Sivil Toplum – Ara Kurumlar

29-30-679x1024Sivil toplum, modernleşme sürecinde devletin normatif denetleyici gücünün artmasına, yine devletin vatandaşlar üzerinde kimlik belirleyici ve değer yükleyici beklentisinin artmasına paralel olarak önem kazanmış bir kavramdır. Sivil toplum, genel olarak birey ile devlet arasında iletişim sağlayıcı, bireylerin çıkarlarını devlet karşısında koruyan ara kademelere işaret etmektedir. Geleneksel sosyal yapının çöküşü ve cemaatlerin çözülüşüyle birlikte siyaset kurumu tarihte hiç olmadığı kadar güçlü bir konuma gelerek, bireylerde güçsüzlük duygusunun yaşandığı atomlaşma sorununu ortaya çıkarmıştır. Buna bağlı olarak, bireylerin katılımcı vatandaşlık konumuna getirilmesi ve demokrasinin geliştirilmesi yönünde sivil toplumun işlevsel olacağı düşüncesi ve kanaati yükselmiştir. Hem cemaat gibi geleneksel toplumsal yapılar, hem de dernek, sendika gibi örgütlü modern birlikler sivil toplumun değişik yüzlerini meydana getirmektedir. Ayrıca başta sokaklar olmak üzere devlet alanının dışında yer alan cafeler, kahvehaneler, salonlar, sinemalar sivil toplumun fiziksel mekânlarını oluşturmaktadır. Sivil toplumun iletişim araçlarını ise gazete, dergi, televizyon, radyo, internet başta olmak üzere, insanlar arası iletişimi ve etkileşimi sağlayan her tür araç teşkil etmektedir. Günümüz modern toplumlarında sivil toplumun bireysel hakların ve özgürlüklerin savunma aracı olmasına ilişkin yaygın bir kanaat ve beklenti bulunmaktadır. Ne var ki, sivil toplum örgütlerinin yer yer devletin gönüllü organı veya yarı resmî organı konumuna geldiği de yadsınmaz bir gerçektir. Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren hızla artan kürerselleşme ve yeniden liberalleşme eğilimleri, sosyal bilimcilerin sivil toplumu ulusal ölçeği aşarak küresel düzeyde ele almalarını gerekli kılmıştır. Zira sivil toplum iletişim araçlarının sağladığı imkânlarla artık bir ulusun sınırlarına
hapsolamayacak kadar genişlemiş, dinamizm kazanmış ve ulusal sınırların ötesindeki akran oluşumları harekete geçirebilecek domino taşları etkisine kavuşmuştur. Bunun bariz örneğini Arap Baharı’nı yaşatan gençlik gösterdi. Arap toplumlarının sokaklarında yankılanan sivil toplumun sesi dünyanın diğer bölgelerinde; Meksika’da, Amerika’da, Rusya’da Avrupa ülkelerinde de yankılandı, karşılık buldu. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde Avrupa ve Amerika sokaklarından yükselen 68 kuşağının sesi bu yüzyılda sivil
toplumun birinci dalgasını oluşturmuştu. İkinci dalga sosyalist rejimler altında inleyen sokaklardan yükseldi. Sendikal hareketlerin ve kilise cemaatlerinin Polonya’dan başlayarak kitleleri sokaklara dökmesinin sonucunda yirminci yüzyılın en katı devlet modeli olan sosyalist rejimler bir bir çözülüverdi. Bugünlerde sivil toplumun üçüncü dalgası İslam dünyasının, insan hakları, siyasal katılım, demokrasi gibi değerler bakımından çorak coğrafyasını oluşturan Arap sokaklarından yükseliyor. Bu sesin hangi ölçüde başarıya ulaşacağını gelecek günlerde daha iyi göreceğiz. Muhafazakâr Düşünce Dergisi’nin sivil toplum konusuna ayrılan bu sayısında yer alan çalışmalar sivil toplumu yukarıda çizdiğimiz geniş çerçeve içinde ele almakta ve tartışmaktadır. Çalışmaların bir kısmı sivil toplumu teorik boyutuyla ele alırken, bir kısmı ise Türkiye boyutuyla ele alıp analiz etmektedir. Çalışmaların tümünde sivil toplumla ilgili özgün ve yeni tartışmaları içeren ufuk açıcı bir yaklaşım göreceksiniz.

SOSYAL SERMAYE ve SİVİL TOPLUM Francis FUKUYAMA

SOSYAL SERMAYE ve SİVİL TOPLUM Francis FUKUYAMA

Sosyal sermaye, bireyler arası işbirliğini teşvik eden, varlığı kanıtlanmış, resmi olmayan bir normdur. Ekonomik alanda işletim maliyetlerini azaltır, siyasal alanda ise sınırlı yönetim ve modern demokrasilerin başarısı için gerekli olan örgütlü yaşam türlerini destekler. Sosyal sermaye sık sık ‘mahkûmun ikilemi’ oyunlarının tekrarlanmasından oluşmasına rağmen o aynı zamanda din, gelenek, ortak tarihi deneyimler ve diğer kültürel norm türlerinin bir yan ürünüdür. Bu nedenle sosyal sermayenin farkında olmak, gelişimi anlamak için oldukça önemliyken onu kamu politikaları aracılığıyla oluşturmak zordur. Anahtar Kelimeler: Kurumlar, Sosyal Sermaye, Ekonomik Politika, İkinci Nesil Reformlar

MODERNLEŞME ve ‚ARA KURUMLAR‛IN ÇÖKÜŞÜ Bengül GÜNGÖRMEZ

MODERNLEŞME ve ‚ARA KURUMLAR‛IN ÇÖKÜŞÜ Bengül GÜNGÖRMEZ

‚Modernleşme ve ‘Ara Kurumlar’ın Çöküşü‛ başlıklı bu makale Amerika’nın önde gelen sosyologlarından ve muhafazakârlarından biri olan Robert Nisbet’in modernite ve ara kurumların çöküşü ve bunların birbirleriyle ilişkisine dair analizini ele alıyor. Bu gayeyle elinizdeki çalışmada ayrıca Nisbet’in geleneksel toplumdaki ara kurumları meydana getiren ‚otorite‛ ve ‚cemaat‛ kavramları da tartışıldı. Nisbet’e göre modern süreçte Fransız Devrimi’ni müteakip ara kurumların çöküşü modern kâdir-i mutlak ulus devletin, kolektivist demokrasinin ve kitle toplumunun yükselişiyle paralellik arz eder. Anahtar Kelimeler: Modernite, Ara kurumlar, Otorite, Cemaat.

DOĞA HUKUKÇULARINDAN HEGEL’E SİVİL TOPLUM DEVLET İLİŞKİLERİ: SİVİL TOPLUMUN SİYASAL ANLAMINDAN KURTULUŞU İsmail AKBAL

DOĞA HUKUKÇULARINDAN HEGEL’E SİVİL TOPLUM DEVLET İLİŞKİLERİ: SİVİL TOPLUMUN SİYASAL ANLAMINDAN KURTULUŞU İsmail AKBAL

Siyaset bilimi alanında zaman zaman bazı kavramlar öne çıkarak yoğun bir tartışmanın nesnesi olurlar. Siyasal düşünceler literatürünün en eski kavramlarından biri olan “sivil toplum” kavramı da son yıllarda siyasal bilimcilerin ilgi odağına girmiştir. Sivil toplum kavramına doğa hukukçularının yüklediği anlam Hegel ile değişikliğe uğramış ve kavramın anlamındaki siyasal öğeler ortadan kalkarak sivil toplum/devlet ayrışması gerçekleşmiştir. Başka bir ifadeyle sivil toplumun günümüzdeki anlamına öncülük eden bir tanımlama ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada sivil toplum/devlet ayrışması tarihsel ve akademik bir gelişme çizgisi içerisinde incelenerek, öncelikle sözleşme kuramcıları olarak bilinen Locke, Hobbes ve Rousseau’nun sözleşme kuramları ve bu konudaki görüşleri, ardından da Hegel’in sivil toplum/devlet ayrışmasına ilişkin görüşleri ele alınacak ve sivil toplumun anlamındaki köklü değişim ortaya çıkartılacaktır. Anahtar Kelimeler: Sivil Toplum, Devlet, Doğa Hukukçuları, Hegel, Rousseau.

YARDIMLAŞMA ve DAYANIŞMA ARACI OLARAK SİVİL TOPLUM Bedrettin KESGİN

YARDIMLAŞMA ve DAYANIŞMA ARACI OLARAK SİVİL TOPLUM Bedrettin KESGİN

Sivil toplum kuruluşlarının refah uygulamalarında devletin bıraktığı boşluğu doldururken, bu birimlerin hizmetlerinin, devletin refah uygulamalarındaki gibi kapsayıcı, genel, hak olarak tanınan ve cömert uygulamalar şeklinde tezahür etmesini kimse beklememelidir. Bununla birlikte bireyciliğin ve yalnız yaşamın hâkim olduğu bir dünyamızda bireyleri belli amaçlar için bir araya getirmek ve refah uygulamalarında bulunmak az bir başarı değildir. Sivil toplum, bir taraftan günümüzde ve gelecekte devletin bıraktığı bir kısım hizmetleri karşılayan birimler olurken, diğer yandan birçok uygulamayla refah politikalarına yardımcı olan ve bu hizmetleri devletle birlikte yürüten birimler olmaktadır. Refah uygulamaları nihai olarak devletin sorumluluğunda olmakla birlikte, devletin sivil toplumla birlikle bu görevi yerine getirmesinde herhangi bir engel yoktur. Devlet, refah sorumluluğunu devretmeyip sadece görevi sivil toplumla paylaşmaktadır. Sivil toplumun bu alanda yaptığı çalışmaları incelemek önemli bir boşluğu dolduracaktır. Çalışmada sivil toplum örgütlerinin bu görevi yerinde getirme misyonu katılım, dayanışma ve yardımlaşma ilkeleri bağlamında değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Sivil Toplum, Devlet, Dayanışma ve Yardımlaşma, Refah Devleti.

TÜRK SOSYOLOJİSİNDE YÖNTEM VE NESNE ALANI SORUNU OLARAK SİVİL TOPLUM Yılmaz YILDIRIM

TÜRK SOSYOLOJİSİNDE YÖNTEM VE NESNE ALANI SORUNU OLARAK SİVİL TOPLUM Yılmaz YILDIRIM

Tarihsel gelişimi dahilinde modern sivil toplumun gelişimi, sosyolojinin gelişimi ile paralellik göstermektedir. Batı’da sivil toplum-devlet ayrımıyla ortaya çıkan yeni toplumsal yapı alanları, aynı zamanda sosyolojinin de varlık sebebidir. Sosyoloji bu bakımdan modern sivil toplumun kendi üzerine düşünümünün bir parçasıdır. Sivil toplum bu bakımdan sadece siyasal ve normatif anlamda toplumlar arasında değer biçici bir kavram olmayıp, günümüzün reel, pratik sorunlarının yer aldığı sosyal boyut olarak sosyolojin gündeminde önemli bir yere sahiptir. Türkiye’de sivil toplumun zayıflığı ise söz konusu zımni sosyal boyutu gündemine almayan bir sosyolojinin ve tarih yazımının zayıflığından ayrı düşünülemez. Dolayısıyla sivil toplumla ilişkili olarak ortaya çıkan ‚zayıf tarihsellik‛ sorunu, siyasi kültürümüzün sivil toplum üretmedeki zayıflığı kadar, Türk sosyolojisinin sivil toplumdan çözümleyici ve metodolojik olarak yararlanmayı seçmemiş olmasının sonuçlarından biridir. Zira sosyal gerçeklik onun söylemsel ve sosyal bilimsel üretiminden ayrı olarak var değildir. Kendisi de bir sivil toplumsal etkinlik olan sosyolojik düşünce, bu bakımdan kavramı, siyasi hayatımızdaki bir ‚eksiklik‛ ve ‚yanlışlık‛ anlatısı şeklinde tartışmak yerine, Türkiye’de toplumsal ve siyasal değişimin kaynak mekanizmaları olan sivil/sosyal boyut olarak incelemelidir. Bu çalışmada sivil toplum kavramının, bizi tarih, dil, anlam ve geleneğe dair kavrayışımızı harekete geçirici birikiminden yararlanarak, türkiye’de çevre kültürünün ideolojik ve kültürel anlamlarını siyasete mal edici yönlerini anlamak bakımından ne denli vazgeçilmez olduğu gösterilmeye çalışıldı. Buna ilave olarak, sosyolojik bir bakışla ele alınan sivil toplum kavramı sayesinde, türkiye’de batılı anlamda bir stk etrafında ‘bir araya gelmeyen insanların oluşturduğu birlikteliğin’, nasıl olup da hem değişen siyaseti hem de kendi kaderlerini belirlemede etkin olabildiğinin anlaşılması mümkün olabilecektir.
Anahtar Kelimeler: Sivil Toplum, Ara Yapılar, Sosyoloji, Zayıf Tarihsellik, Türk Sosyolojisi

KÜRESELLEŞME BAĞLAMINDA İSLAM’IN YENİ SİVİL TOPLUM SÖYLEMİ ve İNSANİ YARDIM VAKFI İHH İslam CAN

KÜRESELLEŞME BAĞLAMINDA İSLAM’IN YENİ SİVİL TOPLUM SÖYLEMİ ve İNSANİ YARDIM VAKFI İHH İslam CAN

Küreselleşmeyle birlikte ulus-devlet yapısında gerçekleşen değişimler, iletişim ve haberleşmenin sağladığı imkânlar, devleti siyasî mekanizmada tek aktör olmaktan çıkarmıştır. Bu değişim ve imkânlar, sivil toplumun etki alanının genişlemesine ve öncesinde ulusal düzlemde varlığını devam ettiren bu yapılanmanın artık küresel çapta da kendisine yeni ve etkin bir alan açmasına neden olmuştur. İslam’da sivil toplum anlayışının sorgulandığı bu makalede, sivil toplumun İslam düşüncesinde ve toplumlarında varlığına ilişkin tartışmalara yer verilmekle birlikte, İslamî söylemde sivil toplum algısının Batı düşüncesindeki şimdiki anlamda kullanılan sivil toplum anlayışından daha önce de var olduğunu ve fakat Batı’daki gelişiminden çok daha farklı mecralarda geliştiği vurgulanmaktadır. İslam ve sivil toplum ilişkisinde Osmanlı dönemi üzerinden yapılan tartışmaların, başlangıcını Osmanlı döneminden değil de Hz. Peygamber döneminden itibaren başlatılması gerektiği üzerinde durulmaktadır. Ayrıca tarihsel süreçte İslam’ın sivil toplum söylemleri tartışılarak küresel bir sivil toplum örgütü olan İHH’nın (İnsani Hak ve Hürriyetler Vakfı) uluslararası düzlemde yürüttüğü sivil toplum politikası üzerinden İslam’ın yeni sivil toplum söylemi oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, İslam, Sivil Toplum, İHH, Hılf’ul Füdul, Medine Vesikası

SEZEN AKSU’YLA HÜZÜNLENİP CEM YILMAZ’A GÜLMEK: GENÇ SİVİLLER

SEZEN AKSU’YLA HÜZÜNLENİP CEM YILMAZ’A GÜLMEK: GENÇ SİVİLLER

Bu makale özellikle 2006’da Kürt meselesine ilişkin yayınladıkları manifesto ve 2007’de e-muhtıraya karşı aldıkları tavırla bir nevi yeni-kuşak STK kültürünü yansıtan Genç Siviller’i incelemeye çalışıyor. Makalede, Genç Siviller’in 2000’lerde süreç içinde soldan ayrışan ve kendini ‚demokrat‛ olarak anlamlandırmayı tercih eden ve bu iddiasıyla uyumlu bir toplum ve siyaset tahayyülü geliştirmeye çalışan entelijansiyanın fikirleriyle ve öncelikleriyle uyumlu olduğu tespit ediliyor. Genç Siviller’in muğlâk ve tam olarak tanımlanamayan siyasal karakteri (daha çok da hakaret imalı olarak) oluşumun ‚liberal‛ olarak tanımlanmasını getirdiyse de bu niteleme Genç Siviller’in öncelikleriyle çok uyuşmadığı gözlemleniyor. Makale, sonuç bölümünde ise, askeri vesayete karşı duruşlarıyla kamusal görünülürlük yakalayan Genç Siviller, askeri vesayetin gerilemesinin ardından ‚demokrat‛ entelijansiya gibi Genç Siviller de kendilerini yeniden tanımlama ihtiyacı ve çabası içinde olduğunu gözlemliyor. Anahtar Kelimeler: Sivil toplum, Genç Siviller, 27 Nisan Muhtırası, 19 Mayıs Kutlamaları.

MÜESSESÂT-I HAYRİYYEMİZ NE HALDE? Adem EFE

MÜESSESÂT-I HAYRİYYEMİZ NE HALDE? Adem EFE

İ lk inkılâb idare-yi mebdeinden beri geçirdiğimiz uzun seneler içinde, o senelerin mikdârından ziyâde cemiyet-i hayriyyeler teşekkül etdi. Bu cemiyetler gerek isimleri ve gerek istihdâf eder gibi göründükleri gâyeleri itibariyle hâiz-i ehemmiyet ve kıymet bulunuyordu. Memleketde cemiyet-i hayriyyeler vâsıtasıyla görülecek o kadar işler var idi ki müteşekkil bulunan cemiyetlerin adedi o işleri görmeğe kâfî değildi. Bizim de, derdini anlayarak tedâvisine çalışan bir cemiyet-i medeniyye hâline irtikâ etmemizi isteyenler daha birçok husûsî cemiyeti hayriyyeler teşekkül etmesini istiyordu. Hayfâ ki mevcûd cemiyet-i hayriyyelerin ömürleri de seriu’z-zevâl günlerin ömürleri kadar kısa oldu: Günlerin ömürlerine hitâm veren zallâm-ı leyâlî gibi, zallâm-ı ihtilâl de müessesât-ı hayriyyenin ömürlerini, az zaman içinde nihâyete erdirdi. Onların yaşamalarına iki hal ve hareket mâni’ oldu. Biri geçici bir nevheveslik, diğeri muhit-i ictimâînin temâyülât-ı ruhiyyesine aykırı olan hal ve hareketler< Biz, nev-heveslik hususunda çocuklara benziyoruz ve tutduğumuz işler de çocuk oyuncaklarına benziyor! Neyi görür isek, ona heves ediyoruz ve onunla bir müddet eğlendikten sonra hevesimiz geçer, yeni bir eğlence isteriz, ondan da bıkarak üçüncü bir eğlence bulmak meyline mübtelâ oluruz, medrese tabirince “ve helümme cerran”? …

GRAMSCI’NİN HEGEMONYA KAVRAMI ve AGONİSTİK ÇOĞULCU DEMOKRASİ: BİRLEŞME ve AYRILMA NOKTALARI Celalettin YANIK

GRAMSCI’NİN HEGEMONYA KAVRAMI ve AGONİSTİK ÇOĞULCU DEMOKRASİ: BİRLEŞME ve AYRILMA NOKTALARI Celalettin YANIK

Bu makalede Gramsci tarafından geliştirilen hegemonya kavramının agonistik liberal demokrasi düşüncesi ile arasındaki ilişki düzeyinin nasıl ve ne şekilde gerçekleştiği noktaları üzerinde durulmaktadır. Gramsci’nin entelektüel hayata bir anlamda armağan ettiği hegemonya kavramının eleştirisi ve gelişimi anlamında yorumlanabilecek agonistik liberal demokrasi düşüncesi içerisindeki anlam dünyası açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu anlam dünyasında liberal düşüncenin yaşadığı açmazlara hegemonya ve sosyalist strateji olarak ifade ettikleri durumla bağlantılı gelişme çizgisi de ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hegemonya, Agonistik Liberal Demokrasi, Sivil Toplum

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURUCU SEÇKİNLERİNE DAİR BİR ZİHNİYET ve EYLEM ANALİZİ İlknur MEŞE

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURUCU SEÇKİNLERİNE DAİR BİR ZİHNİYET ve EYLEM ANALİZİ İlknur MEŞE

Bu makalede amaç, Atatürk, İsmet İnönü, Recep Peker, Şükrü Kaya, Mahmut Esat Bozkurt, Afet İnan ve Reşit Galip gibi Cumhuriyet’in kurucu kadrosu olarak adlandıracağımız siyasal seçkinlerin eylemlerine yön veren zihniyet yapılarını ve Cumhuriyet’i inşa ederkenki eylemlerinin yönünü, şeklini ve amacını ortaya koyabilmektir. Hem sunduğu terminolojik imkân ile dili ve söylemi zenginleştirmesinden hem de anlatmak istediğimiz konuya paradigmatik bir çatı oluşturmasından dolayı Pierre Bourdieu’nün ‚habitus‛, ‚alan‛, ‚sermaye‛ kavramlarından, Anthony Giddens’ın ‚yapılaşma teorisi‛nin önemli kavramlarından olan ‚pratik bilinç‛ kavramından, Peter Berger ve Thomas Luckmann’ın ‚gerçekliğin sosyal inşası‛ olarak adlandırdıkları teorilerinin üç ana kavramı olan ‚dışsallaştırma, ‚nesnelleştirme‛, ‚içselleştirme‛ kavramlarından ve yine bu teorinin bunlar kadar önemli olan ‚yer değiştirme‛ kavramından faydalanılmıştır. Bütün bu kavramlar yardımıyla adı geçen siyasal seçkinlerin zihin dünyalarını şekillendiren yapı taşlarının ne olduğu, hangi karakteristik özelliklerin onları diğerlerinden ve dönemlerinden ayırdığı, iktidar alanında yer alarak diğer alanları nasıl inşa ettikleri, devlet, halk, muhalefet, laiklik, demokrasi gibi kavramlara yükledikleri anlamların ne olduğu irdelenmeye çalışılmıştır. Kısacası makale, önce belirlenen sonra da belirleyici bir güç olarak siyasal seçkinlerin zihin yapılarına odaklanmıştır. Burada elde edeceğimiz şey, onların ‚kendilik ve gerçeklik algıları‛dır. Makalenin temel tezi/tezleri, devlete, halka ve muhalefete dair bakış ekseninde eski Osmanlı mirasının ve iktidar etme biçiminin Kemalist yönetimde de devam ettiği, yine aynı şekilde Batı ile olan medeniyet ilişkisinde kültür-medeniyet ayrımına dayalı sorunsalın varlığını koruduğu ve bununla bağlantılı olarak siyasal seçkinlerin sosyal ve siyasal alanı inşa ederkenki söylem ve eylemlerine ‚bize ait ve bizden‛ kılma çabasıyla birlikte kendilerine ve gerçeğe dair oluşturdukları bir ‚kurgu‛nun içkin olduğudur. Anahtar Kelimeler: Erken Cumhuriyet dönemi siyasal seçkinleri, Devlet, Toplum, Muhalefet, Modernleşme.

BAĞIMSIZLIĞI, ÜSTÜNLÜĞÜ ve ZAAFLARIYLA MODERN HUKUK Murat SATICI

BAĞIMSIZLIĞI, ÜSTÜNLÜĞÜ ve ZAAFLARIYLA MODERN HUKUK Murat SATICI

Bu incelemede tarihsel, felsefi ve politik referanslarla modern hukukun bağımsızlığı ve üstünlüğü kavramsallaştırmasını tartışacağız. Bu tartışmada özellikle modern devlet ve modern hukuk arasındaki ilişkiyi dikkate alacağız ve bu ilişkinin temel ilke ve hareket ettiricilerini araştıracağız. Bu ilke ve hareket ettiricileri hatırlamak, ulusal ve uluslararası hukuka ilişkin tartışmalarda her zaman karşılaştığımız hukukun bağımsızlığı ve üstünlüğü kavramsallaştırmasını tartışmamız için hayati öneme sahiptir. Bu incelemenin amaçları, hukukun bağımsızlığı ve üstünlüğüne ilişkin ilkelerin temellerine dikkat çekmek ve günümüzün politik ve toplumsal paradigması içerisinde bu ilkeleri yorumlamaktır. Anahtar Kelimeler: Modern hukuk, Modern devlet, Hukukun üstünlüğü

ERIC VOEGELIN İNSANLIK DRAMASI: DİN-POLİTİKA İLİŞKİLERİ Kitabı Üzerine Serhat Buhari BAYTEKİN

ERIC VOEGELIN İNSANLIK DRAMASI: DİN-POLİTİKA İLİŞKİLERİ Kitabı Üzerine Serhat Buhari BAYTEKİN

‚İMAN ETMEYEN DÜŞÜNEMEZ!‛ der Heidegger. Aksi de doğrudur. İman etmek için de ‘düşünmek’ lazımdır. Düşünmek ama nasıl? İnancı dışarıda bırakan bir ‘düşünmek’, düşünmek midir? Yahut aklı dışarıda bırakarak ‘inanmak’, hakikaten inanmak mıdır? ‚Sorgulamak inancın özüdür‛ diyor Alman filozof Eric Voegelin çağdaşı Heidegger’in sesini yankılayarak.. Muhafazakâr olmak modern dünyada güçtür. Bilimin göz kamaştıran aydınlığı ve fütursuz sorgulamaları, devrimlerin uğultusu ve hızla geçen zaman muhafazakârın ıstırabını katlar. Modern zamanlarda Eric Voegelin bu ıstıraba inat yazdıklarında ısrarla ‚inancı‛ vurgular.

Mdd Pdf görüntüle

 

İlginizi Çekebilir?

50. Sayımız

13. Yıl, 50. Sayı • Ekolojİk Düşünce

Muhafazakâr Düşünce’den Modernitenin hüküm sürdüğü çağlarda insanların karşı karşıya olduğu siyasal ve toplumsal sorunların giderek ...