SON SAYIDAN

Makale Özetleri

Çağdaş İslâm düşünürlerinden M. A. el-Câbirî (1936-2010), modern ilgi ve kaygılarla yöneldiği tarihsel İslâm düşüncesinin epistemolojik paradigmaları üzerindeki okumalarını provakatif bazı iddialarla sonuçlandırır. Ancak onun sonuçlarından ziyade bu sonuçlara ulaşırken takip ettiği yöntem ve temel ön-kabullerinin analizi sonuçlardan daha önemli görünmektedir. Bu makalede Câbirî’nin İslâm düşüncesi okumalarındaki ön kabullerinden ve tüm analizlerine sirayet etmiş olan din ile akıl arasındaki analizlerine yoğunlaşacağız. Özellikle din-akıl ilişkilerini modern düşüncenin ön kabulleri üzerinden anlamaya çalışmasının onu gelenek-modern dikotomisine sevk ettiğini tespit edeceğiz. Din ve akıl ilişkilerini gelenek-modernlik kategorisi üzerinden okumanın hem bugünün yanıltıcı paradigmaları açısından büyük bir sorun teşkil ettiğini hem de İslâm düşüncesinin tarihsel mirasını sahih bir biçimde anlaşılmasını da engellediği ifade edeceğiz.

Bosna Hersek eski Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç aynı zamanda çağdaş İslâm düşüncesine özgün katkılar sunmuş bir düşünürdür. İslâm dünyasının meselelerine odaklanmış ve üçüncü yol anlayışına bağlı olarak bir İslâmî yeniden doğuş üzerine düşünceler geliştirmiştir. İslâm’ı maneviyatçılık ve materyalizmin dışındaki tek alternatif olarak kabul eden İzzetbegoviç, İslâm dünyasının Müslüman toplumlardaki tutucu gelenekselcilik ile İslâm’ı reddeden modernist anlayış arasında bir kriz yaşadığını iddia etmiştir. Onun çağdaş İslâm düşüncesine katkıları, özellikle bu krizi tanımlama ve aşma konusunda dikkate değerdir.

Ali Şeriati, modern dönem devrimci İslâm düşüncesinin önemli düşünürlerinden birisidir. Eserleri sadece İran’da değil tüm İslâm dünyasında ciddi etki yaratmıştır. Bu makale spesifik olarak Ali Şeriati’nin siyasal teorisine odaklanmıştır. Bu çerçevede dinsel/siyasal kavramlara getirdiği devrimci tanımlar, İmamet ve Hilafet’in yeniden yorumlanmasına dayanan iki aşamalı siyasal modeli incelenmiştir. Çalışmanın temel odak noktası Ali Şeriati’nin nasıl bir siyasal sisteme çağrıda bulunduğunun ya da düşüncelerinin/argümanlarının sonucu olan muhtemel siyasal çıktıların neler olduğunun tartışılmasıdır. Özcesi Şeriati’nin siyasal düşünceye/sisteme ilişkin argümanlarının teorik düzeyde eleştirel bir çözümlemesi yapılmaya çalışılmıştır.

Çağdaş Arap-İslâm düşünce dünyasının en önemli simalarından biri çağdaş Mısırlı düşünür Hasan Hanefi’dir. Hanefi, reform projesini kültürel boyutu ile ‘gelenek ve yenilenme’; politik boyutu ile ‘İslâmî Sol’ olarak adlandırır. Ona göre kültürel miras, çağdaş Arap-İslâm bilincini belirlediğinden Arap dünyasında başarılı olmak isteyen her yenilikçi girişim bu mirası dikkate almak zorundadır. Miras, projenin meşruiyeti kadar otansitesini de sağlar. Onun amacı yeni bir okuma yaparak geleneğin yeni bir kavrayışını ortaya koymak ve çağdaş Arap bilincini yenilemektir. Politik amaçların motive ettiği yenilenme projesine yön veren şey toplumun realitesi ve ihtiyaçlarıdır. Proje, İslâm dünyasındaki problemlerin sebeplerini analiz ettiği gibi ilerleme ve kalkınma için bir yöntem de sunar. Bu projesiyle Hanefi, akideyi devrime, nassı vakıaya dönüştürür ve oksidentalizmle Batı’yı da kendi sınırlarına çekilmeye zorlar. Geleneği devrimci bir ideoloji olarak yeniden inşa eden Hanefi’nin arzusu Arap toplumu mobilize etmek ve yenilgiyi zafere dönüştürmektir.

Yaklaşık üç asırdır süregelen Çağdaş İslâm Düşüncesindeki yenilik arayışları içerisinde pek çok farklı öneri yer almıştır. Bu önerilerden biri 20. yy’ın en üretken ve eleştirel zihin yapısına sahip isimlerinden biri olan Muhammed Âbid el-Câbirî’ye aittir. Ona göre İslâm dünyasının mevcut olumsuz halinden kurtulması için yeni bir epistemolojik yapılanmaya ihtiyaç vardır. Bu ise, epistemolojik zeminlerin yani düşüncenin değil düşünceyi üreten mekanizmaların değiştirilmesiyle gerçekleşebilir. Bu noktada öncelikle yapılması gereken İslâm düşüncesindeki mevcut epistemolojilerin yapısalcı bir metotla analiz edilmesidir. Eleştirel bir akılcılıktan hareket ederek hedeflediği analizi gerçekleştiren Câbirî, yeniden yapılanma önerisini de bu çözümlemesi üzerine bina eder. Çalışmamız Câbirî’nin düşünsel serüveninin genel bir özetini ortaya koymaya yöneliktir.

Bu yazı, Seyyid Kutub’un düşüncesini 5 ana başlık çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. Bunlar, ‘cahiliye’ kavramına getirdiği yeni yorum, Örnek Kur’an Nesli tanımı, ‘metod’ tartışmasındaki ‘İlahi Yöntem’ vurgusu, ‘bilimsel tefsir’e yönelik eleştirisi ve ‘dil tartışması’ndaki özgün tutumudur. Onun bu alanlarda öne sürdüğü ‘özgün’ görüşleri, Çağdaş Müslüman Düşünce’ye yapılmış müstesna katkılar olarak görmek mümkündür.

Mülakat

Bedri Gencer, “hikmetin bayraktarı” sayılan, yaşayan en önemli Müslüman düşünürlerden. Hikmet yolundaki bütün entelektüel serüvenini özetlediği, hikmet yolculuğunun kapsamlı bir muhasebesini yaptığı bu konuşmayla onun sosyal bilime yaptığı hikmet aşısını göstermek istedik.

Hikmetin Kalbine Yolculuk

Sayın hocam, siz bugün “hikmetin bayraktarı” olarak görülüyorsunuz. Bundan kasıt, elbette “hikmet” başlıklı cilt cilt kitaplar yazmanız, entelektüel bir hevesle bu işin edebiyatını yapmanız değil, hem bir amelî şuur, hem bir ilmî paradigmaya dönüştürmek üzere hikmetin nasıl kayb edildiğini ve yeniden keşfedilebileceğini çağımız insanına anlatmanızdır. Bu yolda hatırı sayılır bir mesafe aldığınızı söylemek mümkün. Entelektüel mesleğinizde hikmet kavramı niçin ve nasıl merkeze geçti?

Modern dünyada kayb ettiğimiz her şeyin kaynağı olduğunu keşf edince hikmetin peşine düştüm. Hikmet, dünyanın anahtarıdır; dolayısıyla Max Weber’in metaforuyla modernliğin insanı haps ettiği “demir kafes”i açacak anahtar da hikmettir. Tek bir misal olarak modern akademik “konu/disiplin” ayırımının tahkiki, hikmet ile modern hikmetsizliği karşılaştırmaya yeter. Hikmet, “ilim/amel, kâl/hâl, obje/süje” bütünlüğünü öngördüğü için geleneksel dünyada bugünkü gibi “ahlak/ahlak-bilimi” tarzında “konu/disiplin” ayırımı yoktu. “Ekonomi, fıkıh” kavramları buna misal olarak yeter.

Değerlendirme

Bu makalede bir siyasal tasavvur biçimi olarak imperyal tahayyül tartışılacaktır. Herhangi bir uygarlık tarihi veya siyasi tarih kitabını ele aldığımızda karşımıza hep imparatorlukların tarihi çıkar, sonra tarihsel bir kopuşla post-imperyal bir döneme girilir ve imparatorlukların izine bir daha rastlanmaz.  Çünkü ani bir sıçramayla birlikte imparatorluklar devrinin kapandığına, modern dünyanın ulus devlet gibi makul ve geçerli tek bir siyasal-toplumsal yapıyı zorunlu kıldığına dair bir dogmaya tutuluruz. Bu post-imperyal dünyayı anlayabilmek uluslararası ilişkiler adında bir disiplinin gelişmesine ve belki de hiç hak etmediği bir saygınlığa erişmesine neden olur. Bu disiplinde dünya adeta bir satranç tahtasıdır. Rasyonel, öz çıkarının bilincinde, özerk ulus devlet aktörlerinin oynadığı bir strateji ve savaş oyunudur bu.

Oysa binlerce yıllık insanlık tarihine baktığımızda dikkatimizi çeken şey, ulus devletlerden veya varlığı yokluğundan daha tartışmalı olan ulusların ilişkilerinden ziyade devasa büyüklüklere ulaşmış, yüzlerce yıl varlığını korumuş, karmaşık ve gizemli yapılar olan imparatorluklardır. Hakikaten tarih bize dünya üzerinde neredeyse her zaman evrensel ölçekte nüfuza sahip bir veya birkaç imparatorluk olduğunu gösterir. Prenslikler, krallıklar veya günümüzde onların muadili olan ulus devletlerden oluşan bir dünya vardır elbette, ama bunun ötesinde dünya düzenini şöyle böyle belirleyen hegemon, hiper ve süper güçlerin var olduğunu hepimiz kabul ederiz. Bunlar süper güçler değil supra-nasyonel siyasal tahayyüllerdir. Aslında oyunun kurallarını belirleyenler ve sistemi kuranlar onlardır. Sistemin işine yarayan her şey sistemi kuranların işine yarar. Bu yeni imparatorluklar bir yapıdan ziyade şebeke veya rizom benzeri yapılarda karşılıklı etkileşim halinde olan amillerdir. Bu aktörleri bir araya getiren, uzlaştıran veya çatışmayı sürdürülebilir kılan ise imperyal tahayyüller ve ilişkilerdir.

Derkenar

İslâm dininin ortaya çıkışı ve yüzyıllar boyunca yaşadığı gelişmeler siyaset bilimi açısından pek çok farklı dinamiği bünyesinde barındırmaktadır. Bu anlamda İslâm’ın siyasallaşmasını ortaya çıkartan parametreler ve peşi sıra yaşanan gelişmeler geniş bir coğrafyada birçok medeniyeti derinlemesine etkilemiştir. Nitekim İslâm’ın ilk siyasal kırılmasından günümüze değin yaşanan evresinde, siyasal çerçeve belirli aktörler üzerinden şekillenmiştir. Bu aktörlerin en dikkat çekeni ise İslâmi cemaatlerdir. Bu bağlamda İslâmi cemaatler imparatorluklardan demokrasilere kadar birçok farklı siyasal sisteme etki ederek iz bırakmışlardır.

Bu çalışmada ise; İslâm’ın siyasallaşmasının kuramsal ve kavramsal kökenlerine inilmeye çalışmış ve Müslümanlar arasındaki ilk siyasal kırılmaları içeren genel bir bakış çizilmiştir. Bu eksende İslâm ve siyaset ilişkisi, İslâm’ın siyasallaşmasının temelleri ele alınmıştır. Ardından bu konunun Ortadoğu’daki pratiklerini ortaya koymak amacıyla, İslâmi cemaatlerin ortaya çıkışı ve söz konusu bu cemaatlerin siyasetle olan ilişkisi incelenmiştir. Bu ilişki çerçevesinde Ortadoğu’dan ve Afrika’dan önemli İslâmi cemaatlerin liderleri ve genel düsturları detaylandırılmış, nihayetinde ise siyasete yönelik etkilerine ampirik örnekler sunulmuştur.

İslâm düşünce tarihi incelendiğinde bilim ve felsefe alanında 12.yüzyıla kadar Müslümanların, klasik bilimlerin her alanında ve felsefede geniş çapta ve çok yönlü bir araştırma çabası içinde olduğunu görüyoruz. Müslümanlar bu süre içinde bir yandan Eski Yunan ve Hintli düşünürlerin eserlerini dikkatle incelerken, diğer yandan da bunlardan tamamen farklı yaklaşım ve metotlar geliştirmişlerdir.

Bu çalışmada Müslüman ilim adamlarının, ilim dünyasına katkıları karşılaştırmalı bir yaklaşım ve tarihsel gelişimiyle birlikte değerlendirilecek ve bu katkıların arkasındaki dünya görüşü incelenecektir.

Bu çalışmada, doğrudan demokrasi ve temsili demokrasi kavramlarından yola çıkarak, ilgili modellerin hangi noktalarda daha elverişli ve “halk”ın ihtiyaçlarına cevap verme konusunda daha etkin olduğu konusu ele alınacaktır. Bu bağlamda mekânın küçük ve nüfusun az olması doğrudan demokrasinin, fakat mekân ölçeğinin geniş ve nüfusun kalabalık olması açısından ise temsili demokrasinin uygulanabilirliği açısından daha elverişli ve fonksiyonel olduğu söylenebilir. Bununla birlikte Antik Yunan özelinde belirli bir zümreye mahsus olması (elitist karakteri) doğrudan demokrasi için kronik bir araz teşkil ederken, “temsil(iyet)” krizi de temsili demokrasinin en bilinen sorun alanına işaret etmektedir. Önemli olan husus doğrudan ve temsili demokrasi modelleri arasında net bir ayrıma gitmekten ziyade toplumun ihtiyaç ve tercihlerine olumlu cevaplar üretebilmektir. Bu bağlamda, meseleyi anakronik olmamak kaydı ile her iki modelinde olumlu ve olumsuz yönlerinden faydalanan bir yaklaşım ile ele almak yerinde olacaktır. İlgili yazında temsili demokrasinin temsil krizinin aşılmasına yönelik müzakereci ve radikal model olmak üzere bir takım teorik çözüm önerileri ortaya konmuştur. Çalışmada söz konusu teorik tartışmalara değinilmeyecektir. Zira çalışma, doğrudan ve temsili demokrasi modellerini ele alan, sözü edilen alternatif iki modelin açıklanmasına yönelik teorik bir ön hazırlık mahiyetindedir. Müteakip çalışmada müzakereci modele değinilerek radikal demokrasi modeli üzerinden konu kapsamlı bir şekilde açıklanmaya çalışılacaktır.

Kitap Tahlili

Siyasetin önemli makamlarında hizmet vermiş, toplumsal hayatı etkileyen önemli kararlara imza atmış şahsiyetlerin siyasi hayattan çekildiklerinde anılarını kaleme almaları ve bu yolla siyasi hayat konusunda çalışma yapanlara birinci el kaynak sunmaları geleneğinin varlığından pek söz edilemese de son yıllarda bu yönde önemli örneklerin olduğu söylenebilir. Türkiye’deki siyasal hayata ilişkin gelişmelerin anlaşılması ve bazı olayların açıklanabilmesi için işin içinde bir aktör olarak görev almış kişilerin gözlemlerini, tecrübelerini, değerlendirmelerini ve düşüncelerini bilmenin önemi asla küçümsenemez. Teorik yorum ve düşüncelerin spesifik olayların açıklanması ve anlaşılmasında çoğu kez yetersiz kaldığı bilinmektedir. Teoride akla gelmeyen, düşünülmeyen herhangi bir faktörün, olayın olmasında ve gelişmelerde nasıl etkili olduğunu ancak işin içinde görev yapan aktörlerin gözlem ve tecrübelerini dinlediğimizde veya okuduğumuzda anlayabiliyoruz. Bu bakımdan hatıra türü literatürün gelişmesinin bu alandaki bilimsel çalışma yapacaklar için büyük bir öneme sahiptir.

ENGLISH

Abstracts

Muhammad Abed al-Jabri, a contemporary Islamic thinker, concludes some of his readings/observatıons/crıtıques on the epistemological paradigms of the historical ıslamic thought towards which he turn  wıth some modern  provocative claims. however what is more important than these conclusions is the analysis of the method which he came to these conclusions wıth, and the main presuppositions he had. ın this article, we will focus on the presuppositions that jabri had on the ıslamic thought and hıs analysis of the religion and rationality. partıcularly, we believe that hıs approach towards religion-rationality with the presuppositions of the modern thought dispatched him to tradition-modernity dicotomy. We will try to explain how reading religion-rationality relationship with the category of  tradition-modernity  constitutes problems not only IN respect to contemporary misleading paradigms, but also it prevents us from comprehending the historical heritage of Islamic thought  in an authentic way.

Former president of Bosnia and Herzegovina, Alija Izetbegovic was a thinker who provided original contributions to contemporary Islamic thought. He focused on problems of Islamic World and developed thoughts on Islamic Renaissance due to his mentality of third way. Izetbegovic accepted Islam as the only alternative beyond spiritualism and materialism and claimed that Islamic World was experiencing a crisis due to conservative traditionalism and modernist mentality in Muslim societies. His contributions to contemporary Islamic thought, are especially considerable in terms of describing and overcoming such crisis.

Ali Shariati is one of the most important thinkers of the revolutionary Islamic thought of modern era. His works have had serious impacts on the entire Islamic world, not only in Iran. This article focuses specifically on the political theory of Ali Shariati. In this context, revolutionary definitions made by Shariati for some religious/political concepts and his two-stage political model based on the reinterpretation of the Imamate and the Caliphate were deliberated. The main focus of this essay is to discuss what kind of a political system Ali Shariati calls for or what potential political outcomes may be induced from his thoughts/arguments. In brief, this article tries to make a critical analysis of Shariati’s arguments as regards political thought/system at a theoretical level.

Egyption thinker Hasan Hanafi is one of the most significant person of contemporary Arabic-Islamic world of thought. Hanafi, with cultural dimension calls his reform project as ‘heritage and renewal’ with politcal dimension as ‘Islamic left’. According to him in Aeabic world every reformist attemp that want to be successfulmust consider cultural heritage, because cultural heritagedetermines contemporary Arabic-Islamic Consciousness. Heritage ensures authenticity of the project as much as legitimacyof it. It’s aim is inrududucing a new understanding by making a new reading and renewing contemporaray Arabic consciousness. The think that steers the renewal Project motivated by political goals of society’s reality and needs. The Project analyzes the reason of Islamic world’s problems and provides a new method for progress and development. Wiht his project, Hanafi transforms religion intı revolution, revelation into relality and pushes West to draw his boundaries by occidenatalism. The aim of Hanafi who reconstructed traditon as a revolutionist ideology is mobilizing Arabis society and transforming defeat into victory.

The contemporary Islamic Thought, which has been around for about three centuries, has seen different proposals as part of quest for renewal. One of such proposals is offered by Muhammed Abid el-Cabiri , who has been one of the most productive and critical thinkers in the 20th century. According to Cabiri, the Islamic world needs a new epistemological restructuring, in order for it to move beyond its current negative state. This can be accomplished not through changing the epistemological ground, i.e. thought, but through mechanisms that produce thought. At this point, what needs to be done first of all is to analyze the existing epistemologies in the Islamic world, based on a structuralist methodology. Having acomplished his desired analysis through critical reasoning, Cabiri bases his proposal for restructuring on this analysis. This study seeks to provide a general summary of Cabiri’s intellectual trajectory.

This article aims at discussing the thinking of Seyyid Qutb under 5 main titles. These titles are: a new interpretation of the concept of ‘Jahilliya’; the Koranic Definition of the Exemplar Generation; the emphasis on ‘Divine Method’ at the method discussions; criticism of ‘scientific interpretation’ and his peculiar stance towards ‘discussions on language’. The peculiar views of Qutb on these particular issues may be considered as exceptional contributions to the Contemporary Islamic Thought

The emergence of Islam and its developments throughout centuries incorporate many different dynamics in terms of political science. In this sense, parameters that reveal politicization of Islam and the subsequent developments deeply affected many civilizations in a wide geography. Indeed, in the phase from Islam’s first political fracture until today, the political framework has been shaped over certain agents. The most notable of these agents are Islamic communities. In this context, Islamic communities left their mark by acting on many different political systems from empires to democracy.

In this study, the hypothetical and conceptual origins of politicization of Islam were tried to be descended and an overview containing the first political fracture between Muslims was remarked. In this axis, the mainstay of politicized Islam and the relationship between Islam and politics were discussed. In a manner to witness the practical reflections of this issue in the Middle East, the emergence of Islamic communities and the political attachments of these communities have been reviewed. Within the framework of this relationship, the leaders of major Islamic communities from the Middle East and Africa and their general maxims were detailed and finally, empirical examples for the effects to the politics were presented.

In the history of Islamic thought, Muslims have been involved in extensive and versatile researches until 12th century in every realm of classical sciences and in philosophy. During this period, Muslims have scrutinized the works of Ancient Greek and Indian philosophers and have also developed entirely diverse approaches and methods.

This study will assess the contributions of the Islamic communities to science with a comparative approach and will further focus on the world view underpinning these contributions.

In this study, according to democracy model, considering from direct democracy and represantative democracy,  which points of  the direct democracy and represantative democracy  are sufficient and active to solve the problems of the people that will be handled.  At this concept, that can be said, direct democracies suitable for places which has small and low population and representative democracies suitable and functional for places which has large geography and population. Also ın particular of Ancient Greek, direct democracy belong to a coterie (elite class)  that is its chronic syptom; and in representative democracies represantation crisis is the main problem of this democracy type. Important point is that responding positively needs and choices of society is more significant than discussing difference of these democracy models. In this concept, –without be anachronic-  handling this matter with convenient and impracticable aspects of these two system will be suitable. In this direction, intended to solving represantation crisis of representative democracy, some theoric solution sıggestions are offered like deliberative and radical model. Firstly, this study handle direct and represantative democracy, and its a pre preparation qualification toward to explain the other two model. In the following study, the delibrative model will be argued out briefly and after the main aspect of the study, radical model will be discussed specifically.

[/vc_column][/vc_row]

Recent Posts

Ocak, 2016

  • 5 Ocak

    Muhafazakârlığın Anlamı – Owen Harries

    Muhafazakârlık konusunda kalem oynatmak hiç de kolay bir iş değildir. Öncelikle, eğer okuyucu kitleniz eğitimli orta sınıfın mümessil bir numunesi değilse muhtemelen başlığınıza husumet besleyecek veya en azından başlığınızın ciddî bir entellektüel dikkate değip değmediğinden şüphe edecektir. Uzun zaman önce, John Stuart Mill o meşhur yaftasıyla Muhafazakâr Partiyi “aptal parti” ...

    Devamı »

Eylül, 2015

  • 26 Eylül

    Muhafazakâr Siyasetin Temelleri – Bekir Berat Özipek

    Bir düşünce geleneği ve bir ideoloji olarak muhafazakârlık siyasete nasıl bakmaktadır, nasıl bir siyaset öngörmektedir ve onu rakibi olduğu siyasi ideolojilerden ayıran temel özellikleri nelerdir? Benim tebliğim, muhafazakâr siyaseti tanımlayabilmek için gerekli olan bu soruların cevaplarını konu almaktadır. Muhafazakârlığın benimsediği siyaseti anlamak, her şeyden önce, onun siyasete bakışını belirleyen felsefi ...

    Devamı »
  • 23 Eylül

    Muhafazakârlık ve Değişim: Değişime Direniş mi Yoksa İhtiyatlı Değişimi Savunmak mı? – Mehmet Akıncı

    ÖZET Çalışmanın temel amacı muhafazakârlık ve değişim ilişkisini irdelemektir. Muhafazakâr düşünce ile değişim arasındaki ilişkiyi anlamlı değerlendirebilmek için öncelikle muhafazakârlık kavramı tanımlanmıştır. Burada muhafazakârlığın tanımlama güçlüğüne özellikle dikkat çekilmiştir. Daha sonra muhafazakâr düşüncenin epistemolojisi, toplum kavrayışı, bireyi ele alışı gibi konular üzerinden muhafazakârlık ve değişim konusu incelenmiştir. Çalışmada muhafazakârlığın değişimi ...

    Devamı »
  • 23 Eylül

    Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine- Hasan Hüseyin Akkaş

    ÖZET Muhafazakârlık kavramının tanımlanmasını güçleştiren iki temel neden vardır. Birincisi muhafazakârlıkla ilgili tanımlamalar genellikle geçmişin hikmetleri (wisdoms) üzerinden yapılmakta ve gelecek, geçmişin referansları ile açıklanmaktadır. İkincisi muhafazakârlık, gelecek yönelimli ve değişimi esas alan tüm teorik çalışmalara, yasal dayanaklara ve toplumsal pratiklere temkinli yaklaşan ve hatta direnç gösteren bir düşünce olmaktadır. ...

    Devamı »
  • 23 Eylül

    Fransız Devrimi Üzerine Düşünceler* – Edmund Burke

    Büyük İngiliz devlet adamı Edmund Burke (1729-1797), “Tüm vakalar bir araya gelse bile Fransız Devrimi’nin yerini tutamaz; Fransız Devrimi dünyada şimdiye kadar gerçekleşmiş en şaşırtıcı hadisedir,” demişti. Burke, devrimden hiç hoşlanmamıştı, çünkü bu devrim onun siyaset ve insan doğası üzerine bildiği her şeyi altüst etmişti. Bu yüzden, onun “muhafazakârlık felsefesi”ni ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Süreklilik ve Değişim – Russel Kirk

    Muhafazakâr kelimesinin en çarpıcı tanımı Abrose Bierce’in Devil’s Dictionary adlı sözlüğündeki tanımdır: “Muhafazakâr (ad). Var olan şerlere tutkun bir devlet adamıdır; bu bakımdan mevcut şerleri başka şerler ile değiştirmek isteyen liberallerden farklıdır.” Daha yumuşak şekilde ifade eder¬sek, muhafazakârın kökleri geçmiştedir ve süreklilik arar; liberal ise geleceğe ilişkin görüşüyle iftihar eder ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Muhafazakârlık Nedir?

    MUHAFAZAKÂRLIK NEDİR? JOHN KEKES Çeviren: Ali Kemal Yıldırım• GİRİŞ Muhafazakârlık siyasal bir ahlaktır. Siyasaldır çünkü bir toplumu iyi yapan siyasal düzenlemeleri amaçlamaktadır, ahlakidir çünkü bir toplumun, içinde yaşayan insanlara iyi -başkalarını hoşnut eden ve yararlı- yaşamlar sürmesini sağlaması halinde, o toplumun iyi olduğunu kabul eder. Kısmen, muhafazakârların muhafaza edilmesi gereken ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Muhafazakâr Bireycilik Üstüne

    MUHAFAZAKÂR BİREYCİLİK ÜSTÜNE Shirley Robin LETWIN Bireycilik, muhafazakârlar için can sıkıcı bir konudur. Bir yandan, bireyciler, mahremiyet, kendi kendine yetme, kişisel bağımsızlık gibi, muhafazakârların ilgilenmeleri gereken birçok şeyi savunur gibi görünürler. Bireyciler, Burke’ün Fransa’daki kral katillerini sorumlu tutması vebazı muhafazakârların da en azından sosyalist hükümetin yaptıklarını suçlaması gibi, ‘bireylerin arzu, ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Muhafazakâr Olmak Üzerine

    MUHAFAZAKÂR OLMAK ÜZERİNE* Michael Oakeshott Çeviri: İsmail Seyrek** Muhafazakâr olarak bilinen tavırdan genel açıklayıcı prensiplerin çı¬karılmasının imkânsız olduğu (veya eğer imkânsız değilse, o zaman bu¬na kalkışmanın faydalı olmayacak şekilde ümitsizliği) yönündeki genel inanç, benim paylaştığım bir inanç değildir. Genel düşünce üslûbu için¬de muhafazakâr davranışın isteyerek açıklama uyandırmaması ve sonuç olarak ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Muhafazakârlık Nedir?

    MUHAFAZAKÂRLIK NEDİR? JOHN KEKES Çeviren: Ali Kemal Yıldırım• GİRİŞ Muhafazakârlık siyasal bir ahlaktır. Siyasaldır çünkü bir toplumu iyi yapan siyasal düzenlemeleri amaçlamaktadır, ahlakidir çünkü bir toplumun, içinde yaşayan insanlara iyi -başkalarını hoşnut eden ve yararlı- yaşamlar sürmesini sağlaması halinde, o toplumun iyi olduğunu kabul eder. Kısmen, muhafazakârların muhafaza edilmesi gereken ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Gelenekselcilik

    GELENEKSELCİLİK Edmund Burke Derleyen: John Kekes Çeviri: Bilal CANATAN ÖZET On sekizinci yüzyılın kökten devrimcileri, insanın ahlakî iyiliğine, bilimin ve aklın gereği olan ilkeleri bilme ve hayata geçirme konusunda insanın entellek-tüel yeterliliği¬ne büyük güven duyuyorlardı. Burke bu güven duygusunu pay-laşmıyordu ve “çıplak ve titrek insan doğasının” sadece köklü bir toplumun ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Fransız Devriminin Hataları

    III. FRANSIZ DEVRİMİNİN HATALARI 1. FRANSIZLAR, ESKİ DEVLETLERİNİ YIKMA YERİNE YAPILARINI ATALARININ KENDİLERİNE BIRAKTIKLARI TEMEL ÜZERİNE İNŞA ETMELİLERDİ Eğer memnun olduysanız, örneğimizden faydalanabilir ve ayağa kaldırılmış özgürlüğünüze benzer bir şeref atfedebilirdiniz. Ayrıcalıklarınız, devam etmeseler de unutulmuş değildirler. Sizin sahipliğiniz altında değilken, anayasanızın kullanılmaz hale geldiği ve harap olduğu doğrudur; fakat ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Edmund Burke’ün Tarih Görüşü

    Edmund Burke’ün Tarih Görüşü John C. Weston, JR. Benim bildiğim kadarıyla Edmund Burke’ün tarih teorisiyle ilgili daha önce bir çalışma yapılmadı. Bu durumu haklılaştırabilecek temel iki tane neden bulunmaktadır. Birincisi, bazılarının iddia ettiği gibi, Burke, Romantik tarih teorisinin “temel kurucusu” olduğu için, onun tarih teorisi, Romantizm olarak isimlendirilen karmaşık düşünce ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Gelenekselciliğin Pınarları: Edmund Burke ve Ahmet Cevdet

    Gelenekselciliğin Pınarları: Edmund Burke ve Ahmet Cevdet Bedri Gencer Bu yazıda amacımız, özellikle Fransız Devrimi vesilesiyle modern dünyaya yönelttiği eleştirisiyle muhafazakâr düşüncenin temellerini atan İngiliz filozof Edmund Burke(1729–1797) ile XIX. asırda aktif bir muhafazakâr olarak öne çıkmış Osmanlı âlim ve devlet adamı Ahmet Cevdet(1823–95)’in temel noktalar etrafında görüşlerini mukayese etmektir. ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Adalet: Muhafazakâr Bir Görüş

    ADALET MUHAFAZAKÂR BİR GÖRÜŞ John KEKES Çeviren: Cennet USLU I. İKİ SUAL Varsayın ki, bir topluma iki kalıptan birini uygulama yetkisine sahipsiniz. Bu kalıplardan ilkinde, iyi ve kötü şeyler insanlar arasında rasgele olarak dağıtılır. İkincisinde ise tam olarak bazı iyia ve kötü şeyler vardır ve iyi insanlar iyi şeylere, kötü ...

    Devamı »