Osmanlı Modernleşmesi

16-17-683x1024Elinizdeki dergide Osmanlı modernleşmesinin ele alınacağı perspektif, Muhafazakâr Düşünce başlığından az-çok anlaşılabilir. Bu tür bir entelektüel dergiden bir tarih dergisinden olduğu gibi Osmanlı modernleşmesinin maddî boyutunun dökümünü çıkarma, tasvir girişiminin beklenemeyeceği doğaldır. Daha ziyade Osmanlı modernleşmesinin sosyal ve zihnî dinamikleri ve başarı ve başarısızlıklarıyla bir bütün olarak değerlendirilmesinde gelişen perspektifleri yansıtmayı hedef aldık. Yani gaye, deskriptif olmaktan çok analitik bir perspektiften Osmanlı modernleşme tecrübesinin yeniden değerlendirilmesi sürecine katkıda bulunmaktır. Osmanlı modernleşme değerlendirmelerini etkileyen en önemli gelişmelerden biri, bir ulus-devletinin inşası için elzem sayılan resmî “kopuş” söyleminin yerini “süreklilik” perspektifinin alması. Açıktır ki Osmanlı modernleşmesinin değerlendirmesi, tamamıyla tarihe mal olmuş bir dönemin değil, izleyen Türk modernleşmesinin analizi için de hayatî bir sürecin değerlendirilmesi anlamına geliyor. Enver
Ziya Karal’ın açtığı çığırda ilerleyen Kemal H. Karpat, Şerif Mardin, İlber Ortaylı, Selim Deringil, M. Şükrü Hanioğlu, Orhan Koloğlu gibi araştırmacıların çalışmaları, Türk modernleşmesinin, özellikle Sultan Abdülhamid dönemi Osmanlı modernleşmesinde temellendiğini ortaya koydu. Yakınlarda içiçe geçen Osmanlı’nın 700. ve Türkiye’nin 75. yıl kutlamalarında, özellikle kökü imparatorluğa uzanan çeşitli
kurumların yıldönümü kutlamaları, tarihî sürekliliği vurguladı. Emniyet, İETT, Tekel, MİT, Ankara SBF, Darülaceze gibi köklü kurumların 160. vs. yıllarını kutlamaları İmparatorluktan Cumhuriyete uzanan bir kurumsal sürekliliğin canlı kanıtını oluşturuyordu. Bu, Osmanlı tecrübesi anlaşılmaksızın Türk modernleşmesinin de anlaşılamayacağını gösteriyordu. Bu süreklilik perspektifinin sayımıza katkıda bulunan
tüm yazarlar tarafından paylaşıldığını söylemek mümkün. Muhafazakâr Düşünce’nin bu sayisinda yazıları altı bölüm/başlık altında topladık. Osmanlı modernleşmesinin kökleri Genç Osman’a kadar uzansa da imparatorluktan ulus-devletine doğru modernleşme, Abdülhamid döneminde yoğunlaşıyor. Konunun, dönemin önde gelen uzmanlarından Engin Deniz Akarlı’nın İngilizceden çevrilen bir makalesi, Abdülhamid dönemi modernleşme sürecinin panoramik bir değerlendirmesini sunuyor. XIX. asırda Batının darbesine maruz kalan belli başlı tüm Doğulu imparatorluklar benzer bir modernleşme sürecinden geçti. Dolayısıyla Japonya, Çin, Rusya ve ayrıca Mısır gibi Müslüman ülkelerle mukayeseli araştırmalar, Osmanlı modernleşme sürecinin değerlendirilmesinde hayatî önem taşıyor. Osmanlı modernleşmesi hakkında Japon ve Rus ile olsa da Çin modernleşmesi ile mukayeseli çalışmalar bildiğim kadarıyla pek yok. Bedri Gencer’in (yani bu satırların yazan fakirin) bu başlık altında yer alan, XIX. asırda Mehmed Ali isimli bir otokrat sayesinde
modernleşmede Osmanlıya takaddüm ettiği kabul edilen Mısır ile Osmanlı aydınlarının modernleştirme vizyonuna vücut veren Batı medeniyeti tasavvurlarınıkarşılaştırdığı yazısı, mukayeseli bir oksidentalizm incelemesi olarak okunabilir. Keziban Acar, yazısıyla Osmanlı ve Rus modernleşmeleri hakkında sayıları çok da fazla olmayan mukayeseli incelemelere katkıda bulunuyor. Renée Worringer’in
doktora tezinden çıkardığı, Batıya alternatif bir “oksidental” güç olarak Doğulu aydınlara ilham veren Japonya’nın Abdülhamid ve Genç Türk dönemi modernleşme vizyonları üzerindeki etkisini incelediği yazısı, İngilizceden çevrildi. Bu bölümde yer alan Hakkı Büyükbaş’ın “Batı-Dışı Modernleşme: Japon Modernleşmesi ve Uluslararası İlişkiler Bağlamı” başlıklı yazısı, doğrudan Osmanlı ile Japon modernleşmelerini
karşılaştırmaktan ziyade Japonya’nın Meiji dönemi (1868-1912) modernleşmeyle küresel bir güç olarak zuhurunun Osmanlı İmparatorluğu gibi uluslararası aktörlerle ilişkisini nasıl etkilediği meselesine odaklanıyor.
Ömer Turan’ın ““Hasta Adam” Metaforunu Aşmak: Osmanlı Modernleşmesi ve Devlet Kapasitesi” başlıklı yazısı, doğrudan modernleşme teması bakımından sayının en önemli incelemelerinden birini oluşturuyor. Son yıllarda Şerif Mardin’in açtığı ilerleyen Ariel Salzmann gibi araştırmacıların mukayeseli tarihî siyaset sosyolojisi perspektifinden yaptıkları değerlendirmeler, Osmanlı incelemelerine yepyeni bir boyut getirdi. Osmanlı, bu alanda yeni bir çığır açan Michael Mann’ın devlet iktidarını despotik güç ve altyapısal güç üzerinden tanımladığı yaklaşımının testi için gayet verimli bir örnek oluşturuyor. Turan da yazısında Micheal Mann’ın perspektifinden yararlanarak Osmanlı modernleşmesinin anlaşılmasında iç dinamiklerle dış dinamiklerin nasıl dengelenebileceği sorusuna cevap arıyor. “Modernleşmenin Yönleri” başlıklı bölümde Mustafa Gündüz ve H. Aliyar Demirci’nin eğitim ve dil alanlarında Osmanlı modernleşmesinin sonuçlarını inceledikleri vaka incelemeleri yer alıyor. “Düşünce Tarihi” bölümünde yer alan yazısında Ş. Tufan Buzpınar, “Celal Nuri’nin Batılılaşma ve İslam Anlayışları Üzerine Notlar” sunuyor. Son olarak “Ulus-Devletine Doğru” başlıklı bölümde yer alan çeviri yazısında Erik-Jan Zürcher, II. Abdülhamid’i izleyen yeni nesil modernleştirmeciler
olarak Türkiye’nin modernleşme tarihinde hayatî bir yer işgal eden Genç Türkler’in sosyal, coğrafik ve etnik arka planlarına iniyor. Onları, Kafkaslar ve Balkanlar gibi Osmanlı hudut boylarının çocukları olarak nitelendiren yazar, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu, çevrenin/kenarın merkezi belirlemesine ilginç bir örnek olarak gösteriyor. II. Meşrutiyet’in 100. yılında Osmanlı modernleşme tecrübesi hakkındaki bilimsel
ilginin ulaştığı düzeyi az-çok okuyanlara yansıtacak bir sayı hazırlayabildiğimizi umuyoruz. Dergimiz gelecek sayısında Cumhuriyet Modernleşmesi ile modernleşme serüvenimizin ikinci durağını dosya sayısı yapacağız.
İyi okumalar!
Bedri GENCER

BİR İMPARATORLUĞUN ARAPSAÇI SONU: OSMANLININ BATIYLA KARŞILAŞMALARI ve BATILILAŞMA MESELELERİ - GENEL BAKIŞ Engin Deniz AKARLI

BİR İMPARATORLUĞUN ARAPSAÇI SONU: OSMANLININ BATIYLA KARŞILAŞMALARI ve BATILILAŞMA MESELELERİ - GENEL BAKIŞ Engin Deniz AKARLI

19. yüzyılda Osmanlı toprakları ile sanayileşen Avrupa ülkeleri arasında hızla gelişen deniz ticaretinden en çok istifade edenler liman şehirleriydi. Yirminci yüzyıla ulaşıldığında, önde gelen dış ticaret limanları, daha önce hiç olmadığı kadar büyümüş ve kozmopolit nüfuslarıyla birlikte çok canlı ekonomik, kültürel ve siyasi merkezler haline gelmişlerdi. İstanbul, geçmişte çok uzun bir süre yaptığı gibi, doğu Akdeniz bölgesinde başlıca deniz ve kara yollarının birleşimine çok iyi bir şekilde kurulmuş olan ve çok geniş bir coğrafyayı yöneten bir imparatorluğun merkezi olarak yine başı çekiyordu.İstanbul’un nüfusu 1830’da 375,000’den 1840’da 1.125 milyona çıktı. Önemli sayıda yabancı barındıran nüfus yapısı imparatorluk nüfusunun zengin etnik ve dini dokusunu yansıtıyordu.1 19. yüzyılda, şahsi, devlet, iş ve dini tasarruflar için şehirde, şehrin geçmişindeki kıyas konusu olabilecek herhangi bir çağda inşa edilenden daha fazla abidevi bina yapıldı.2 Şehir altyapısı ciddi iyileşmeler geçirdi. Yeni iletişim ve ulaşım vasıtaları İstanbul’u taşraya ve ayrıca diğer ülkelere daha etkili bir şekilde bağladı. Bu gelişmeler İstanbul’u hem yaşamak için daha iyi bir yer hem de ekonomik ve kültürel olarak daha canlı bir şehir haline getirdi…

GARP MESELESİ: SON OSMANLI ve MISIR AYDINLARININ BATI MEDENİYETİ TASAVVURU Bedri Gencer

GARP MESELESİ: SON OSMANLI ve MISIR AYDINLARININ BATI MEDENİYETİ TASAVVURU Bedri Gencer

Bu makalede XIX. asırda iki ana İslam geleneğini temsil eden Osmanlı ve Mısır aydınlarının Batı medeniyetini nasıl tasavvur ettikleri incelenmiştir. Batı medeniyetini, Osmanlı düşünürleri adalet değerince anlamlandırılan, meşrulaştırılan ideal İslamî düzenin madden geliştirildiği halde manen yozlaştırılmış bir kopyası olarak algılarken, Mısır düşünürleri aklîleştirmeyle ezici bir güç kazanarak özgürlüklerini tehdit eder hale gelen insanlık tarihinde emsalsiz bir maddî medeniyet olarak gördüler. Batı medeniyetinin bilimsel-teknolojik ve endüstriyel gelişmenin ürünü maddî gücünü, meşruiyete dayalı âdil yönetimin eseri olarak gören Osmanlı aydınlarına karşılık Mısır düşünürleri, Avrupa’nın sosyal düzen başarısını, akliyete dayalı maddî uygarlığın türevi olarak görüyordu. Batı medeniyetini meşruiyete dayalı düzen başarısı olarak tasavvurları uyarınca Osmanlıların Batı-tarzı kalkınma stratejisi, genelde orijinalizm anlayışına dayanıyordu. Buna karşılık Mısırlıların ilerleme stratejisi, Batı’nın maddiyatı ile İslam’ın maneviyatı arasında eklektisizm veya sentez formülüne dayanıyordu. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, Mısır, Batı medeniyeti, meşruiyet, akliyet.

OSMANLI ve RUS MODERNLEŞMESİNE DAİR BAZI GÖRÜŞLER Kezban ACAR

OSMANLI ve RUS MODERNLEŞMESİNE DAİR BAZI GÖRÜŞLER Kezban ACAR

Osmanlı Devleti’nin modernleşme bağlamında en çok karşılaştırıldığı ülke Rusya’dır. İki devletin de Batı Avrupa’nın dışında yer alması, benzer politik yapılara sahip olması ve daha da önemlisi her ikisinin de batıyı örnek alarak modernleşmesi belki de bu karşılaştırmanın en önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Fakat aslında iki ülkenin modernleşme süreçlerine bakıldığında benzerliklerden çok farklılıkların olduğu görülür. Bu makale, iki ülkedeki modernleşme çabalarını ve hareketlerini daha çok bu farklılıklardan yola çıkarak ve zaman zaman benzerliklerin de altını çizerek, modernleşmenin başlangıç dönemleri, nedenleri, kapsamı, metotları ve sonuçları açısından karşılaştırmakta ve değerlendirmektedir. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, batılılaşma, Osmanlı İmparatorluğu, Rusya, Petro, III. Selim, II. Mahmut, streltsi, Yeniçeri Ocağı, ulema, Rus Ortodoks Kilisesi, ayan, aristokrasi, aydın.

“AVRUPA’NIN HASTA ADAMI” MI YOKSA “YAKIN DOĞU’NUN JAPONYASI” MI : II. ABDÜLHAMİD ve JÖN TÜRKLER DÖNEMİNDE OSMANLI MODERNLİĞİNİN İNŞASI Renée WORRINGER

“AVRUPA’NIN HASTA ADAMI” MI YOKSA “YAKIN DOĞU’NUN JAPONYASI” MI : II. ABDÜLHAMİD ve JÖN TÜRKLER DÖNEMİNDE OSMANLI MODERNLİĞİNİN İNŞASI Renée WORRINGER

“İlerleme yolunda büyük zekâ ve ideolojik kararlılıkla donanmış Japon hükümeti, kendi ülkesinde ticaret ve sanayinin Avrupaî yöntemlerini uygulayıp özendiriyor. Pek çok eğitim kurumu sayesinde bütün Japonya’yı bir ilerleme fabrikasına çevirdi. Yardımsever kurumlar, demiryolları gibi, kısaca sayısız uygarlık şekliyle, toplumun ihtiyaçlarına hizmet edecek araçları kullanarak ilerleme için Japon kapasitesini güvence altına almaya ve geliştirmeye girişmiştir”. Malumat, Yıldız Sarayı’nın sözcüsü, 18971 “Otuz-kırk yıldır Büyük Güçlere rakip olmuş olan bu ulusa Japonya’ya dikkat etmeliyiz. Vatansever kamu ruhundan kopmayan ve yaşamından vatanın iyiliğini ayırmayan bu ulusun, yaralarından acı çekse de, varlığını tehdit eden herhangi bir tehlikeye kesinlikle karşı koyan bir ulus olduğuna dikkat çekilmelidir. Ulusal bağımsızlığını kesinlikle korur. Japonların Port Arthur’daki başarıları…bu vatansever çabanın bir ürünüdür”. Şura-yı Ümmet, Osmanlı Gazetesi, İttihad ve Terakki Cemiyeti (İTC), 19042

BATI DÜNYA EGEMENLİĞİ VE BATI-DIŞI MODERNLEŞME: JAPON MODERNLEŞMESİ ve ULUSLARARASI İLİŞKİLER BAĞLAMI Hakkı BÜYÜKBAŞ

BATI DÜNYA EGEMENLİĞİ VE BATI-DIŞI MODERNLEŞME: JAPON MODERNLEŞMESİ ve ULUSLARARASI İLİŞKİLER BAĞLAMI Hakkı BÜYÜKBAŞ

Meiji dönemi (1868-1912) ile birlikte Japonya, büyük modernleşme reformları gerçekleştirmiş, kısa zamanda bölgesel güç olarak konumlanmış ve uluslararası sistemde önemli bir yer edinmiştir. Meiji Dönemi Modernleşmesi, sadece yakın dönem Japon tarihinin değil, aynı zamanda ülke tarihinin en önemli olaylarından biri olmuştur. Meiji Modernleşmesi, toplumsal ilişkileri köklü bir şekilde değiştirdiği gibi, Japonya’nın dış dünyaya karşı tutumunu da değiştirmiştir.Anahtar kelimeler: Batı Hegemonyası, Modernleşme, Batı-dışı Modernleşme, Japonya

“HASTA ADAM” METAFORUNU AŞMAK: OSMANLI MODERNLEŞMESİ ve DEVLET KAPASİTESİ Ömer TURAN

“HASTA ADAM” METAFORUNU AŞMAK: OSMANLI MODERNLEŞMESİ ve DEVLET KAPASİTESİ Ömer TURAN

Bu çalışma Osmanlı modernleşmesinin anlaşılmasında iç dinamiklerle dış dinamiklerin nasıl dengelenebileceği sorusuna odaklanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun on dokuzuncu yüzyıl boyunca informel sömürgeciliğin baskısına maruz kaldığı ve Osmanlı modernleşmesinin önemli bir içsel dinamiğinin bu baskıya karşı direnme çabası olduğu vurgulanırken, içsel dinamiklerle dışsal dinamiklerin modernleşmedeki etkilerinin devlet kapasitesi çerçevesiyle daha iyi anlaşılabileceğini iddia ediliyor. Micheal Mann’ın devlet iktidarını despotik güç ve altyapısal güç üzerinden tanımlayan yaklaşımından esinlenerek, devlet kapasitesi ordu, eğitim, para ve taşımacılık sistemleri ekseninde tanımlanıyor. Osmanlı modernleşmesini devletin kapasitesini arttırma çabalarına ilişkin bir süreç olarak okumak önerilirken, aynı zamanda bu sürecin informel sömürgeciliğe fazlasıyla bağımlı olduğu iddia ediliyor. Anahtar Kelimeler: Osmanlı modernleşmesi, devlet kapasitesi, despotik güç, altyapısal güç, informel sömürgecilik

OSMANLI MODERNLEŞMESİNİN TEMEL DİNAMİĞİ EĞİTİM ve PARADOKSAL SONUÇLAR Mustafa GÜNDÜZ

OSMANLI MODERNLEŞMESİNİN TEMEL DİNAMİĞİ EĞİTİM ve PARADOKSAL SONUÇLAR Mustafa GÜNDÜZ

Osmanlı modernleşmesi 18. yüzyılın başlarında iç ve dış dinamiklerin etkisiyle farklı alanlarda meydana gelen değişimlerin bileşkesi olarak görülebilir. Toplum ve devlet hayatının geleneksel özelliklerinde ve yeni kurumların ortaya çıkışında eğitim etkili bir faktör olmuştur. Tanzimat döneminde hemen her alanın dönüşüm ve değişiminde rol oynayan eğitim, laik ve pozitivist bir içerikteydi ama ikili bir yapı söz konusuydu. Bu durum toplumda değer çatışmaları ortaya çıkardı. Eğitim yoluyla modernleşme II. Abdülhamid döneminde daha düzenli ve yaygın hale geldi. Yaygınlaşan modern eğitim toplum, devlet ve iktidar algısını değiştirdi. Bu dönemde eğitimin muhafazakâr ve değişimci ruhunun tezahürleri en yüksek düzeyde kendini gösterdi. Bu tezat gelişim Abdülhamid devrinin ve Osmanlı devletinin sonunu getirdi, modern Türkiye’nin yolunu açtı. Bu yazıda Osmanlı modernleşmesine eğitimin etkisine ve II. Abdülhamid döneminde eğitim yoluyla ortaya çıkan paradoksal sonuçlara değinilmiştir. Anahtar Terimler: Osmanlı Modernleşmesi, Eğitim, Tanzimat, II. Abdülhamid Dönemi Eğitim, Değişme, Muhafazakârlık, Jön Türkler.

OSMANLI MODERNLEŞMESİNDE DİL POLİTİKALARI ve MEBUSAN MECLİSİ H. Aliyar DEMİRCİ

OSMANLI MODERNLEŞMESİNDE DİL POLİTİKALARI ve MEBUSAN MECLİSİ H. Aliyar DEMİRCİ

Osmanlı Devleti, 19. asırda geleneksel bir imparatorluğun çok unsurlu-çok dilli yapısını sürdürmekte zorlanmış, ulus devlet olma yolunda sancılı bir sürecin içine girmiştir. Bütünleşme siyaseti Osmanlı kimliği ve vatandaşlığı üzerinden sağlanmaya çalışılmış, Türkçe aşama aşama imparatorluk halkının ortak kamusal iletişim dili olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla dil politikaları gerilimli ve çatışmacı bu sürecin içinde bir fay hattı olarak yer alır Bu makale Osmanlı Devleti’nin modernleşme evresinde merkeziyetçi bir yapı kurmak isteyen devlet elitinin statü planlaması çerçevesinde dil politikalarını nasıl oluşturduğuna odaklanmıştır. Bu çerçevede dile ilişkin siyasal davranışın oluşmasında hangi aktörlerin karşılıklı etkileşim içinde olduğu vurgulanmıştır. İmparatorluk içinde konuşulan diller karşısında Türkçe’nin resmîleştirilmesi sürecinin kat ettiği aşamalar, sürecin 19. yüzyıldan 20. yüzyıla geçirdiği evrim açıklanmıştır. Söz konusu politikaların oluşumunda Meşrutiyet rejimi döneminde Osmanlı Parlamentosu’nun (Mebusan Meclisi) katkısı olup olmadığı araştırılmış, devlet politikasına karşı parlamenterlerin tepkileri, bu politikayı aşmak için geliştirilen karşı politika önerileri açıklanmıştır.Dönüşüm geçiren bir devlette dilsel çoğulculukla tek dillilik arasındaki gerilim Erken Cumhuriyet dönemine taşınmıştır. Anahtar kelimeler: Dil politikaları, dilsel çoğulculuk, tek dillilik, meşrutiyet, ulus-devlet

CELAL NURİ’NİN BATILILAŞMA ve İSLAM ANLAYIŞLARI ÜZERİNE NOTLAR Ş. Tufan BUZPINAR

CELAL NURİ’NİN BATILILAŞMA ve İSLAM ANLAYIŞLARI ÜZERİNE NOTLAR Ş. Tufan BUZPINAR

Batılılaşma/Garbcılık akımı II. Meşrutiyet ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında çok etkili olmuştur. Garbcılık akımının üç önemli isminden biri olan Celal Nuri [İleri] (1882?-1938)’nin Garbcılar arasında ayrı bir yeri vardır. Bu makale, Celal Nuri’nin Batılılaşma ve İslam hakkındaki fikirlerini kısaca ortaya koyarak onun Garbcılık akımı içerisindeki yeri ve Cumhuriyet dönemi reformlarına etkisi konusuna biraz açıklık getirmeye çalışmaktadır. Her iki konunun da Çağdaş Türk düşünce tarihinin hâlâ tartışılan konularından olması makalenin katkısını önemli kılmaktadır. Makalenin birinci kısmı Celal Nuri’nin Batılılaşma anlayışı, ikinci kısmı ise İslam anlayışı üzerinde durmaktadır. İkinci kısımda özellikle Celal Nuri’nin beşeri bir din olarak İslam anlayışı açıklanmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler; Celal Nuri, Abdullah Cevdet, Avrupa Medeniyeti, Batılılaşma, Garbcılık, İttihad-ı İslam, Terakki

GENÇ TÜRKLER: HUDUT BOYLARININ ÇOCUKLARI? Erik Jan ZURCHER

GENÇ TÜRKLER: HUDUT BOYLARININ ÇOCUKLARI? Erik Jan ZURCHER

İMPARATORLUKLAR VE HUDUT BOYLARI Habsburg, Prusya, Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu gibi Avrupa İmparatorluklarının tarihi, farklı çevreleri/kenarları denetimde tutmaya çalışan güçlü merkezi imparatorluklar olarak yazılsa da bu imparatorlukların her birinin merkezî karakteristiklerini tanımlamada çevredekilerin rolü büyüktür. Örneğin Prusya, Baltık ve Slav nüfusu ile karşı karşıya bulunan, Almanca konuşan bölgelerin doğu kısımlarında vücut bulmuştur. Habsburg’un askerî ve siyasî geleneği, Saksonya, Rhineland ya da Württemberg’den tamamen farklı bir çevrede şekillenmiştir; Rusyanın dünya görüşü de, önce Moğolların halefi olan devletlerden özgürleşmesi sırasında, sonrasında ise bu devletleri fethi sırasında şekillenmiştir. Rusya, başından beri, Hıristiyanlık ile İslam arasındaki sınır çizgisinde varolmuş bir devlet idi. Habsburg iktidarının kökenleri, başka yerlere isnat edilse de, Habsburg İmparatorluğunun bariz vasıfları, yani çokuluslu devlet olması ve “Hıristiyanlığın koruyucusu” olması, …

Mdd Pdf görüntüle

İlginizi Çekebilir?

50. Sayımız

13. Yıl, 50. Sayı • Ekolojİk Düşünce

Muhafazakâr Düşünce’den Modernitenin hüküm sürdüğü çağlarda insanların karşı karşıya olduğu siyasal ve toplumsal sorunların giderek ...