Mülkiyet

27-677x1024Medeniyetin ve Özgürlüğün Temel Kurumu: Özel Mülkiyet
Düşünce hayatımıza kendi kulvarında kayda değer katkılar yapan, entellektüel iklimimizin zenginleşmesi ve çeşitlenmesini sağlayan Muhafazakâr Düşünce dergisi, her sayısında farklı bir dosya konusuyla karşınıza çıkıyor. Bu sayının konusu mülkiyet. Mülkiyet meselesi felsefî, hukukî, iktisadî ve siyasî boyutlarıyla önemli bir mesele; tarih boyunca insanoğlunu uğraştırmış, farklı rejimlerin alameti farikası olmuş bir mesele. Sosyalist geleneğin, liberal geleneğin ve muhafazakâr geleneğin mülkiyet meselesine bakışı da, öteki pek çok konuda olduğu gibi, birbirinden farklı. Amerikan muhafazakârlığının önde gelen filozoflarından Russell Kirk, The Politics of Prudence adlı eserinde muhafazakârlığın on ilkesini sayarken, özgürlük ile mülkiyet arasındaki sıkı ilişkiye vurgu yapmaktadır. Kirk’e göre, büyük medeniyetler özel mülkiyet kurumu üzerine inşa edilmiştir. Özel mülkiyet kurumu, bireyleri sorumluluk sahibi kılmış, kişiliklerini geliştirmelerine zemin teşkil etmiş; insanlara düşünmek için zaman, eyleme geçmek için özgürlük sağlamıştır. Bununla birlikte, özel mülkiyet kurumunun beraberinde getir diği hukukî ve ahlâkî sorumlulukları da göz ardı etmemek gerekmektedir. Mülkiyet meselesi, siyaset düşüncesini öteden beri meşgul eden bir konu olmakla birlikte, son iki asırda ortaya çıkan siyasî ideolojilerde çok daha belirleyici bir önem kazanmıştır. Liberalizmin “doğal haklar” temelli özel mülkiyet yanlısı yaklaşımına karşı, yelpazenin diğer kanadında komünizmin özel mülkiyeti bir “gasp” olarak gören yaklaşımı sözkonusudur. Muhafazakârlar ise bir yandan, komünizmden farklı olarak, özel mülkiyeti kabul etmekte; diğer yandan, özel mülkiyetin “topluma karşı sorumlulukları” da beraberinde getirdiği vurgusuyla bireyci liberal yaklaşımdan ayrılmaktadırlar. Bir başka deyişle, muhafazakârlar için özel mülkiyet, bir tür “gasp” olmadığı gibi, “salt bireysel tatmin için kullanılacak bir hak” da değildir. Mülkiyet meselesini, sadece siyaset düşüncesi açısından ele almak, kuşkusuz fazlasıyla indirgemeci olur. Konunun iktisadî boyutunun yanı sıra, ahlâkî ve hukukî boyutlarının da irdelenmesi gerekmektedir. Bu arada; son dönem Türk siyasî tarihinde çok belirleyici bir rol oynamış olan mülkiyet meselesinin araştırmacılar tarafından yeterince ele alınmadığının altını çizmekte yarar vardır. Örneğin, Osmanlının yıkılış, Cumhuriyetin kuruluş aşamasında, Ermeni tehciri ve nüfus mübadelesi sırasında ve sonrasında mülkiyet ve servetin el değiştirmesi bağlamında ne tür sorunlar yaşanmıştır; bunun sonraki dönemlere ne gibi siyasî ve iktisadî etkisi olmuştur? Demokrat Parti’nin kurulmasında, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun ne derece etkisi olmuştur? 1961 Anayasası’nın mülkiyet hakkını pozitif statü hakları arasında düzenlemesi hangi siyasî tercihi yansıtmaktadır? 1982 Anayasası mülkiyet hakkını neden negatif statü hakları arasında saymaktadır? Bu sorular ve mülkiyet hakkının, bir “siyasal hukuk” metni olan Anayasa’da düzenlenme biçiminin hangi toplumsal dengelere karşılık geldiği üzerinde bugüne kadar yeterince
durulmuş değildir. Bu çerçevede Muhafazakâr Düşünce Dergisi, elinizdeki sayısını, insanın dünyaya bakışı ve yaşam tarzı üzerinde doğrudan etkisi olan mülkiyet sorunsalına ayırmak suretiyle konunun siyasî, hukukî ve ahlâkî boyutlarını yeniden tartışmaya açmaktadır. İlk makalede, Francis Canavan’ın kaleminden (C. Güngör’ün çevirisiyle), Muhafazakâr düşünce geleneğinin önde gelen düşünürü Edmund Burke’ün devlet ve mülkiyet ilişkisine bakışı ele alınmaktadır. Ardından Mustafa Acar özgürlük ve medeniyetin temel kurumu olarak özel mülkiyeti irdelemekte, özel mülkiyetin öteki faydaları yanında insanların kaynakları daha sorumlu ve etkin kullanmalarını teşvik ederek iktisadî gelişmeyi hızlandırdığını savunmaktadır. Fuat Oğuz “İnsan Olmanın Doğal Sonucu Olarak Mülkiyet Hakları” başlığını taşıyan çalışmasında mülkiyet haklarının doğası, ekonomik ve sosyal hayattaki yeri ve önemi üzerine genel bir değerlendirme yapmaktadır. Bu yazıyı, R. Nisbet’in (F. Selenli ve K. Bülbül’ün
çevirisiyle), “Mülkiyet ve Hayat” başlıklı çalışması takip etmektedir. Nisbet çalışmasında Burke, Disraeli, Lecky, Bismark, Tocqueville, Newman ve More gibi düşünür ve devlet adamlarının mülkiyet sorununa bakışını tartışmaktadır. “Amerikan Muhafazakâr Düşüncesinde Mülkiyet” makalesinde Seyit Ali Avcu Amerika’daki muhafazakâr ve libertaryan düşünürlerin mülkiyet anlayışını karşılaştırmalı bir perspektifle ortaya koymaktadır. Avcu özellikle son dönem de Amerikan siyasetinde etkili olan neo-con politikalarının klasik muhafazakâr düşünceye ne kadar zarar verdiğini özel mülkiyet üzerinden açıklamaktadır. “Mülkiyet, Hürriyet, Şahsiyet ve Bunların Mutlak’a Nisbeti” başlığını taşıyan makalesinde Ahmet Battal modern hukuk ve dini hukukta mülkiyet felsefesini ele almaktadır. Hasan Hanefi (S. Tuğral’ın çevirisiyle), “Kur’an’da Mal” başlıklı çalışmasında, dinin mal tasavvurunun kapitalist ve sosyalist gelenekten hangisine daha yakın olduğunu, ya da söz konusu dini tasavvurun, zorunlu olarak kapitalist doğrultuda iktisadî gelirlerin büyümesine ve toplumun gelişmesine imkân sağlayan özel bir tasavvur olup olmadığını tartışmaktadır. Mülkiyet meselesi bağlamında son olarak Adem Efe, II.
Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminin önemli simalarından biri olan Mehmed Şerefeddin (Yaltkaya)’nın, dönemin önemli yayın organları arasında yer alan Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin çıkardığı Hikmet gazetesinde yayımlanmış olan “Sosyalistler ve Bizdeki Zekat” adlı makalesini değerlendirmektedir. Tuncay İmamoğlu’nun Din ve Modern Düşünce, Ahmet Özkiraz ve Abdülvahit Doğan’ın ortak çalışması Türk Siyasal Kültürü ve Demokratik Parti, Deniz Parlak’ın Uluslaşma Sürecinde Köy Enstitülerinin Yeri, nihayet Adem Palabıyık’ın “Epistemik Cemaat; Bir Bilim Sosyolojisi Denemesi Kitabı Üzerine Bir Derkenar” adlı yazılarıyla dergiyi bağlıyoruz. Bu özel sayının, özel mülkiyet konusundaki tartışmalara katkı yapacağını umuyor, mülkiyet haklarının daha iyi korunduğu daha müreffeh bir Türkiye’ye hep birlikte erişmeyi diliyoruz.
Mustafa Acar

EDMUND BURKE’DE MÜLKİYET ve HÜKÜMET Francis CANAVAN

EDMUND BURKE’DE MÜLKİYET ve HÜKÜMET Francis CANAVAN

B urke’ün siyaset kuramında mülkiyetin korunması, sivil toplum hedefleri arasında yukarıda sıralanır. Bazen bundan tek veya asıl hedef olarak bahseder. Yine kimi zaman da bu, çok genel kavramlarla belirttiği geniş hedefler sıralamasında biriciktir. Bundan dolayı, uğruna sivil toplumun var olduğu amaçlar üzerine görüşlerinde, belirsiz belki tutarsız olma izlenimi verir. Buna şaşırmamız gerekmez. Çünkü bu konu hakkında söylediği şey, bir tez biçiminde asla dile getirilmemiştir. Burke’ün sözleri, her zaman belirli siyasî sorunlar üzerine yazıları yoluyla söylenmiştir. Dolayısıyla, toplum ve hükümet amaçları üzerine açıklamaları, tamamen işlenmiş olmaksızın, o sorunlarla ilgilidir. Burke’ün mülkiyeti, toplumsal ve siyasî yaşamın başka amaçları ile nasıl ilişkilendirdiği, onun bütünüyle açık yaptığı bir sorun değildir. Bunu belirginleştirmenin herhangi bir çabası, sonuç olarak, farklı açıklama ve sözleri, bir mozaik oluşturmak üzere birlikte yerleştirmek girişimidir. Bunun sonucu da, Burke’ün düşüncesinde temel oluşturan birliğin keşfi yerine, o düşünceye bir kalıp dayatmak olur. Fakat bu riski, Burke’ü sadece ısmarlanan amaç ve vesilelerle konuşan özensiz bir yazar yapmadan, almak zorundayız. Dahası Burke, bazen kaynağı olarak Locke’u doğrulamasa bile, John Locke’dan ödünç alınmış gibi gelen bir dil kullanmıştır. Örneğin, erken ve asla tamamlanmamış yapıtında (Tracts Relative to the Laws Against Popery in Ireland  ) şöyle der: “Herkes, doğal haklarımızın korunma ve güvenlik hazzının sivil toplumun büyük ve nihaî amacı olduğunda ve bundan dolayı her ne ise bütün hükümet biçimlerinin onlar ancak o amaca itaatkar olduğunda ve bütünüyle o amaca bağlı olduklarında iyi olduğunda birleşmiştir” (Works 9: 364). Zaten aynı eserde daha önce şunları yazmıştı: “Halkın çoğunluğunu güvenli ve değerli bütün mülkiyetten yasaklayan bir yasa”, adil değildir. Çünkü bu, “Yasanın, mümkün olduğu kadar çok bütünün yararı için yapılmasını gerektiren özüne karşıttır”…

ÖZGÜRLÜK VE MEDENİYETİN TEMEL KURUMU: ÖZEL MÜLKİYET Mustafa ACAR

ÖZGÜRLÜK VE MEDENİYETİN TEMEL KURUMU: ÖZEL MÜLKİYET Mustafa ACAR

Bu makalede özel mülkiyetin özgürlük ve medeniyetin temel taşlarından biri olduğu savunulmaktadır. İnsanın kendisine yönelik tehdit ve tehlikelere karşı koyabilmesi de, organize güçlerden gelecek baskılara karşı direnebilmesi de, dünya nimetlerinden istifade edebilmesi de, İslâm’ın emrettiği veya hararetle tavsiye ettiği zekât, sadaka, fıtır, infak, cömertlik ve yardımseverlik gibi ibadetleri yerine getirebilmesi de özel mülkiyet haklarının tanınmasına ve korunmasına bağlıdır. Özel mülkiyet ayrıca insanların kaynakları daha sorumlu ve etkin kullanmalarını teşvik ederek iktisadî gelişmeyi hızlandırmaktadır. Anahtar kelimeler: özel mülkiyet, özgürlük, medeniyet, mülkiyet hakları

İNSAN OLMANIN DOĞAL SONUCU OLARAK MÜLKİYET HAKLARI Fuat OĞUZ

İNSAN OLMANIN DOĞAL SONUCU OLARAK MÜLKİYET HAKLARI Fuat OĞUZ

Bu makale mülkiyet haklarının doğası, ekonomik ve sosyal hayattaki yeri ve önemi üzerine genel bir değerlendirme sunmaktadır. Mülkiyet haklarının varlığı çoğu zaman devletin bu hakları vermesi ve koruması ile beraber düşünülmektedir. Hâlbuki mülkiyet hakkı, insan olmanın doğal bir sonucudur. Bir anlamda, insanın doğası sahipliği esas almaktadır. Başlangıç noktasını insan olarak alan bir mülkiyet hakkı anlayışının bu alandaki hâkim temalar açısından sonuçları makalede ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Mülkiyet hakları, Yasal haklar, Dışsallıklar, Ortak mallar trajedisi, Devlet

MÜLKİYET ve HAYAT Robert A. NISBET

MÜLKİYET ve HAYAT Robert A. NISBET

‘M edeni insana göre’ diye yazar 1915’te Paul Elmer More, ‘mülkiyet hakları yaşam haklarından daha önemlidir.’ ‘Her şeyden öte’ More devam eder, ‘hayat ilkel bir şeydir; yani medeniler olarak önem verdiğimiz değerlerin biyolojik temelinden başka bir şey değildir’. ‘Onu bize hayvan için olduğundan daha anlamlı kılan şey hayvanlarla paylaştığımız yiyecekten insan tasavvurunun en rafine ürünlerine kadar sahip olduğumuz mallarla ilgilidir.’ İlginçtir, bu kelimeler yazarı tarafından, John D. Rockefeller’i doğrudan eleştirmek için yazılmıştır. Ancak bunlar, polis tarafından emir verildiğinde Rockefeller’in maden arazisinde, dağılmayı reddetmelerinden dolayı işçilerin öldürüldükleri Colorado’daki Ludlow Katliamı olarak bilinen olayda Rockefeller’in rolünü eleştirmek için değildir. More’un mülkiyetin yaşamdan daha can alıcı olduğu açıklaması, Rockefeller’in özel mülkiyetini korumak için yaptıklarını samimiyetsiz, yapmacık, belirsiz ve yalpalayan bir biçimde savunmasıyla ortaya konmuştur.

AMERİKAN MUHAFAZAKÂR DÜŞÜNCESİNDE ÖZEL MÜLKİYET Seyit Ali AVCU

AMERİKAN MUHAFAZAKÂR DÜŞÜNCESİNDE ÖZEL MÜLKİYET Seyit Ali AVCU

Avrupa muhafazakârlığı klasik liberalizme bir tepki olarak doğmasına karşın, Amerika muhafazakârlığı klasik liberalizmden doğmuştur ve özel mülkiyet hakkındaki görüşleri paralellik arz eder. Amerikan muhafazakârlığı İkinci Dünya savaşından sonra Amerikan liberalizmine bir tepki olarak doğdu. Geleneksel muhafazakârlıkta özel mülkiyet birey ve devlet arasında bir kalkan işlevi görür. Özgürlük ve mülkiyetin birbiriyle yakinen ilişkilidir ve doğal hukuktan kaynaklanan özel mülkiyet hakkı hiç bir şekilde değiştirilemez ve düzenlenemez. Özel mülkiyet uygarlığın gelişmesi için vazgeçilmez bir araçtır. Mülkiyet hakları yaşam haklarından daha önemlidir. Özel mülkiyet kullanım hakkı ilahî kurallar ile sınırlıdır. Geleneksel muhafazakârlar harcamaları artırdığı, devletin büyümesine neden olduğu ve mülkiyet hakkına dolaylı olarak zarar verdiği için savaşa karşı çıkarlar. Neo-muhafazakârlar, aynı ismi kullanmalarına rağmen savaş yanlısı olmaları nedeniyle geleneksel muhafazakâr çizgiden sapmışlardır. O nedenle günümüzde Amerika’da geleneksel muhafazakârlar ile liberteryanlar arasında bir yol arkadaşlığı ortaya çıkmıştır.. Anahtar Kelimeler; Özel Mülkiyet, Amerikan Muhafazakâr Düşüncesi, Neomuhafazakârlık, liberteryanizm, Russell Kirk, Robert Nisbet, Robert Nozick.

MÜLKİYET, HÜRRİYET, ŞAHSİYET ve BUNLARIN MUTLAK’A NİSBETİ Ahmet BATTAL

MÜLKİYET, HÜRRİYET, ŞAHSİYET ve BUNLARIN MUTLAK’A NİSBETİ Ahmet BATTAL

Modern pozitivist materyalist hukukta haklar, nisbi haklar ve mutlak haklar olarak sınıflandırılır. Mülkiyet hakkı da bir ‚mutlak hak‛ türü olarak ele alınır ve Medeni Hukukun bir alt dalı olan Eşya Hukukunun (droit réel) konusunu oluşturur. Eşyanın ‚reel‛ (real) ve ‚gerçek‛ olduğu algısına dayanan bu yaklaşım, esasen maddeye ve varlığa yüklenen ideolojik anlamla doğrudan ilgilidir: ‚Madde her şeydir ve ‘gerçek’ ‘madde’den ibarettir‛. Yine modern hukukta, mutlak haklar, bir ilişkiye dayanmayan, yani bir ilişkiden değil varlığın kendisinden (aynından) doğan haklar olarak tarif edilir. Mülkiyet hakkı da eşyanın aynından (kendisinden) doğan mutlak bir ‚aynî hak‛ olarak tarif ve tasnif edilir. Mutlak hakların alternatifi sayılan nisbî hakların ise kişiler arasındaki ilişkilerden doğduğu kabul edilir.

KUR’AN’DA MAL Hasan HANEFİ

KUR’AN’DA MAL Hasan HANEFİ

Gelişmekte olan ülkelerde anti-kapitalist gelişme yolu, şüphesiz onların kadim miraslarıyla ve millî kültürleriyle kuvvetli bir şekilde irtibatlıdır. Bu miras ve bu kültür haddizatında dinîdir; bundan dolayı, dinin gelişmeye katkısındaki yerini bilmek gerekir. Çoğunluğun menfaatlerini gözetecek bir ekonomik düzenin teşkilinde, dinin pay sahibi olması nasıl mümkündür? Gelişmekte olan ülkelerde kapitalist düzenlemeleri sağlamak için dinin nasıl istismar edildiğini gördüğümüzde konunun önemi iyice artar. Bu durum, gelir dağılımındaki eşitsizliğin takdir-i ilahînin tecellilerinden bir tecelliymiş gibi sunulmasına, kâra dayalı yatırıma, şartsız ve sınırsız özel mülkiyete, sermaye sahibinin zekât suretinde malının ve gayrimenkulünün vergisini ödediği müddetçe iktisadî hür teşebbüsüne dayanmak şeklinde gerçekleştirilmektedir. Böylece din, halkın gözleri önünde kapitalist düzenin muhafazasına vesile olmakta; onu defetmeyi becerememektedir. Bizim buradaki görevimiz, iktisadî teşebbüsün görünüm mahallerinden biriyle ilgili dinî tasavvura dair bir başka seçenek sunmaktır ki işte o görünüm mahalli de maldır. Bu çalışmanın amacı, dinin mal tasavvurunun kapitalistinkine mi, yoksa sosyalistinkine mi daha yakın olduğunu ya da söz konusu dini tasavvurun, zorunlu olarak kapitalist doğrultuda iktisadî gelirlerin büyümesine ve toplumun gelişmesine imkân sağlayan özel bir tasavvur mu olup olmadığını bilmektir. Bu hususta ütopik sosyalizm tasavvurlarına, dinî veya ahlakî tasavvurlara düşmemek de nazar-ı dikkate alınacaktır.

MEHMED ŞEREFEDDİN’İN HİKMET GAZETESİNDE YAYIMLANAN “SOSYALİSTLER ve BİZDEKİ ZEKÂT” UNVANLI MAKALESİ MÜNASEBETİYLE Adem EFE

MEHMED ŞEREFEDDİN’İN HİKMET GAZETESİNDE YAYIMLANAN “SOSYALİSTLER ve BİZDEKİ ZEKÂT” UNVANLI MAKALESİ MÜNASEBETİYLE Adem EFE

M ehmed Şerefeddin (Yaltkaya), II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminin önemli simalarındandır. Dönemin önemli yayın organlarından olan Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi tarafından yayımlanan Hikmet gazetesinde de yazılar yazmış bir şahsiyettir. Yukarıda adı geçen makaleyi günümüz okuyucularının istifâdesine sunmadan önce âdetimiz olduğu üzere makalenin yazarı ile yayımlandığı yayım organı hakkında kısaca bilgi vermeyi uygun buluyoruz.

DİN ve MODERN DÜŞÜNCE ÜZERİNE Tuncay İMAMOĞLU

DİN ve MODERN DÜŞÜNCE ÜZERİNE Tuncay İMAMOĞLU

Modern düşünce insanı tek boyutlu olarak ele alan bir yaklaşım tarzıdır. Bu düşünceye göre insan akıl varlığıdır ve sadece akılla temellendirilebilen şeylerin gerçekliği vardır. İşte insanı tek boyutlu olarak bu okuma biçimi din, teoloji, metafizik vb. şeyler yanında insanın duygusal dünyasını da devre dışı bırakmıştır. Ancak insanı sadece akıl varlığı olarak görüp, duygusal yanını göz ardı etmek, onu din ve metafizikten arındırmak modern insana mutluluk getirmemiştir. İşte modernitenin sunduğu bu negatif tutumdan dolayı son zamanlarda dine yönelik ilgi büyük bir canlılık kazanmıştır. Şüphesiz insanlığın tamamının nükleer bir felaket tarafından yok edilmekle sürekli olarak tehdit edilmesi bu ilginin en önemli nedenlerinden birisidir. Bu tür sonuçlar karşısında birçok insan, modern dünyada, doğa ve insanın kaderi ile ilgili, felsefi-dinî konuları yeniden düşünmeye odaklanmışlardır. Biz de bu makalemizde din ve modern düşünceyi irdelemeye çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Din, Modern düşünce, Aydınlanma, Kant, Hegel

DEMOKRATİK PARTİ ve DÖNEMİNDE TÜRK SİYASAL KÜLTÜRÜ Ahmet ÖZKİRAZ Abdulvahit DOĞAN

DEMOKRATİK PARTİ ve DÖNEMİNDE TÜRK SİYASAL KÜLTÜRÜ Ahmet ÖZKİRAZ Abdulvahit DOĞAN

Bu çalışmada 27 Mayıs 1960 İhtilali sonrasında şekillenen Türk siyaseti ile bu çerçevede ortaya çıkan Adalet Partisi’nin yapısı üzerinde durulmuş, Ragıp Gümüşpala ile başlayan Demirel ile devam eden süreç ve bu süreç içindeki hizipleşmeye yer verilmiş, ordu faktörü de dikkate alınarak Demokratik Parti’nin yeri açıklanmıştır. Çalışmanın temel amacı, Demokratik Parti’nin; siyasal bir parti olarak ortaya çıkmasında etkili olan siyasal kültür, toplumsal şartlar ve ordu vesayetinin etkisini incelemektir. Çalışmada konu itibari ile 1960 sonrası siyasete yön veren güçlerin sistematiği ele alınarak, siyasetin şekillenmesi üzerinde durulmuş, bu yönü ile bilimsel araştırmalara konu olan Adalet Partisi’nden çok Demokratik Parti üzerine vurgu yapılmıştır. Veri kaynakları olarak konu ile ilgili kitap, dergi ve makale gibi ikincil kaynaklar taranmış, Parti Genel Merkezi yayınları, meclis tutanakları incelenerek, dönem içinde rol almış kişilerin anıları ile basın ve yayın organlarından da faydalanılmıştır. Sonuç olarak Demokratik Partinin 27 Mayıs Askeri Müdahalesi’nden sonra oluşan şartların sonucu ortaya çıktığı, 12 Mart Muhtırası ile siyasal seyrinin etkilendiği ve ancak bu şartların elverdiği ölçüde etkinlik gösterebildiği düşünülebilir. Çalışmada yöntem olarak, konu ile ilgili kitap, dergi ve makale gibi ikincil kaynaklar taranmış, dönem içinde rol almış ilgililerin anıları ile meclis tutanakları toparlanıp, basın ve yayın organlarından da faydalanılmıştır. Çalışmada yapılan açıklamalar nedensel açıklama olmayıp (buna zaten imkân yoktur) değişkenler arasındaki ilişkinin varlığını gösterme gayreti şeklindedir. Anahtar kelimeler: Demokratik Parti, Adalet Partisi, 12 Mart Muhtırası, Süleyman Demirel, Ferruh Bozbeyli, Sadettin Bilgiç.

ULUSLAŞMA SÜRECİNDE KÖY ENSTİTÜLERİNİN YERİ Deniz PARLAK

ULUSLAŞMA SÜRECİNDE KÖY ENSTİTÜLERİNİN YERİ Deniz PARLAK

1930’larda gelişen siyasî, iktisadî ve toplumsal etmenlerden yola çıkılarak ortaya atılan “köyün kalkınması” ifadeleri Köy Enstitüleri kurumlarında cisimleşmiştir. Köy, Enstitüler aracılığıyla modernleşme vurgusuna katılmış ve esas olarak “ulus” olma bilinci köylere bu yolla aşılanmıştır. Bu doğrultuda büyük önem atfedilen ve oldukça destek gören bir proje olarak Köy Enstitüleri ilerleyen yılların değişen politik, iktisadî ve toplumsal koşullarına entegre bir biçimde reformize edilmiş ardından tamamen kapatılmıştır. Köy Enstitüleri’nin analizinde; ulus yaratma bilincine hizmet etmesinin yanı sıra, ciddi bir okuma-yazma oranı sağlamış olması, modern bir köy olgusunun yaratılmasına katkıda bulunması anlamında en etkili örnek olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır. Bu çalışmada yapılan okumalar göstermiştir ki, bu kurumların kuruluş ve yıkılış süreçlerinde değişen politik ve iktisadî ifadelerin varlığı en dikkat çekici etmendir. Anahtar Kelimeler: Ulus, Kalkınma, Modernlik, Köy Enstitüleri.

EPİSTEMİK CEMAAT; BİR BİLİM SOSYOLOJİSİ DENEMESİ KİTABI ÜZERİNE BİR DERKENAR Adem PALABIYIK

EPİSTEMİK CEMAAT; BİR BİLİM SOSYOLOJİSİ DENEMESİ KİTABI ÜZERİNE BİR DERKENAR Adem PALABIYIK

Sosyoloji bilimini diğer sosyal bilimlerden ayıran en önemli niteliği tekil olana değil tümel olana yönelmesi ve tümel olanın da ‚toplum‛ olmasıdır. Diğer sosyal disiplinler toplum ile alakalı olarak ayrıntılı bir sınıflama ya da çözümleme yapamazken, sosyoloji ilgi alanı sebebiyle bu tür durumlarda sürekli olarak söz sahibi konumundadır. Çünkü sosyoloji bir toplumu incelerken onu yalnız siyaset, tarih ya da diğer farklı disiplinlerin sadece biri ile anlamaya ve yorumlamaya çalışmaz, bu disiplin, çözümlemeye çalıştığı toplumu birden fazla sosyal bilimi bir araya getirerek analiz etme metodunu takip eder. Bu analize kimi zaman yukarıda belirtildiği gibi toplum dahil edilirken, kimi zaman topluluk, kimi zaman grup, kimi zaman ise anlatımın tam karşılığını bulabilmesi açısından cemaat ya da cemiyet gibi sosyolojik kavramlar dahil edilmektedir. Durkheim’a atıfta

Mdd Pdf görüntüle

İlginizi Çekebilir?

50. Sayımız

13. Yıl, 50. Sayı • Ekolojİk Düşünce

Muhafazakâr Düşünce’den Modernitenin hüküm sürdüğü çağlarda insanların karşı karşıya olduğu siyasal ve toplumsal sorunların giderek ...