Toplumsal Hafıza

24-668x1024Beşerî gerçeklik insanın yaşadığı, toplumsal dönüşümü sağladığı ve hatırladığı bir bütündür. Beşerî gerçekliğin sonucu ortak bir tarih oluşumudur. Bu
gerçeklik toplumsal hafızanın güçlü ve güvenilir olmasıyla bağlantılıdır. Muhafazakâr düşünceye göre toplum, onu oluşturan bireylerden fazla ve onların üstünde yaşayan bir varlıktır. Aynı zamanda toplum sadece bugünü ve görüneni değil; geçmişi, geleceği, görüneni ve görünmeyeni de içeren sürekli bir ortaklıktır. Hafıza birey için ne kadar önemli ve ne kadar varoluşsal ise toplumlar için de o kadar önemlidir. Çünkü toplum, bireylerin toplamından daha büyük ve daha geniş bir gerçekliktir. Bu nedenle toplumsal hafıza titizlikle korunması, sürekli ayakta ve diri kalması gereken toplum için varoluşsal önemde bir değer ifade eder. Hafızasını kaybeden kimliğini, kimliğini kaybeden de varlığını kaybetmiş sayılır. Muhafazakâr düşünce devrimlere karşıdır; karşı‐devrime bile karşıdır. Çünkü muhafazakâr düşünce için her tür ani kopuş ve ayrılış acıtıcıdır. eğişim doğal ve tedricî olmalıdır. Radikal kopuşlar ve altüst oluşlar toplum için zararlıdır. İşte bu yüzden devrimler zararlıdır ve sadece bugünü ve geleceği değil, geçmişi de kırıp dökmüş, toplumsal hafıza üzerinde sarsıcı ve silici etkiler doğurmuştur. Esasında bütün devrimler her şeyi sıfırlama üzerine kurulmuştur. Devrim kendisinden öncesini “devr‐i sabık” (ancient regime) olarak yaftalar ve lanetler. O döneme ait ne varsa silmeye çalışır. Toplumsal hafızayı bir “tabula rasa” (boş levha) olarak yeni baştan yaratmak ister. Acımasızca ve insafsızca müdahale eder hafızalara. Her devrim, bir büyük silme operasyonunu da kendi içinde barındırır. Modernleşme ve onun ürünleri olarak devrimler ve ulus‐devlet inşası süreçleri, toplumsal hafıza üzerinde –en hafif tabirle‐ yıpratıcı olmuştur. Doğal yollardan oluşması ve gelenekle beslenmesi gereken toplumsal  hafıza, ulusdevletler tarafından siyaseten müdahaleye uğramıştır. Özellikle devrimle kurulmuş ulus‐devletlerde, tamamen doğal olması gereken hatırlayış ve unutuş
süreçleri, yer yer vandalizme varan dramatik ve trajik müdahalelere maruz kalmıştır. Bu tür ülkelerde, yeni bir “şimdi” kurma adına bütün bir geçmişe savaş açılmış ve toplum hafızasız bırakılmıştır. Türkiye de bu süreci yaşamış talihsiz ülkeler kategorisine dâhil edilebilir. Tek parti döneminde yapılan “devrimler” aslında son tahlilde kültürel devrimlerdir ve doğrudan doğruya toplumsal hafızayı hedef almışlardır. Seküler ve ulusal bir hafıza yaratmak uğruna topyekûn bir tarih, siyaseten yeniden kurgulanmış ve toplumun hafızası bu “yeni tarih” ile şekillendirilmek istenmiştir. Eskiye ve geleneğe dair ne varsa ya silinmiş ya kazınmış ya da bastırılmıştır. Tek parti döneminde “modernleşme” adına yapılanlar felsefi zemin olarak Jakoben bir temelden kaynaklanıyordu. Osmanlının sonundan itibaren iki modernleşme tarzı mücadele halindeydi. Prens Sabahattin’in ve sonralarda da Karabekir’in önerdiği, devrim yerine evrimi esas alan Anglo‐Sakson modernleşme modeli maalesef iktidar imkânı bulamamıştı. Sonuçta, önce İttihatçılar daha sonra da Kemalistler tepeden inmeci ve devrimci Jakoben modernleşme tarzını uyguladılar. 1950’den itibaren bastırılmış ya da unutturulmaya çalışılmış toplumsal hafızaya ait kültürel unsurlar yeniden gün yüzüne çıktı. Bu bağlamda toplumsal hafıza da yeniden kendini tamir etmeye, unuttuklarını hatırlamaya başladı.
Her ne kadar on yılda bir yapılan darbeler ile topluma ve doğal olarak hafızaya müdahale edilse de özellikle son zamanlarda toplumsal hafıza sivil, özgür ve özel yollardan yeniden inşa ediliyor. Devletin unutturmaya çalıştıkları yeniden kamuoyunun gündemine girmeye başlıyor. Özellikle mikro tarih çalışmaları, sözel tarih çalışmaları ve sayısı her gün artan anı kitapları, devletin dışında ve devlete rağmen, toplumsal hafızanın yeniden oluşması yönündeki önemli adımlar olarak öne çıkıyor. Örneğin geçen yılın sonlarında Onur Öymen’in sebep olduğu bir tartışmanın sonucunda Dersim olaylarıyla ilgili yüzlerce anı aniden ortaya dökülüverdi. Devletin bütün bastırmasına rağmen toplumun olup bitenleri unutmadığı, bir yerlere sakladığı ve özgür ortamlarda ortaya döktüğü anlaşıldı. Toplumsal hafıza bağlamında Türkiye’deki gelişmeleri Esra Özyürek’in şu satırları son derece özetleyici niteliktedir: “Türkiye’de toplumun hafızası yok diyenlerin inadına son yıllarda daha önce hiç olmadığı kadar anı kitabı ardı ardına yayımlanıyor. Daha çıkar çıkmaz da en çok satan kitap raflarında ve korsan kitap tezgâhlarında yerlerini alıyorlar. İlk defa hobi olarak Osmanlıca kursları açılıyor. Önceleri ‘ağır’ ve alaturka’ bulunup evlerden atılan mobilyalar, eskicilerden ve müzayedelerden kucak dolusu para verilerek eve geri getiriliyor. 20’li yaşlardaki insanlar dedeleri ve ninelerine nereden geldiklerini
soruyor, onların gençlik resimlerini duvarlarına asıyorlar. Geçmişe ait bilgileri şekillendiren toplumsal hafıza tükenmek bilmeyen bir hevesle yeni hatıralar yazıyor, eskilerini siliyor.” Özetle, genel olarak modernizmin ve özel olarak da ulus‐devletin tahakkümü zayıfladıkça toplumsal hafızanın da daha sivil ve doğal yollardan, gayri resmi olarak yeniden oluştuğuna şahit oluyoruz. Toplum hafızasına yeniden
kavuşuyor. Toplum kendisine biçilen konfeksiyon elbiseyi yırtıp atıyor; kendi elbisesini kendisi dikiyor; devletin kurduğu evden çıkıp kendi evine dönüyor. Bu bağlamda, Türkiye’de son zamanlarda oplumsal hafızayı yeniden kurma ve doğru ve sivil bilgilerle tahkim adına önemli çalışmalar yapılıyor. Kaliteli ve güçlü yazılardan oluşan Muhafazakâr Düşünce’nin bu sayısı da bu çerçevede önemli bir katkı olarak görülmelidir. Bilindiği gibi muhafazakâr düşünce, Fransız Devrimi’ni insanlık tarihi açısından son derece yıkıcı sonuçları olan talihsiz bir gelişme olarak kabul eder. Bu devrimin yıkıcılığı sadece Fransa ile sınırlı kalmamış tüm dünyayı etkisi altına almıştır. O yüzden, onu övenlerin tersine, Fransız Devrimi her dönem tenkit edilip zararları tasrih edilmelidir. İşte Fatih Duman toplumsal hafıza ve aydınlanma bağlamında Fransız Devrimi’ni yeni bir okumaya tabi tutup tenkit etmektedir: “Aydınlanma’nın çocukları olan Devrimcilerin yeni bir ‘insan’ ve ‘toplum’ yaratmak için savundukları argümanlar ve uygulamaya koydukları radikal değişiklikler, gerçekte organik bir gelişimin ürünü olan toplumun hafızasını mekanik bir tavırla yeni baştan inşa etme arzunu yansıtmaktadır. Muhafazakârlara göre, ‘toplumsal hafıza’nın taşıyıcılığını yapan ‘ara kurumlar’ı tasfiye eden Fransız Devrimi ve sonrasında gerçekleşen Devrimlerin zorunlu sonucu, özgürlük alanlarını daha çok kısıtlayan ‘kapsayıcı bir devlet’ ya da bir tür ‘totaliter devlet’tir.” Toplumsal hafıza, kültür ve kimlikle çok yakından ilişkili bir kavramdır. Kültürel olanın gittikçe siyasallaştığı küresel bir dönemde, toplumsal hafıza bağlamında kültür‐kimlik tartışmalarının derinlemesine irdelenmesi gerekiyor. Ulus‐devletlerin zayıflamasıyla onların dayattığı tekçi ve homojen “toplumsal hafıza” kavramı yerine “toplumsal hafızalar” ortaya çıkmaya başladı. Özgür Erden’in yazısı bu eksen üzerinde ilerliyor ve farklı bir siyaset biçiminin geliştirilmesini öneriyor. Erden’e göre, eğer her grup ve kimliğe ait birbirinden farklı toplumsal hafıza(lar), demokratik ve katılımcı bir siyaset zemininde kamusal müzakerenin temel tartışma konusu haline gelirse bir kimliğin sağlıklı oluşmasında önemli bir ilerleme kaydedilebilir. Böyle bir şey, her şeyden önce bugüne kadar uygulana gelen “unutma siyaseti”nin dışında farklı bir siyaset biçimi geliştirmekle mümkündür. Totaliter rejimler modernleşmenin bir ürünü olarak 20. yüzyılı bir dehşet yüzyılına evirmişlerdir. Totaliter felsefe en geniş uygulama imkânını 20. asırda bulmuş olmakla birlikte kökeni Platon’a kadar uzatılır. Bu sayımızda Halis Çetin bu zor işi hakkıyla yapıyor ve totaliter liderlerin “soylu” yalanlarını deşifre ediyor: “Totaliter liderler soylu amaç ilân ettikleri mutlak ve üstün devlet inşasını bu devlete uygun insanlar yaratmak ve bu insanları soylu yalanlarla düzenlemek için ullanmışlardır… Hepsinin de amacı ortaktır; yeni bir siyasal sistem için “tabula rasa” yapmak ve toplumsal hafızada eskiye dair ne varsa ya yok etmek ya da her türlü yöntemi ve aracı kullanarak onu değiştirmek.” Muhafazakâr düşünce her türlü kurucu‐akıl operasyonlarına, toplumsal mühendislik tasarımlarına karşıdır. Modernleşme ve ulus‐devlet süreçlerinde ise bu eleştirilenler yoğun olarak siyasal ve sosyal alanda görülmüştür. Baran Dural’ın her açıdan yetkin makalesi, modernitenin Çifte Devrimler Çağı ile beraber tüm dünyaya yaydığı, “Devlet/ ulus‐devlet/ millet/ milliyetçilik/ ben öteki” kavramlarını, yeni bir yapıbozumu girişimiyle derinlemesine irdeliyor. Burak Gümüş, ortak bir kimlik oluşturma yöntemi olarak kullanılan ve tarihsel gerçeklik ile hafızanın farkını ortaya koyan “kollektif bellek” kavramı üzerinden “hatıralar savaşı” ve “karşı hafıza” üzerinde yoğunlaşıyor. Gümüş ayrıca, grupların kendi kimliklerinden emin olma durumlarına ve başka gruplarla ilişkilerinin düzenlenmesine yardımcı olan kültürel hafıza kavramını, belirli şahıslar, olaylar, tarih ve mekânlara odaklanan anma törenleri üzerinden irdeliyor. Pozitivizmin ağır etkisi altında kurulan Cumhuriyet’in birinci ütopyası
“yeni bir toplum” yaratmaktı. İlyas Söğütlü’nün vurguladığı gibi, Pozitivizme göre aklın ve bilimin rehberliğinde hazırlanacak projelerle azgelişmiş ülkelerin Batı düzeyine erişmesi pekâlâ mümkündür. Bunun ön koşulu ise zihinleri gelenek ve dinin etkisinden kurtarmak ve her şeyi boş bir levha (tabula rasa) üzerinde yeniden başlatmaktır. İlham kaynağını bu pozitivist tezden alan Cumhuriyet modernleşmesinde öncelik, geçmişin unutturulması ve yeni bir bireysel ve toplumsal hafızanın oluşturulmasına verilmiştir. Yahya Kemal, Ahmet Cevdet Paşa’dan sonra Türkiye muhafazakârlığının en önemli fikri temsilcisidir. Yahya Kemal, geçmişin ve nostaljinin romantik şairi olarak anılır, ancak muhafazakâr fikriyata katkısı üzerinde pek duran olmamıştır. Cemal Fedayi derinlikli yazısıyla ihmal edilen bu konuda önemli bir irdelemede bulunuyor. Yahya Kemal’in fikriyatını, modernleşme ve toplumsal hafıza kavramları bağlamında ve teorik bir çerçevede analiz ediyor. Fedayi’nin yazısının sonundaki Huntington’dan yapmış olduğu alıntı Türkiye ve Rusya gibi kültürel açıdan “bölünmüş ülkeler”in hal‐i pürmelalini pek sürecini yakalayamamış, sadece sınırlı sayıda dergi hayatını günümüze kadar sürdürebilmiştir. Kısa süreli çıkan yayınların edebi ve bilimsel öneminin büyüklüğünü konu dışı tutarak şunu söylenebiliriz ki, geleneği olan ve uzun yıllar hayatını devam ettirmeyi başarabilen yayınlar toplumsal hafızayı güçlendirmenin ana unsuru olabilmektedirler. Bu doğrultuda Adem Efe, son sayımızda Türkiye’nin ilk sosyoloji dergisi olan Ulûm‐ı İctimâiyye ve İktisâdiyye Mecmuası’nı tanıtıyor. İki küsur yıllık yayım hayatıyla Türk sosyoloji ve iktisat tarihine damgasını vuran bu derginin tanıtımı yapıldıktan sonra derginin ‘Mukaddime ve Programı’ günümüz sosyologlarının istifadesine sunuluyor. Toplumsal hafızayı kaliteli ve dopdolu bir şekilde inceleyen bu sayımızda sizlere iyi okumalar diler, gelecek sayımızın “nostalji” konusunu işleyeceğini tüm okurlarımıza hatırlatırız.

İbrahim Sarıtaş

TOPLUMSAL HAFIZA, (FRANSIZ) DEVRİM(İ) ve SOSYAL/SİYASAL KURAM

TOPLUMSAL HAFIZA, (FRANSIZ) DEVRİM(İ) ve SOSYAL/SİYASAL KURAM

Bu çalışma, ‘toplumsal hafıza’nın kurumsal unsurlarının muhafazakâr düşüncedeki önemine odaklanmıştır. Muhafazakârlık modern dönemdeki ilk şekillenmesini, Fransız Devrimi’nin ‘toplumsal hafıza’ya yönelik saldırılarına getirdiği eleştirilerle gerçekleştirmiştir. Aydınlanma’nın çocukları olan Devrimcilerin yeni bir ‘insan’ ve ‘toplum’ yaratmak için savundukları argümanlar ve uygulamaya koydukları radikal değişiklikler, gerçekte organik bir gelişimin ürünü olan toplumun hafızasını mekanik bir tavırla yeni baştan inşa etme arzunu yansıtmaktadır. Muhafazakârlara göre, ‘toplumsal hafıza’nın taşıyıcılığını yapan ‘ara kurumlar’ı tasfiye eden Fransız Devrimi ve sonrasında gerçekleşen Devrimlerin zorunlu sonucu, özgürlük alanlarını daha çok kısıtlayan ‘kapsayıcı bir devlet’ ya da bir tür ‘totaliter devlet’tir. Bu çalışma muhafazakâr düşüncedeki bu temel argümanın sosyal ve siyasal teorideki sonuçlarını incelemektedir. Anahtar Kelimeler; Toplumsal Hafıza, Fransız Devrimi, Organik Bütünlük, Ara Kurumlar, Rasyonalist Siyaset, Totaliter Devlet, Muhafazakârlık

TOPLUMSAL HAFIZA(LAR), ‘HESAPLAŞMA SİYASETİ’ ÜZERİNDEN KAMUSAL MÜZAKERE ALANI OLARAK TAHAYYÜL EDİLEBİLİR Mİ ? Özgür O. ERDEN

TOPLUMSAL HAFIZA(LAR), ‘HESAPLAŞMA SİYASETİ’ ÜZERİNDEN KAMUSAL MÜZAKERE ALANI OLARAK TAHAYYÜL EDİLEBİLİR Mİ ? Özgür O. ERDEN

Toplumsal Hafıza(lar), kimlik kavramıyla çok yakından bağlantılıdır. Bu bağlantı, günümüzde yaşanan kimlik tartışmaları dolayısıyla daha büyük bir önem arz etmektedir. Çünkü toplumsal hafıza, bir kimliği inşa etme veya oluşturmada temel öğelerden biridir. Sadece kimliği oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda bu kimliğin sürekliliğini ve canlı kalmasını sağlar. Toplumsal hafızanın bu kadar çok önem kazanması kimliği oluşturan temel bir unsur olmasının yanında ulus‐devlet oluşturma aşamasından geçmiş tüm toplumlarda siyasal gündemi meşgul eden kimlik tartışmalarıyla da ilişkilidir. Kimlik tartışmaları, siyasal alanın temel tartışma konusunu oluşturduğundan beri her gruba ait farklı kimliklerin oluşmasını sağlayan toplumsal hafıza(lar) da bu tartışmada yerini alır. Bunun temel nedeni, bir kimliği oluşturmakla beraber kimlik tartışmalarına bir katkı sunma ya da çözüm getirme noktasında kamusal bir müzakere alanı olarak demokratik ve katılımcı bir siyasetin oluşturulma zemininde toplumsal hafızaların yer almasıdır. Eğer her grup ve kimliğe ait birbirinden farklı toplumsal hafıza(lar), demokratik ve katılımcı bir siyaset zemininde kamusal müzakerenin temel tartışma konusu haline gelirse, bir kimliğin sağlıklı oluşmasında önemli bir ilerleme kaydedilebilir. Böyle bir şey, her şeyden önce bugüne kadar uygulanagelen ‘unutma siyaseti’nin dışında farklı bir siyaset biçimi geliştirmekle mümkündür. Bu siyaset biçimi, geçmişle hesaplaşmayı amaç edinen bir –‘hesaplaşma siyaseti’üzerinden –‘demokratik hatırlama siyaseti’‐nin oluşturulmaya çalışıldığı kamusal bir müzakere alanı olarak demokratik ve katılımcı bir siyasettir. Burada da kimlik tartışmalarına katkı sağlaması bağlamında bu tür bir siyaset biçiminin oluşturulması/tahayyül edilmesi konu edinilmektedir. Anahtar Kelimeler; kimlik, toplumsal hafıza, hesaplaşma siyaseti, demokratik hatırlama siyaseti, kamusal müzakere

PLATON İLE BAŞLAYAN TOTALİTER GELENEK; TOPLUMSAL HAFIZANIN “TABULA RASA”SI: SOYLU AMAÇ, SOYLU AKIL ve SOYLU YALANLAR Halis ÇETİN

PLATON İLE BAŞLAYAN TOTALİTER GELENEK; TOPLUMSAL HAFIZANIN “TABULA RASA”SI: SOYLU AMAÇ, SOYLU AKIL ve SOYLU YALANLAR Halis ÇETİN

Platon ile başlayan toplumsal hafızanın “tabula rasa”sı üzerine kurulu totaliter geleneği hem teorik alana hem de pratik alana uygulayan soylu akıllar sürdürmüştür. Platon gibi soylu aklı temsil eden nice totaliter liderler soylu amaç ilân ettikleri mutlak ve üstün devlet inşasını bu devlete uygun insanlar yaratmak ve bu insanları soylu yalanlarla düzenlemek için kullanmışlardır. Bu totaliter geleneğin ortak yanı belirledikleri soylu amaçlar için toplumsal hafızanın silinmesi, yeni bir toplum ve toplumsal hafıza yaratmak isteğidir. Bu amaç için zihinsel anlamda eğitim, mitoloji ve ideoloji; geleneksel anlamda masal, tarih, din, kültür ve hukuk; toplumsal anlamda yeni ritüeller, müzik, beden eğitimi, dil, kıyafet, yasalar ve sınıflar kullanılmıştır. Bu yüzden Platon’u anlamak demek, soylu amaç, soylu akıl ve soylu yalanlar ile yeni bir düzen inşa eden tüm totaliter geleneğin ve sistemlerin şifrelerini çözmek demektir. Çünkü hepsinin de amacı ortaktır; yeni bir siyasal sistem için “tabula rasa” yapmak ve toplumsal hafızada eskiye dair ne varsa ya yok etmek ya da her türlü yöntemi ve aracı kullanarak onu değiştirmek. Anahtar Kelimeler; Platon, Devlet, Toplumsal Hafıza, Tabula Rasa, Totaliterizm

TOPLUMSAL BELLEĞİN YAPIBOZUMUNDA MODERNİTE ve TEMEL KAVRAMLAR: DEVLET/ULUS‐DEVLET‐MİLLET A. Baran DURAL

TOPLUMSAL BELLEĞİN YAPIBOZUMUNDA MODERNİTE ve TEMEL KAVRAMLAR: DEVLET/ULUS‐DEVLET‐MİLLET A. Baran DURAL

Bir toplumun ayakta kalabilmesi, bir arada yaşayabilmesi açısından asgari müştereklerde buluşulan bir toplumsal bellek anlayışına ne denli ihtiyaç duyulmaktaysa, belli akım ve/veya kişilerin kafalarında uslamladıkları varsayımsal bir toplumsal belleği kitlelere dayatması da o denli kaçınılması gereken arayışlardandır. Toplumsal bellek, o toplumun tüm üyelerini gönüldaşlık‐duygudaşlık zinciriyle birbirine bağladığında ya da karar alma süreçlerinde halkın önüne sunulacak farklı ama yapıcı tezleri derleyip toparladığında faydalıdır. Yapısı gereği toplum mühendisliğinin üzerinde gerçekleştiği tarihin‐siyasal eylemin mücadele alanı olan toplumsal bellekte girişilecek lüzumsuz “tek‐tipleşme/tek‐tipleştirme”, sadece verili toplumu; gelenekler‐adetler‐inançlar‐duygular dolayımıyla köleleştirmeye yarayacaktır. Bu yazıda modernitenin Çifte Devrimler Çağı ile beraber tüm dünyaya yaydığı, “Devlet/ulus‐devlet/millet/milliyetçilik/ben‐öteki” kavramları, yeni bir yapıbozumu girişiminin eşiğinde irdelenmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Modernite, Ulus‐devlet, Devlet, Millet, Toplumsal Bellek, Kimlik, Toplumsal Bilinçaltı, Kültür.

KOLLEKTİF BELLEK, ʺHATIRALAR SAVAŞIʺ ve ʺKARŞI HAFIZAʺ ÜZERİNE Burak GÜMÜŞ

KOLLEKTİF BELLEK, ʺHATIRALAR SAVAŞIʺ ve ʺKARŞI HAFIZAʺ ÜZERİNE Burak GÜMÜŞ

Bu makalede ortak bir kimlik oluşturma yöntemi olarak kullanılan, tarihsel gerçeklik ve hafızanın farkını ortaya koyan kollektif bellek kavramının, farklı gruplar arasında birbirleriyle çelişen hatıralar kavgasında nasıl kullanıldığı dünyadan ve Türkiyeʹden çeşitli örneklerle ele alınmaktadır. Ayrıca mücadele hatıraları hakkındaki hatıra mücadelelerinin, aykırı hafızanın resmi tarihinin yalanlanmasına kadar sürdüğü görülmektedir. Ayrıca grupların kendi kimliklerinden emin olma durumlarına ve başka gruplarla ilişkilerinin düzenlenmesine yardımcı olan kültürel hafıza, belirli şahıslar, olaylar, tarih ve mekânlara odaklanan anma törenleri üzerinden irdelenmektedir. Anahtar Kelimeler; Kültürel Bellek, Hatıra Kavgaları, Anma Töreni, Karşı Hafıza

CUMHURİYET’İN POZİTİVİST ÜTOPYASI: YENİ BİR TOPLUM YARATMAK İlyas SÖĞÜTLÜ

CUMHURİYET’İN POZİTİVİST ÜTOPYASI: YENİ BİR TOPLUM YARATMAK İlyas SÖĞÜTLÜ

Bu çalışma, Batı’nın askerî, iktisadî ve siyasî baskısının yarattığı, tarihsel geç kalmışlık sendromu ve bundan beslenen devrimci ruhun, Cumhuriyet Türkiye’sindeki düşünsel ve politik düzlemdeki yansımaları üzerinedir. Batı’da tarihsel bir süreç içinde oluşan modernlik, Batı dışı toplumlarda bir proje olarak gündeme gelmiştir. Modernliği, bu yolla var etmeye çalışan toplumlardan biri hiç şüphesiz Osmanlı‐Türk toplumudur. Kurucu aklın kılavuzluğunda her şeyin yıkılarak ideal bir forma göre yeniden inşa edilebileceği biçimindeki Aydınlanma iyimserliğinden kaynaklanan bu görüşün Osmanlı’ya intikali, rasyonalizm, biyolojik materyalizm ve özellikle de pozitivizm üzerinden gerçekleşmiştir. Pozitivizme göre aklın ve bilimin rehberliğinde hazırlanacak projelerle azgelişmiş ülkelerin Batı düzeyine erişmesi pekâlâ mümkündür. Bunun ön koşulu ise zihinleri gelenek ve dinin etkisinden kurtarmak ve her şeyi boş bir levha(tabula rasa)üzerinde yeniden başlatmaktır. İlham kaynağını bu pozitivist tezden alan Cumhuriyet modern leşmesinde öncelik, geçmişin unutturulması ve yeni bir bireysel ve toplumsal hafızanın oluşturulmasına verilmiştir. Bu yolla geriliğin sembolü ve ilerlemenin engeli olan geçmişin tasfiyesi ile akılcı rasyonel insanın ortaya çıkacağı ve bu insan tipinin de çağdaş Batılı toplumu var edeceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Rasyonalizm, Pozitivizm, Kemalizm, Toplumsal Hafıza

MODERNLEŞME, TOPLUMSAL HAFIZA ve YAHYA KEMAL

MODERNLEŞME, TOPLUMSAL HAFIZA ve YAHYA KEMAL

Yahya Kemal muhafazakâr düşünceyi temsil eden önemli bir fikir ve sanat adamıdır. Tarihe büyük önem veren Yahya Kemal toplumsal hafıza ve bu hafızayı oluşturan unsurlar üzerinde titizlikle durmuştur. Toplumsal hafızanın canlı ve sağlam tutulmasına önem veren şair kendi eserleriyle eski ile yeniyi buluşturmaya, irtibat noktaları inşa etmeye çalışmıştır. Bu çalışmada Yahya Kemal’in şiirlerindeki toplumsal hafıza ile ilgili vurgular ve fikirler mercek altına alınmış ve modernleşme bağlamında analiz edilmiştir. Çalışmada modernleşme ve toplumsal hafıza konusunda teorik bilgiler de verilmiş; ayrıca Türk modernleşmesi üzerinde kısaca durulmuştur. Anahtar Kelimeler; Toplumsal Hafıza, Modernleşme, Türk Modernleşmesi, Yahya Kemal, Kültür, Kimlik, Gündelik Hayat

TÜRKİYE’NİN İLK SOSYOLOJİ DERGİSİ: ULÛM‐I İKTİSÂDİYYE ve İCTİMÂİYYE MECMÛASI ve ‘MUKADDİME VE PROGRAMI’ Adem EFE

TÜRKİYE’NİN İLK SOSYOLOJİ DERGİSİ: ULÛM‐I İKTİSÂDİYYE ve İCTİMÂİYYE MECMÛASI ve ‘MUKADDİME VE PROGRAMI’ Adem EFE

15 Kanûnu Evvel 1324/28 Aralık 1908’de ilk sayısını yayımlayarak neşir hayatına başlayan Ulûm‐ı İctimâiyye ve İktisâdiyye Mecmuası, 1 Nisan 1327/1911’de 27. sayısıyla okuyucularına veda etmiştir. İki küsur yıllık yayım hayatıyla Türk sosyoloji ve iktisat tarihinde yeri doldurul(a)maz bir yer tutan dergi, ülkemizin ilk sosyoloji dergilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma‐ da mecmuanın kısa bir tanıtımı yapıldıktan sonra dergiler için önemli bir yer tutan yayım politikaları bağlamında mevkutenin ‘Mukaddime ve Progra‐ mı’nın günümüz sosyologlarının istifadesine sunulması uygun görülmüştür. Anahtar Kelimeler; II. Meşrûtiyet, Basım‐Yayım, Dergi, Ulûm‐I İktisâdiyye ve İctimâiyye Mecmûası, Ahmed Şuayb, Câvid Bey, Rıza Tevfik.

ULÛM‐I İKTİSÂDİYYE VE İCTİMÂİYYE MECMÛASI’NIN ‘MUKADDİME VE PROGRAM’I Ahmed ŞUAYB-Mehmed CÂVİD Rıza TEVFİK

ULÛM‐I İKTİSÂDİYYE VE İCTİMÂİYYE MECMÛASI’NIN ‘MUKADDİME VE PROGRAM’I Ahmed ŞUAYB-Mehmed CÂVİD Rıza TEVFİK

M emleketimizin ciddî bir ihtiyâcına tekâbül etdiğini zann eylediğimiz bu mecmûayı‐beş aydan beri ma’rûz olduğumuz büyük bir gazete ve mec‐ mûa hücumuna rağmen‐te’sîs ediyoruz. Bizim içün eski, pek eski bir eme‐ lin sahne‐i hakîkatde tecellisinden ibâret olan bu mecmûayı milletin ter‐ biye‐i iktisâdiyye ve ictimâiyyesine ciddî sûretde hizmet edebilecek bir mertebeye is’âd eylemeğe bütün kuvvetimizle çalışacağız. Bu mesâimiz yalnız kendi mecmûamız olduğu içün buna karşı hissetmekliğimiz pek ta‐ biî olan bir merbûtiyyetden dolayı değil, Osmanlı milletinin bugün mesâil‐ i iktisadiye ve ictimâiyeye her şeyden ziyâde alaka‐dâr olmak mecbûriyet‐ i kat’iyyesinde bulunmasından nâşi olacakdır. Mine’l‐kadîm aldığımız çü‐ rük terbiye ve buna inzimâm eden son otuz üç senelik seyyiât‐ı idareye bizi gerek kendimizin, gerek etrafımızı muhît olan küçük büyük hükü‐ metlerin hayat‐ı iktisâdiyye ve ictimâilerinde zuhûr eden inkılâbât‐ı mühimmeye kesb‐i vukûf eylemekden şiddetle men’ ve mahrûm etmişdir.

DAVID HUME: BEŞERİ BİR ÜRÜN OLARAK ADALET Cennet USLU

DAVID HUME: BEŞERİ BİR ÜRÜN OLARAK ADALET Cennet USLU

Hume yönelttiği eleştiriler ile rasyonalizme ciddi bir darbe vurmuştur. Hume’un eleştirilerinin sonuçlarından biri ahlakın beşerî yapılara öncel, in‐ san doğasına içsel, akıl ile keşfedilebilen, evrensel, objektif ve mutlak ilke‐ lerden oluşmadığı fikridir. Bununla birlikte, varolan hatalı imajın aksine Hume’un ahlak ve bilhassa adalet anlayışı sübjektivist veya rölativist değil‐ dir. Bu hatalı imajın nedenlerinden biri Hume’un adalet teorisinin yeterince bilinmemesidir. Bu sebeple bu makalede Hume’un adalet teorisi ele alına‐ rak, Hume’un adalet anlayışı sergilenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla iki temel soru üzerinden hareket edilmiştir. İlki, adaletin insan toplumlarında ilk ola‐ rak nasıl ortaya çıktığı sorusudur. İkincisi ise, adaletin ahlak alanına nasıl girdiği yani niye adil davranışları ahlaken tasvip ederken gayri adil davra‐ nışları ahlaken kınadığımız sorusudur. Adalet insan için gerekli olan toplumun ayakta kalabilmesi için insanlar ta‐ rafından bir konvansiyon olarak icat edilmiştir. Adaletin ahlakın konusu ha‐ line gelmesi ise adalet için doğal motivasyonu sağlayan kişisel çıkar ile ka‐ mu çıkarına yönelik sempati vasıtasıyla olmaktadır. Adalet insan doğasının özellikleri ile insanın yeryüzünde içinde bulunduğu durumun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden adalet yer ve zaman fark etmeksizin tüm insan toplumlarında aynı ilkelerin bulunması anlamında “evrensel” ve keyfi ve rast gele olmaması bakımından “objektiftir. Anahtar Kelimeler: Ahlâk, Adalet, Konvansiyon, Yapay Erdem, İcat

Mdd Pdf görüntüle

 

İlginizi Çekebilir?

mdd51

51. Sayı – Dünya Siyasetinde Muhafazakârlık

Muhafazakâr Düşünce Dergisi bu sayısında, muhafazakâr ideolojinin çoklukla ihmal edilen bir boyutuna odaklanıyor: Dış politika. ...