötü hale getirmesi dolayısıyla ümitsiz, nefret dolu bir kötümserlik değildir. Onların görüşü, iyi ve kötülük eğilimleri ile onların insanlarda gerçekleşmesi dengesinin bir yana ya da diğer tarafa hareket edip etmemesinin, insanların ve siyasal düzenlemelerinin yetersiz kontrolü üzerinde muhtemel bir konu olmasını kabul eden realist kötümserlikten başka bir şeydir. Bu nokta üzerinde durulmalıdır. Muhafazakârlar insanlık durumunun ümitsiz olduğunu düşünmezler. Bununla birlikte, bir toplumun geleceği üzerindeki sınırlı kontrol konusunda gerçekçidirler. İnsanlığın bozuk olduğu ve insanların kötü eğilimlerinin kontrol edilemez olduğu görüşünde değildirler. Onların görüşü, insanların hem iyi hem de kötü eğilimlerinin bulunduğu ve ne onların ne de toplumların iyi olanların kötü olanlar üzerinde güvenilebilir bir şekilde hâkimiyet kuracağı hususunda yeterli kontrolü sağlayacaklardır. Elbette, kötü olanlar nasıl olayları kötü yaparsa, doğru siyasal düzenlemeler de onlara yardımcı olur. Ancak, en iyi siyasal düzenlemeler altında bile, bir hayli olasılık kalır ve insan kontrolünü çok iyi ve kötünün ötesine yerleştirir. Olasılıkları kontrol etmek için insan çabalarının kendisinin kontrol etmeye çalıştıkları olasılığa bağlı olması, bunun için ana nedendir. Bu tabii ki, muhafazakârların insani şartlarda önemli gelişme olasılığı hakkında kötümser ve şüpheci olmalarının temel nedenidir. Böylece, bu durum muhafazakârların şüphecilik ve karamsarlıklarını güçlendirmektedir.
Siyasal düzenlemelerin yapılıp yapılmamasının bir fark yaratmaması bu durumdan hareket etmez, muhafazakârlar da buna inanmaz. Siyasal düzenlemeler kötülüğe karşı iyinin zaferini garanti edemez, ancak olayların nasıl gelişeceğini etkileyebilirler. Belli bir yer ve zamanda yeterli olup olmamasının kendisi insan kontrolünün yetersiz kaldığı muhtemel bir olaydır. Bu tutum siyasal düzenlemelerin olumsuz ve olumlu bileşenleri olduğu gerçeğinden kaynaklanır. Olumsuz olan, en iyi siyasi düzenlemelerin bile iyi yaşamı garanti etmediği gerçeğinin kabul edilmesidir. Olumlu olan, mümkün olduğunca iyi bir biçimde siyasi düzenlemeleri yapmak üzere yine çaba sarf etmektir. Sonrakinin (olumlu olan) arkasındaki itici güç, kötü siyasal düzenlemelerin zaten belirsiz insan koşullarını kötüleştirmesidir.
Siyasal düzenlemelerin seçimi bu muhafazakâr tutum tarafından yapılıyorsa, bu hem iyi olanları desteklemek hem de kötü olanları engellemekle sonuçlanır. Muhafazakâr siyaset ve buna en güncel alternatifler arasında önemli bir fark, muhafazakârların kötülüğü engelleyecek siyasal düzenlemelerin önemi üzerinde ısrarcı olmalarıdır. Bu fark muhafazakârların kötümserliğinin ve diğerlerinin insan mükemmelliğine olan iyimser inançlarının sonucudur. İyimserlikleri, kötülüğün yaygınlaşmasının kötü siyasal düzenlemelerin sonucu olduğu konusundaki varsayıma dayanmaktadır. İnsanlar fakir, ezilen, sömürülen ve ayrımcılığa uğrayan ve benzeri olmasalardı, o zaman onların iyimser bir şekilde doğal olarak iyi bir yaşama meyilli oldukları düşünülebilirdi. Bundan dolayı kötülüğün yaygınlaşmasının insan doğasının siyasal olarak bozulmasının sonucu olduğu varsayılabilir. Siyasi düzenlemeler iyi olsaydı, hiçbir bozulma olmazdı. Bu nedenle, ihtiyaç duyulan iyiyi destekleyen siyasal düzenlemeleri yapmaktadır. Kötüyü engelleyen düzenlemeler, sadece iyi düzenlemelerin gerçek etkilerine kadar sürebilecek geçici önlemlerdir.
Muhafazakarlar bu iyimserliği reddetmektedir. Sadece kötü siyasal düzenlemeler dolayısıyla kötülüğün yaygın olduğunu düşünmezler. Siyasal düzenlemelerin neden kötü olduğunun sorulmasına ihtiyaç duyulur. Ve cevap siyasal düzenlemelerin insanlar tarafından yapıldığı ve onları yapanların eğilimlerine bağlı olduklarıdır. Kötü siyasal düzenlemeler nihai olarak onları yapan insanların kötü eğilimlerine yorulabilir. Bu eğilimlerin insan kontrolünün yetersiz olması sebebiyle, siyasal düzenlemelerin iyi yapılabilmesi hususunda garanti yoktur. İyi yapılmış olsalar bile, kötülüğü engellemek için yeterli olmamaktadırlar.
Muhafazakârlar kötüyü engelleyen siyasal düzenlemelerin gerekliliği ve önemi üzerinde bu nedenle ısrar ederler. Onlar ahlaki eğitim, ahlakın uygulanması, insanlara hak ettiklerine göre davranılması, ciddi suçların hızlı ve ağır cezalandırılmasının önemi ve benzeri konular üzerinde durmaktadırlar. Suç ile suçun unutulması üzerinde acı veren alışılmış zalimler ile onların mağdurlarının arasında saçma bir temel ahlaki eşitlik kurgusunun devam ettirilmesine, iyi ve kötü insanlara karşı aynı özgürlük ve refah haklarının garanti edilmesine ve benzeri hususlara yönelten yaygınlaşmış tutumlara karşı gelmektedirler. Muhafazakârlar bu nedenle birincisinin onlara sahip olmasını, ikincisinin ise almayı hak edip etmediğini sormaksızın, daha çoğuna sahip insanlardan ekonomik kaynaklarını alarak daha aza sahip olan insanlara vermeyi öneren liberaller ve sosyalistler tarafından liderliği yapılan eşitlikçi bakışı reddetmektedir. Muhafazakârlar, adaletin aslında hak edilen şey ile bağlantılı olduğunu ve eşitlik olmayan amacının, insanların hak ettiklerini garanti eden hukukun üstünlüğü olduğunu düşünmektedirler.
Kötülüğü engelleyen siyasal düzenlemeler suiistimale açıktırlar. Muhafazakârlar, siyasal düzenlemeler kötüye gittiğinde, çoğu durumda insanlara yapılmış olan korkunç şeyleri gösteren tarihsel kayıtları bilirler ve bunları önemserler. Buna rağmen, çare düzenleme yapılmasını dışlamak değildir, çare tarihten tecrübe ederek ve suiistimalden kaçınmak için sıkı bir şekilde çalışarak düzenleme yapılmasıdır. Bu çerçevede muhafazakârlar, diğerlerinde olduğu gibi olasılığın onları bertaraf etmek için tam başarı sağlayacağına inanırlar. İnsan mükemmelliği ilizyonu üzerinde İnsan Şehri (City of Man) kurma çabalarından ziyade; karamsarlık muhafazakârların en kötüyle yüzleşmesini ve ona mahal bırakmamasını sağlar.

SONUÇ
Siyasal düzenlemelerle ilgili muhafazakârların ana kaygısı toplumu iyi hale getirmektir. Muhafazakârlık bir toplumun iyiliğini, o toplum içinde yaşayan insanların iyiliğine bağlayan ahlaki bir görüştür. Elbette ki, iyi yaşamlar siyasal düzenlemelerin sağlayabileceğinden daha fazlasını gerektirir. Buna rağmen, doğru siyasal düzenlemeler bazı şartları yerine getirir. Muhafazakârlara göre bu düzenlemeler bir topluma hâkim siyasal düzenlemelerin tarihinde yer almaktadır. Bu durum, toplumu kısmen bireylerin inanç, değer ve pratikleri birleştiren gelenekler açısından iyi olarak algıladıkları için katıldıkları süregelen değerlerden oluştuğunu açıklar. O halde, siyasal düzenlemelerin tarafında veya onlara karşı olan nedenler, tarihsel başarı ve başarısızlığın yansımasında bulunur.
Tarihteki ve şartlardaki farklılıkların bir sonucu olarak, mantıklı bir şekilde iyi olarak nitelenen siyasal düzenlemeler, gelenekler ve yaşamlar, muhtemelen bir toplumdan diğer topluma farklılaşmaktadır. Bu sebeple, muhafazakârlar iyi bir toplum için detaylı plan sunan bir genel teori formüle etmeye çalışmazlar. Çünkü detaylı plan bulunmamaktadır. Bu en mantıklı muhafazakârlık versiyonunun şüpheci ve çoğulcu olmasının da nedenidir. Bununla birlikte, planın olmayışı muhafazakâr siyasetin, keyfiyete mahkûm olduğu anlamına gelmez. Temel seviyenin ötesinde, siyasetteki iyi nedenler yerel ve tarihsel olarak koşullandırılmıştır. Kaygıları, bireylerin kendileri için iyi yaşam sağlamaya çalıştıkları özel çerçeveyi sağlamak olan düzenlemeler ve geleneklerin değerlendirilmesidir. Bu en makul muhafazakâr versiyonun gelenekselci olmasının nedenidir. Fakat muhafazakârlık kontrol altındaki girişimlerin, kontrol etmeyi amaçladıkları olasılıklar tarafından etkilenmeleri nedeniyle ve böylece insan kontrolünün eksik kalması yüzünden realist bir şekilde kötümserdir.
Siyasetteki genel teorilerle ilgili ılımlı şüphecilik; gelenekler, değerler ve iyi yaşam kavramlarındaki çoğulculuk; gelenekselcilik; insan mükemmelliğine ilişkin kötümserlik ve kötülüğün yok edilmesi ortak olarak, ana çağdaş rakipleri liberalizm ve sosyalizme göre en iyi alternatif olan muhafazakârlığın bu versiyonunu tanımlamaktadır.
NOTLAR
Garip ama notlara not ile başlamak gerekiyor. Aşağıda yer alan birçok notta muhafazakâr düşünce, çeşitli insanlara atfedilmiştir. Bu görüşlere sahip olanları vurgulamak onların muhafazakâr oldukları anlamına gelmez. Görüşleri itibariyle muhafazakârlardır, ancak muhafazakâr olan veya olmayan başka görüşleri de bulunur. Özellikle atıfta bulunulan bir kaçı açık siyasal ahlakı formüle etmekle ilgilendiğinden, bir kişilerin muhafazakâr olup olmadıklarını söylemek genellikle zordur.

İlginizi Çekebilir?

Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine- Hasan Hüseyin Akkaş

ÖZET Muhafazakârlık kavramının tanımlanmasını güçleştiren iki temel neden vardır. Birincisi muhafazakârlıkla ilgili tanımlamalar genellikle geçmişin ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>