SON SAYIDAN

Terakkici Muhafazakar Bir Mütefekkir: Ali Fuad Başgil

Muhafazakâr Düşünce, 14 yıldır Türkiye’de muhafazakâr külliyatın gelişmesi bakımından önemli bir işlev yüklenmiş durumda. Yayına ilk başladığı günden itibaren Muhafazakâr Düşünce’yi üstlendiği misyonu layıkıyla yerine getirecek bir titizlik ve hassasiyet ile hazırlamaya özen gösteriyoruz. Dosya konularının seçiminden yayımlanacak yazıların belirlenmesine kadar geniş bir yelpazede, derginin yeni sayısının ortaya çıkması için önemli bir çaba harcıyoruz. Bu bakımdan, dergimizin her sayısı bizim için çok değerli ve özel. Ancak elinizdeki sayının bizim için ayrı bir önem taşıdığını ve her zamankinden daha fazla gurur duyduğumuz bir dosya hazırladığımızı söylememiz gerekiyor. Hiç kuşkusuz, bu önem, dergimizin bu sayısını adadığımız, Türk muhafazakârlığı için büyük bir değere sahip olan ve “hocaların hocası” sıfatını hak eden isimden kaynaklanıyor: Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil.

Bu sene vefatının ellinci yılını idrak ettiğimiz Ali Fuad Başgil, akademisyen kimliğinin yanı sıra dava ve mücadele adamı olma özelliği de taşır. Ömrü boyunca hukukun ve doğru bildiklerinin yanında saf tutan Başgil bu uğurda bedel ödemekten kaçınmamıştır. Hocalığı ise yalnızca üniversite kürsüsünde ders vermekten ibaret görmez. Sivil toplum faaliyetleri yoluyla sesini geniş toplum kesimlerine duyurmaya, özellikle geleceği inşa edecek gençlere ulaşmaya çalışır. Temel amacı, geçmişe olan bağın korunması yoluyla geleceğe ulaşmak, millî ve manevî değerlerin ülkenin kalkınmasına engel olmadığını göstermektir. Ülkenin geçmişini ve iç dinamiklerini dikkate almaksızın atılan yenileşme adımlarının toplumsal dokuda onarılamaz yaralar açacağının altını kalınca çizer.
Başgil’in savunduğu tez, mevcut durumun ya da şartların körü körüne korunması ve yaşatılması değildir. Tam tersine toplumsal değişimin kaçınılmaz bir olgu olduğunun farkındadır. Ancak değişim, kendiliğinden ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda olmalı, farklı kesimlerin hassasiyetleri gözetilmelidir. Mesela Türkiye’de laikliliğin yanlış yorumlandığını, gerçek anlamda laikliğin din ve vicdan özgürlüklerinin en geniş şekilde yaşatılması anlamına geldiğini ilk ortaya koyan isimlerden biri Başgil’dir. Buradan da anlaşılabileceği gibi Başgil, laikliğin kendisine karşı değildir. Hatta tam tersine bunu modern devletin en önemli gerekliliklerinden biri olarak görür. Sorun, Türkiye’de laikliğin din üzerinde tam bir kontrol sağlama ve dinin kamusal görünürlüğünü en aza indirme şeklinde özetlenebilecek yorumlanış biçimindedir. Bu ve benzeri tespitleriyle Başgil, kapsamlı bir toplum mühendisliği anlayışına dayanan Jakoben tavrın karşısındaki en güçlü seslerden biri olmuştur.
Bugün Türkiye’de teorik açıdan muhafazakârlık gibi bir ideolojiden bahsedilebiliyorsa bundaki en önemli paylardan biri Ali Fuad Başgil’e ait. Türk modernleşmesinin en keskin virajlarından birini döndüğü dönemde yaşayan Başgil, hayata geçirilen reformların toplumsal yapıda meydana çıkardığı sorunları en erken ve en gerçekçi bir biçimde teşhis eden isimlerden biridir. Bunun yanında Başgil, dönemin hâkim eğilimlerine ve içinden geldiği sosyal çevrenin kendisine yönelik tepkilerine aldırmadan doğru bildiğini söylemekten çekinmeyecek cesarete sahip olan, kelimenin tam anlamıyla bir aydındır. Başka bir ifadeyle Başgil, akademik bilgisini ve entelektüel donanımını kendi doğrularını savunmak için kullanmış, bu süreçte ciddi bir bedel ödemekten de kaçınmamıştır. Bu erdemin Başgil’in hayatındaki yansıması, bir akademisyene kolay kolay nasip olmayacak ölçüde, özellikle dindar ve muhafazakâr kesimleri etkileme gücüdür. Buradan hareketle, Başgil’in yalnızca doğrudan kendisinin öğrencisi olanlar açısından değil, muhafazakâr ve özgürlükçü bakış açısına sahip herkes tarafından “hoca” sıfatıyla anıldığını ve bu sıfatın hakkında kullanılmasını gerçek anlamda hak eden az sayıda kişiden biri olduğunu söylemek mümkündür.
Başgil’in bir entelektüel ve akademisyen olarak fildişi kulesinde yaşamadığını, gerektiğinde elini taşın altına sokarak yaşadığı topluma karşı taşıdığı sorumluluğun gereğini yerine getirmek için çaba harcadığını biliyoruz. 1960 darbesinin kendisi için ilk maliyeti 147’likler arasına alınarak üniversiteden uzaklaştırılması olur. Üstelik bu karar, Demokrat Parti’nin özellikle son dönemdeki uygulamalarına karşı eleştirel bir yaklaşım içinde olduğu bilinmesine rağmen alınır. Zira darbecilerin farklı bir sese tahammülü yoktur. Üstelik bu ses Başgil gibi kamuoyunun yakından tanıdığı ve toplumda büyük saygınlığı bulunan biri isimden geliyorsa derhal kısılması gerektiğini düşünür darbeciler.
İzleyen süreçte ise sağ partilerin desteği ve geniş toplum kesimlerin teveccühü ile Cumhurbaşkanı seçilmek üzereyken cunta yönetiminin tehdidi seçilmesini engellemiştir. Bu durumun Türkiye’nin tarihî bir fırsatı kaçırması anlamına geldiği söylenebilir. Entelektüel düzeyi yüksek, toplumun değerlerini özümsemiş ve evrensel hukukun değerlerine bağlı bir Cumhurbaşkanının 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye’de siyasetin demokratik ve özgürlükçü bir tarzda tanzim edilmesi açısından oldukça olumlu bir etkisinin olacağı açıktır. Darbeciler silah zoruyla Başgil’in adaylığını ve aslında Cumhurbaşkanlığını engelleseler de milletin gönlündeki yerini değiştirememişlerdir. Nitekim 1967 yılındaki vefatının ardından, üstelik o zamanın kısıtlı imkânlarıyla yeterince duyurulma imkânı bile bulunamamışken, cenazeye milletin gösterdiği yoğun teveccüh bu durumun en belirgin göstergesidir.

Recent Posts

Ocak, 2018

Ocak, 2016

  • 5 Ocak

    Muhafazakârlığın Anlamı – Owen Harries

    Muhafazakârlık konusunda kalem oynatmak hiç de kolay bir iş değildir. Öncelikle, eğer okuyucu kitleniz eğitimli orta sınıfın mümessil bir numunesi değilse muhtemelen başlığınıza husumet besleyecek veya en azından başlığınızın ciddî bir entellektüel dikkate değip değmediğinden şüphe edecektir. Uzun zaman önce, John Stuart Mill o meşhur yaftasıyla Muhafazakâr Partiyi “aptal parti” ...

    Devamı »

Eylül, 2015

  • 26 Eylül

    Muhafazakâr Siyasetin Temelleri – Bekir Berat Özipek

    Bir düşünce geleneği ve bir ideoloji olarak muhafazakârlık siyasete nasıl bakmaktadır, nasıl bir siyaset öngörmektedir ve onu rakibi olduğu siyasi ideolojilerden ayıran temel özellikleri nelerdir? Benim tebliğim, muhafazakâr siyaseti tanımlayabilmek için gerekli olan bu soruların cevaplarını konu almaktadır. Muhafazakârlığın benimsediği siyaseti anlamak, her şeyden önce, onun siyasete bakışını belirleyen felsefi ...

    Devamı »
  • 23 Eylül

    Muhafazakârlık ve Değişim: Değişime Direniş mi Yoksa İhtiyatlı Değişimi Savunmak mı? – Mehmet Akıncı

    ÖZET Çalışmanın temel amacı muhafazakârlık ve değişim ilişkisini irdelemektir. Muhafazakâr düşünce ile değişim arasındaki ilişkiyi anlamlı değerlendirebilmek için öncelikle muhafazakârlık kavramı tanımlanmıştır. Burada muhafazakârlığın tanımlama güçlüğüne özellikle dikkat çekilmiştir. Daha sonra muhafazakâr düşüncenin epistemolojisi, toplum kavrayışı, bireyi ele alışı gibi konular üzerinden muhafazakârlık ve değişim konusu incelenmiştir. Çalışmada muhafazakârlığın değişimi ...

    Devamı »
  • 23 Eylül

    Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine- Hasan Hüseyin Akkaş

    ÖZET Muhafazakârlık kavramının tanımlanmasını güçleştiren iki temel neden vardır. Birincisi muhafazakârlıkla ilgili tanımlamalar genellikle geçmişin hikmetleri (wisdoms) üzerinden yapılmakta ve gelecek, geçmişin referansları ile açıklanmaktadır. İkincisi muhafazakârlık, gelecek yönelimli ve değişimi esas alan tüm teorik çalışmalara, yasal dayanaklara ve toplumsal pratiklere temkinli yaklaşan ve hatta direnç gösteren bir düşünce olmaktadır. ...

    Devamı »
  • 23 Eylül

    Fransız Devrimi Üzerine Düşünceler* – Edmund Burke

    Büyük İngiliz devlet adamı Edmund Burke (1729-1797), “Tüm vakalar bir araya gelse bile Fransız Devrimi’nin yerini tutamaz; Fransız Devrimi dünyada şimdiye kadar gerçekleşmiş en şaşırtıcı hadisedir,” demişti. Burke, devrimden hiç hoşlanmamıştı, çünkü bu devrim onun siyaset ve insan doğası üzerine bildiği her şeyi altüst etmişti. Bu yüzden, onun “muhafazakârlık felsefesi”ni ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Süreklilik ve Değişim – Russel Kirk

    Muhafazakâr kelimesinin en çarpıcı tanımı Abrose Bierce’in Devil’s Dictionary adlı sözlüğündeki tanımdır: “Muhafazakâr (ad). Var olan şerlere tutkun bir devlet adamıdır; bu bakımdan mevcut şerleri başka şerler ile değiştirmek isteyen liberallerden farklıdır.” Daha yumuşak şekilde ifade eder¬sek, muhafazakârın kökleri geçmiştedir ve süreklilik arar; liberal ise geleceğe ilişkin görüşüyle iftihar eder ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Muhafazakârlık Nedir?

    MUHAFAZAKÂRLIK NEDİR? JOHN KEKES Çeviren: Ali Kemal Yıldırım• GİRİŞ Muhafazakârlık siyasal bir ahlaktır. Siyasaldır çünkü bir toplumu iyi yapan siyasal düzenlemeleri amaçlamaktadır, ahlakidir çünkü bir toplumun, içinde yaşayan insanlara iyi -başkalarını hoşnut eden ve yararlı- yaşamlar sürmesini sağlaması halinde, o toplumun iyi olduğunu kabul eder. Kısmen, muhafazakârların muhafaza edilmesi gereken ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Muhafazakâr Bireycilik Üstüne

    MUHAFAZAKÂR BİREYCİLİK ÜSTÜNE Shirley Robin LETWIN Bireycilik, muhafazakârlar için can sıkıcı bir konudur. Bir yandan, bireyciler, mahremiyet, kendi kendine yetme, kişisel bağımsızlık gibi, muhafazakârların ilgilenmeleri gereken birçok şeyi savunur gibi görünürler. Bireyciler, Burke’ün Fransa’daki kral katillerini sorumlu tutması vebazı muhafazakârların da en azından sosyalist hükümetin yaptıklarını suçlaması gibi, ‘bireylerin arzu, ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Muhafazakâr Olmak Üzerine

    MUHAFAZAKÂR OLMAK ÜZERİNE* Michael Oakeshott Çeviri: İsmail Seyrek** Muhafazakâr olarak bilinen tavırdan genel açıklayıcı prensiplerin çı¬karılmasının imkânsız olduğu (veya eğer imkânsız değilse, o zaman bu¬na kalkışmanın faydalı olmayacak şekilde ümitsizliği) yönündeki genel inanç, benim paylaştığım bir inanç değildir. Genel düşünce üslûbu için¬de muhafazakâr davranışın isteyerek açıklama uyandırmaması ve sonuç olarak ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Muhafazakârlık Nedir?

    MUHAFAZAKÂRLIK NEDİR? JOHN KEKES Çeviren: Ali Kemal Yıldırım• GİRİŞ Muhafazakârlık siyasal bir ahlaktır. Siyasaldır çünkü bir toplumu iyi yapan siyasal düzenlemeleri amaçlamaktadır, ahlakidir çünkü bir toplumun, içinde yaşayan insanlara iyi -başkalarını hoşnut eden ve yararlı- yaşamlar sürmesini sağlaması halinde, o toplumun iyi olduğunu kabul eder. Kısmen, muhafazakârların muhafaza edilmesi gereken ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Gelenekselcilik

    GELENEKSELCİLİK Edmund Burke Derleyen: John Kekes Çeviri: Bilal CANATAN ÖZET On sekizinci yüzyılın kökten devrimcileri, insanın ahlakî iyiliğine, bilimin ve aklın gereği olan ilkeleri bilme ve hayata geçirme konusunda insanın entellek-tüel yeterliliği¬ne büyük güven duyuyorlardı. Burke bu güven duygusunu pay-laşmıyordu ve “çıplak ve titrek insan doğasının” sadece köklü bir toplumun ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Fransız Devriminin Hataları

    III. FRANSIZ DEVRİMİNİN HATALARI 1. FRANSIZLAR, ESKİ DEVLETLERİNİ YIKMA YERİNE YAPILARINI ATALARININ KENDİLERİNE BIRAKTIKLARI TEMEL ÜZERİNE İNŞA ETMELİLERDİ Eğer memnun olduysanız, örneğimizden faydalanabilir ve ayağa kaldırılmış özgürlüğünüze benzer bir şeref atfedebilirdiniz. Ayrıcalıklarınız, devam etmeseler de unutulmuş değildirler. Sizin sahipliğiniz altında değilken, anayasanızın kullanılmaz hale geldiği ve harap olduğu doğrudur; fakat ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Edmund Burke’ün Tarih Görüşü

    Edmund Burke’ün Tarih Görüşü John C. Weston, JR. Benim bildiğim kadarıyla Edmund Burke’ün tarih teorisiyle ilgili daha önce bir çalışma yapılmadı. Bu durumu haklılaştırabilecek temel iki tane neden bulunmaktadır. Birincisi, bazılarının iddia ettiği gibi, Burke, Romantik tarih teorisinin “temel kurucusu” olduğu için, onun tarih teorisi, Romantizm olarak isimlendirilen karmaşık düşünce ...

    Devamı »
  • 5 Eylül

    Gelenekselciliğin Pınarları: Edmund Burke ve Ahmet Cevdet

    Gelenekselciliğin Pınarları: Edmund Burke ve Ahmet Cevdet Bedri Gencer Bu yazıda amacımız, özellikle Fransız Devrimi vesilesiyle modern dünyaya yönelttiği eleştirisiyle muhafazakâr düşüncenin temellerini atan İngiliz filozof Edmund Burke(1729–1797) ile XIX. asırda aktif bir muhafazakâr olarak öne çıkmış Osmanlı âlim ve devlet adamı Ahmet Cevdet(1823–95)’in temel noktalar etrafında görüşlerini mukayese etmektir. ...

    Devamı »