ROBERT NISBET

Robert NISBET

ROBERT ALEXANDER NISBET*

(30 EYLÜL 1913 – 9 EYLÜL 1996)

ROBERT G. PERRIN**

Çev: Beyza Sümer Aydaş

Sosyolog ve tarihçi Robert Alexander Nisbet Washington D.C.’deki evinde 9 Eylül 1996’da, 83. doğum gününe sadece üç hafta kala uykusunda öldü. Ölmeden önce prostat kanserine karşı uzun ve cesur bir mücadele verdi. Geride karısı Caroline (kızlık soyadı Burks); Emily P. Heron’la bir önceki evliliğinden olan iki kızı Davis, Californialı Martha Rerhman ve Skokie, Illinoisli Constance Field; ve evlatlık kızı Albuquerque, New Mexicolu Ann Nash ve dört torununu bıraktı. Bob’un ya­sını tutan diğer kişiler arasında, bilgeliğine ve kibarlığına açıkça hayran olan sayısız eski öğrencisi ve meslektaşı da vardı.

I

Elli   yıldan    daha    uzun   süren      kariyeri    boyunca      Robert A. Nisbet kendisini bir yazın adamı ve Atlantik’in her iki tara­fında önde gelen birentelektüel olarak kabul ettirdi. Yani, izleyicileri sadece akademisyenler ve öğrencilerle sı­nırlı kalmıyor toplumun her kesiminden bilgili vatandaş­ları da kapsıyordu. Nisbet güncel meselelerden tarihi ve sosyolojik mevzulara kadar pek çok değişik konuda zekice yazılar yazdı.

Çok sayıda saygın üniversite dersine ve burada sayı­lamayacak kadar çok olan konuşmalara ek olarak Nisbet’in çalışmaları arasında neredeyse iki düzine kitap (dünyanın başlıca dillerine tercüme edilmiş) ve 150’den fazla makale, inceleme, ansiklopedi girişi ve kitap bölümü yer alır. Kitapları üzerine yüzlerce inceleme yapılmıştır ve bunlar sadece sosyal bilim ve bilimsel dergilerde değil aynı zamanda önemli gazete ve popüler dergilerde de yer almaktadır. Ben sadece tanınmış dergi dizinlerini taraya­rak çabucak 249 yerli inceleme tespit ettim. Aşikar bir is­tisna olan Herbert Spencer (1820-1903) dışında yaşayan veya ölmüş hiçbir sosyoloğun Robert Nisbet’ten daha fazla ve çoğunlukla olumlu bir şekilde- incelenmiş olmaması tamamıyla mümkündür.

Nisbet’in bakış açısının kapsamlı ana hatlarını, çalışma­ları üzerinde en büyük etkiye sahip olduğuna işaret ettiği kitaplar yani, Frederick J. Teggart’ınTheory and Processes of History (1941), Edmund Burke’ün Fransa’daki Devrim Üze­rine Düşünceler (Reflections on the Revolution in France, 1790), Alexis de Tocqueville’in Amerika’da Demokrasi(Democracy in America, 1835–40) ve Eski Rejim ve Fransız Dev­rimi (The Old Regime and the French Revolution, 1856) ve Albert J. Nock’un Düşmanımız, Devlet (Our Enemy, the State, 1935) gösterir (Nasso 1977:517). Tarihsel çözümle­menin ilkelerine dair olağandışı bir kavrayışa sahip  bir  sosyolog  olan Nisbet, Batı   toplumunda   toplumsal  ve kül­türel değişimin hem dönüm noktalarını hem de ayrıntıla­rını inceledi. Her ne kadar entelektüel ilgi alanları çok çe­şitli olsa da özellikle toplumsal ve kültürel değişimin nite­liğine dair anlayışımıza ve büyük toplumlardaaracı ku­rumların çok önemli rolünün değerini anlamamıza kat­kıda bulunmuştur (Perrin 1997).

Toplumsal değişim çözümlemesine gelişmeci olarak adlandırdığı bir yaklaşımdan uzak yeni bir yön verirken Nisbet, sosyal bilimlerdeki yerleşik teorilere cesurca mey­dan okumuştur. (Özellikle Social Change and History [1969] ve yine History of the Idea of Progress’te [1980] )gerçek, tarih­sel (mecaziye karşı) değişimi içkin nedensellik, zorunlu­luk, birikim, süreklilik, rastlantısal aynılık, yönlülük, ev­reler ve benzeri kavramlar ve ilkelere başvurarak açıklama girişimlerinde var olan yanlışlıkları gösterir. Egemen olan bu görüşe (gelişmecilik) karşı, nadir istisnalarla (örneğin, Max Weber’in eserleri), Auguste Comte tarafından 1830’larda nominal kuruluşundan itibaren neredeyse sos­yolojiden sıyrılan tarihsel bir yaklaşım sunar. Nisbet top­lumdaki temel değişimin nasıl her zaman, genellikle aksi halde istikrarlı olan bir toplumsal yaşama yönelik beklen­medik, olaya dayalı “müdahalelere”, “kesilmelere” veya “karışmalara” bağlı bir şey biçimindeki çatışma ve kriz ge­rektirdiğini gösterir. Nisbet’in gösterdiği üzere gerçek de­ğişim, düzgün bir biçimde tasarlanabilecek veya planlana­bilecek pürüzsüz, aşama aşama bir gelişme değil, daha çok çatışan grupların, halkların veya düşüncelerin tesadüfi so­nucudur. (Zamanı sıkıştırmak ve farklılıkları gizlemek için) seçici yeniden yapılanma ve estetik metafor aygıtı ha­riç ne büyük değişim büyüme, gelişme, evrim, ilerleme veya bir grup, toplum veya kültür içine yerleşmekte olan ya da halihazırda mevcut bazı özellik veya niteliklerin ya­yılmasına benzer; ne de önemli değişim, bir şekilde yavaş yavaş uzun zaman içinde biriken içsel ve günlük toplum­sal gerilimlerin ve kurumsal zorlamaların “doğal” sonu­cudur. Büyük toplumsal ve kültürel değişim, büyük dönü­şümlerin içsel mekanizma ve süreçlerle açıklandığı meta­morfoza benzemez. Nisbet, bir toplum veya kültür veya toplumsal kurum gibi “devamlı bir kimlik” içindeki “bir farklılıklar silsilesinin” yorumlanmasında yaygın biyolojik analojilerin ve “sistem modellerinin” faydasına pek de inanmaz.

Nisbet önemli tarihsel değişimlerin –bir toplumda veya kültürde “zaman içindeki” büyük farklılıklar dizisi- kıtlık, merak, bencillik, sapkınlık, “rol sıkıntısı”, “kültürel eği­lim”, kusurlu nesillerarası sosyalleşme, toplumsal ya­şamda neyin ideal, neyin gerçek olduğu arasında fark edilen ayrılıklar veya eşitsizlikler, güya sistemle ilgili veya yapısal “denge­sizlikler” ya da bir nüfusun belli kesimle­rini yavaş yavaş soğutan gizli kültürel “çelişkiler” gibi in­san toplumsal ya­şamının çoğu zaman rastlanan veya belirli zamanı olmayanniteliklerinden ne mantıksal ne de ampirik olarak çıkarsanabilir olduğunu açıklar. Bunun yerine bü­yük deği­şimlere, esas itibariyle tarihi saptanabilir ve ço­ğunlukla ras­gele ve bu nedenle genellikle tahmin edilemez olaylar yol açar. Dolayısıyla, toplumsal ve kültürel deği­şime dair genel teoriler oluşturmak açıkça mümkün değil­dir ve sürekli bunlara ulaşma çabası zaman kaybıdır. Bu sıfatla, sadece inceden inceye tartışılan tarihsel değerlen­dirmeler sosyal bi­lim açısından gerçekten değerlidir. Sos­yal bilimlerde, özel­likle sosyoloji, antropoloji, siyaset bi­limi ve iktisatta değişim araştırması, mükemmel ve kap­samlı bir Değişim Teorisi kurmak için, çetin ayrıntılardan kolaylıkla vazgeçemez. Nisbet’e göre, toplumda ve kül­türdekigerçek değişim, sa­vaşlar ve işgaller; kahramanların ve hainlerin eylemleri ve tepkileri; yetenekli ve karizmatik kişilerin liderliği; zaman içinde insanların mekan ve dü­şünceler arasındaki göçü; ti­caret; yenilikler ve icatlar; kültürel temas ve değerlerin, inançların ve teknolojinin yayılması; çevresel değişimler ve doğal afetler gibi gerçekvakalardan veya önemli olaylardan kaynaklanır. Nisbet’in   değişim     konusundaki    geleneksel   ku­ramların  teorik saflı­ğını ifşa ettikten sonra, yeni, hayli yayı­lan gelecek “bili­mini” -“fütüroloji”- aşikâr bir saçmalık ola­rak karşılaması sürpriz olmamıştır: “… şimdi geleceği içer­mez ve geçmiş şimdiyi içermiyordu” (Nisbet 1982:132). Fütürologlar sözde-bilim adamlarıdır ve “dışdeğerbiçim şarlatanları­dır” (a.g.e., 131-35). Gelecek veya yaklaşan şeyle­rin biçi­mine, şimdide ne yattığının gelişmemiş bir açıklama­sıyla ulaşılmaz; tanım gereği anlamlı bir şekilde tahmin edile­meyen seçimlerin, tesadüfî olayların ve değişken ko­şulla­rın sonucudur. Toplumsal değişim araştırması, hiçbir şe­kilde tahmine dayalı bir bilimin parçası olamaz.

Batı toplumundaki devamlı toplumsal ve kültürel deği­şim konusunda Nisbet özellikle, Leviathan’ın –kökenleri Fransız Devrimine uzanan modern, kaçak siyasi devletin- üstünlüğünün sebepleri ve sonuçlarıyla ilgileniyordu. Özellikle toplumun uğradığı erozyondan ve aracı kurum biçimlerinden söz etti. Fransız Devrimi topyekün devletin, –iyilik namına- vatandaşları için herşey olmaya girişirken herhangi bir grubu veya ilişkiyi ya da kendi ve tek başına birey arasında (Rousseau’nun deyişiyle)[1]“kısmi birliği” desteklemeyi reddeden bir devin ilk modern örneğini verdi. (Özel yardım derneği ve eğitim ve edebi vakıflar bile yeni Fransız devletince yasaklandı.) Sosyolojinin Fransa’da ortaya çıkışının, devrimin geleneksel topluma toptan saldırısının neden olduğu altüst olma ve parçalan­maya yönelik genişmuhafazakârtepkinin parçası olmaktan başka bir şekilde düşünülemeyeceğini göstermesi Nisbet’in sosyal bilimler tarihine temel katkısıdır.[2] Aydın­lanmanın birey (birey olarak) ve devlet ideallerinin –birey­cilik ve devletçilik– yol gösterdiği devrimciler, özerk top­lumsal grupları, yani “birey ve devlet arasında aracı olan” toplumsal dokuyu ortadan kaldırmaya çalıştılar (Nisbet 1943:156). Auguste Comte, Frédéric Le Play, Alexis de Tocqueville ve Émile Durkheim[3] gibi Fransız toplumbilim­ciler, -önce 18. yüzyılın sonunda Fransa’dan yayılan siyasi devrim ve sonra İngiltere’de başlayan ve so­nunda Avrupa’nın geri kalanını girdabına çeken Sanayi Devrimince- geleneksel bağlılık ve birlik biçimlerinin –ve sonuç olarak ahlakın ve dayanışmanın- bozulmasından ve yer yer parçalanmasından telaşa kapıldılar. Nisbet Sociological Tradition (1966) adlı eserinde, bu iki devrimin merkezi devleti geliştirirken mevcut toplumsal manzarayı nasıl değiştirdiğine işaret eder. Sosyolojinin “birim fikir­leri” –topluluk, otorite, statü, kutsal olan ve yabancılaşma- bunlara tezat toplum, iktidar, sınıf, laik olan ve ilerleme kavramlarıyla anlaşılan yeni düzene karşı büyük ölçüde tepkisel ve eleştireldi. Bu beş kavram çifti, gelenek ve mo­dernlik, geçmişin ve şimdinin ne olduğu arasındaki çatış­mayı özetler. Neticede Nisbet, sosyolojik geleneğin esasen Aydınlanma ve devrimkarşıtımalzemelerden ortaya çıktı­ğını göstererek geleneksel aklın yanlışını düzeltir.[4]

Kariyeri süresince Nisbet, siyasi yelpazenin her kesimin­den düşünürlerin dikkatini çeken bir şekilde mo­dern devletin aşırılıklarını ve kötü yönlerini çözümledi. Bir otorite Nisbet’in “kararlılıkla demode olmayı sürdür­düğü için devamlı olarak yeniden moda olduğunu” söy­lemişti (Dionne 1967:67). Nisbet modernliğin sıkıntılarının, geleneğin değerleriyle (örneğin otorite, hiyerarşi, topluluk ve kutsal olan)ayaklanmanındeğerleri (örneğin iktidar, zo­runlu eşitlik, bireycilik ve laiklik gibi akılcı fikirler) ara­sında kıyasıya bir mücadeleden kaynaklandığını ileri sürer (bakınız Nisbet 1968:3-13; Perrin 1999). 1953 tarihli klasik eseri The Quest for Community’de (üç yayıncı tarafından red­dedilen bir metin) Nisbet, zamanımızın en büyük top­lumsal ve siyasi sorununun “aracı kurumların” bozulması ve aynı hızla eli herkese ulaşan ve yöneten dev bir devletin büyümesi ve güçlenmesi olduğuna dair uyarıda bulunur. Bir başka deyişle, modern tarih akrabalık, din ve inanca dayalı eski toplulukları silip süpürmüş ve bu boşluğu topyekün devlet doldurmuştur.

İsyan gelenek karşısında galip geldi ve bunun bedeli her gün toplumsal izolasyon, ahlaki belirsizlik ve bireysel bunalım gibi moderniteye özgü patolojilerle ödeniyor. Nisbet gerçek özgürlüğün sınırsız gücü olan bir devletin boş alanlarında değil, muhtelif toplumsal grupların ve ku­rumların bireye aracıolduğu ve merkezi devletin gerçek işlevleri veya sorumlulukları ve tanım gereği bunları   ger­çekleştirmek   için    yeterli  özerkliği   olduğu,  böylece birey­lere bir amaç hissi, kimlik ve aidiyet sunduğuçoğulcu bir toplumda bulunduğunda ısrar eder. Akrabalık, etnik kim­lik, inanç, iş, yer, istemcilik, özel uğraş veya ortak çıkara dayanan insan birliğinin kıskanç, iktidar arsızı bir devlet tarafından sürekli zayıflatılması, Nisbet’in (The Present Age’de [1988]) “gevşek bireyler” olarak adlandırdığı kişi­leri yaratır. Bunlar, topluluğun güvenli sığınağından dikey iktidarının yüce koltuğundan, tebaasına veya vatandaşla­rının her birine daha fazla sorumluluk iddiasını sürekli dayatırken yok ettiği aracı toplumsal bağların ve ahlaki topluluğun yerini dolduramayan gayrişahsi, bürokratik devletin akıntısına kapılmış, birbirine bağlı olmayan veya parçalara bölünmüş ruhlardır. Altmış yıla yaklaşan ente­lektüel bir kariyer boyunca Nisbet, el atındaki toplumsal kurum ve gruplar arasında ve dokunulmazlığında sığınak, teselli ve amaç arayabilmek ve bulabilmek de dahil kişisel özgürlüğün nasıl giderek “kamu yararı” ve “eşitlik” ve “haklar” gibi durmaksızın saptırılabilir, soyut idealler adı altında daima nüfuzunu ve kontrolünü artırmaya çalışan müdahaleci, pederşahi bir devletin kazazedesi haline gel­diğini ayrıntılı bir biçimde anlattı.

 

II

 

Nisbet’in toplumsal değişim ve Batı toplumunda siyasi devletin ortaya çıkışının nedenleri ve sonuçlarının nasıl çözümlenmesi gerektiğine yönelik hayatı boyunca devam eden ilgisi, çok sayıda (ilgili ve ilgisiz) başka konulardaki kitaplara ve denemelere katkıda bulunmasına mani ol­mamıştır. Bunlar arasında muhafazakârlık (“toplumsal düzenin… merkezi siyasi devletin tecavüzlerinden korun­ması” [1982:55]) ve günümüz toplumunda pek de parlak olmayan durumunun (yani, devasa bir “liberal refah dev­leti” içinde bir atsineği olarak yaşamın) incelenmesi; “toplumsal sınıfın” modern Amerika’yı yorumlamada önemli bir sosyolojik kavram olmasına son verilmesi; toplumun psikolojik ve sosyal işlevleri incelenirken Émile Durkheim’ın moderniteyi giderek daha fazla tanımlayacak izolasyon, egoizm ve anomiye dair kavrayışının genişle­tilmesi; sosyolojinin bir bilim ve bunun yanı sıra bir sanat biçimi olarak yorumlanması; merkezi iktidarın liberal en­telektüeller için taşıdığı cazibenin saptanması; Batı mede­niyetinin kültürel çöküşünü anlamak için kapsamlı, tarih­sel bir perspektifin oluşturulması; öğretmek giderek hiçe sayılırken ve öğrencileri zorlanmak yerine “yönetilirken” üniversitenin, özellikle İkinci Dünya Savaşından itibaren, “bilginin kendisinin” (ilim) peşine düşmekten ve öğret­mekten, resmi ve özel bağış için planlı eşelemeye doğru radikal yeni yöneliminin eleştirel olarak incelenmesi; Roosevelt’in dış   politika    tavizlerine    yeni     bir    ışık   tutmak    için Franklin D. Roosevelt ve Josef Stalin arasındaki garip ilişkinin araştırılması sayılabilir.

Belki de Nisbet’in en canlı -ve olağanüstü bilgisi­nin ve muhteşem zekasının genişliğini gösteren- eseri kürtaj, bürokrasi, ölüm, çevrecilik, haset, insan hakları, li­beralizm, eski çağ ve mağdur bilimi gibi güncel ya da ba­zen güncel olmayan konulardaki yetmiş seçkin denemenin derlemesi olan Prejudices: A Philosophical Dictionary (1982) adlı kitabıdır. Örneğin, Nisbet neyin revaçta olduğunu önemsemez ve çevreciliğin “Batı tarihindeki kurtarıcı mü­cadelenin üçüncü büyük dalgası olma yolunda ilerledi­ğini” (diğerleri Hıristiyanlık ve modern sosyalizmdir) öne sürer; “ekseriyetle kapitalizmin yıkılması ortak niyetiyle olmasa da dava yoluyla bağlı… güneşe tapanların, makrobiyotiklerin, orman papazlarının ve doğa meraklıla­rının sosyalist bir kitle hareketidir” (1982:101,107). Nisbet (1982:210-17) modern liberalizmin, bir yandan sürekli devlet müdahaleciliğini ve daha sıkı düzenlemeyi ve  birey    davranışının    kontrolünü    savunurken    diğer yandan top­lumsal düzen veya kontrol, hepsi de liberalizmin cömert merhametinin ve siyasi korumasının faydalanıcıları olan “tekrar tekrar mahkum edilmiş suçlular”, pornografi ve sınırsız türde gürültülü ve militan örgüt tarafından de­vamlı olarak ve kabaca bozulsun diye özgürlük tarafından şekli değiştirilmiş ahlaki ve yasal ehliyeti destekleyerek doğası gereği “şizofren” olduğu teşhisinde bulunur.

Modernitenin bir başka can sıkıcı sorunu hasettir: “eşitliğin diğer değerlerden ağır basmaya başladığı yer­lerde çoğalır” (1982:108). Modern çağın bir başka felaketi şiddetli öznelciliktir. Bu, “farkındalığın farkındalığı için ileri kurslarla, kişisel gelişim, potansiyel, cinsel ve psikoseksüel tatminin sağlanması, farkındalığın düşünül­mesi” konusunda “psikosaçmalık” tarafından ciddi bir ça­lışmanın yürütüldüğü bir “kendini keşfetme, ego dalışı ve farkındalık zehirlenmesidir” (1982:243,245). Nisbet Goethe’nin öznelciliği toplumsal çözülme ve çöküş dö­nemleriyle ilişkilendirdiğine işaret eder. Daha az tartışmalı konularda Nisbet (1982:15,217) tüm yaratıcılığıyla “anominin kesin bir ölçütünü” dahil etmek üzerine düşü­nür ve bir metaforu “dilin basit bir süslemesinden” çok daha fazlası olarak görür; bu, “bilmenin derin ve zorunlu bir biçimidir”. Hem dilin oluşumu hem de düşüncenin ev­rimi için hayatidir. Üç nesil boyunca Nisbet bir sürü ko­nuda içgörülü yazılar yazdı. Kitaplarının hala baskıda ve basılıyor olması, bugün ve yarın için devam eden anlamlı­lığını teyit ediyor. Irving Louis Horowitz’in yerinde bir şekilde dediği gibi, Robert Nisbet’in “sözleri ve eserleri gelecek yüzyılda da yaşayacaktır” (mektuplar, 4 Nisan 1998).[5]

 

III

Robert A. Nisbet 30 Eylül 1913’te Los Angeles’ta doğdu. Henry S. ve Cynthia (Jenifer) Nisbet’in hepsi de er­kek üç çocuklarının ilkiydi. Robert’in çocukluk yılları, ka­tıksız çoraklığı kitapları kaçış ve hayali deneyim aracı ola­rak çekici kılan, California’da küçük bir çöl kenti olan Maricopa’da geçti. Yaşlı Nisbet bir kereste deposu işleti­yordu ve ailenin koşulları mütevazı olsa da güvencedeydi. Örneğin evin dışında bulunan en yakın ve tek tuvalet (as­lında bir ek bina), kereste şirketi tarafından bedavaya ve­rilen küçük, tek odalı evin arka verandasından yaklaşık elli metre ötedeydi. Nisbet ailesinde eğitim yüce bir de­ğerdi ve Robert’in, ailesinin yaşamadığı bir deneyimi ya­şayarak koleje gideceği her zaman biliniyordu. Ailenin sofra sohbetleri Nisbet çocuklarının okuldaki durumları­nın ne olduğu, yeterince çalışıp çalışmadıkları, hangi derslerin kaldığı ve benzeri konular etrafında dönü­yordu.[6] Nisbetler, kuzeyde tatildeyken, Berkeley, California Üniversitesini ziyaret ettiler ve birkaç saatlerini güzel kampüste gezinerek geçirdiler. Robert sekiz yaşla­rındaydı ve izlenim silinmezdi: Kendisine bir gün Berkeley’e gideceğini söyledi.

Genç Robert Nisbet sonunda, ailesinin deniz kenarın­daki Santa Cruz ve (ardından) 1927’de dört yıl matematik, Latince, çağdaş yabancı diller, İngilizce, tarih ve fizik ve kimya gibi çeşitli doğa bilimleri derslerini kapsayan ve çaba gerektiren bir lise programına başladığı San Luis Obispo’ya taşınmasıyla Maricopa’nın sıkıcılığından kur­tuldu. Nisbet liseden 1931’de mezun oldu. Sonraki aka­demik yılı Santa Maria Junior Koleji’nde geçirdi. 1932’de, tıpkı yıllar önce tasarladığı üzere Berkeley, California   Üni­versitesi’ne kaydoldu ve burada oldukça hızlı bir şekilde peşi sıra 1936’da edebiyat fakültesini, 1937’de yüksek li­sansı ve 1939’da doktorasını tamamladı. 1939’da Nisbet Berkeley’in ünlü fakültesine, Toplumsal Kurumlar Bö­lümü’nde (daha sonra Sosyoloji Bölümü adını alır) öğre­tim görevlisi olarak katılmaya davet edildi. (1953’te profe­sör mertebesine ulaşacaktı). Bölüme Nisbet’in akıl hocası ve yaşam boyu rol modeli, çok saygı duyulan ve korkulan Frederick J. Teggart başkanlık ediyordu.

Berkeley deneyimi, Nisbet için dönüm noktası niteliğin­deydi. İlk kez (o zaman 65 yaşında olan) Teggart ile 1935’te tanıştı ve onu hemen idol olarak benimsedi. (Nisbet “Teggart’tan çok etkilendiğini” itiraf eder [1986:6].) 51 yıl sonra Nisbet Teggart’ı, “hayatı boyunca tanıdığı en bilgili insan” olarak tanımlar (1986:6; ayrıca bakınız 1976). Genç Nisbet bilinçli şekilde Teggart’ı örnek alır. Diğer şeylerin yanı sıra Nisbet, tarih bakışını ve top­lumsal değişim çalışmasına yaklaşımını doğrudan Teggart’tan alır ve Teggart danışmanlığında yazdığı dok­tora tezi (“Fransız Düşüncesinde Toplumsal Grup”), aracıtoplumsal yapılara –birey ve merkezi siyasi devlet ara­sında koruyucu tedbir görevi gören gruplar, birlikler ve kurumlar- duyduğu devamlı ilginin başlangıcı olur. Nisbet’in, Teggart’ın dayanacak kadar eklektik olduğu tez konusu, biraz tesadüftür. Üniversite kütüphanesinde çalı­şan bir asistan olarak Nisbet, dönemin Amerikalı akade­misyenlerince neredeyse bilinmeyen bir dizi metne (19. yüzyıl Avrupa muhafazakârlığı) rastladı (ve daha sonra bunları anlamaya çalıştı). Nisbet’in ilk kitabı The Quest for Community (1953; yeni basım, 1962 [Community and Power olarak yayımlanan], 1970,1990), siyasi devletle karşı kar­şıya olan aracı kurumlara duyduğu bu erken ilgiyi sürdü­recek ve geliştirecekti.

İkinci Dünya Savaşı Nisbet’in Berkeley’deki kariyerini kesintiye uğrattı. 1943’te ABD Ordusuna asker olarak ya­zıldı ve 1945’te savaş bitene kadar Pasifik’te görev yaptı ve başçavuş rütbesi kazandı. (Asker toplamakla görevli su­bay acemi askerine Avrupa tiyatrosunda/sahnesinde bir görev “garanti etti”.) Teggart 1940’da emekli oldu ve Nisbet yeni bir bölüm, bir sosyoloji bölümü için bir vizyon   oluşturulmasına    katkıda     bulundu.    Nisbet’in     bölüm mese­lelerindeki rehberliği, (düzenli yazışma yoluyla) dünyanın öbür ucunda savaşırken bile devam etti (Murray 1980). Nisbet 1946’da Berkeley’e döndü ve hem Edebiyat ve Bi­lim Koleji’nde dekan yardımcısı hem de Sosyoloji Bölü­münde başkan vekili olarak görev yapmaya başladı. Berkeley’den son kez, önemli bir kitabı ve düzinelerce makalesinin büyük bir bölümü yayınlanmışken, California Üniversitesi sisteminin yeni Riverside kampüsünde Ede­biyat ve Bilim Koleji dekanı olarak görev yapmaya çağrıl­dığı 1953’te ayrıldı. Riverside’in ilk kolej müdürü Gordon S. Watkins’e ilk öğrencilerini 1954’te kabul eden yeni kampüsün akademik planlamasında yardım etti. Nisbet’e ayrıca 1960’da rektör yardımcısı unvanı verildi. Robert K. Merton’la tanıştığı Columbia Üniversitesinde (1949) ve İtalya, Bologna Üniversitesinde (1956-57) konuk öğretim gö­revlisi olarak görev yaptı. İtalya’da Nisbet, Human Relations and Administration (1957) adlı ikinci kitabını ta­mamladı. Son derece başarılı bir ders kitabı olan ve dostu Robert K. Merton ile yayına hazırladıklarıContemporary Social Problems 1961’de basıldı.

1963’te, Riverside’da on yıllık başarılı bir üniversite yönetiminin ardından Nisbet ilk tutkusu olan sınıf öğret­menliği ve akademisyenliğe döndü. “Yeterince sürdürülen idari işin yaratıcı veya bilimsel akılda kısırlaştırıcı bir et­kisi olduğuna” inanıyordu (1986:16). Vakitli bir Guggenheim bursu, ünlüSociological Tradition (1966; yeni bir girişle yeni basım, 1993) üzerinde çalışmaya başladığı Princeton Üniversitesinde bir yıl (1963-64) geçirmesine imkan verdi. Nisbet, 1964’te sonraki sekiz yıl boyunca, dü­zinelerce makale ve incelemenin yanı sıra Émile Durkheim (1965), Tradition and Revolt (1968; Robert G. Perrin tarafın­dan yazılmış bir girişle yeni basım, 1999) başlığı altında daha önce basılmış denemelerin bir derlemesi, Social Change and History (1969), The Social Bond (1970; Robert G. Perrin ile ikinci basım, 1977), The Degradation of the Academic Dogma(1971; Gertrude Himmelfarb’ın girişiyle yeni basım, 1997) ve Social Change (1972) adlı düzenlenmiş bir kitap da dahil yedi kitap tamamladığı Riverside’a döndü. 1970’te Berkeley, California Üniversitesi Nisbet’i Berkeley Takdirnamesiyle ödüllendirdi ve 1973’te Ameri­kan Felsefe Topluluğuna üye olarak seçildi.

Nisbet 30 yıldan fazla hizmetin ardından California Üni­versitesi’nden 1972’de emekli oldu. O dönemde bana bir değişikliğe ihtiyacı olduğunu söyledi: Çok da uzak ol­madan California eyaletinden ayrılmak istiyordu. Nisbet iki yıl kaldığı (1972-74) Arizona Üniversitesi’nden gelen sosyoloji ve tarih profesörlüğü teklifini kabul etti. Oraday­ken The Social Philosophers(1973; gözden geçirilmiş baskı, 1983) ve The Sociology of ÉmileDurkheim’ı (1974) yayımladı. Haziran 1974’te Bob ve güzel eşi Caroline’i Tucson’daki yeni evlerinde ziyaret ettiğimde Bob bana, Arizona’ya gelmenin ciddi bir hata olduğunu hemen anladığını söy­ledi. Üniversitedeki tempo ve atmosferin –özellikle beşeri ve sosyal bilimlerde- çok yavaş ve uyku getirici olduğunu, o kadar ki bölüm mensuplarının ve hatta öğrencilerin “çoktan emekli olmuş” göründüklerini söyledi. Neyse ki, Nisbet Tucson’a geldikten kısa bir süre sonra kadim dostu Robert K. Merton telefon etmiş ve -eğer teklif edilirse- Columbia Üniversitesinde Albert Schweitzer Kürsüsünü kabul edip etmeyeceğini sormuştu. Görev 1973’te başlaya­caktı. Nisbet, “akademik edep” gereği sadece görevin 1974’e kadar ertelenmesi şartıyla olumlu cevap verdi. Schweitzer Kürsüsünün o dönemde ABD’de tüm kürsüler arasında en yüksek maaşlı olanı olduğu ileri sürülüyordu.

1974 yazı sonunda Nisbet, Albert Schweitzer Beşeri Bi­limler Profesörü olarak Columbia Üniversitesine katılmak üzere New York’a taşındı. 220 Doğu 72. Sokakta otuzuncu katta bir daire tuttu. Nisbet daha sonra New York’un belki de Amerika’nın tek gerçekkenti olduğunu ve buradagerçek komşuluk yaşadığını –genellikle küçük şehir yaşamıyla ve toplumsal sorunlara küçük şehir çözümleri bulmakla öz­deşleştirilen bir adam olarak (Lemann 1991)!- belirtti. Nisbet hem sosyoloji hem de tarih bölümlerinde ders verdi. Özellikle –hem üniversite içinden hem de dışından- Irving Kristol, Amitai Etzioni, Sigmund Diamond, Jacques Barzun, Fritz Stern, Henry Graff, Lionel Trilling, Ernest Nagel, Meyer Schapiro ve elbette kadim dostu Robert Merton gibi seçkin arkadaşlarıyla geçirdiği vakitten zevk alıyordu. Columbia yıllarında Twilight of Authority (1975; yeni basım, Robert G. Perrin’in önsözüyle, 2000),Sociology as an Art Form (1976) veContemporary Social Problems (1976, Robert K. Merton ile) adlı eserin dördüncü basımı yayın­landı.

New York’a geldikten dört yıl sonra Nisbet üniversite kariyerine resmen son verdi. 65 yaşındaydı ancak hala fi­ziksel ve zihinsel olarak son derece dinçti. Columbia en az bir beş yıl daha kalması için onu ikna etmeye çalıştı fakat o kararını vermişti. Columbia, daha sadece dört yıllık hiz­metin ardından zarif bir hareketle Nisbet’i fahri profesör­lük statüsüyle ödüllendirdi. Bob bana, 42 yıllık öğretmen­likten sonra, iki nesil önce Teggart’ta sezdiği büyünün bo­zulmasını ve keyifsizliği hissettiğini söyledi. Artık sınıftan   sonsuza dek ayrılmasının zamanı   gelmişti. “Tüm   şeref de­recelerimin    en    yüksek,    en   saygıdeğer    olanını   aldığımı bil­dirmekten mutluluk duyarım: Fahri Profesörlük!!!! Uzun süredir beklediğim veya umduğum bir şeydi” diye yazdı (mektuplar, 25 Mayıs 1978).

1978’de Nisbet 1986’ya kadar (önce asıl ardından ko­nuk öğretim görevlisi olarak) Kamu Politikası Araştırması için Amerikan Girişimi Enstitüsü’ne bağlı çalıştığı Washington D.C.’ye taşındı. “[Eski Başkan Gerald R. Ford]u yeterince tanıdı ve ondan çok hoşlandı” ve Ford’un 1980’de “kesinlikle, gerçekten başkan adayı olmak isteme­diğini” ve “kurtarmanın tek yolunun adaylığı kabul et­mesi olduğu” çıkmaza girmiş bir kongre beklemediğini ekledi (mektuplar, 23 Mayıs 1979). Ülkenin nabzına ol­dukça yakından tutan Nisbet 1980 başkanlık seçimleri adaylarını kolaylıkla tahmin etti ve (keyifsiz bir şekilde de olsa) oldukça kendinden emin bir biçimde sonucu ön­gördü: “Reagan-Carter çekişmesi olacak ve Reagan üze­rine oynamanızı tavsiye etmem… Carter kazanacak” (mektuplar, 17 Mart 1980). Elbette, gerisi tarih!

Washington’da      Nisbet    (Tom Bottomore ile)              Sosyolojik Çö­zümlemenin Tarihi (History of Sociological Analysis, 1978) adlı eserini derledi veHistory of the Idea of Progress (1980; yeni bir girişle yeni basım, 1993) ve Prejudices: A Philosophical Dictionary (1982) adlı eserleri yayımladı. New York’ta 1976’da yazmaya başladığı ikinci ünlü kitabının ar­gümanı oldukça garip: Tam olarak modern bir kavram olmaktan çok öte olan ilerleme düşüncesi aslında, özellikle The City of God’daki (413-26 İ.Ö.) haliyle, St. Augustine’in Hıristiyan epiğinin tercümesinin laikleştirilmiş halidir. İki kitap daha, Conservatism ve daha önce basılmış denemele­rin bir derlemesi olanThe Making of Modern Society, Nisbet’in enstitüden resmen emekli olduğu 1986 yılında basıldı.

Nisbet yerinde bir şekilde kendisini “iflah olmaz bir ya­zar” olarak tanımladı. California Üniversitesi, Columbia Üniversitesi ve Amerikan Girişim Enstitüsünden resmen emekli olduğunda bile hala çalışmayı bırakmamıştı. 1988’de Nisbet, Amerikan Ulusal Beşeri Çalışmalar Vakfı’nda Jefferson dersi veriyordu. Bu deneyimden, hem kapitalizmin duygusuz “nakit bağlantısı” hem de hiç bit­meyen siyasi merkezileşmesine karşı merhametsiz bir ki­tap olan The Present Age: Progress and Anarchy in Modern America (1988) çıkar. İlişkili bir biçimde Nisbet siyasi devin Amerika’nın çıkarlarıyla ya hiç ya az bağlantısı olan dış iliş­kilere müdahale etme masraflı eğilimine dikkat çeker. Ülke içinde, zamane Amerikası, hem gayrişahsi pazarın hem de sınırsız gücü olan siyasi devletin zorlu talepleriyle başa çıkmaya çalışan dağınık veya gevşek bir biçimde bağlı bireylerden oluşmaktadır. Giderek insanlar tek baş­larına veya bir yandan güçlükleri hafifletirken diğer yan­dan bireyin değer ve amaç hissini besleyen iyi işleyen aracı grupların bir zamanlar var olan faydası olmaksızın müca­dele ederler.

Roosevelt and Stalin: The Failed Courtship 1989’da basıldı. Sadece son dönemde yayımlanan belgeler yardımıyla Nisbet, Roosevelt’in korkusunu ve güvensizliğini İngiltere Başbakanı Winston Churchill’e saklarken Stalin’le ilişkile­rinde nasıl korkunç biçimde iyimser ve ölümcül şekilde saf olduğunu gösterir. Nisbet’in son kitabı Teachers and Scholars: A Memoir of Berkeley in Depression and War (1992) 1930 ve 1940’lı yıllarda Berkeley, California Üniversi­tesi’ndeki yaşamın büyüleyici ve içgörülü bir değerlen­dirmesini  sunar. Nisbet’in  nostaljik  ancak   mantıklı    bir bi­çimde dengeli anlatımı Berkeley’de hem lisans ve lisan­süstü bir öğrenci hem de kıdemsiz ve kıdemli bir fakülte mensubu olması deneyimleriyle zenginleştirilir. Sarsıcı dönemler, kritik olaylar ve Ernest Lawrence, J. Robert Oppenheimer, A. L. Kroeber ve elbette Nisbet’in bağlılığı­nın daima hararetle devam ettiği Frederick J. Teggart gibi çarpıcı şahsiyetlere dair zengin ayrıntılarla dolu bir biyog­rafi sunar.

1995’te Nisbet, bir yüzyıldan daha uzun bir süre­dir felsefi münazara ve tartışma için en prestijli akademik forum olan Oxford Üniversitesi Jowett Topluluğuna hita­ben bir konuşma yapmak üzere davet edilir. Ne yazık ki, Nisbet’in bozulan sağlığı İngiltere seyahatine engel olur. Bu­rada sayılamayacak kadar çok olan diğer şeref derece­leri, burslar, verdiği dersler ve yaptığı konuşmalar ve pro­fesyonel topluluklarda ve görevlerdeki hizmetleri elbette Who’s Who in Writers, Editors, and Poets(4. basım,1992) ve Who’s Who in America (1996) adlı eserlerde sıralanmakta­dır.

IV

 

Robert A. Nisbet akademisyenliği ve hayli fazla yayınla­rının yanı sıra daha pek çok şeyle hatırlanacaktır. Sınıfta son derece heybetliydi. Görünüm itibariyle haş­metliydi ve hatipleri ve söylev antrenörlerini kıskandıra­bilecek tınlayan, ayarı mükemmel bir ses tonuna sahipti. Ders verirken, uzakta, bir kürsünün arkasında değil sınıfın tam önünde dururdu. Neredeyse yayımlanabilir parag­raflar halinde konuşurdu: herşey kusursuzca söylenmiş ve tam metin olarak kaydedilecek kadar önemli görünürdü. Elbette, ne kadar genç ve atik olsa da sadece insan eli kay­dedilmesi ve hafızaya işlenmesi gereken herşeyi kaydede­cek kadar hızla yazamazdı. Nisbet notlar ve tahta, film, grafik ve tepegöz veya basit sınıf metinleri gibi donanım veya yardımlar olmaksızın ders anlatırdı. Bunun tek istis­nası, arada sırada o günkü ders için sınıfa getirdiği orijinal bir kaynaktan çarpıcı bir veya iki pasaj okumasıydı. Teksir edilmiş yarım sayfa özetleri sade, hatta 1960’ların sonuna göre bile “düşük teknolojik” standartlardaydı.

Profesör Nisbet sınıfa girdiği zaman, ister lisans ister li­sansüstü olsun, tüm sesler ve hareketler dururdu. Dersler zamanında başlar ve öğrenciler için çok çabuk biterdi. Öğ­renciler genellikle zil çaldıktan sonra birkaç dakika daha kalır, notlarını tamamlamaya çabalarlardı. Robert Nisbet’le her ders entelektüel hatta fiziksel bir mücade­leydi.   Bir ders  tipik    olarak, örneğin   toplum,  toplumsal de­ğişim, sivil toplum, siyasi devlet, küçük gruplar, aile, oto­rite, Avrupa feodalizminin toplumsal yapısı veya Rousseau, Burke, Tocqueville, Turgot, Bonald, de Maistre, Comte, Marx, Maine, Max Weber, Tönnies, Simmel, Durkheim, W. I. Thomas, Spengler, Toynbee, F. J. Teggart ya da Talcott Parsons gibi şahsiyetlerin düşüncelerine dair aralıksız bilgi, analiz, yorum ve kavrayış dalgalarından oluşurdu. Ayrıca lisans veya lisansüstü öğrencileri, elbette   dersten sonra    bakılması  gereken   en az yarım   düzine ya­bancı kelime duymazlarsa bu ortalama bir ders süresi bile sayılmazdı. Hakikaten, Nisbet’in asistanlığını yaptığım üst sınıf bir derse ve sosyolojik teori üzerine lisansüstü semi­nerlerinden birine sadece birkaç gün katıldıktan sonra, o dönemde hatırı sayılır bir miktar olan 49.50 dolara Merriam-Webster’s Third International Dictionary (kısaltıl­mamış) satın aldım. Muhtemelen kelime dağarcığımın bü­yük bir bölümünü engin bilgili profesörümün önce dersle­rine ve seminerlerine ve daha sonraki yıllarda hepsini eli­min altında duran değerli 2662 sayfalık sözlüğümle oku­duğum kitaplarına ve denemelerine borçluyum. Bu biyog­rafi için ders notlarımı gözden geçirirken (ve önceki fone­tik imlamı düzeltirken), İngilizce’nin pek çok gizli cevhe­riyle karşılaştım.

Ders notlarını “tutmak” zor olduğundan (bir kişi ya ya­zabilir ya da düşünebilir, ama aynı anda ikisini yapamaz), bazı öğrenciler dersten sonra, “derli toplu notlar” oluş­turmak ve sonra yazmak üzere bir araya gelirdi ve bunlar tamamlandıktan sonra hazine gibi saklanırdı. 30 yıl sonra, benimki hala güvenli bir yerde duruyor. Eğer Nisbet’in öğ­retmenliğini özetleyecek tek bir tema varsa o da değiş­mez tarafsızlığı ve denge anlayışıdır: bir konuya dair kendi görüşleri ne olursa olsun, tüm taraflar ve tutumlar anlatılır ve tarafsız bir yoruma varılırdı. Örneğin, siyasi görüşleri açıkça Nisbet’e ters olan Rousseau ve Marx konu­sundaki dersler, genel olarak toplum ve insanlık hali üzerine keskin kavrayışlarına dair örneklerle dolu olurdu. Nisbet’in herkese hakkını verme boyutu gerçekten olağa­nüstüydü. Bu entelektüel alışkanlık doğal olarak ince kişi­liğinden kaynaklanıyordu.

Robert A. Nisbet’le, Riverside, California Üniversite­sinde lisansüstü eğitimime başladığımda, 5 Eylül 1968’te tanıştım. Sonraki 28 yıl boyunca düzenli olarak neredeyse her ay görüştük. Sonuncularından birinde –ve kesinlikle en dokunaklı olanında- Bob’dan aldıklarım arasında, Amerikan Felsefe Topluluğu (APS) Tutanaklarının son sa­yısının sayfalarından yırtılmış bir dizi ölüm ilanı ve bir not vardı: “APS için tipik ölüm ilanları…. Örnekler, aşağı yu­karı benim için sana yardımcı olacak. Bob.” Bu şekilde, onun ölüm ilanını yazmak kadar acı tatlı bir görev konu­sunda kesinlikle hissedeceğim büyük kaygımı seziyor ve yatıştırmaya çalışıyordu.

Robert Nisbet’le ilk buluşmam tesadüf değildi. Northridge California Eyalet Üniversitesinde sosyoloji öğ­rencisiyken okuduğum The Sociological Tradition’dan (1966) o kadar etkilenmiştim ki, profesörüm Joseph B. Ford’un da biraz teşvikiyle, ünlü yazarıyla çalışmak umuduyla Riverside’a gitmeye karar verdim. Beni sosyoloji kura­mıyla tanıştıran Ford, Nisbet’i şahsen tanıyordu (Ford doktorasını 1951’de Berkeley’de yapmıştı) ve ilgi alanla­rımı ve beklentilerimi büyük zarafet göstererek ona yaz­mıştı.

1968 sonbaharında, daha basılacak 14 veya 15 kitabı varken bile Robert Nisbet, büyük seminer odasına girdi­ğinde ve bir an için her birimizin kaygılı yüzlerine baktı­ğında uzun bir masa etrafındaki lisansüstü öğrencilerini donduracak bir üne sahipti. Sonra, masanın başına oturur, sandalyesine yaslanır ve açıkça gülümserdi. O an yeniden nefes almaya başlardık. Nisbet dayanılmaz bir cazibeye ve çekici bir kişiliğe sahipti. Erkek öğrenciler insan ilişkile­rindeki tavrını ve zarafetini taklit etmeye çalışırken genç veya değil kız öğrenciler açıkça büyülenirdi. Nisbet’ten aldığım pek çok dersin ilkinin (Sosyoloji 268) konusu Max Weber’in sosyolojisiydi. Nisbet sınıfa üzerinde herkes için birer dönem ödevi konusu yazan bir tomar kağıtla geldi. Öğrenci sunumları bir sonraki hafta ve kesin veriliş sıra­sına göre başlayacaktı. Weber’in din sosyolojisi üzerine bir ödev hazırlayacak ve on beş gün içinde sunacaktım. Daha önce hiç veya aldıktan bu kadar kısa süre sonra yazılı bir ödeve başlamamıştım. Her ödev sunulduktan sonra Nisbet cana yakın bir şekilde hazırlayan kişiye çok önemli görünen bir dizi soru sordu. Bu adeta bir dayanıklılık tes­tiydi.

İtibarı ne kadar yüksek, tavrı ne kadar aristokrat ve dersleri ne kadar çetin olursa olsun Nisbet aslında alçakgö­nüllü ve son derece mütevaziydi. Telefonu “Nisbet” diye açardı. Mektuplara şahsen bir ya da iki gün içinde cevap verir ve meslektaşları çok miktardaki sekre­teri sık sık kullanırken değişmez bir biçimde kendi mek­tuplarını kendi daktilosunda yazardı. (Pek de başarılı bir daktilograf sayılmazdı –mektuplarda daima el yazısıyla düzeltmeler olurdu). Nisbet çığır açan Social Change and History (1969) adlı eserini akıl hocası Frederick J. Teggart’a ithaf etti ve ithafında bunun gerçekten Teggart’ın kitabı olduğunun altını çizdi. Olaydan iki kuşak sonra Nisbet bana, Teggart’ın lisansüstü sınavında yazdığı Rousseau ma­kalesi konusunda söylediklerinden dolayı hala  kendi­sine biraz kızgın olduğunu söyledi: “Evet Bob, geçtin ama çok daha iyisini yapabilirdin.” Yayınlanması için sundu­ğum ilk yazının başlığı “Nisbet ve İşlevselcilik Üzerine Tartışma” idi. Yazı kabul edildikten sonra, bunu yazımı daha önce okuyan Bob’a gururla haber verdim. Birkaç sı­cak, kutlama niteliğinde sözden sonra, onun ismini içer­meyen bir başlık koymamı “dilediğini”, çünkü denemenin sınırlarının onun eserini aştığını söyledi. Bir başka başlık (“İşlevselci Değişim Kuramına Yeniden Bakmak” [1973])   önerdi    ve   nitekim     makale   daha   sonra o   başlıkla   yayım­landı. Gerçekten çok az yazar, isimlerinin yayımlanan eserlerin başlığında yer almasına izin verme koşulları ko­nusunda bu kadar sınırlayıcıdır.

Nisbet oldukça engin bir bilgiye sahipti; bu kendini belli etmez ama karşı da konulmazdı. Algılarımı bile etki­ledi. Yıllarca, rutin olarak kendi öğrencilerime Nisbet’i “tavır ve görünüm olarak bir aristokrat ve 1.80’den daha uzun” olarak tarif ettim. Sonunda, benim boyumun 1.78 olduğunu bilen küstah bir lisansüstü öğrencisi, Bob ve be­nim yan yana durduğumuz bir fotoğrafımızda neden boylarımızda gözle görülür bir fark olmadığını sordu. Bob ve benim yaklaşık aynı boyda olduğumuzu hiç fark et­memiştim. Her zaman onun yaklaşık 1.98 boyunda oldu­ğunu düşünürdüm. Daha sonra aynı yıl –1976- Bob, “Tocqueville ve Amerika’da Demokrasi’nin Önemi” konulu bir ders vermek üzere Tennessee Üniversitesine geldi. Be­lagatli bir şekilde kalabalık bir salona hitap etti ve bana hala en az 1.98 boyunda  gibi   göründü. Bu algım   hiç  de­ğişmedi.

Dünya “dev bir entelektüeli” (Horowitz 1997) yitirdi ve Bob’u şahsen tanıma ayrıcalığını yaşayanlarımız aynı za­manda muhteşem bir dostu ve gerçekten ilham verici bir nezaket, cömertlik ve sorumluluk örneğini kaybettik.

KAYNAKÇA

Dionne, E. J., Jr. 1997. “Authority, Community, and a Lost Voice.” The Responsive Community 4:67–69.

Horowitz, Irving Louis.   1997. “Losing Giants.”   Society 34:56–63.

Lemann, Nicholas. 1991. “Paradigm Lost: The Shortcomings of the Small-Town Solution.”Washington Monthly23:46–50.

Murray, Stephen. 1980. “Resistance to Sociology at Berkeley.” Journal of the History of Sociology 2:61–84.

Nasso, Christine, ed. 1977. Contemporary Authors: A Bio-Bibliographical Guide to Current Writers and Their Works. 1st rev. Vols. 25–28, 517–18. Detroit: Gale Research.

Nisbet, Robert A. 1943. “The French Revolution and the Rise of Sociology in France.” American Journal of Sociology49:156–64.

———. 1952. “Conservatism and Sociology.”American Journal of Sociology 58:167–75.

———. 1968. Tradition and Revolt: Historical and Sociological Essays. New York: Random House.

———. 1969. “Sociology as an Idea System.” Pp. 193–204 of Sociological Self-Images: A Collective Portrait, edited by Irving Louis Horowitz. Beverly Hills, Calif.: Sage Publications.

———. 1976. “An Eruption of Genius: Frederick J. Teggart at Berkeley.” California Monthly 66:3–7.

———. 1982. Prejudices: A Philosophical Dictionary.Cambridge, Mass.: Harvard University Press.

———. 1986. The Making of Modern Society.Brighton, Sussex: Wheatsheaf Books.

Perrin, Robert G. 1997. “Nisbet and the Modern State.” Mo­dern Age 39:39–47.

———. 1999. “Introduction to the Transaction Edition.” Pp. vii–xxvii of Tradition and Revolt, by Robert A. Nisbet. New Brunswick, N.J.: Transaction Publisher.

* Metnin orijinali için bkz: Proceedings of The American Philosophical Society, Vol. 143, No. 4, December 1999, pp. 694-710.

** Tennessee Üniversitesi Sosyoloji Profesörü ve Lisanüstü Öğretim Di­rektörü.

[1] Nisbet’in topyekün devletin savunucusu olarak gördüğü Rousseau, dev­let tarafından ortadan kaldırılmasının çocukları babalarının ters fi­kirlerinden (“önyargılardan”) uzaklaştırma etkisine sahip olacağı gerek­çesiyle aileye bile karşı çıkıyordu. Nisbet (1982:111), “aile ve devlet ara­sındaki savaşın insanlık tarihinde çok eski olduğunu” söyler; genel ola­rak, “iki kurum arasında tersine işlevsel bir ilişki” vardır: Biri güçlü ol­duğunda, diğeri zayıftır.

[2] Fransız Devrimini takiben ortaya çıktığında muhafazakârlığın ana ilkele­rine dair özlü bir değerlendirme için bakınız Nisbet’in “Conservatism and Sociology” (1952). Kısaca, muhafazakârlık kutsala, aileye, toplumsal mertebeye, mülkiyete, geçerli aracı toplumsal organ­lara, yerel topluluğa, geleneğe ve siyasi ademi merkeziyetçiliğe değer ve­rir.

[3] Nisbet’in entelektüel olarak en çok etkilendiği –aslında “aklında önde gelen” (Nisbet 1969:201)- kişi olduğunu kabul ettiği Tocqueville ile bera­ber Fransız yazar Durkheim’a da özel bir ilgisi vardı. Nisbet’in onunla il­gili olarak yazdığı iki kitabı (Émile Durkheim[1965] and The Sociology of Émile Durkheim [1974]), sadece düşüncesini çalkantılı 19. yüzyıl Fransası bağlamına oturttuğu için değil, aynı zamanda Durkheim’da, bugün de devam eden akıl sağlığı ve toplumsal düzenle ilgili zorluklar da (örneğin egoizm ve anomi ile beraber izolasyon) dahil modernlik sorunlarına dair önsezili bir kavrayış farkettiği için dikkate değerdir.

[4] Sociology as an Art Form (1962’de Pasifik Sosyoloji Derneğinde yaptığı ünlü başkanlık konuşmasının genişletilmiş hali) Nisbet’in sosyolojinin kö­kenleri ve doğasını yeniden kavramsallaştırmasını tamamlar. Her ne kadar Nisbet bilim ve sanat arasındaki aşikar farklılıkları kabul etse de ortak noktalarının farklılıklarından çok daha önemli olduğuna kesinkes inanır.

[5] Aslında “Robert Nisbet’e Göre Modern Devlet, Sivil Toplum ve Özgürlü­ğün Geleceği” konulu dört günlük bir sempozyumun, “Robert Nisbet’in eserlerinin kalıcı geçerliliğini” irdelemek üzere Haziran 2000’de Charleston, Güney Carolina’da yapılması çoktan planlanmıştı. Sempoz­yumun 14 Temmuz 1999 tarihli tematik bildirisinde şöyle denilmektedir: “Moda olmadan çok önce Nisbet, insan toplumsal yaşamının genel idare­sinde aracı kurumların vazgeçilmez rolüne ve modern tarihin gidişatında çöküşlerinin feci sonuçlarına dikkat çekmişti.”

[6] Bob’un erkek kardeşleri Henry S., Jr. ve McDougal Nisbet, farklı kariyer­lere yöneldiler; birincisi ABD Donanmasında Komutan olurken ikincisi California şarap endüstrisinde üretici oldu. Nisbet ailesinin eği­time ve profesyonel başarıya verdiği değer, sırasıyla kamu yönetimi, kütüphane hizmetleri ve sanatta çok başarılı kariyerlere sahip olan Bob’un üç kızı, Martha, Constance ve Ann ile devam etti.